Kornea, gözün tam önünde yer alan, saat camı biçiminde, saydam ve damarsız bir dokudur. Işığın göz içine girip retinaya ulaşabilmesi için bu tabakanın kristal berraklığında olması gerekir. Kornea çeşitli hastalıklar, yaralanmalar, kimyasal yanıklar veya tekrarlayan iltihaplar sonucu bulanıklaştığında ışık içeri giremez ve görme, gözün arka bölümleri tamamen sağlam olsa bile ciddi biçimde azalır. Böyle durumlarda ilk seçenek genellikle bağıştan elde edilen insan korneasıyla yapılan kornea naklidir. Ancak bazı gözlerde nakledilen doku tekrar tekrar reddedilir veya bulanıklaşır; işte bu noktada yapay kornea, yani keratoprotez gündeme gelir.
Keratoprotez, hastalıklı ve saydamlığını yitirmiş korneanın merkezine yerleştirilen, ışığı geçiren yapay bir optik sistemdir. Amaç, bulanık dokuyu tümüyle şeffaf hale getirmek değil, ışığın geçebileceği kalıcı ve berrak bir pencere oluşturmaktır. Bu pencere sayesinde retinaya ulaşan ışık, gözün görme yollarını yeniden çalıştırır ve yıllardır ışık-gölge düzeyinde gören bir kişi tekrar yüz seçebilir, okuyabilir ya da bağımsız yürüyebilir hale gelebilir.
Yapay kornea, göz cerrahisinin en ileri ve en seçici uygulamalarından biridir. Rastgele her bulanık korneaya takılmaz; ancak başka hiçbir yöntemin sonuç vermeyeceği anlaşıldığında, dikkatle seçilmiş hastalarda uygulanır. Ameliyat kadar sonrasındaki takip de belirleyicidir; bu yüzden hasta, ömür boyu sürecek bir izlem programına girmeyi baştan kabul etmelidir. Aşağıdaki bölümlerde yöntemin ne olduğu, kimlere uygulandığı, nasıl yapıldığı ve sonrasında yaşananlar ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.
Keratoprotez (Yapay Kornea) Nedir?
Keratoprotez, kelime anlamıyla "kornea protezi" demektir. Gözün saydam ön penceresinin işlevini üstlenen, biyolojik olmayan malzemelerden üretilmiş bir optik cihazdır. En yaygın kullanılan tiplerde merkezde saydam, sert bir plastik optik silindir veya mercek bulunur; bu optik parça, ışığı toplayıp göz içine iletir. Optik parçanın çevresinde ise cihazı göze sabitleyen bir taşıyıcı plaka veya halka yer alır. Bazı tasarımlarda bu taşıyıcı, bağış korneasından hazırlanmış bir doku halkasının içine geçirilir; böylece protez, hem yapay optik hem de biyolojik bir çerçeve içerecek şekilde göze dikilir.
Kullanılan malzemeler, göz dokusuyla uzun yıllar temas edebilecek biçimde seçilir. Optik kısımda genellikle polimetil metakrilat gibi, göz içi merceklerde de onlarca yıldır kullanılan, gözün savunma sistemi tarafından yabancı olarak saldırıya uğramayan saydam bir polimer tercih edilir. Taşıyıcı plakada ise titanyum gibi dokuyla uyumlu metaller veya benzer polimerler kullanılabilir. Bu malzemelerin ortak özelliği, saydamlıklarını yıllarca korumaları ve bulanıklaşan doğal dokular gibi hastalanmamalarıdır. Yapay korneanın en büyük üstün yanı da tam olarak budur: kendisi hastalanmaz, iltihaplanmaz, reddedilmez.
Optik silindirin gücü, her göz için ayrı ayrı hesaplanır. Gözün ön arka uzunluğu, protezin arkasında merceğin bulunup bulunmayacağı ve gözün kırma kusuru göz önüne alınarak, retina üzerine net bir görüntü düşürecek değer belirlenir. Bu hesap, cihazın merkezi görme keskinliğini doğrudan etkilediği için son derece titiz yapılır. Silindirin optik yüzeyleri, ışığın saçılmadan geçmesini sağlayacak biçimde parlatılır; bu sayede hasta, dar da olsa net bir görüntü elde eder.
Bir başka tasarım ailesinde ise protez, hastanın kendi diş kökü ve çene kemiğinden hazırlanan bir taşıyıcıya monte edilir. Bu yöntem, gözyüzeyi tamamen kurumuş, gözyaşı üretimi bitmiş, konjonktiva dokusu yara dokusuna dönüşmüş çok ağır olgular için geliştirilmiştir. Burada amaç, protezi canlı ve kanlanan bir dokuya tutturarak dışarı atılmasını önlemektir. Bu tip uygulamalar birden fazla aşamada, aylara yayılan bir program halinde yapılır ve göz hekimiyle birlikte çene cerrahisinin de içinde olduğu ekip çalışması gerektirir.
