Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuk Hematolojisinde Doğum Öncesi Tanı

Çocuklarda Hematolojik Hastalıklarda Prenatal, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Belirtiler ve değerlendirme süreci hakkında detaylı bilgi alın.

Çocuk hematolojisi, kan ve kan yapıcı sistemin doğumsal ya da sonradan kazanılan hastalıklarının çocukluk çağındaki seyriyle ilgilenen geniş bir alandır. Bu alanın önemli bir kısmını oluşturan kalıtsal kan hastalıkları, ailelerin genetik yapısından kaynaklandığı için bebeğin doğumundan önce belirlenebilen bozukluklar arasında yer alır. Doğum öncesi tanı, hem bebeğin sağlık durumuna ilişkin erken bilgi sağladığı hem de ailelerin doğum sonrasına yönelik planlamalarını mümkün kıldığı için günümüzde çocuk hematolojisinin temel başlıklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Genetik bilimindeki ilerlemeler, görüntüleme yöntemlerindeki gelişmeler ve laboratuvar tekniklerindeki çeşitlilik sayesinde pek çok kalıtsal kan hastalığının gebeliğin erken haftalarında saptanabilmesi mümkün hâle gelmiştir.

Doğum öncesi tanı kavramı, gebelik sürecinde anne karnındaki bebekte var olabilecek genetik, kromozomal veya yapısal bozuklukların belirlenmesini hedefleyen tıbbi değerlendirmelerin tamamını kapsar. Çocuk hematolojisi açısından bu süreç özellikle talasemi, orak hücreli anemi, hemofili, ağır kombine immün yetmezlik ve bazı kemik iliği yetmezliği tabloları gibi tek gen hastalıklarında öne çıkar. Söz konusu hastalıkların büyük bölümü çekinik veya X’e bağlı kalıtım gösterdiği için taşıyıcı çiftlerin bebeklerinde belirli oranda hastalığın ortaya çıkma olasılığı bulunur. Bu olasılığın gebelik öncesinde veya gebeliğin erken döneminde belirlenmesi, hem aileye bilgi verilmesi hem de doğum sonrası izlem planının önceden hazırlanması açısından önem taşır.

Doğum öncesi tanı sürecinin ilk basamağı çoğu durumda evlilik öncesi veya gebelik öncesi danışmanlık aşamasında başlar. Akraba evliliği bulunan çiftlerde, ailesinde kalıtsal kan hastalığı öyküsü olan bireylerde ya da daha önce etkilenmiş bir bebek doğurmuş ailelerde taşıyıcılık taraması önerilir. Türkiye gibi talasemi taşıyıcılığının görece sık karşılaşıldığı bölgelerde bu tarama özellikle anlamlıdır. Tarama kapsamında genellikle tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi ve gerek görüldüğünde genetik analizler değerlendirilir. Taşıyıcı olduğu belirlenen çiftlere, olası gebelikte bebeğin etkilenme riski ve doğum öncesi tanı seçenekleri konusunda ayrıntılı bilgi sunulur.

Gebelik gerçekleştikten sonra uygulanan doğum öncesi tanı yöntemleri, invaziv olmayan ve invaziv yöntemler olarak iki ana grupta ele alınır. İnvaziv olmayan yaklaşımların başında ultrasonografi, biyokimyasal tarama testleri ve son yıllarda yaygınlaşan anne kanından fetal DNA analizi gelir. Anne kanında dolaşan serbest fetal DNA parçacıklarının incelenmesi yoluyla bazı kromozomal bozukluklar ve belirli tek gen hastalıkları hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu yöntemler bebeğe doğrudan müdahale içermediği için düşük risk oranıyla uygulanır; ancak tanısal kesinlik bakımından belirli sınırlılıklara sahiptir ve şüpheli durumlarda invaziv yöntemlerle doğrulama gerekli olabilir.

İnvaziv doğum öncesi tanı yöntemleri arasında koryon villus örneklemesi, amniyosentez ve nadiren kordosentez sayılabilir. Koryon villus örneklemesi genellikle gebeliğin onuncu ile on üçüncü haftaları arasında uygulanır ve plasenta dokusundan alınan örneklerle bebeğin genetik yapısı incelenir. Amniyosentez ise çoğunlukla on beşinci haftadan sonra yapılır ve amniyon sıvısındaki fetal hücrelerden DNA analizleri gerçekleştirilir. Kordosentez, göbek kordonundan doğrudan kan örneği alınmasını içerir ve özel durumlarda tercih edilen ileri bir yöntemdir. Bu uygulamaların her biri belirli düzeyde işleme bağlı risk taşıdığı için yalnızca uygun endikasyon varlığında ve deneyimli ekipler tarafından yapılması önerilir.

