Kornea, gözün en önündeki saydam tabakadır ve gözün odaklama gücünün yaklaşık üçte ikisini sağlar. Bu tabakanın yüzeyinin pürüzsüz ve düzgün olması, net görmenin ön koşuludur. Ancak bazı hastalıklar korneanın yüzeyini bozar: üzerinde birikintiler oluşur, düzensiz tümsekler belirir, bulanık lekeler gelişir ya da en dıştaki hücre örtüsü alttaki zemine tutunamaz hale gelir. Bu durumlarda görme bulanıklaşır, kamaşma artar ve bazı hastalarda tekrarlayan, şiddetli ağrı atakları yaşanır.
Fototerapötik keratektomi, kısaca PTK, bu sorunların tedavisinde kullanılan bir lazer uygulamasıdır. İşlemde excimer lazer adı verilen bir cihaz, korneanın en yüzeysel katmanındaki hastalıklı dokuyu mikron düzeyinde hassasiyetle buharlaştırır. Geriye pürüzsüz, temiz ve sağlıklı bir zemin kalır. İsmindeki "fototerapötik" ifadesi, işlemin amacını açıkça belirtir: bu bir görme numarası düzeltme işlemi değil, tedavi amaçlı bir uygulamadır.
Bu yazıda PTK'nın ne olduğu, hangi kornea hastalıklarında kullanıldığı, tekrarlayan kornea erozyonunun neden geliştiği ve PTK'nın buna nasıl yardımcı olduğu, LASIK ile farkı, işlemin nasıl yapıldığı, ağrı ve anestezi durumu, süresi, iyileşme dönemi, görmenin ne zaman netleştiği, riskler ve hastalığın tekrarlama ihtimali ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Fototerapötik Keratektomi (PTK) Nedir?
PTK, excimer lazer kullanılarak korneanın yüzeyel katmanlarındaki hastalıklı dokunun kontrollü biçimde uzaklaştırıldığı bir tedavi yöntemidir. Excimer lazer, argon ve flor gazlarının karışımından üretilen, gözle görülmeyen ultraviyole dalga boyunda bir ışık kaynağıdır. Bu lazerin en önemli özelliği, çalışma biçimidir: dokuyu yakmaz ya da eritmez, moleküler bağları doğrudan kırarak dokuyu buharlaştırır. Bu olaya fotoablasyon denir.
Bu mekanizmanın en büyük avantajı, komşu dokuya ısı hasarı vermemesidir. Lazerin her atışı, korneadan yaklaşık çeyrek mikron kalınlığında bir tabakayı kaldırır. Bu, insan saç telinin binde biri kadar bir ölçüdür. Bu hassasiyet sayesinde cerrah, korneanın ne kadarının alınacağını neredeyse molekül düzeyinde kontrol edebilir. Bu düzeyde bir kontrolü bıçakla ya da başka bir aletle sağlamak mümkün değildir.
PTK'nın çalışma alanı, korneanın yüzeyel bölgesidir. Bu bölge, epitel tabakası, hemen altındaki Bowman tabakası ve stromanın en üst kısmıdır. Kornea hastalıklarının önemli bir bölümü tam da bu bölgede yerleşir. PTK, işte bu yüzeysel katmanı bir bütün olarak tıraşlayarak, altta sağlıklı ve düzgün bir zemin bırakır.
İşlemde iki temel yaklaşım kullanılır. Yüzey tıraşlama yaklaşımında, lazer geniş bir alana eşit dağıtılarak yüzeyden ince bir tabaka kaldırılır. Bu, dağınık birikintilerin bulunduğu distrofilerde tercih edilir. Nokta atışı yaklaşımında ise lazer, yalnızca tümsek yapan ya da leke oluşturan sınırlı bir alana odaklanır ve o bölgeyi çevresiyle aynı seviyeye getirir.
Bir başka önemli teknik, maskeleme sıvılarının kullanımıdır. Kornea yüzeyi çukur ve tümsekler içeriyorsa, lazer her yere aynı miktarda uygulandığında bu düzensizlik olduğu gibi alta aktarılır. Bunu önlemek için yüzeye kıvamlı, jel benzeri bir sıvı damlatılır. Sıvı çukurlarda birikir, tümseklerde ince kalır. Lazer önce sıvıyı buharlaştırdığı için, çukurlar korunurken tümsekler daha çok tıraşlanır ve yüzey düzleşir. Bu, PTK'nın en zarif ve en teknik yönlerinden biridir.