Keratoprotez ile ilgili doğru anlaşılması gereken bir nokta, cihazın bir gözlük camı gibi "takılıp çıkarılan" bir şey olmadığıdır. Protez, korneanın içine cerrahi olarak yerleştirilir ve dokuya dikişlerle sabitlenir; zamanla çevresindeki doku ile bütünleşir. Yani bu bir implanttır, bir yardımcı cihaz değildir. Bu nedenle karar süreci, takibi ve olası sorunlara müdahalesi tümüyle cerrahi bir çerçevede yürütülür.
- Merkezde ışığı geçiren saydam optik parça bulunur.
- Çevresindeki taşıyıcı, protezi kornea dokusuna sabitler.
- Malzemeler bulanıklaşmaz ve bağışıklık sistemi tarafından reddedilmez.
- Cihaz göze kalıcı olarak yerleştirilir, çıkarılıp takılan bir şey değildir.
Yapay Kornea Kimlere Uygulanır?
Yapay kornea, görme kaybının nedeni yalnızca korneanın bulanıklığı olan ve klasik kornea naklinin başarı şansının çok düşük olduğu gözlerde düşünülür. En sık aday grubu, daha önce bir veya birden fazla kez kornea nakli geçirmiş, ancak nakledilen dokusu her seferinde reddedilerek bulanıklaşmış kişilerdir. Bu gözlerde bağışıklık sistemi, kendisine yabancı olan bağış dokusunu tanımayı öğrenmiştir; yeni bir nakil denemesi de büyük olasılıkla aynı sonla bitecektir. Yapay malzeme ise bağışıklık sisteminin saldırı hedefi olmadığı için bu kısır döngüyü kırabilir.
İkinci önemli grup, gözyüzeyinin ağır biçimde hasarlandığı hastalardır. Asit veya alkali gibi kimyasal maddelerin göze sıçraması, ağır ısı yanıkları, bazı sistemik hastalıkların gözde bıraktığı yaygın yara dokusu, gözyüzeyini besleyen kök hücrelerin tükenmesi gibi durumlarda kornea nakli yapılsa bile nakledilen doku beslenemez, yüzeyi kapanmaz ve erir. Böyle gözlerde biyolojik doku yaşayamayacağı için yapay optik bir pencere daha mantıklı bir seçenek haline gelir.
Doğuştan korneası bulanık olan ve erken yaşta yapılan nakillerin tutmadığı bazı olgular, ağır ve tekrarlayan otoimmün göz yüzeyi hastalığı olanlar, gözyaşı üretimi tamamen durmuş ağır kuru göz olguları da değerlendirmeye alınan gruplardır. Ancak her ağır olgu otomatik olarak aday değildir; kararın verilebilmesi için gözün arka bölümlerinin, yani retina ve görme sinirinin yeterli düzeyde çalışıyor olması gerekir. Kornea temizlendiğinde ışığı algılayacak bir sistem yoksa protezin bir anlamı olmaz.
Bu nedenle ameliyat öncesinde ayrıntılı bir değerlendirme yapılır. Işık algısı ve ışığın geldiği yönü ayırt etme yeteneği test edilir; kornea bulanık olduğu için içeriye bakılamadığında ultrasonla retinanın yatışık olup olmadığı, göz içinde kanama veya kitle bulunup bulunmadığı araştırılır. Göz içi basıncı kontrol edilir, çünkü ileri düzeyde ve kontrolsüz glokom varlığında görme siniri kalıcı olarak hasarlanmış olabilir. Ayrıca aktif bir iltihap veya enfeksiyon varsa önce onun tedavi edilmesi gerekir.
Değerlendirmenin bir parçası da tek gözlü mü çift gözlü mü karar verileceğidir. Yapay kornea çoğunlukla, görmesi çok az olan ve diğer gözü de sınırlı gören kişilerde, yani günlük yaşamı ciddi biçimde kısıtlanmış hastalarda tercih edilir. Tek gözü tümüyle görmeyen ancak diğer gözü iyi gören bir kişide, protezin getireceği kazanç ile taşıdığı ömür boyu risk dikkatle tartılır. Bu tartı, hastanın yaşam biçimi, mesleği, yaşı ve beklentileriyle birlikte yapılır.
Hastanın kendisi de değerlendirmenin bir parçasıdır. Yapay kornea takılan kişi, ömür boyu düzenli damla kullanmayı, kontrollere aksatmadan gelmeyi ve çoğu zaman sürekli bir terapötik kontakt lens takmayı kabul etmelidir. Bu programa uyum sağlayamayacak, kontrollere gelmesi mümkün olmayacak kişilerde ciddi sorunların fark edilmeden ilerleme riski yüksektir; bu durum da karar aşamasında dürüstçe konuşulur.
Kornea Nakli Başarısız Olduğunda Neden Yapay Kornea Gerekir?
Kornea nakli, tıbbın öne çıkan doku nakillerinden biridir; çünkü sağlıklı kornea damarsızdır ve bağışıklık sisteminin devriye hücreleri buraya kolay ulaşamaz. Bu bağışıklık ayrıcalığı sayesinde ilk nakillerin büyük çoğunluğu uzun yıllar saydam kalır. Ancak korneada damarlanma başladığında bu ayrıcalık ortadan kalkar. Damarlar, bağışıklık hücrelerini doğrudan nakledilen dokunun yanına taşır; sistem yabancı dokuyu tanır ve saldırıya geçer. Ret atağı sırasında doku ödemlenir, bulanıklaşır ve pompalama işlevini yitirir.
