Katarakt ameliyatı sırasında bulanıklaşan doğal göz merceği çıkarılır ve yerine saydam, yapay bir göz içi lens yerleştirilir. Bu lens, gözün odaklama gücünün büyük bölümünü üstlenir ve normal koşullarda ömür boyu yerinde kalacak şekilde tasarlanmıştır. Ancak lensin oturduğu doğal yatak, yani kapsül torbası ve onu gözün duvarına bağlayan zonül lifleri, zamanla veya bazı hastalıklar nedeniyle zayıflayabilir. Bu durumda lens ilk yerleştirildiği merkezden kayabilir, öne veya arkaya doğru yer değiştirebilir, eğilebilir ya da tümüyle göz içine düşebilir. Halk arasında "lensin kayması" olarak bilinen bu tablo, görmede belirgin bozulmaya yol açar ve çoğu zaman cerrahi bir müdahale gerektirir.
Göz içi lens değişimi ve repozisyonu, kayan ya da yanlış konumlanan yapay merceğin yeniden görme eksenine oturtulması veya artık kullanılamayacak durumdaysa çıkarılıp yerine yeni bir lensin yerleştirilmesi işlemidir. İşlem, ilk katarakt ameliyatına göre daha teknik bir cerrahidir; çünkü gözün destek dokuları zaten zayıflamıştır ve lensin nasıl sabitleneceği hastadan hastaya değişir. Bazı hastalarda mevcut lensi birkaç dikişle askıya almak yeterli olurken, bazılarında lensin tümüyle değiştirilmesi ve gözün beyaz tabakasına ya da iris dokusuna tutturulan farklı bir lens tipine geçilmesi gerekir.
Bu yazıda kayan lensin neden oluştuğu, hangi belirtilerle kendini gösterdiği, repozisyon ile lens değişimi arasındaki farkın ne olduğu, ameliyatın nasıl yapıldığı, anestezinin nasıl uygulandığı, iyileşme sürecinde nelerin beklendiği, olası riskler ve lensin yeniden kayma ihtimali ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Amaç, bu tabloyla karşılaşan kişilerin süreci anlamasına ve hekimiyle daha bilinçli bir görüşme yapmasına yardımcı olmaktır.
Göz İçi Lens Değişimi ve Repozisyonu Nedir?
Göz içi lens, katarakt cerrahisinde çıkarılan doğal merceğin yerine konulan, genellikle akrilik veya silikon esaslı, saydam yapay bir mercektir. Çapı yaklaşık altı milimetre olan optik kısmı ile bu optiği yerinde tutan ince kollardan, yani haptiklerden oluşur. Normal bir katarakt ameliyatında doğal merceğin şeffaf dış zarfı olan kapsül torbası korunur ve yapay lens bu torbanın içine yerleştirilir. Torba, lensi bir çerçeve gibi sarar ve gözün optik ekseninde sabit tutar. Repozisyon ve lens değişimi, bu düzenin bozulduğu durumlarda devreye giren düzeltici cerrahilerdir.
Repozisyon, mevcut lensin göz içinde bırakılarak yeniden doğru konuma getirilmesi ve orada kalıcı olarak sabitlenmesidir. Lensin optik kalitesi bozulmamışsa, malzemesi sağlamsa ve kollarında kırık yoksa, cerrah lensi çıkarmak yerine yeni bir destek noktasına tutturmayı tercih edebilir. Bu destek noktası irisin arka yüzü olabileceği gibi, gözün beyaz tabakası olan skleranın iç yüzeyi de olabilir. Böylece lens, artık güvenilmez hale gelen kapsül torbasına değil, gözün daha dayanıklı dokularına yaslanır.
Lens değişimi ise mevcut merceğin göz içinden tamamen çıkarılıp yerine yeni bir lensin konulması anlamına gelir. Bu tercih, lensin kırılmış olması, optik yüzeyinin bulanıklaşması, üzerinde kalıcı birikinti oluşması, gücünün baştan yanlış hesaplanmış olması ya da lens tipinin yeni sabitleme yöntemine uygun olmaması gibi durumlarda gündeme gelir. Örneğin kapsül torbasına oturması için tasarlanmış ince kollu bir lens, skleraya dikilmeye uygun değilse çıkarılır ve bunun yerine askılamaya izin veren, kolları gözlü veya daha sağlam bir model yerleştirilir.