PTK, kornea nakli gibi büyük cerrahilerin alternatifi olarak da değerlendirilebilir. Yüzeysel bir hastalıkta korneanın tümünü değiştirmek yerine, yalnızca sorunlu ince tabakayı almak hem daha az girişimsel hem de doku reddi riski taşımayan bir yaklaşımdır. Bu nedenle uygun hastalarda öncelikli seçenek olarak düşünülür.
PTK Hangi Kornea Hastalıklarında Uygulanır?
PTK'nın kullanım alanı, korneanın yüzeyel bölgesinde yerleşen hastalıklarla sınırlıdır. Bu sınır, yöntemin hem gücünü hem de kısıtını belirler.
En sık kullanım alanı, tekrarlayan kornea erozyonudur. Bu tabloda epitel tabakası, altındaki zemine tutunamaz ve zaman zaman kalkar. Genellikle sabah uyanırken ani bir batmayla kendini gösterir. Damla ve merhem tedavilerine yanıt vermeyen olgularda PTK, kalıcı çözüm sunan en etkili yöntemlerden biridir.
İkinci grup, kornea distrofileridir. Bunlar kalıtsal hastalıklardır ve korneada anormal maddelerin birikmesiyle karakterizedir. Ön bazal membran distrofisi, yüzeyde harita ve nokta benzeri şekiller oluşturur ve tekrarlayan erozyonun en sık nedenidir. Granüler distrofide korneada kırıntı benzeri beyaz birikintiler, kafes distrofisinde ise ince çizgiler halinde birikimler görülür. Bu birikintiler ışığı saçar ve görmeyi bulanıklaştırır. Yüzeye yakın yerleşen tiplerde PTK, birikintileri temizleyerek görmeyi belirgin biçimde iyileştirir.
Reis-Bücklers distrofisi, Bowman tabakasını tutan ve PTK'ya çok iyi yanıt veren bir tiptir. Bu hastalıkta lazer, hastalıklı tabakayı doğrudan hedefler.
Üçüncü grup, kornea yüzeyindeki lekeler ve izlerdir. Geçirilmiş yüzeysel enfeksiyonlar, özellikle uçuk virüsüne bağlı keratitler, yabancı cisim yaralanmaları ve pas halkası artıkları yüzeyde kalıcı bulanıklık bırakabilir. Bu izler yüzeye yakınsa PTK ile kaldırılabilir.
Dördüncü grup, korneanın yüzeyindeki düzensizliklerdir. Bant keratopati, korneanın orta bandında kalsiyum birikmesiyle oluşan beyaz bir tabakadır ve hem görmeyi bozar hem de yüzeyi pürüzlü hale getirerek rahatsızlık verir. Salzmann nodüler dejenerasyonu, yüzeyde mavimsi-gri tümsekler oluşturur. Her iki durumda da PTK bu birikintileri temizler.
Ayrıca, daha önce yapılmış lazer işlemlerinden kalan merkezi adacıklar veya düzensizlikler, keratokonusun yüzeyel tepesindeki tümsekler ve pterjium ameliyatı sonrası kalan yüzey pürüzleri de PTK ile düzeltilebilir.
- Tedaviye yanıt vermeyen tekrarlayan kornea erozyonu
- Yüzeye yerleşmiş kornea distrofileri ve birikintiler
- Geçirilmiş enfeksiyon veya travmaya bağlı yüzeysel kornea lekeleri
- Bant keratopati ve Salzmann nodüler dejenerasyonu
- Önceki cerrahilerden kalan yüzey düzensizlikleri
PTK'nın uygun olmadığı durumlar da nettir. Hastalık stromanın derinlerine inmişse, lazer o kadar doku alamaz; çünkü kornea aşırı incelirse yapısal olarak zayıflar. Kornea kalınlığı zaten sınırdaysa, aktif bir enfeksiyon varsa, ciddi göz kuruluğu veya kapak kapanma sorunu varsa, ya da kornea duyusu kaybolmuşsa işlem uygun değildir; bu durumlarda yüzey iyileşemez ve tablo kötüleşebilir.