Bir ret atağı yaşanan gözde bağışıklık sistemi artık "öğrenmiş" durumdadır. İkinci nakilde aynı yabancı yapılara çok daha hızlı ve şiddetli yanıt verir. Bu nedenle her tekrarlanan nakilde başarı olasılığı belirgin biçimde düşer. Üçüncü ve dördüncü denemelerde, dokuların saydam kalma süresi giderek kısalır. Hasta her seferinde uzun bir ameliyat sonrası dönemi, aylarca süren damla programını ve dikiş çıkarma sürecini yeniden yaşar; sonunda yine bulanıklıkla karşılaşır. Bu döngü hem fiziksel hem ruhsal olarak yıpratıcıdır.
Damarlanmış ve daha önce reddedilmiş bir gözde, yeni bir nakli korumak için verilen bağışıklık baskılayıcı tedaviler de sınırlarına ulaşır. Sürekli yüksek doz kortizonlu damla ve yer yer ağızdan alınan güçlü ilaçlar, gözde göz içi basıncını yükseltir, katarakt gelişimini hızlandırır ve enfeksiyon riskini artırır. Yani nakli ayakta tutmaya çalışan tedavinin kendisi, zamanla göze zarar verir hale gelir. Bu çıkmaz, yapay korneayı düşünmenin haklı bir nedenidir; çünkü protez bu ilaçlara bağımlı değildir.
Gözyüzeyi hastalıklarında ise sorun farklıdır. Kornea, kenarında bulunan limbal kök hücrelerinden sürekli yenilenen bir yüzey örtüsüne sahiptir. Kimyasal yanık veya ağır iltihap bu kök hücreleri yok ettiğinde yüzey artık kendini onaramaz. Nakledilen dokunun üzeri kapanmaz, sürekli açık kalır, erimeye ve delinmeye eğilim gösterir. Burada sorun bağışıklıktan çok, dokunun yaşayabileceği bir zeminin kalmamasıdır. Yeni bir biyolojik doku eklemek, çorak toprağa fide dikmeye benzer.
Yapay kornea bu iki temel sorunu birden aşar. Yapay optik parça bağışıklık sisteminin hedefi değildir; ret atağı yaşamaz, damarlanmadan etkilenmez. Aynı zamanda beslenmeye ihtiyaç duymaz; kök hücre yokluğunda bile saydamlığını korur. Böylece nakil zincirinin kırıldığı noktada, tümüyle farklı bir mantıkla çözüm üretilmiş olur. Yine de bu, protezin sorunsuz olduğu anlamına gelmez; yalnızca sorunların türü değişir. Nakilde ret ve bulanıklık ana risk iken, protezde çevresindeki dokunun erimesi, zar oluşumu, basınç yükselmesi ve enfeksiyon ön plana çıkar.
Yapay Kornea ile Doğal Kornea Nakli Arasındaki Fark Nedir?
En temel fark malzemededir. Kornea naklinde, bağışçıdan alınan gerçek insan dokusu hastanın gözüne dikilir. Bu doku canlıdır; hücreleri çalışır, beslenir, yenilenir ve gözün doğal yapısıyla bütünleşir. Yapay kornede ise canlı hücre yoktur; ışığı geçiren bir polimer vardır. Canlı doku, uyum sağlamak gibi bir üstünlüğe sahiptir ama hastalanma, reddedilme ve zamanla bozulma gibi zayıflıkları da beraberinde getirir. Yapay malzeme ise hastalanmaz ama dokuyla gerçek anlamda kaynaşamaz; her zaman bir arayüz sorunu vardır.
İkinci fark, görme kalitesinin biçimindedir. Başarılı bir kornea nakli, korneanın tüm yüzeyini saydamlaştırır; hasta geniş bir alanı berrak biçimde görür. Yapay korneada ise görüş, optik silindirin çapıyla sınırlıdır. Bu genellikle üç ila dört milimetre çapındadır ve hasta, kilit deliğinden bakıyormuş gibi bir görüş alanına sahip olur. Merkezi görme keskin olabilir; kişi okuyabilir, televizyon izleyebilir. Ancak yan taraflardaki görüş kısıtlıdır; bu nedenle hasta baş hareketleriyle çevreyi taramayı öğrenir.
Üçüncü fark, sonuca ulaşma hızıdır. Kornea naklinde dikişler aylarca kalır, dokunun berraklaşması ve kırma kusurunun oturması bir yılı bulabilir; görmenin son hali ancak dikişler alındıktan sonra ortaya çıkar. Yapay kornede optik parça baştan saydam olduğu için, ameliyat sonrası ödem çözülür çözülmez görme belirgin biçimde artar; bu bazen günler içinde gerçekleşir. Hızlı sonuç, protezin en çekici yanlarından biridir.