Her iki işlemin de ortak amacı aynıdır: merceği görme ekseninin tam ortasına, göz bebeğinin arkasına ve doğru mesafeye oturtmak. Merceğin milimetrenin altındaki kaymaları bile ışığın retinaya odaklanma biçimini değiştirdiği için, bu cerrahide hedef sadece lensi "bir yere tutturmak" değil, optik olarak doğru konumda ve doğru eğimde tutmaktır. Bu nedenle işlem, katarakt cerrahisinin bir ileri basamağı olarak kabul edilir ve genellikle ön segment cerrahisi ile ilgilenen hekimler tarafından yapılır.
Göz İçi Lens Neden Yerinden Kayar?
Lensin yerinden kaymasının temelinde neredeyse her zaman destek yapısının zayıflaması yatar. Doğal merceği ve dolayısıyla onun yerine konan yapay merceği yerinde tutan sistem, kapsül torbası ile bu torbayı gözün duvarına bağlayan yüzlerce ince zonül lifinden oluşur. Zonül lifleri, bir hamağın iplerine benzer biçimde merceği 360 derece boyunca askıda tutar. Bu liflerin bir bölümü koparsa veya gevşerse, torba tek yöne doğru sarkar ve içindeki lens de onunla birlikte kayar.
Zonül zayıflığının en sık nedenlerinden biri psödoeksfoliasyon adı verilen tablodur. Bu durumda gözde kepek benzeri beyazımsı bir materyal birikir ve zonül liflerini zamanla kırılganlaştırır. Hasta katarakt ameliyatını sorunsuz geçirmiş olsa bile, yıllar içinde lifler yorulur ve lens kademeli olarak aşağı doğru inmeye başlar. Bu tip kaymalar genellikle ameliyattan beş, on hatta on beş yıl sonra ortaya çıkar ve yavaş ilerler.
İkinci önemli neden travmadır. Göze gelen künt bir darbe, örneğin top çarpması, düşme sırasında yüz üstü çarpma, kaza sırasında hava yastığının vurması veya iş kazasına bağlı bir çarpma, zonülleri bir anda kopararak lensi yerinden oynatabilir. Travmatik kaymalar ani gelişir ve genellikle daha belirgin görme kaybı yapar. Bazı olgularda darbe anında hiçbir şey olmaz, ancak zayıflayan lifler aylar sonra tamamen kopar ve kayma gecikmeli ortaya çıkar.
İlk ameliyat sırasında kapsül torbasında oluşan bir yırtık da sonradan kaymaya zemin hazırlar. Katarakt cerrahisi teknik olarak sorunsuz tamamlanmış olsa bile, arka kapsülde küçük bir açıklık kaldıysa lens zamanla bu açıklıktan arkaya doğru kayabilir. Benzer şekilde, torbanın kendisi yıllar içinde büzüşerek kapsül kontraksiyonu denilen bir daralma yaşayabilir; bu büzüşme lensi tek yöne doğru çeker ve merkezden kaydırır.
Bazı sistemik ve göze özgü hastalıklar da riski artırır. Marfan sendromu, homosistinüri ve bazı bağ dokusu hastalıklarında zonüller doğuştan zayıftır. Yüksek miyopi, geçirilmiş vitrektomi ameliyatı, uzun süreli üveit ve retina cerrahisi öyküsü de destek dokularını yıpratır. Ayrıca çok uzun süredir devam eden ileri yaş, liflerde doğal bir gevşemeye yol açar.
- Psödoeksfoliasyon sendromu ve buna bağlı ilerleyici zonül zayıflığı
- Göze gelen künt travma veya delici yaralanma öyküsü
- İlk ameliyatta oluşmuş arka kapsül yırtığı veya zonül hasarı
- Kapsül torbasının yıllar içinde büzüşmesi ve lensi tek yöne çekmesi
- Marfan sendromu gibi bağ dokusunu etkileyen kalıtsal hastalıklar
- Yüksek miyopi, geçirilmiş vitrektomi ve kronik üveit gibi ek göz sorunları
Nedeni ne olursa olsun, kaymanın derecesi klinik tabloyu belirler. Lens sadece birkaç derece eğilmişse hasta yalnızca hafif bir bulanıklık ve gözlük numarasında değişiklik fark eder. Optik merkez göz bebeğinin kenarına doğru kaymışsa çift görme ve belirgin bulanıklık başlar. Lens tümüyle kapsülden çıkıp gözün arka boşluğuna, yani vitreus içine düşmüşse görme ciddi biçimde bozulur ve o gözde adeta mercek yokmuş gibi bir tablo ortaya çıkar.
Kayan Lensin Belirtileri Nelerdir?