Talasemi, doğum öncesi tanının en sık uygulandığı kalıtsal kan hastalıklarının başında gelmektedir. Beta talasemi taşıyıcısı olduğu belirlenen çiftlerin bebeklerinde, dörtte bir oranında ağır talasemi ortaya çıkma olasılığı bulunur. Bebeğin durumu doğum öncesinde belirlendiğinde, etkilenen bebekler için kemik iliği nakli, düzenli kan ürünü destekleri ve demir şelasyon yaklaşımları gibi seçeneklerin önceden planlanması mümkün olur. Etkilenmediği belirlenen bebeklerde ise gebeliğin geri kalan döneminde standart izlem yeterli kabul edilir. Benzer şekilde orak hücreli anemi gibi hemoglobin yapı bozukluklarında da genetik analizler doğum öncesi tanıya olanak tanır.

Hemofili A ve hemofili B gibi X kromozomuna bağlı kalıtım gösteren kanama bozukluklarında doğum öncesi tanı, taşıyıcı anneler için özellikle önemli bir başlık oluşturur. Taşıyıcı annenin erkek bebeklerinde hastalığın görülme olasılığı yarı yarıyadır. Bu nedenle gebelik döneminde bebeğin cinsiyetinin ve etkilenme durumunun belirlenmesi, doğum sırasında uygulanacak yaklaşımların önceden şekillendirilmesine zemin hazırlar. Ağır hemofili tanısı bulunan bebeklerde doğum eyleminin yönetimi, doğum şeklinin seçimi ve doğum sonrası faktör desteğinin organize edilmesi süreçleri doğum öncesi tanıyla daha güvenli bir çerçevede planlanır.

Doğum öncesi tanı uygulamalarının bir başka önemli alanı, ağır kombine immün yetmezlik ve kronik granülomatöz hastalık gibi doğumsal bağışıklık sistemi bozukluklarıdır. Bu tablolarda bebeğin doğumdan kısa süre sonra ciddi enfeksiyonlara açık hâle gelmesi söz konusu olduğu için tanının önceden konulması, doğum sonrası izolasyon önlemlerinin alınması ve kemik iliği nakli gibi yaklaşımların hızla planlanması açısından belirleyici rol oynar. Benzer biçimde Fanconi anemisi, Diamond-Blackfan anemisi ve konjenital nötropeni gibi kemik iliği yetmezliği tablolarında da genetik analizler yardımıyla doğum öncesi tanı yapılabilmektedir.

Genetik danışmanlık, doğum öncesi tanı sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Danışmanlık görüşmelerinde ailenin soy ağacı ayrıntılı biçimde değerlendirilir, daha önce yapılan tetkikler gözden geçirilir ve bebeğin etkilenme olasılığı sayısal olarak ifade edilir. Bu görüşmelerde ayrıca uygulanacak testlerin yöntemleri, olası riskleri, sonuçların yorumlanma biçimi ve sonuca göre ailenin önünde bulunan seçenekler tarafsız bir dille aktarılır. Kararın aileye bırakılması esastır; sağlık ekibinin görevi, bilgi sunmak ve süreç boyunca rehberlik etmektir. Kültürel, dinî ve kişisel değerlerin gözetilmesi danışmanlığın önemli ilkeleri arasında yer alır.

Preimplantasyon genetik tanı, doğum öncesi tanının özel bir biçimi olarak tüp bebek yöntemleriyle birlikte uygulanan bir yaklaşımı tanımlar. Bu yöntemde laboratuvar koşullarında oluşturulan embriyolardan alınan hücreler genetik açıdan incelenir ve hastalık taşımadığı belirlenen embriyolar anne rahmine yerleştirilir. Tekrarlayan etkilenmiş gebelik öyküsü bulunan, gebelik sonlandırmayı kabul etmeyen veya HLA uyumlu kardeş aracılığıyla kemik iliği nakli planlanan ailelerde bu yaklaşım giderek daha sık tercih edilmektedir. Sürecin başarısı, çiftin yaşına, embriyo kalitesine ve laboratuvar olanaklarına bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Doğum öncesi tanı süreciyle elde edilen sonuçların yorumlanması, çocuk hematoloji uzmanı, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, tıbbi genetik uzmanı ve gerektiğinde perinatoloji ekibinin birlikte değerlendirme yaptığı çok disiplinli bir yapı içinde yürütülür. Sonucun aileye aktarılması sırasında anlaşılır bir dil kullanılmasına özen gösterilir. Etkilenmiş bebek tanısı konulduğunda aileye sunulacak seçenekler arasında gebeliğin izlenmesi, doğum sonrası izlem planının hazırlanması, kemik iliği nakli için olası vericilerin değerlendirilmesi ve gerekli görüldüğünde ileri merkezlere yönlendirme yer alır. Etkilenmemiş bebek tanısı durumunda ise standart gebelik takibinin sürdürülmesi yeterli kabul edilir.