Tekrarlayan Kornea Erozyonu Neden Olur ve PTK Nasıl Yardımcı Olur?
Tekrarlayan kornea erozyonunu anlamak için, epitelin nasıl tutunduğunu bilmek gerekir. Epitel, alttaki zemine rastgele oturmaz; hemidesmozom adı verilen minik tutamaklar ve bunları alta bağlayan bağlantı lifleri sayesinde yapıştırılır. Bu sistem, bir halının zemine yapıştırılmasına benzer. Yapıştırıcı sağlamsa halı yerinde kalır; zayıfsa halı kalkar.
Bu yapışma sisteminin bozulmasının iki ana nedeni vardır. Birincisi geçirilmiş bir travmadır. Özellikle tırnak çizmesi, kâğıt kenarı kesiği veya bir bitki yaprağının sürtmesi gibi keskin ve yüzeysel yaralanmalar, epiteli kaldırırken alttaki bağlantı yapılarını da tahrip eder. Yara kapanır, ancak yeni epitel bu bozuk zemine tam yapışamaz. Aylar hatta yıllar sonra bile atak başlayabilir.
İkinci neden kalıtsal distrofilerdir. Ön bazal membran distrofisinde, epitelin oturduğu zar anormal biçimde katlanır ve kalınlaşır. Bu düzensiz zemin, tutunma için elverişli değildir. Bu hastalarda genellikle her iki göz de etkilenir ve travma öyküsü olmayabilir.
Atağın tipik senaryosu şöyledir: uyku sırasında göz kapağı kapalı kalır ve gözyaşı üretimi azalır. Bu, kapağın iç yüzü ile epitel arasında hafif bir yapışma yaratır. Sabah kişi uyandığında gözünü açar; kapak yukarı hareket ederken, zaten zayıf tutunan epitel tabakasını bir yapıştırıcı bant gibi kaldırır. Sonuçta ani, şiddetli bir batma, sulanma, ışık hassasiyeti ve bulanıklık başlar. Bu tabloya "sabah gözümü açtığımda sanki bıçak sapladılar" benzetmesi sık yapılır.
Ataklar günler ya da haftalar içinde tekrarlayabilir ve kişinin yaşam kalitesini ciddi biçimde bozar. Bazı hastalar sabah uyanma korkusu yaşar. Ataklar sonrası göz birkaç gün içinde iyileşir; ancak zemin düzelmediği için döngü sürer.
PTK bu döngüyü kırar. Lazer, öncelikle bozuk yapışma zeminini tümüyle uzaklaştırır. Anormal bazal membran, düzensiz katlantılar ve tutunmayan artık dokular temizlenir. Ardından lazer, Bowman tabakasının en üst kısmından çok ince bir katman kaldırır. Bu, iki etki yaratır. Birincisi, ortaya çıkan yeni yüzey pürüzlü ve düzenlidir; bu pürüz, epitel hücrelerinin tutunması için ideal bir zemin sunar. İkincisi, lazerin uyarısıyla bu bölgede yeni ve güçlü bağlantı proteinlerinin üretimi tetiklenir. Sonuçta epitel, eskisinden çok daha sağlam biçimde yapışır.
PTK, bu endikasyonda oldukça yüzeysel bir uygulamadır. Genellikle beş ile on mikron gibi çok ince bir katman alınır. Bu miktar korneanın kalınlığını anlamlı biçimde etkilemez ve gözlük numarasında belirgin değişiklik yaratmaz. Bu, PTK'nın erozyon tedavisinde bu kadar tercih edilmesinin nedenlerinden biridir: küçük bir müdahaleyle büyük bir sorun çözülür.
PTK ile Görme Bozukluğu Lazeri (LASIK) Arasındaki Fark Nedir?
Her iki işlem de excimer lazer kullanır ve bu benzerlik kafa karışıklığı yaratır. Ancak amaçları, teknikleri ve hedefleri tamamen farklıdır.