Kayan lensin belirtileri, kaymanın hızına ve miktarına göre çok farklı biçimlerde ortaya çıkar. Yavaş gelişen kaymalarda ilk şikâyet çoğu zaman görmenin giderek bulanıklaşmasıdır. Hasta, katarakt ameliyatından sonra yıllarca net gördüğü halde son aylarda gözlüğüyle bile eskisi kadar iyi göremediğini fark eder. Yeni gözlük yaptırır, ancak kısa süre sonra numarasının yine değiştiğini görür. Numaranın sık sık ve tutarsız biçimde değişmesi, merceğin sabit durmadığının önemli bir işaretidir.
Çift görme, kayan lensin en tipik ve en rahatsız edici belirtilerinden biridir. Burada önemli bir ayrıntı vardır: lense bağlı çift görme, tek gözle bakıldığında da devam eder. Hasta diğer gözünü kapattığında bile aynı gözde iki görüntü görüyorsa, sorunun kaynağı göz kaslarında değil, gözün kendi optik sisteminde demektir. Bunun nedeni, lensin kenarının göz bebeği alanına girmesidir; ışığın bir kısmı lensin içinden, bir kısmı ise lensin yanından geçer ve retinada iki ayrı görüntü oluşur.
Bazı hastalar görüntünün belirli bir baş pozisyonunda değiştiğini söyler. Örneğin uzanınca görme netleşir, ayağa kalkınca bulanıklaşır. Bu, lensin yer çekimiyle bir miktar hareket ettiğini gösterir ve serbest kalmış bir merceğin habercisidir. Benzer şekilde başını hızlı çeviren kişi, göz içinde bir şeyin "salındığı" hissini tarif edebilir.
Işık kaynaklarına bakarken halka görme, saçaklanma, kamaşma ve parlama artışı da sık görülür. Gece araç kullanan kişiler karşıdan gelen farların çevresinde alışılmadık yıldızlanma ve kuyruklanma tarif ederler. Merceğin kenarı göz bebeğine denk geldiğinde ışık burada kırılır ve saçılır. Bazı hastalar ise görme alanının bir kenarında sürekli bir gölge veya kavis tarifler; bu, lens kenarının optik eksene girmesiyle oluşan tipik bir bulgudur.
Lens tümüyle arka boşluğa düştüğünde tablo değişir. Bu durumda o göz artık ileri derecede hipermetrop hale gelir, yani mercek yokmuş gibi görür. Hasta yakını da uzağı da seçemez, sadece kaba şekilleri ve ışığı fark eder. Ayrıca düşen lens vitreus jelini çekiştirebileceği için yeni ve yoğun uçuşan cisimler, şimşek çakması benzeri ışıklar ve görme alanında perde hissi ortaya çıkabilir. Bu bulgular retina yırtığı veya dekolman gelişme ihtimalini akla getirdiği için gecikmeden değerlendirme gerektirir.
- Gözlükle düzelmeyen, giderek artan bulanıklık ve sık numara değişimi
- Tek gözle bakınca da devam eden çift veya gölgeli görüntü
- Baş pozisyonu değiştikçe görmenin netleşip bulanıklaşması
- Işıklar çevresinde artan kamaşma, halka ve saçaklanma
- Görme alanının kenarında kavis şeklinde sabit bir gölge
- Ani ve ileri derecede görme kaybı, yeni uçuşan cisimler veya ışık çakmaları
Belirtilerin şiddeti her zaman aciliyetle doğru orantılı değildir. Sessizce ilerleyen bir kayma, göz içi basıncını yükselterek fark edilmeden glokom hasarı yaratabilir. Bu nedenle katarakt ameliyatı geçirmiş bir kişide görmede açıklanamayan bir bozulma varsa, lens konumunun da değerlendirilmesi gerekir.
Lens Repozisyonu ile Lens Değişimi Arasındaki Fark Nedir?
Bu iki işlem arasındaki temel fark, göz içindeki mevcut merceğin korunup korunmamasıdır. Repozisyonda lens gözde kalır ve yeniden konumlandırılır; değişimde ise lens çıkarılır, yerine yenisi konur. Karar, cerrahın ameliyat öncesi muayenesi ve çoğu zaman ameliyat masasındaki gözlemiyle şekillenir. Çünkü lensin gerçek durumu, kapsülün ne kadar sağlam kaldığı ve zonüllerin ne ölçüde koptuğu ancak mikroskop altında net biçimde anlaşılır.