Bir başka fark, uygunluk alanındadır. Kornea nakli, korneası bulanık ama gözyüzeyi ve gözyaşı düzeni sağlıklı olan gözlerde çok başarılı sonuç verir; bu tür gözlerde yapay korneaya gerek yoktur. Yapay kornea ise tam tersine, nakil şansının tükendiği, gözyüzeyi ağır hasarlı veya defalarca reddedilmiş gözlerin çözümüdür. Yani bu iki yöntem rakip değil, farklı hasta gruplarına yönelik tamamlayıcı seçeneklerdir. Doğru hastada doğru yöntemi seçmek, sonucun en belirleyici adımıdır.
Dördüncü ve belki en önemli fark, sonrasındaki yükümlülüktür. Başarılı bir nakilden yıllar sonra hasta yılda bir iki kez kontrole gelmekle yetinebilir. Yapay korneada ise takip hiç gevşemez; ilk yıl çok sık, sonraki yıllarda da düzenli aralıklarla kontrol gerekir. Sürekli antibiyotik damla kullanımı ve çoğunlukla kalıcı terapötik kontakt lens takılması gerekir. Yani protez, görmeyi geri kazandırırken, karşılığında ömür boyu süren bir disiplin ister.
- Nakilde canlı doku, protezde yapay optik kullanılır.
- Nakilde geniş, protezde dar ama merkezi keskin görüş elde edilir.
- Nakilde görme aylarca oturur, protezde çok daha hızlı ortaya çıkar.
- Protez ret atağı yaşamaz ama ömür boyu damla ve kontrol ister.
Keratoprotez İmplantasyonu Nasıl Yapılır?
Ameliyat, mikroskop altında ve son derece hassas mikrocerrahi aletlerle yapılır. İlk aşama hazırlıktır: göz çevresi antiseptik solüsyonla temizlenir, steril örtülerle kapatılır ve kirpiklerin ameliyat alanına girmesini önleyen özel bir örtü kullanılır. Kapak ekartörüyle göz açık tutulur. Bulanık kornea nedeniyle göz içi görülemediğinden, cerrah büyük ölçüde ameliyat öncesi ölçümlere ve el hissine dayanarak ilerler.
İkinci aşamada protez hazırlanır. En sık kullanılan tasarımda, bağış korneasından uygun çapta yuvarlak bir doku parçası kesilir ve tam ortasına, protezin optik silindirinin geçebileceği bir delik açılır. Optik silindir bu delikten geçirilir, arka plaka arkadan takılır ve iki parça birbirine kilitlenir. Böylece ortasında yapay pencere bulunan, kenarları biyolojik doku olan bir birleşik yapı elde edilir. Bu birleşik yapı, adeta ortası cam takılmış bir doku halkasıdır.
Üçüncü aşamada hastanın kendi bulanık korneası çıkarılır. Uygun çapta bir trepanla korneanın merkezi tam yuvarlak biçimde kesilir ve makasla serbestleştirilerek alınır. Bu, ameliyatın en kritik anıdır; çünkü göz artık açıktır, iç basınç kaybolmuştur ve göz içi yapılar dışarı çıkma riski taşır. Bu nedenle bu aşama hızlı ve kontrollü şekilde yürütülür, göz içi viskoelastik maddelerle desteklenir.
Dördüncü aşamada, gerekiyorsa göz içi ek işlemler yapılır. Doğal mercek bulanıksa veya protezin optik hesabı buna göre yapıldıysa mercek çıkarılır. Çoğu tasarımda, göz içine ayrıca yapay mercek konmaz; çünkü protezin optik gücü, gözün merceksiz durumuna göre baştan hesaplanmıştır. Pupilla bölgesinde zarlar varsa temizlenir, arka kapsül açılır, gerekirse ön vitrektomi yapılır. Amaç, protezin arkasında ışığı engelleyecek hiçbir engel bırakmamaktır.
Beşinci aşamada hazırlanan protez-doku birleşimi, korneada oluşturulan yuvarlak boşluğa yerleştirilir ve çepeçevre çok ince dikişlerle sabitlenir. Genellikle on altı veya daha fazla dikiş atılır; dikişlerin gerginliği eşit dağıtılır, aksi halde astigmatizma oluşur. Dikişler tamamlandıktan sonra su sızdırmazlık kontrol edilir. Son olarak göz yüzeyi üzerine, protezin çevresini nemli tutacak ve dokunun kurumasını önleyecek geniş çaplı bir terapötik kontakt lens yerleştirilir. Bu lens, ameliyatın ayrılmaz bir parçasıdır ve sonrasında yıllarca kullanılır.
Bazı gözlerde, protez implantasyonuyla aynı seansta ek koruyucu işlemler de yapılır. Göz içi basıncının yüksek olma riski taşıyan hastalarda, basıncı boşaltacak bir drenaj tüpü aynı ameliyatta yerleştirilir; böylece protez sonrası sık görülen glokom sorununun önü baştan alınır. Göz kapaklarının tam kapanmadığı olgularda, protezin çevresindeki dokuyu korumak için kapaklar kısmen birleştirilebilir. Tüm bu ek adımlar, protezin uzun ömürlü olması hedefiyle, gözün ihtiyacına göre planlanır.