Doğum öncesi tanının ailelere sunduğu yararlar yalnızca tıbbi düzeyle sınırlı değildir. Sürecin başında elde edilen bilgi, ailenin psikolojik hazırlık yapmasına, sosyal destek mekanizmalarını harekete geçirmesine ve doğum sonrası bakım için gerekli ekonomik ve örgütsel düzenlemeleri önceden planlamasına olanak tanır. Bu nedenle danışmanlık görüşmelerinde psikososyal değerlendirmenin de yer alması önerilir. Gerekli görülen durumlarda klinik psikolog desteğinin sağlanması, ailenin süreci daha sağlıklı biçimde yürütmesine katkı sağlar.

Tüm bu uygulamaların ülke düzeyinde yaygınlaştırılması, taşıyıcılık taramalarının düzenli biçimde sürdürülmesine ve toplumun konuyla ilgili farkındalığının artırılmasına bağlıdır. Özellikle akraba evliliğinin yaygın olduğu bölgelerde evlilik öncesi taramaların eksiksiz yapılması, doğum öncesi tanı ihtiyacının önceden öngörülmesine yardımcı olur. Sağlık politikaları çerçevesinde sürdürülen ulusal hemoglobinopati önleme programları, taşıyıcı çiftlerin belirlenmesinde ve doğum öncesi tanıya yönlendirilmesinde önemli bir işlev üstlenir. Bu programların etkinliğinin sürdürülmesi, kalıtsal kan hastalıklarının görülme sıklığının azaltılması açısından temel bir etken olarak değerlendirilmektedir.