En temel fark amaçtır. LASIK, gözlük veya lens bağımlılığını azaltmak için yapılan bir görme düzeltme işlemidir. Amaç, sağlıklı bir korneanın şeklini değiştirerek miyopi, hipermetropi veya astigmatizmayı gidermektir. Kişi zaten gözlükle net görmektedir; işlem yaşam konforu içindir. PTK ise hastalıklı bir korneayı tedavi etmek için yapılır. Amaç, ağrıyı kesmek, birikintiyi temizlemek ve saydamlığı geri kazandırmaktır. Kişi gözlükle bile net göremiyor ya da ağrı çekiyordur.
İkinci fark, hedef dokudur. LASIK'te lazer, kornea stromasının orta katmanlarına uygulanır. Bunun için önce yüzeyde ince bir kapak, yani flep kaldırılır, lazer alttaki dokuya uygulanır ve kapak geri yerleştirilir. PTK'da flep yoktur. Lazer doğrudan yüzeye uygulanır; hedef zaten en yüzeysel katmandır. Hastalık yüzeyde olduğu için, oraya ulaşmak için bir kapak kaldırmanın anlamı yoktur.
Üçüncü fark, lazer profilidir. LASIK'te lazer, kişinin numarasına göre hesaplanmış özel bir şekil oyar; örneğin miyopide korneanın merkezini düzleştirir. PTK'da ise amaç şekil vermek değil, düzgün bir yüzey elde etmektir. Lazer genellikle geniş ve eşit bir alana uygulanır ya da yalnızca tümsek yapan bölgeye odaklanır.
Dördüncü fark, sonuçtaki numaraya yaklaşımdır. LASIK'te hedef, belirlenen numarayı sıfırlamaktır ve sonuç öngörülebilir. PTK'da ise numara değişimi bir hedef değil, çoğu zaman bir yan etkidir. Yüzeyden doku alındığı için kornea genellikle bir miktar düzleşir ve hasta hipermetropiye kayar. Bu kayma öngörülemez, çünkü hastalıklı dokunun ne kadar kalın olduğu ve nasıl dağıldığı kişiye özgüdür. Bu nedenle PTK öncesi hastaya, gözlük numarasının değişebileceği ve sonrasında gözlük gerekebileceği açıkça anlatılır.
Beşinci fark, iyileşme sürecidir. LASIK'te yüzey epiteli büyük ölçüde korunduğu için ağrı azdır ve görme bir iki gün içinde netleşir. PTK'da epitel tamamen kaldırıldığı için ilk günler ağrılıdır ve görmenin netleşmesi haftalar sürer.
Bazı olgularda iki yaklaşım birleştirilir. Hem yüzeysel hastalığı olan hem de belirgin numarası bulunan bir hastada, lazer profili her ikisini birden hedefleyecek biçimde planlanabilir. Ancak öncelik her zaman tedavidedir; numara düzeltmesi ikincil bir kazanç olarak değerlendirilir.
Fototerapötik Keratektomi Nasıl Yapılır?
İşlem, ayrıntılı bir hazırlık aşamasıyla başlar. Görme keskinliği ölçülür, gözlük numarası belirlenir ve kornea biyomikroskop altında incelenir. En kritik ölçüm, kornea kalınlığıdır; bu ölçüm pakimetri ile yapılır ve lazerin ne kadar doku alabileceğini belirler. Kornea topografisi ile yüzey haritası çıkarılır; bu harita, düzensizliklerin nerede olduğunu ve ne kadar derin gittiğini gösterir. Bazı olgularda ön segment görüntüleme yöntemleriyle hastalıklı tabakanın derinliği mikron düzeyinde ölçülür. Bu ölçüm, hastalığın PTK ile ulaşılabilir olup olmadığını belirleyen en önemli veridir.
Bu verilerle bir hesap yapılır: hastalıklı doku ne kadar kalın, işlem sonrası ne kadar kornea kalacak ve bu kalınlık yapısal güvenlik için yeterli mi. Eğer hesap, korneanın kabul edilebilir sınırın altına ineceğini gösteriyorsa, PTK yerine başka bir yaklaşım planlanır.
İşlem günü hastaya damla anestezisi uygulanır. Hasta lazer cihazının altına sırt üstü yatırılır. Göz kapakları, kırpmayı engellemek için küçük bir ekartörle açık tutulur. Hastadan cihazın içindeki sabit bir ışığa bakması istenir.