Ameliyat Ne Kadar Sürer ve Anestezi Nasıl Uygulanır?
Keratoprotez implantasyonu genellikle bir buçuk ila üç saat arasında sürer. Süre, gözün önceki ameliyat sayısına, göz içinde temizlenmesi gereken zarların varlığına, mercek durumuna ve eşlik eden işlemlere göre değişir. Yalnızca protez yerleştirilecekse süre daha kısa olabilir; buna karşılık aynı seansta vitrektomi veya glokom drenaj tüpü yerleştirilmesi gibi ek işlemler yapılacaksa üç saati aşabilir. Hastaya süre konusunda gerçekçi bilgi verilir; çünkü uzun masa süresi, özellikle sırt ve bel sorunu olanlarda konforu etkiler.
Anestezi seçimi, gözün ve hastanın durumuna göre yapılır. Bu ameliyat sırasında göz tamamen açılacağı için, göz küresinin hiç hareket etmemesi ve hastanın öksürme, ıkınma gibi refleks hareketlerinin bulunmaması çok önemlidir. Bu nedenle genel anestezi sıklıkla tercih edilir. Genel anestezide hasta tümüyle uyutulur, solunum kontrol altındadır ve göz içi basınç dalgalanmaları en aza indirilir. Bu, açık gözde çalışırken güvenliğin en yüksek olduğu yöntemdir.
Genel anestezinin uygun olmadığı, kalp veya akciğer sorunları nedeniyle riskli görülen hastalarda ise göz çevresine yapılan derin lokal anestezi kullanılabilir. Bu yöntemde iğneyle göz arkasına verilen ilaç hem ağrıyı keser hem göz kaslarını felç ederek hareketi durdurur. Yanına sakinleştirici verilerek hastanın rahat ve hareketsiz kalması sağlanır. Bu yöntemde de hasta ağrı hissetmez, ancak bilinç bir ölçüde açıktır ve ışık, gölge, konuşma sesleri algılanabilir.
Anestezi öncesinde rutin hazırlıklar yapılır: kan tahlilleri, gerekirse akciğer filmi ve kalp değerlendirmesi istenir. Kan sulandırıcı kullananların ilaçları, kendilerini reçete eden hekimle görüşülerek düzenlenir; keyfi kesilmez. Ameliyattan önce belirli bir süre aç kalınması istenir. Şeker hastalığı, tansiyon gibi durumlar ameliyat sabahı için ayrıca planlanır. Ameliyat sonrası hasta genellikle bir gece hastanede izlenir; ertesi gün pansuman açılır, ilk kontrol yapılır ve durum uygunsa taburcu edilir.
Anestezi ekibi, bu tür uzun ve hassas ameliyatlarda göz içi basıncını sabit tutmaya özel önem verir. Solunumun düzenli olması, tansiyonun dengeli seyretmesi ve hastanın masada tam hareketsiz kalması, açık gözde çalışan cerrah için hayati önemdedir. Bu nedenle hasta uyanıksa, öksürme veya ani hareket hissettiğinde bunu önceden belirtmesi istenir; böylece cerrah kritik anlarda aletini güvenli bir konuma çekebilir. Ameliyat sonrası bulantıyı önlemek de önemlidir; çünkü ıkınma ve kusma, taze dikilmiş gözde basınç artışına yol açabilir.
Ameliyattan Sonra Görme Ne Zaman ve Ne Kadar Düzelir?
Yapay korneanın en dikkat çekici özelliği, görmedeki düzelmenin hızıdır. Optik silindir baştan saydam olduğu için, kornea naklinde olduğu gibi dokunun berraklaşmasını beklemek gerekmez. Pansuman açıldığında, yani ameliyattan sonraki ilk gün, birçok hasta ışığın çok daha parlak geldiğini, şekilleri ve hareketleri ayırt edebildiğini fark eder. Yıllardır yalnızca ışık-gölge gören biri için bu, çarpıcı bir andır.
İlk günlerde görüş bulanıktır; çünkü göz içinde ameliyata bağlı ödem, hafif kanama izleri ve iltihabi hücreler bulunur. Bunlar birkaç gün ile birkaç hafta içinde temizlenir ve görme kademeli olarak netleşir. Genellikle ilk hafta içinde belirgin bir düzeyde okunabilir görme elde edilir; ilk ay sonunda ise ulaşılabilecek görme düzeyinin büyük kısmı ortaya çıkmış olur. Sonraki aylarda ek küçük artışlar sürebilir.
Ulaşılacak görme düzeyini belirleyen asıl faktör, gözün arka bölümünün sağlığıdır. Kornea temizlendiğinde retina ve görme siniri sağlamsa çok iyi görme elde edilebilir. Ancak birçok hasta, yıllar süren hastalık sürecinde glokom nedeniyle görme sinirinde hasar geliştirmiş, retinasında sorunlar oluşmuş olabilir. Bu gözlerde protez ışığı içeri sokar ama arkadaki sistem onu tam işleyemez; görme beklenenden düşük kalır. Bu nedenle ameliyat öncesinde gerçekçi bir beklenti oluşturulması çok önemlidir.