Çocuk hematolojisinde doğum öncesi tanı, bilimsel gelişmelerle birlikte yeni boyutlar kazanmaya devam eden dinamik bir alandır. Yeni nesil dizileme teknolojilerinin yaygınlaşması, anne kanında fetal DNA incelemelerinin gelişmesi ve genetik panel uygulamalarının çeşitlenmesi, gelecekte daha geniş bir hastalık yelpazesinin doğum öncesinde belirlenebilmesine zemin hazırlamaktadır. Bununla birlikte teknolojik olanakların etik çerçeveyle uyumlu biçimde kullanılması, ailelerin doğru bilgilendirilmesi ve kararların özgür iradeyle alınması süreci başarılı kılan temel ilkeler olarak öne çıkmaktadır. Çok disiplinli ekip yaklaşımı, deneyimli laboratuvar altyapısı ve duyarlı bir danışmanlık anlayışı, doğum öncesi tanı hizmetlerinin nitelikli biçimde sunulmasını sağlayan başlıca unsurlar olarak değerlendirilmektedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Ailesinde beta talasemi (Akdeniz anemisi) taşıyıcılığı olan gebelerde doğum öncesi tanı amacıyla koryon villus örneklemesi (CVS) gebeliğin en erken hangi haftasında uygulanır ve riskleri nelerdir?
Beta talasemi (Akdeniz anemisi) için doğum öncesi tanı amacıyla koryon villus örneklemesi (CVS) sıklıkla gebeliğin 11. ila 14. haftaları arasında uygulanır. Bu işlemde plasentadan küçük bir doku örneği alınarak DNA analizi yapılır ve işlem sonrasında düşük gelişme riski bilimsel literatürde yaklaşık %0.5 ila %1 oranında bildirilmiştir.
Anne ve babanın orak hücreli anemi (sickle cell anemia) taşıyıcısı olduğu durumlarda amniyosentez testi gebeliğin kaçıncı haftasında yapılır ve bu testin doğruluk oranı nedir?
Orak hücreli anemi taşıyıcısı çiftlerde amniyosentez işlemi genellikle gebeliğin 15. ila 20. haftaları arasında gerçekleştirilir. Alınan amniyon sıvısındaki fetal hücrelerin genetik analiziyle yapılan bu testin tanısal doğruluk oranı %99'un üzerindedir.
Ailede hemofili A veya hemofili B (pıhtılaşma faktör eksikliği) öyküsü bulunması durumunda, erkek bebeklerde doğum öncesi tanı hangi yöntemlerle planlanır?
Hemofili A ve B hastalıkları X'e bağlı resesif geçiş gösterdiği için öncelikle ultrasonografi veya maternal kanda fetal DNA analizi ile bebeğin cinsiyeti belirlenir. Bebek erkek ise gebeliğin 11-14. haftalarında koryon villus örneklemesi (CVS) yapılarak ilgili pıhtılaşma faktör genlerindeki (F8 veya F9) mutasyonlar incelenir.
Çocuk hematolojisinde fetal kan örneği alınması (kordosentez) işlemi gebeliğin hangi haftasından itibaren yapılabilir ve hangi hematolojik tablolarda tercih edilir?
Kordosentez (fetal kan örneklemesi) işlemi genellikle gebeliğin 18. veya 20. haftasından sonra, göbek kordonundaki damarlardan kan alınarak gerçekleştirilir. Bu yöntem, CVS veya amniyosentez ile net sonuç alınamayan hemoglobinopati vakalarında veya fetal anemi ile trombositopeni (pul pul hücre eksikliği) şüphesinde doğrudan fetal kan sayımı yapmak amacıyla tercih edilebilir.
Rh uygunsuzluğuna (kan uyuşmazlığı) bağlı gelişebilecek fetal anemi (bebekte kansızlık) riskini öngörmek için gebelik takibinde hangi non-invaziv yöntemler kullanılır?
Rh uygunsuzluğu olan gebeliklerde fetal anemi riskini izlemek amacıyla non-invaziv bir yöntem olan fetal orta serebral arter Doppler ultrasonografisi (MCA-PSV) kullanılır. Bu yöntemle bebeğin beyin damarındaki kan akım hızı ölçülerek anemi varlığı ve derecesi yaklaşık %85-90 duyarlılıkla tahmin edilebilir.
Kalıtsal kemik iliği yetmezliği sendromlarından olan Fanconi aplastik anemisi riski taşıyan gebeliklerde doğum öncesi tanı nasıl konur ve tedavi planlamasına etkisi nedir?
Fanconi aplastik anemisi şüphesi olan gebeliklerde, koryon villus örneklemesi (CVS) veya amniyosentez materyalinde diepoksibütan (DEB) ile indüklenmiş kromozom kırıkları testi veya spesifik genetik mutasyon analizi yapılır. Doğum öncesi kesin tanı konması, doğum sonrası dönemde uygun kök hücre vericisi taraması ve erken dönem destek tedavilerinin planlanması açısından önem taşır.
Ağır kombine immün yetmezlik (SCID) gibi bağışıklık sistemi hastalıklarında doğum öncesi tanı yapılması doğum sonrasındaki kemik iliği nakli başarısını nasıl etkiler?