İlk adım epitelin uzaklaştırılmasıdır. Bu, iki yöntemle yapılabilir. Mekanik yöntemde cerrah, künt uçlu bir spatula ile epiteli nazikçe kazır. Bu, tekrarlayan erozyon olgularında tercih edilir; çünkü zaten gevşek olan epitel kolayca kalkar ve altındaki zemin doğrudan görülür. Bazı hekimler epiteli gevşetmek için kısa süre seyreltik alkol uygular. Transepitelyal yöntemde ise epitel de lazerle buharlaştırılır. Bu yöntem, epitelin kendisinin düzensizlikleri örttüğü durumlarda tercih edilir; çünkü epitel doğal bir dolgu maddesi gibi çukurları doldurur ve lazerin bunu kendi kaldırması daha düzgün bir profil oluşturabilir.
İkinci adım, tedavi lazerinin uygulanmasıdır. Cerrah, tedavi edilecek alanın çapını ve kaldırılacak doku derinliğini cihaza girer. Lazer belirli bir hızda atış yapar ve her atış çeyrek mikron kadar doku kaldırır. Cerrah bu sırada mikroskoptan yüzeyi izler ve birikintilerin kaybolmasını takip eder.
Üçüncü adım, maskeleme sıvısının kullanımıdır. Yüzey düzensizse, cerrah işlem sırasında yüzeye kıvamlı bir sıvı damlatır. Sıvı çukurları doldurur, tümsekler açıkta kalır. Lazer önce sıvıyı buharlaştırdığı için tümsekler daha çok tıraşlanır. Bu adım tekrarlanarak yüzey kademeli olarak düzleştirilir.
Dördüncü adım, mitomisin uygulamasıdır. Bazı olgularda, özellikle derin tedavi yapıldığında veya haze yani bulanıklık riski yüksek olduğunda, işlem sonunda yüzeye kısa süre bu ilaç uygulanır. İlaç, iyileşme sırasında aşırı yara dokusu üreten hücreleri baskılar ve kalıcı bulanıklık riskini azaltır. Uygulama saniyeler ile bir dakika arasında sürer ve ardından bol serumla yıkanır.
Son adımda göze antibiyotikli damla uygulanır ve tedavi amaçlı yumuşak bir kontakt lens takılır. Bu lens bandaj görevi görür; açık kalan yüzeyi kapak hareketinden korur ve ağrıyı belirgin biçimde azaltır. Lens, epitel kapanana kadar, genellikle üç ile beş gün gözde kalır.
İşlem Ağrılı mıdır, Anestezi Nasıl Uygulanır?
Bu sorunun yanıtı iki bölümlüdür ve hastaya net biçimde anlatılması önemlidir: işlem sırasında ağrı yoktur, ancak sonrasında birkaç gün rahatsızlık vardır.
İşlem sırasında kullanılan anestezi, damla şeklinde uygulanan yüzeysel bir uyuşturucudur. Damla göze damlatıldığında birkaç saniye hafif bir yanma hissi verir; ardından korneanın duyusu hızla kaybolur. Genellikle işlem öncesinde iki üç kez tekrarlanır. Etki başladığında hasta ağrı hissetmez.
İşlem sırasında hasta bazı duyumlar yaşar. Kapak ekartörü takıldığında hafif bir basınç hissedilir. Epitel kazınırken bir dokunma veya sürtünme hissi olabilir; ancak bu ağrı değildir. Lazer çalışırken tık tık şeklinde ritmik bir ses duyulur. Ayrıca lazerin doku ile etkileşiminden çıkan, hafif yanık kokusuna benzer bir koku alınabilir; bu, buharlaşan dokunun kokusudur ve gözün yandığı anlamına gelmez. Görüntü işlem boyunca bulanıklaşabilir ve sabit bakılan ışık soluklaşabilir; bu normaldir ve hastaya önceden söylenirse endişe yaratmaz.
Genel anestezi bu işlemde kullanılmaz. Çünkü hastanın sabit bir noktaya bakması, lazerin doğru yere uygulanması için gereklidir. İşlem kısa sürdüğü için damla anestezisi yeterlidir.