Repozisyon, lens sağlam ve doğru güçteyse tercih edilir. Bu yaklaşımın avantajı, göz içine daha az girişim yapılmasıdır. Mevcut lens çıkarılmadığı için kesi daha küçük tutulabilir, ön kamara daha az boşaltılır ve kornea daha az yorulur. Cerrah, lensin kollarını ince bir iplikle irisin arkasına veya skleranın iç yüzüne askılar. Bu askılamada kullanılan dikiş malzemesi, göz içinde uzun yıllar dayanacak biçimde seçilir. Bazı tekniklerde dikiş hiç kullanılmaz; lensin kolları skleranın içine açılan minik tünellere yerleştirilerek dokunun kendisiyle sabitlenir.
Lens değişimi ise merceğin kendisinin sorunlu olduğu durumlarda gerekir. Lens kırılmışsa, kolları kopmuşsa, yüzeyi kalıcı olarak bulanıklaşmışsa ya da mevcut model askılamaya uygun bir tasarıma sahip değilse değiştirilir. Ayrıca ilk ameliyatta lens gücü yanlış hesaplanmışsa ve hasta yüksek bir numarayla kalmışsa, kayma onarımı olanak bilinerek doğru güçte bir lense geçilebilir. Değişim, doğal olarak daha geniş bir kesi ve daha uzun bir cerrahi süre gerektirir.
Üçüncü bir seçenek, lensin çıkarılıp yerine ön kamaraya yerleştirilen bir lensin konulmasıdır. Bu lens, irisin önüne oturur ve gözün açı bölgesine yaslanır. Uygulaması görece hızlıdır ancak korneanın iç tabakasına ve göz açısına yakın durduğu için her hastaya uygun değildir. Kornea hücre sayısı düşük olan veya glokom eğilimi bulunan hastalarda genellikle arka konumlandırma tercih edilir.
Kararı belirleyen etkenler arasında hastanın yaşı, gözün diğer yapılarının durumu, daha önce geçirilmiş ameliyatlar, kornea hücre rezervi ve retina sağlığı bulunur. Genç bir hastada uzun yıllar boyunca dayanacak bir sabitleme gerekirken, ileri yaşta ve tek gözü gören bir hastada işlemin kısa ve güvenli olması ön plana çıkabilir. Bu nedenle repozisyon ile değişim arasındaki seçim standart bir kural değil, kişiye özel bir plandır.
Kayan Lens Onarımı Nasıl Yapılır?
Ameliyat, ayrıntılı bir hazırlık aşamasıyla başlar. Öncelikle görme keskinliği ölçülür, göz içi basıncı değerlendirilir ve biyomikroskop altında lensin konumu incelenir. Göz bebeği damlayla genişletilerek lensin ne kadar kaydığı, kapsülün ne durumda olduğu ve zonüllerin hangi bölgede koptuğu belirlenir. Retinanın sağlam olup olmadığı mutlaka kontrol edilir; çünkü kayan lens vitreus jelini çektiği için retina yırtığı eşlik edebilir. Görüş kısıtlıysa ultrason ile arka bölüm incelenir. Ayrıca korneanın iç tabakasındaki hücre sayımı yapılabilir ve yeni lens gücünün hesabı için biyometrik ölçümler alınır.
Ameliyat, göz cerrahisine özel mikroskop altında yapılır. Cerrah, korneanın kenarından birkaç milimetrelik giriş açar. Ön kamara, göz içi yapıları korumak ve derinliği sabit tutmak için yoğun kıvamlı bir jel ile doldurulur. Bu jel, kornea iç yüzeyini cerrahi aletlerin temasından korur ve dokular arasında çalışma alanı oluşturur.
İlk kritik adım, kaymış lensin ön kamaraya taşan vitreus jelinden ayrılmasıdır. Zonüller koptuğunda, gözün arka bölümünü dolduran jel öne doğru sızar. Bu jel dikişe veya kesi kenarına takılırsa retinayı çeker ve yırtık oluşturabilir. Bu nedenle cerrah, ince bir kesici cihazla ön bölümdeki jeli temizler. Bu aşama, ameliyatın en belirleyici basamaklarından biridir ve retina güvenliği açısından titizlikle yapılır.
Ardından lens serbestleştirilir. Kapsül torbası içinde sıkışmışsa, torbanın gerekli bölümü açılır ve lens dikkatlice hareket ettirilir. Lens arka boşluğa düşmüşse, bazı olgularda arka bölümden çalışılarak, yani vitrektomi yoluyla lens yukarı alınır. Bu durumda cerrahi genellikle iki aşamalı planlanır ve retina cerrahisi teknikleri devreye girer.