SCID şüphesi olan ailelerde doğum öncesi tanı ile etkilenmiş bebeklerin erken tespiti, doğum sonrasında enfeksiyon gelişmeden ilk 3 ay içinde kök hücre nakli yapılabilmesini sağlar. Enfeksiyon gelişmeden yapılan erken nakillerde başarı oranının %90'ın üzerine çıktığı gözlenmiştir.
Kalıtsal bir trombosit fonksiyon bozukluğu olan Glanzmann trombastenisi taşıyıcısı ebeveynlerin bebeklerinde doğum öncesi tanı hangi genetik analizlerle gerçekleştirilir?
Glanzmann trombastenisi şüphesinde, ITGA2B ve ITGB3 genlerindeki mutasyonların tespiti için gebeliğin erken döneminde koryon villus örneklemesi (CVS) uygulanır. Ailede daha önce tanımlanmış spesifik mutasyonun bilinmesi, prenatal tanının doğruluk oranını ve hızını önemli ölçüde artırır.
Alfa talasemi majör (Hb Bart's hydrops fetalis) riski taşıyan gebeliklerde ultrasonografi bulguları ne zaman ortaya çıkar ve kesin tanı nasıl doğrulanır?
Alfa talasemi majör tablosunda fetal hidrops (bebekte aşırı sıvı birikmesi) ve kardiyomegali (kalp büyümesi) bulguları genellikle gebeliğin 22. ila 28. haftaları arasında ultrasonografide belirginleşir. Kesin tanı ise koryon villus örneklemesi (CVS) veya amniyosentez ile elde edilen fetal DNA'da alfa-globin gen delesyonlarının gösterilmesiyle konur.
Diamond-Blackfan anemisi (saf kırmızı hücre aplazisi) tanılı bir çocuğu olan ailelerin sonraki gebeliklerinde prenatal tanı hangi gen gruplarının taranmasıyla yapılır?
Diamond-Blackfan anemisi vakalarının yaklaşık %60-70'inde ribozomal protein genlerinde (örneğin RPS19, RPL5, RPL11) mutasyonlar saptanır. Önceki çocukta saptanan spesifik mutasyonun varlığı durumunda, yeni gebelikte CVS veya amniyosentez yoluyla hedeflenmiş gen analizi gerçekleştirilerek prenatal tanı sağlanır.
Nötropeni (akyuvar eksikliği) ile seyreden Glikojen Depo Hastalığı Tip Ib şüphesinde doğum öncesi tanı hangi yöntemle yapılır ve bu hastalık bebekte ne zaman belirti verir?
Glikojen Depo Hastalığı Tip Ib için prenatal tanı, SLC37A4 genindeki mutasyonların CVS veya amniyosentez materyalinde incelenmesiyle konur. Bu hastalıkla doğan bebeklerde nötropeniye bağlı tekrarlayan enfeksiyonlar ve hepatomegali (karaciğer büyümesi) genellikle yaşamın ilk yılında ortaya çıkar.
Kalıtsal bir hemolitik anemi türü olan herediter sferositozda doğum öncesi tanı rutin olarak uygulanır mı, hangi özel durumlarda bu teste başvurulur?
Herediter sferositoz genellikle hafif veya orta şiddette seyrettiği için doğum öncesi tanı rutin olarak önerilmez. Ancak ailede çok ağır anemi, sık transfüzyon gereksinimi veya hidrops fetalis öyküsü olan nadir ve ağır olgularda, bilinen gen mutasyonlarına yönelik prenatal tanı planlanabilir.
Doğumda ağır kanamalara yol açabilen Konjenital Amegakaryositik Trombositopeni (CAMT) hastalığında doğum öncesi genetik tanı hangi gen üzerinden yürütülür?
Konjenital Amegakaryositik Trombositopeni (CAMT) tanısı için gebelik sırasında MPL genindeki mutasyonlar incelenir. Bu genetik analiz, ailede daha önce CAMT tanısı almış bir çocuk varlığında CVS veya amniyosentez yoluyla gerçekleştirilir.
Hematolojik hastalık riski yüksek olan çiftlerde gebelik öncesinde uygulanan Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) yönteminin avantajları nelerdir?
Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT), tüp bebek tedavisi sırasında embriyoların rahme transfer edilmeden önce genetik olarak incelenmesini sağlar. Bu yöntem, gebelik oluştuktan sonra invaziv testlerin yapılması ve olası bir gebelik sonlandırılması ihtiyacını ortadan kaldırarak sağlıklı embriyonun seçilmesine olanak tanır.
Trombositopeni (trombosit azlığı) ve egzama ile karakterize Wiskott-Aldrich Sendromu şüphesi olan gebeliklerde doğum öncesi tanı testi nasıl planlanır?
Wiskott-Aldrich Sendromu, X'e bağlı resesif geçişli bir hastalık olup WAS genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. Ailede bu mutasyon biliniyorsa, gebeliğin 11-14. haftalarında CVS yöntemiyle fetal hücreler elde edilerek WAS gen analizi gerçekleştirilir.
Kostmann hastalığı (şiddetli konjenital nötropeni) riski taşıyan bebeklerde doğum öncesi tanı hangi gen mutasyonlarının taranmasıyla yapılır?