Görüşün niteliği de anlatılmalıdır. Hasta, dar bir pencereden bakıyormuş hissi yaşar. Merkezde gördüğü net olabilir; ancak yan görüş sınırlıdır. Zamanla kişi bu duruma uyum sağlar, başını çevirerek çevreyi tarar ve günlük yaşamda oldukça işlevsel hale gelir. Ayrıca protez merkezli olduğundan, kişinin bakışını protezin ekseninde tutmayı öğrenmesi gerekir; bu birkaç haftalık bir alışma sürecidir. Yakın görme için genellikle ek okuma gözlüğü kullanılır, çünkü protez tek odaklı bir optik sistemdir.
Görmenin geri gelmesi, çoğu hastada yalnızca bir işlev kazanımı değil, yaşamın yeniden düzenlenmesi anlamına gelir. Yıllarca başkasının yardımına muhtaç kalmış bir kişi, yeniden bağımsız yürüyebilir, kendi işlerini görebilir ve sosyal yaşama dönebilir. Bu psikolojik kazanç, ölçülebilen görme keskinliği rakamının çok ötesindedir. Bununla birlikte, hastanın beklentileri en baştan gerçekçi çizgide tutulmalıdır; çünkü hayal kırıklığı çoğu zaman görmenin az olmasından değil, beklentinin fazla yüksek tutulmasından kaynaklanır.
İyileşme Süreci ve Uzun Süreli Takip Nasıldır?
İlk hafta, en yoğun izlem dönemidir. Hasta genellikle ameliyattan sonraki gün, üçüncü gün ve birinci hafta sonunda görülür. Bu kontrollerde protezin yerinde durup durmadığı, dikişlerin sağlamlığı, sızıntı olup olmadığı, göz içi basıncı ve iltihabın düzeyi değerlendirilir. Terapötik kontakt lensin yerinde olup olmadığı her kontrolde bakılır; lens düşmüşse hemen yenisi takılır, çünkü lenssiz geçen her gün, protezin çevresindeki dokunun kuruyup erimesi riskini artırır.
İlk üç ay boyunca kontroller iki-üç haftada bir sürer. Bu dönemde damla programı en yoğun halindedir: iltihabı baskılayan damlalar azaltılarak sürdürülür, enfeksiyon önleyici damlalar düzenli kullanılır, göz kurumasını önleyen suni gözyaşları sık aralıklarla damlatılır. Dikişler genellikle aylar içinde, gevşedikçe veya kendiliğinden eridikçe alınır; gevşemiş dikiş enfeksiyon için giriş kapısı olabileceğinden gecikmeden çıkarılır.
İlk yıldan sonra kontroller genellikle üç ayda bire seyrekleşir, ancak asla yılda bir kez düzeyine inmez. Her kontrolde göz içi basıncı özel yöntemlerle değerlendirilir; çünkü protez takılan gözde basınç, klasik aletle ölçülemez. Cerrah parmakla değerlendirme yapar veya protez çevresinden ölçüm alan özel cihazlar kullanır. Görme siniri ve retina, bulanıklık ortadan kalktığı için artık doğrudan incelenebilir; görme alanı testi ve görme siniri tabakası ölçümleri düzenli olarak tekrarlanır.
Takip sırasında protezin arka yüzeyi de dikkatle izlenir. Zamanla bu yüzeyin arkasında ince bir zar gelişebilir; erken fark edildiğinde lazerle kolayca açılır. Ayrıca protezin çevresindeki dokunun kalınlığı düzenli olarak değerlendirilir; incelme başladığında koruyucu önlemler artırılır. Bu düzenli gözetim, küçük sorunları büyük komplikasyonlara dönüşmeden yakalamayı sağlar; yapay kornea takibinin temel mantığı budur. Hastanın her kontrole, göz iyi görünse bile gelmesi bu nedenle vazgeçilmezdir.
Uzun dönem takibin en önemli iki hedefi glokom ve enfeksiyondur. Protez takılan gözlerde göz içi basıncının sinsi biçimde yükselmesi sık görülür ve fark edilmezse görme sinirini sessizce yok eder. Bu nedenle bazı hastalarda protezle aynı seansta veya sonrasında glokom drenaj tüpü yerleştirilir. Enfeksiyon ise saatler içinde gözü kaybettirebilecek kadar hızlı ilerleyebilir; bu yüzden koruyucu antibiyotik damla ömür boyu sürdürülür ve hasta en küçük belirtide beklemeden başvurmayı öğrenir.
- İlk hafta çok sık, ilk üç ay iki-üç haftada bir kontrol yapılır.
- Terapötik kontakt lens sürekli takılı kalmalı, düştüğünde hemen yenilenmelidir.
- Koruyucu antibiyotik damla ömür boyu, kesintisiz kullanılır.
- Göz içi basıncı ve görme siniri her kontrolde ayrıca değerlendirilir.