Lens ele geçirildikten sonra sabitleme aşamasına geçilir. Skleral fiksasyonda, gözün beyaz tabakasında göz bebeğinden yaklaşık iki milimetre geride, birbirinin tam karşısında iki nokta belirlenir. Bu noktalar, doğal merceğin bağlandığı bölgeye denk gelir ve lensin optik olarak doğru derinlikte durmasını sağlar. Lensin kolları ya çok ince bir iplikle bu noktalara dikilir ya da skleranın içine açılan tünellere sokularak dikişsiz biçimde gömülür. Dikişsiz tekniklerde kolların uçları ısıyla hafifçe genişletilerek geri kaymaları engellenir.
İris fiksasyonunda ise lensin kolları irisin arka yüzeyine dikilir. Bu yöntemde iris dokusundan geçirilen ince bir iplik, kolu dokuya bir düğüm gibi bağlar. Uygulaması bazı olgularda daha hızlıdır; ancak irisin sağlam ve düzgün olması gerekir. Travma sonrası iris yırtılmış veya göz bebeği şeklini kaybetmişse bu teknik uygun olmayabilir.
Sabitleme tamamlandıktan sonra cerrah lensin merkezlenmesini kontrol eder. Işık göz bebeğinden geçirilerek lensin kenarının optik eksene girmediği doğrulanır. Lens eğik duruyorsa dikiş gerginlikleri ayarlanır. Sonrasında ön kamaradaki jel yıkanarak temizlenir; çünkü göz içinde kalan jel basıncı yükseltir. Kesiler kendiliğinden kapanmayacak kadar büyükse ince dikişlerle kapatılır. İşlem sonunda göz içine antibiyotik verilebilir ve göz kapatılır.
Ameliyat Ne Kadar Sürer ve Anestezi Nasıl Uygulanır?
Kayan lens onarımının süresi, yapılan işleme göre belirgin biçimde değişir. Basit bir repozisyon, yani lensin hafifçe kaydığı ve tek bir noktadan askılandığı olgular yaklaşık kırk beş dakika ile bir saat arasında tamamlanabilir. Lensin çıkarılıp yenisinin skleraya sabitlendiği olgularda süre bir buçuk saate kadar uzayabilir. Lens arka boşluğa düşmüşse ve vitrektomi gerekiyorsa, ameliyat iki saati bulabilir. Bu süreler, gözün önceki cerrahi öyküsüne, göz bebeğinin ne kadar genişlediğine ve vitreus jelinin kıvamına göre değişkenlik gösterir.
Anestezi seçiminde en sık kullanılan yöntem, göz çevresine yapılan lokal uyuşturmadır. Bu uygulamada, göz küresinin arkasındaki veya yanındaki boşluğa uyuşturucu ilaç verilir. İlaç hem ağrı duyusunu keser hem de göz kaslarını geçici olarak hareketsiz bırakır. Gözün hareketsiz olması, milimetrenin altında hassasiyet gerektiren bu cerrahide önemli bir avantajdır. Uyuşturma etkisi genellikle birkaç saat sürer ve bu süre boyunca hasta o gözle göremeyebilir; bu durum geçicidir ve beklenen bir yanıttır.
Enjeksiyon öncesinde göze uyuşturucu damla damlatıldığı için iğne sırasında duyulan his genellikle hafif bir basınç hissidir. İşlem boyunca hasta uyanıktır ancak ağrı hissetmez. Ameliyat mikroskobunun ışığını parlak bir aydınlık, bazen renkli hareketler olarak algılayabilir. Bu normaldir ve endişe gerektirmez.
Bazı durumlarda genel anestezi tercih edilir. Uzun sürmesi beklenen karmaşık olgularda, hastanın uzun süre sırt üstü sabit yatmasının zor olduğu hallerde, belirgin kaygı bozukluğu varlığında, işitme güçlüğü nedeniyle iletişim kurulamayan hastalarda ve çocuk yaş grubunda genel anestezi güvenli bir seçenektir. Ayrıca gözün arka bölümüne yönelik geniş bir vitrektomi planlanıyorsa genel anestezi konforu artırır.
Anestezi tipinden bağımsız olarak, hasta ameliyat öncesinde bir hazırlık sürecinden geçer. Kan sulandırıcı ilaç kullanımı sorgulanır; bu ilaçların kesilip kesilmeyeceğine hastanın genel sağlık durumuna göre karar verilir. Şeker ve tansiyon kontrolü sağlanır. Genel anestezi planlanıyorsa belirli bir süre aç kalınması istenir. Lokal anestezide ise genellikle hafif bir öğün alınabilir; bu ayrıntı hastaneye göre değişir ve önceden bildirilir.