Kostmann hastalığı şüphesinde, özellikle otozomal resesif geçiş gösteren HAX1 gen mutasyonları veya otozomal dominant geçişli ELANE gen mutasyonları taranır. Gebeliğin erken döneminde alınan CVS dokusunda bu genlerin dizilenmesi ile kesin tanıya ulaşılabilir.
Glikoz-6-Fosfat Dehidrogenaz (G6PD) eksikliği olan ailelerde doğum öncesi tanı yapılması gerekli midir ve bu hastalık yenidoğan döneminde nasıl seyreder?
G6PD eksikliği genellikle yaşam tarzı ve beslenme düzenlemeleriyle kontrol altında tutulabildiği için rutin olarak doğum öncesi tanı önerilmez. Ancak ağır hemoliz (alyuvar yıkımı) öyküsü olan ailelerde aile isteğiyle yapılabilir; hastalık yenidoğan döneminde uzamış veya şiddetli sarılık ile kendini gösterebilir.
Fetal ve Yenidoğan Alloimmün Trombositopenisi (FNAIT) şüphesi olan gebeliklerde tanı nasıl konur ve bebeği beyin kanamasından korumak için hangi önlemler alınır?
FNAIT şüphesinde anne ve babanın insan trombosit antijenleri (HPA) uyumsuzluğu araştırılır ve maternal kanda fetal DNA veya amniyosentez ile fetüsün HPA genotipi belirlenir. Riskli gebeliklerde anneye gebelik boyunca intravenöz immünoglobulin (IVIG) veya kortikosteroid tedavisi uygulanarak fetal intrakraniyal (kafa içi) kanama riski azaltılmaya çalışılır.
Parsiyel albinizm (kısmi renk kaybı) ve immün yetmezlikle seyreden Chediak-Higashi sendromunda doğum öncesi tanı hangi yöntemlerle gerçekleştirilir?
Chediak-Higashi sendromu şüphesi olan gebeliklerde, LYST genindeki mutasyonların tespiti için CVS veya amniyosentez yoluyla elde edilen fetal DNA analiz edilir. Nadir durumlarda, gebeliğin ileri haftalarında kordosentez ile alınan fetal kanda nötrofillerde dev granüllerin mikroskobik olarak gösterilmesi de tanısal değer taşır.
Pyruvat kinaz eksikliğine bağlı kalıtsal hemolitik anemi riski olan ailelerde doğum öncesi tanı hangi durumlarda önerilir ve süreç nasıl işler?
Pyruvat kinaz eksikliği otozomal resesif geçişli olup PKLR genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. Önceki çocuğunda ağır anemi ve sık transfüzyon ihtiyacı olan ailelerin yeni gebeliklerinde, CVS veya amniyosentez materyalinden PKLR gen analizi yapılarak doğum öncesi tanı sağlanabilir.
Trombositopeni ve ön kol kemik yokluğu ile seyreden TAR sendromunda doğum öncesi ultrasonografi ve genetik tanı yöntemlerinin rolü nedir?
TAR sendromunda gebeliğin 16-20. haftalarında yapılan detaylı ultrasonografide bilateral radyal aplazi (ön kol kemiklerinin olmaması) saptanabilir. Kesin tanı ise koryon villus örneklemesi (CVS) veya amniyosentez ile elde edilen fetal hücrelerde RBM8A gen mutasyonunun veya 1q21.1 mikrodelesyonunun gösterilmesiyle konur.
Dev trombositler ve kanama eğilimi ile karakterize Bernard-Soulier sendromunda prenatal tanı hangi genetik mutasyonların tespitiyle mümkündür?
Bernard-Soulier sendromu şüphesinde, GP1BA, GP1BB veya GP9 genlerindeki mutasyonların tespiti için gebeliğin 11-14. haftalarında CVS uygulanır. Ailede daha önce tanımlanmış mutasyonların varlığı, fetusun taşıyıcı mı yoksa hasta mı olduğunu belirlemede %99'a varan doğruluk sağlar.
Doğum öncesinde hemofili veya diğer ağır pıhtılaşma bozukluğu tanısı alan bebeklerin doğum yöntemi ve doğum sırasındaki yönetim süreçleri nasıl planlanmalıdır?
Doğum öncesi dönemde ağır pıhtılaşma bozukluğu (örneğin ağır Hemofili A) tanısı alan bebeklerin doğumunda kafa içi kanama riskini en aza indirmek için vakum veya forseps gibi aletlerin kullanımı tercih edilmez. Doğum yöntemi (vajinal veya sezaryen) multidisipliner bir yaklaşımla bireysel olarak planlanır ve doğumun hemen ardından bebeğe koruyucu faktör konsantreleri verilmesi için hazırlık yapılır.
Çocuk hematolojisinde uygulanan invaziv doğum öncesi tanı yöntemlerinden koryon villus örneklemesi (CVS) ile amniyosentez arasındaki temel farklar nelerdir?
Koryon villus örneklemesi (CVS) gebeliğin daha erken döneminde (11-14. haftalar) uygulanarak erken sonuç alınmasını sağlarken, amniyosentez daha geç dönemde (15-20. haftalar) yapılır. CVS'te plasenta dokusu, amniyosentezde ise bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan dökülen hücreler analiz edilir; her iki yöntemin de işleme bağlı düşük riski yaklaşık %0.5-1 civarındadır.
WhatsApp Online Randevu