Asıl konu, işlem sonrası dönemdir. Anestezinin etkisi yaklaşık yarım saat içinde geçer ve ardından ağrı başlar. Bunun nedeni açıktır: epitel tabakası tamamen kaldırılmıştır ve altındaki sinir uçları açıkta kalmıştır. Bu, geniş bir yüzeysel sıyrık gibidir. Ağrı, batma, sulanma, ışığa dayanılmaz hassasiyet ve gözü açamama şeklinde kendini gösterir.
Bu dönem genellikle iki ile dört gün sürer. En yoğun rahatsızlık ilk yirmi dört ile kırk sekiz saattedir. Epitel kapandıkça ağrı hızla azalır ve genellikle dördüncü güne gelindiğinde belirgin bir rahatlama hissedilir.
Bu ağrıyı yönetmek için birkaç yöntem birlikte kullanılır. Tedavi amaçlı kontakt lens en etkili yöntemdir; kapak ile açık yüzey arasına girerek sürtünmeyi keser. Ağızdan ağrı kesici ilaçlar verilir ve ilk günlerde düzenli aralıklarla, ağrı başlamadan önce alınması önerilir. Ağrı kesici damlalar da eklenebilir. Soğuk kompres uygulanabilir. Karanlık bir odada dinlenmek, güneş gözlüğü kullanmak ve ilk günü uyuyarak geçirmek konforu artırır.
Burada çok önemli bir uyarı vardır: işlem sırasında kullanılan uyuşturucu damlalar, hastaya kesinlikle verilmez ve hasta bu damlaları hiçbir şekilde kendi başına kullanmamalıdır. Bu damlalar tekrarlanan kullanımda epitel hücrelerinin bölünmesini durdurur, iyileşmeyi tamamen engeller ve kalıcı kornea hasarına yol açar. Ağrı kesilir ancak göz iyileşmez; bu, geri dönüşü olmayan bir tabloya dönüşebilir. Ağrı yönetimi mutlaka hekimin verdiği ilaçlarla yapılmalıdır.
PTK İşlemi Ne Kadar Sürer?
Lazerin fiilen çalıştığı süre, hastaların çoğunu şaşırtacak kadar kısadır. Tekrarlayan erozyon tedavisinde, yalnızca birkaç mikron doku alındığı için lazer süresi otuz saniyeden az olabilir. Daha derin bir birikinti temizliğinde bu süre bir ile iki dakikaya çıkar. En kapsamlı olgularda bile lazer süresi nadiren üç dakikayı aşar.
Ancak işlemin toplam süresi bundan uzundur. Hastanın cihaz altına yatırılması, göz kapaklarının açılması, hizalamanın yapılması, epitelin kaldırılması, lazerin uygulanması, gerekiyorsa maskeleme sıvısının damlatılması ve tekrar lazer atılması, mitomisin uygulanması ve yıkanması, son olarak damla ve kontakt lens takılması toplandığında, gözün işlem masasında geçirdiği süre on ile yirmi dakika arasındadır.
Hastanın hastanede geçireceği toplam süre ise genellikle bir ile iki saat civarındadır. Bu süreye kayıt, son muayene, işlem öncesi damlaların uygulanması, işlem, sonrasında kısa bir dinlenme ve reçete ile bilgilendirme dâhildir. İşlem sonrası hasta aynı gün evine gider; yatış gerekmez.
Ancak önemli bir nokta vardır: hasta işlem sonrası kendi aracını kullanamaz. Anestezi geçtiğinde ağrı ve sulanma başlayacak, ayrıca görme bulanık olacaktır. Bu nedenle hastaneye bir refakatçiyle gelmek gerekir.
Süreyi uzatan bazı durumlar vardır. Yüzey çok düzensizse, maskeleme sıvısı ile birkaç kez tekrarlanan lazer uygulaması gerekebilir; bu, işlem süresini belirgin biçimde artırır. Hasta sabit bakamıyor ve sürekli göz hareketi yapıyorsa, cihazın göz takip sistemi lazeri duraklatır ve süre uzar. İki gözün aynı seansta tedavi edilmesi de süreyi yaklaşık ikiye katlar; ancak çoğu olguda iki göz aynı anda tedavi edilmez. Bunun nedeni, iyileşme döneminde her iki gözün de birkaç gün bulanık ve ağrılı olmasının günlük yaşamı ciddi biçimde zorlaştırmasıdır. Genellikle önce bir göz tedavi edilir, iyileştikten sonra diğerine geçilir.