Ameliyat gününde göz bebeği damlalarla genişletilir, göz çevresi antiseptik solüsyonla temizlenir ve steril bir örtüyle kapatılır. Yüzü örten örtünün altına temiz hava verilir. İşlem sonunda göze kapak veya koruyucu bir siperlik takılır. Çoğu hasta aynı gün taburcu olur; ancak karmaşık olgularda bir gece gözlem tercih edilebilir.
Ameliyattan Sonra İyileşme Süreci Nasıldır?
Ameliyatın hemen ardından gözde bulanıklık, ışığa karşı hassasiyet, hafif batma ve sulanma beklenen bulgulardır. Anestezinin etkisi geçtikçe göz kapağı hareketleri normale döner. İlk günlerde gözün beyaz kısmında kızarıklık ve bazen küçük kanama alanları görülebilir; bunlar cerrahi sırasında damarların uyarılmasına bağlıdır ve genellikle iki üç hafta içinde kendiliğinden çözülür.
İlk kontrol genellikle ameliyattan sonraki gün yapılır. Bu kontrolde göz içi basıncı ölçülür, lensin konumu değerlendirilir ve kesilerin sızdırıp sızdırmadığı kontrol edilir. Basıncın yükselmesi ilk günlerde en sık karşılaşılan durumlardan biridir; bu, ameliyatta kullanılan jelin tamamının temizlenememesine veya iltihabi hücrelerin gözün süzgeç bölgesini geçici olarak tıkamasına bağlıdır. Genellikle basınç düşürücü damlalarla birkaç gün içinde kontrol altına alınır.
Damla tedavisi iyileşmenin merkezinde yer alır. Enfeksiyonu önlemek için antibiyotikli damla, iltihabı baskılamak için kortizonlu damla ve gerekiyorsa basınç düşürücü damla verilir. Bu damlaların belirlenen sıklıkta ve süre boyunca kullanılması önemlidir. Kortizonlu damla genellikle azaltılarak kesilir; birden bırakılması iltihabın alevlenmesine yol açabilir. Damlalar arasında en az beş dakika beklenmeli, damla göz kapağına değdirilmeden damlatılmalıdır.
İlk hafta boyunca gözü ovalamak, üzerine bastırmak ve yüz üstü uyumak kaçınılması gereken davranışlardır. Gece boyunca koruyucu siperlik takmak, uykuda farkında olmadan göze dokunmayı engeller. Duş alınabilir ancak yüz yıkarken suyun ve şampuanın doğrudan göze kaçmasından kaçınılmalıdır. İlk hafta havuz, deniz, hamam ve sauna uygun değildir. Tozlu, dumanlı ve rüzgârlı ortamlardan uzak durmak konforu artırır.
Fiziksel aktivite konusunda kademeli bir dönüş uygundur. İlk iki hafta ağır kaldırmak, eğilip baş aşağı pozisyonda çalışmak, ıkınmak ve zorlu egzersizler önerilmez; bunlar göz içi basıncını geçici olarak yükseltir ve taze dikişleri zorlar. Kabızlık varsa beslenme düzenlenerek ıkınma azaltılmalıdır. Hafif yürüyüşe birkaç gün içinde başlanabilir. Masa başı işe dönüş genellikle bir hafta içinde mümkün olur; ancak toz, çarpma veya darbe riski taşıyan işlerde bu süre uzar.
Araç kullanımı, görme yeterli düzeye ulaşana ve hekim onay verene kadar ertelenmelidir. Özellikle tek gözü iyi gören hastalarda derinlik algısı geçici olarak bozulur. Bu dönemde merdiven inip çıkarken ve kalabalık ortamlarda dikkatli olunmalıdır.
- Damlaları belirtilen sıklıkta kullanmak ve kortizonlu damlayı azaltarak kesmek
- İlk hafta gözü ovalamamak ve gece koruyucu siperlik takmak
- İki hafta boyunca ağır kaldırmaktan, ıkınmaktan ve baş aşağı eğilmekten kaçınmak
- Havuz, deniz ve hamamı hekim izin verene kadar ertelemek
- Ani ağrı, görme kaybı veya kızarıklık artışında beklemeden başvurmak
Lens Onarımının Riskleri Nelerdir?
Kayan lens onarımı, ilk katarakt ameliyatına kıyasla daha ileri bir cerrahidir ve buna paralel olarak dikkat edilmesi gereken kendine özgü durumları vardır. Bu risklerin bilinmesi, hastanın belirtileri erken fark etmesi ve gerektiğinde zaman kaybetmeden başvurması açısından değerlidir.