Yapay Kornea Takılan Hastalar Nelere Dikkat Etmelidir?
En temel kural, damla programının hiç aksatılmamasıdır. Koruyucu antibiyotik damla, gözü mikroplardan koruyan tek kalkandır; birkaç gün ihmal edilmesi bile ciddi enfeksiyon riskini artırır. Damla bittiğinde beklemeden yenisi alınmalıdır. Hasta, tatile giderken, hastaneye yatarken veya seyahat ederken damlalarını yanına almalı, yedek şişe bulundurmalıdır. Damla şişesinin ucu göze veya kirpiğe değdirilmemeli, kapağı kapalı ve temiz tutulmalıdır.
İkinci kural, terapötik kontakt lensin sürekliliğidir. Bu lens kozmetik değil, tedavi amaçlıdır; protezin çevresindeki dokuyu nemli tutar, kurumayı ve erimeyi engeller. Lens düştüğünde hasta bunu genellikle gözünde artan rahatsızlık ve bulanıklık ile fark eder. Böyle bir durumda beklemeden hekime başvurulmalı, kendi başına bir başka lens takılmaya çalışılmamalıdır. Lensler belirli aralıklarla hekim tarafından değiştirilir.
Üçüncü kural, tehlike işaretlerini tanımaktır. Ani görme azalması, gözde artan kızarıklık, şiddetli ağrı, ışığa dayanılmaz hassasiyet, gözde sarı-yeşil akıntı veya protezin çevresinde beyaz bir bulanıklık ortaya çıkması acil başvuru gerektirir. Bu belirtiler enfeksiyon veya basınç yükselmesinin habercisi olabilir ve saatler içinde geri dönüşsüz hasar bırakabilir. "Sabah geçer" beklentisiyle beklemek, bu hastalar için en tehlikeli davranıştır.
Günlük yaşamda göze darbe gelmesinden kaçınılmalıdır. Protez takılı göz, mekanik olarak normal bir gözden daha kırılgandır. Bu nedenle koruyucu gözlük kullanımı önerilir; hem darbeden hem tozdan hem de ultraviyole ışıktan korur. Ağır kaldırma, öne doğru sert eğilme, ıkınma gerektiren hareketler özellikle ilk aylarda sınırlandırılır. Kabızlıktan kaçınmak, bu nedenle beslenme önerilerinin bir parçası haline gelir.
Su ile ilgili özel dikkat gerekir. Havuz, deniz, göl ve kaplıcalar mikropların gözle temasına yol açar; bunlardan kaçınılması veya en azından sızdırmaz yüzücü gözlüğü kullanılması gerekir. Banyoda başa dökülen suyun göze girmemesine dikkat edilir; yüz yıkarken göz üstüne bastırılmaz. Gözü ovuşturma alışkanlığı tümüyle bırakılmalıdır; kaşıntı hissi olduğunda ovmak yerine suni gözyaşı damlatmak öğretilir.
Günlük rutinin bir parçası da göz temizliğidir. Kirpik diplerinde biriken salgı ve kabuklar, mikropların üremesi için elverişli bir ortam oluşturur; bu nedenle kapak kenarı temizliği hekimin öğrettiği biçimde düzenli yapılır. Makyaj, özellikle göz çevresine uygulanan ürünler konusunda dikkatli olunmalı, hekime danışılmadan yeni ürün kullanılmamalıdır. Sigara dumanı, yoğun toz ve kimyasal buharların bulunduğu ortamlardan uzak durmak, gözyüzeyinin kurumasını ve tahriş olmasını azaltır. Bu küçük alışkanlıklar bir araya geldiğinde protezin ömrünü belirgin biçimde uzatır.
Keratoprotezin Riskleri ve Komplikasyonları Nelerdir?
Yapay kornea, ileri düzeyde bir çözümdür ve kendine özgü riskleri vardır. Bunların başında protezin çevresindeki dokunun erimesi gelir. Yapay malzeme ile canlı doku arasındaki sınır, doğal bir birleşme değildir; buradaki doku zamanla incelebilir, erirse protezin çevresinde açıklık oluşur. Bu açıklık hem göz içi sıvının sızmasına hem de mikropların içeri girmesine yol açar. Erime riskini azaltmak için kalıcı kontakt lens ve nemlendirme programı büyük önem taşır.
Enfeksiyon, en korkulan komplikasyondur. Göz içine ulaşan bir enfeksiyon, günler hatta saatler içinde retinayı ve görme sinirini geri dönüşsüz biçimde hasarlayabilir. Bu nedenle koruyucu antibiyotik damla ömür boyu kullanılır. Buna karşın hastanın bağışıklığı zayıfsa, lens ihmal edilmişse veya kirli suya maruz kalınmışsa enfeksiyon gelişebilir. Erken tanı ve agresif tedavi ile gözün kurtarılması mümkündür; gecikme çoğu zaman görmenin kaybıyla sonuçlanır.