Göz içi basınç yükselmesi en sık görülen erken durumdur. Ameliyat sonrası ilk günlerde jel artığı, iltihabi hücreler veya kanama ürünleri gözün doğal süzgecini geçici olarak tıkayabilir. Çoğu olguda damla tedavisiyle kontrol altına alınır. Uzun vadede ise, özellikle ön kamaraya lens yerleştirilen veya göz açısı zaten dar olan hastalarda kalıcı basınç yüksekliği gelişebilir; bu nedenle düzenli kontrol gereklidir.
Kanama, bir diğer olasılıktır. Skleraya dikiş atılırken bu bölgedeki damarlar zedelenebilir ve göz içine az miktarda kan sızabilir. Küçük kanamalar kendiliğinden emilir ve görmede geçici bulanıklık yapar. Nadiren daha belirgin kanamalar görülebilir ve ek girişim gerektirebilir. Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda bu ihtimal biraz daha yüksektir.
Retina yırtığı ve dekolman, üzerinde en çok durulan durumdur. Vitreus jeli ile yapılan her işlem retinayı çekme potansiyeli taşır. Bu nedenle ameliyat sırasında ön bölümdeki jel titizlikle temizlenir ve ameliyat sonunda retina kontrol edilir. Hastanın ameliyattan sonraki haftalarda ani artan uçuşan cisimler, şimşek çakması benzeri ışıklar veya görme alanında perde hissi tarif etmesi durumunda acil değerlendirme gerekir.
Kornea iç tabakasındaki hücrelerin zarar görmesi de olasıdır. Bu hücreler korneayı saydam tutan pompaları çalıştırır ve yenilenmezler. Uzun süren cerrahi, aletlerin temas etmesi veya lensin korneaya yakın durması bu hücreleri azaltabilir. Sayı kritik düzeyin altına inerse kornea şişer, bulanıklaşır ve ileri olgularda kornea nakli gündeme gelebilir.
Kistoid maküla ödemi, retinanın en keskin gören merkezinde sıvı birikmesidir. Genellikle ameliyattan haftalar sonra ortaya çıkar ve görmenin beklenen kadar iyi olmamasına yol açar. Damla tedavisiyle çoğu olguda geriler. İris dokusunun sürekli tahriş olduğu durumlarda tekrarlayabilir.
Dikişe bağlı sorunlar da vardır. Dikiş ipliği yıllar içinde yorulup kopabilir; bu durumda lens yeniden kayar. Dikiş ucu skleradan dışarı çıkarsa göz kapağını tahriş eder ve enfeksiyon için kapı aralar; bu nedenle dikiş uçları doku altına gömülür. Ayrıca lensin eğik sabitlenmesi astigmatizma yaratabilir ve gözlükle düzeltme gerektirebilir.
Enfeksiyon, nadir ancak ciddiye alınması gereken bir durumdur. Ameliyattan sonraki ilk günlerde artan ağrı, belirgin kızarıklık, gözde çapaklanma ve hızlı görme kaybı bu açıdan uyarıcıdır. Bu tabloda vakit kaybetmeden başvurmak esastır.
Onarım Sonrası Görme Ne Zaman Düzelir?
Görmenin düzelme hızı, kaymanın süresi, gözün diğer yapılarının durumu ve yapılan işlemin kapsamına göre değişir. Ameliyattan sonraki ilk günlerde görme genellikle bulanıktır. Bunun nedeni korneanın hafif ödemli olması, ön kamarada iltihabi hücrelerin bulunması ve göz bebeğinin genişletici damla etkisiyle geniş kalmasıdır. Bu ilk dönem bulanıklığı, ameliyatın başarısını yansıtmaz.
Birinci haftanın sonuna doğru kornea ödemi çözülmeye başlar ve görmede belirgin bir toparlanma hissedilir. İkinci ve dördüncü haftalar arasında görme büyük ölçüde stabilleşir. Bu dönemde hasta günlük işlerini rahatlıkla yapabilir hale gelir. Ancak net ve kesin bir sonuç için genellikle altı ile sekiz hafta beklenir. Bu süre, dikişlerin gerginliğinin dengelenmesi, korneanın şeklinin oturması ve lensin son konumuna yerleşmesi için gereklidir.
Gözlük ölçümü, iyileşme tamamlanmadan yapılmaz. Erken dönemde alınan ölçüm yanıltıcı olur, çünkü kornea ve lens konumu henüz değişkendir. Genellikle sekizinci haftadan sonra kalıcı gözlük reçetesi düzenlenir. Skleral fiksasyonlu lenslerde bir miktar astigmatizma kalması olağandır ve gözlükle düzeltilir. Bazı hastalarda lens, doğal merceğin bulunduğu yere göre bir milimetre farklı derinlikte oturduğu için hedeflenen numaradan küçük bir sapma olabilir; bu sapma gözlükle giderilir.
Görmenin ulaşacağı seviyeyi belirleyen en önemli etken, gözün lens dışındaki yapılarının sağlığıdır. Retinası ve görme siniri sağlam olan bir gözde, lens doğru konuma oturduğunda görme kaymadan önceki düzeyine yakın hale gelebilir. Buna karşılık lens uzun süre kaymış durumda kaldıysa ve bu süreçte maküla ödemi gelişmişse, ya da eşlik eden glokom, retina hastalığı veya kornea sorunu varsa, görme sınırlı kalabilir. Travma sonrası onarımlarda darbenin retinada ve görme sinirinde bıraktığı hasar sonucu doğrudan etkiler.
Bazı hastalar ameliyattan sonra ilk haftalarda görüntünün boyutunun farklı olduğunu veya iki gözün algısının uyuşmadığını fark eder. Beyin bu farkı zamanla telafi eder. Yine de fark belirginse gözlük camlarının uyumlandırılmasıyla düzeltme yapılabilir.
Lens Yeniden Kayabilir mi?
Yeniden kayma ihtimali, bu cerrahinin en çok merak edilen konularından biridir. Dürüst yanıt şudur: onarımın kalıcılığı, lensin hangi yönteme göre sabitlendiğine ve gözün altta yatan durumuna bağlıdır. Onarım, kayan lensi sağlam bir dokuya bağlar; ancak asıl sorunun kaynağı olan zayıflık ortadan kalkmaz. Bu nedenle takip önemini korur.
Dikişle skleraya sabitlenen lenslerde, dikiş ipliğinin zamanla yorulup kopması bilinen bir durumdur. Bu genellikle yıllar sonra gerçekleşir ve lensin bir kolunun serbest kalmasıyla lens tek yöne doğru eğilir. Hasta yeniden bulanıklık ve çift görme hisseder. Bu durumda kopan dikişin yenilenmesi genellikle ilk ameliyattan daha kısa bir işlemdir. Günümüzde kullanılan dikiş malzemeleri, eskilere göre daha dayanıklı seçilmektedir.
Dikişsiz, yani lens kollarının skleral tünellere gömüldüğü tekniklerde iplik kopması sorunu yoktur. Bu yöntemlerde risk, kolun tünelden dışarı doğru sıyrılmasıdır; ancak kol uçlarının genişletilmesi ve doku içine iyi gömülmesiyle bu ihtimal azaltılır. İris fiksasyonunda ise dikişin iris dokusunu zamanla kesip geçmesi mümkündür; bu durumda da lens serbest kalır.
Travma, yeniden kaymanın en önemli tetikleyicisidir. Onarılmış bir göze gelen darbe, sabitleme noktalarını zorlar. Bu nedenle riskli spor yaparken, bahçe veya atölye işlerinde koruyucu gözlük kullanmak kalıcılık açısından değerlidir. Aynı şekilde gözü ovalamak, özellikle alerjik kaşıntısı olan kişilerde sürekli bir mekanik zorlanma yaratır; kaşıntı tedavi edilmelidir.
Psödoeksfoliasyon gibi ilerleyici bir hastalık varsa, göz genel olarak zayıflamaya devam eder. Bu hastalarda lens sabitlense bile glokom açısından düzenli kontrol gerekir, çünkü aynı süreç gözün süzgeç bölgesini de etkiler.
- Kontrolleri aksatmamak; şikâyet olmasa bile yılda en az bir kez değerlendirme
- Riskli işlerde ve sporlarda koruyucu gözlük kullanmak
- Gözü ovalamamak, alerjik kaşıntıyı tedavi etmek
- Bulanıklık veya çift görme yeniden başlarsa erken başvurmak
Genel olarak, iyi planlanmış ve doğru teknikle yapılmış bir onarım uzun yıllar sorunsuz kalabilir. Yeniden kayma yaşansa bile, bu durum çoğu zaman yeniden düzeltilebilir bir sorundur. Önemli olan, değişimi erken fark etmek ve gözün diğer yapılarına zarar vermeden müdahale edilmesini sağlamaktır.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.