Glokom, sinsi ve yaygın bir sorundur. Protez takılan gözlerde ön kamara açısı daralabilir, iltihabi süreçler sıvı çıkışını tıkayabilir ve göz içi basıncı yükselir. Basınç, protez nedeniyle klasik yöntemle ölçülemediği için yükselme fark edilmeyebilir. Bu nedenle görme sinirinin düzenli incelenmesi ve görme alanının izlenmesi kritiktir. Gerektiğinde basınç düşürücü damlalar başlanır veya cerrahi drenaj sistemi yerleştirilir.
Protezin arkasında zar oluşumu, görmeyi yavaşça azaltan yaygın bir durumdur. Göz, protezin arka yüzeyini kendisi için yabancı bir yüzey olarak algılar ve üzerini örtmeye çalışan ince bir zar geliştirir. Bu zar, optik pencerenin arkasını buğulandırır. Neyse ki tedavisi görece kolaydır: lazerle zar delinerek görme genellikle hızla geri kazanılır. Zar kalınsa cerrahi olarak temizlenmesi gerekebilir.
Retina ve göz arkasıyla ilgili sorunlar da görülebilir. Protez takılan gözlerde göz içi iltihabı, retina üzerinde ödem veya göz arkasında zar oluşumuna yol açabilir; bu da görmeyi sınırlar. Nadiren retina yerinden ayrılabilir, yani dekolman gelişebilir; bu durum acil cerrahi gerektirir ve protezli gözde teknik olarak daha zordur. Göz içi kanama, özellikle daha önce çok sayıda ameliyat geçirmiş gözlerde ortaya çıkabilir. Bu nedenle takipte yalnızca protez değil, gözün tüm katmanları düzenli olarak değerlendirilir.
Diğer olası sorunlar arasında protezin gevşemesi veya yer değiştirmesi, retina dekolmanı, göz arkasında zar oluşumu, göz içi kanama ve uzun süreli iltihap sayılabilir. Bazı gözlerde tüm çabalara rağmen protez tutunamaz ve çıkarılması gerekir. Bu riskler, ameliyat öncesinde açık biçimde konuşulur; çünkü bu ameliyat, riski olmayan bir seçenek değil, riskleri kabul edilebilir olan tek seçenek olduğunda tercih edilen bir yoldur.
Yapay Kornea Ömür Boyu Kalır mı, Değişmesi Gerekir mi?
Kullanılan malzemenin kendisi ömür boyu dayanacak biçimde tasarlanmıştır. Optik silindir bulanıklaşmaz, çürümez, yıpranmaz; onlarca yıl aynı saydamlıkta kalır. Bu anlamda protez, teorik olarak bir kez takılıp bir daha değiştirilmemek üzere tasarlanır. Ancak pratikte belirleyici olan protezin kendisi değil, onu tutan çevresindeki dokudur. Doku sağlıklı kaldığı sürece protez yerinde kalır ve işlevini sürdürür.
Değişim gerektiren en yaygın durum, protezi tutan doku halkasının erimesidir. Bu erime yavaş ilerlerse fark edilir ve amniyon zarı yamalanması, ek doku greftlenmesi veya dikiş desteği ile onarılabilir. Erime ilerlemiş ve protez gevşemişse, protezin yeni bir doku çerçevesiyle birlikte değiştirilmesi gerekir. Bu yeniden ameliyat, ilkine benzer şekilde yapılır; ancak zeminin daha zorlu olması nedeniyle teknik olarak daha güçtür.
Bir başka değişim nedeni, optik gücün uygun olmamasıdır. Göz içi yapılarda değişiklik olduğunda veya ilk hesap istenen sonucu vermediğinde, farklı güçte bir optik silindir takılması gündemi gelebilir. Bazı tasarımlarda optik parça, taşıyıcıdan ayrılıp yenisiyle değiştirilebilecek şekilde üretilmiştir; bu, tüm sistemi değiştirmek yerine daha küçük bir işlemle sorunu çözmeyi mümkün kılar.
Protezin çıkarılması gereken durumlar da olabilir. Dirençli bir enfeksiyon, tekrarlayan erime veya protezin tutunamadığı bir zemin, cihazın alınmasını gerektirebilir. Böyle durumlarda göz, önce sakinleştirilir; ardından duruma göre bir doku grefti, kornea nakli veya yeni bir protez planlanır. Görme potansiyeli kalmamış gözlerde ise protez çıkarıldıktan sonra göz, rahat ve ağrısız kalacak biçimde kapatılır. Bu senaryolar nadirdir ama hastaya baştan anlatılır; çünkü yapay kornea, sürekli izlem gerektiren yaşayan bir sistemdir.
Uzun dönem sonuçlar, hastanın takibe ve damla programına uyumuyla doğrudan ilişkilidir. Kontrollerine düzenli gelen, lensini aksatmayan, damlasını kesmeyen hastalarda protez uzun yıllar sorunsuz kalabilir. Buna karşılık takibi ihmal eden hastalarda erime, enfeksiyon veya glokom sessizce ilerler ve protez kaybedilebilir. Bu nedenle "yapay kornea ömür boyu kalır mı" sorusunun yanıtı, malzemede değil, hastanın ve hekimin birlikte yürüteceği bakım programının sürekliliğindedir.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.