İşlemden Sonra İyileşme Süreci Nasıldır?
İyileşmenin merkezinde epitelin yeniden büyümesi vardır. Lazer sonrası korneanın yüzeyinde, çapı beş ile dokuz milimetre arasında değişen açık bir alan kalır. Bu alanın kapanması, kornea kenarındaki kök hücre havuzundan üretilen yeni epitel hücrelerinin merkeze doğru göç etmesiyle olur. Hücreler bir örtü gibi ilerler ve ortada buluşur. Bu süreç genellikle üç ile beş gün sürer.
İlk yirmi dört saat, sürecin en zor bölümüdür. Ağrı en yoğun bu dönemdedir. Hasta gözünü açmakta zorlanır, sürekli sulanır ve ışığa bakamaz. Bu dönemde uygun strateji, karanlık bir odada dinlenmek ve mümkünse uyumaktır. Uyku hem zamanı geçirir hem de gözü kapalı tutarak korur.
İkinci ve üçüncü günlerde ağrı kademeli olarak azalır. Epitel merkeze doğru kapandıkça açık yüzey küçülür ve rahatsızlık geriler. Üçüncü ve beşinci gün arasında epitel genellikle tamamen kapanır. Bu, kontrol muayenesinde floresein boyası ile doğrulanır.
Kontakt lens, epitel kapandığı doğrulandıktan sonra hekim tarafından çıkarılır. Hasta bu lensi kendi başına çıkarmamalıdır; çünkü taze epiteli koparabilir. Lens çıkarıldığında hasta genellikle belirgin bir rahatlama hisseder.
Damla tedavisi birkaç bileşenden oluşur. Antibiyotikli damla, açık yüzey kapanana kadar kullanılır ve enfeksiyonu önler. Kortizonlu damla, epitel kapandıktan sonra başlanır ve haze yani bulanıklık oluşumunu baskılamak için haftalar hatta aylar boyunca azaltılarak sürdürülür. Bu damlanın erken kesilmesi bulanıklık riskini artırabilir. Yapay gözyaşı damlaları, koruyucusuz olanlar tercih edilerek, sık aralıklarla ve uzun süre kullanılır; bunlar hem konforu artırır hem de yeni epitelin sağlıklı olgunlaşmasını destekler.
Kortizonlu damla kullanan hastalarda göz içi basıncı yükselebilir. Bu, sessiz seyreden bir durumdur ve yalnızca ölçümle fark edilir. Bu nedenle kontrol muayenelerinde basınç mutlaka ölçülür.
Yaşam tarzı önerileri de önemlidir. İlk hafta göz ovalanmamalıdır. Su teması sınırlandırılmalı, havuz ve deniz en az iki hafta ertelenmelidir. Tozlu ve dumanlı ortamlardan kaçınılmalıdır. Güneş gözlüğü, ışık hassasiyetini azaltmanın yanında ultraviyole korumasıyla haze riskini azaltmaya da katkı sağlar; bu nedenle ilk aylarda dışarıda düzenli kullanılması önerilir.
- İlk üç gün karanlık ortamda dinlenmek ve ağrı kesiciyi düzenli almak
- Kontakt lensi kendi başına çıkarmamak, hekimin çıkarmasını beklemek
- Kortizonlu damlayı kendi başına kesmemek, azaltma programına uymak
- Yapay gözyaşını uzun süre ve sık aralıklarla kullanmak
- Dışarıda güneş gözlüğü takmak ve gözü ovalamamak
PTK Sonrası Görme Ne Zaman Netleşir?
Görmenin netleşmesi, PTK'da sabır gerektiren bir süreçtir ve hastaya bu gerçek işlem öncesinde açıkça anlatılmalıdır. İşlem, LASIK gibi ertesi gün net görme sağlayan bir uygulama değildir.
İlk günlerde görme ileri derecede bulanıktır. Bunun nedeni, epitelin henüz kapanmamış olması, gözde ödem bulunması ve tedavi amaçlı kontakt lensin optik olarak net bir görüntü sağlamamasıdır. Bu dönemde hasta genellikle sadece kaba şekilleri seçebilir.
Birinci haftanın sonunda, epitel kapandıktan sonra görmede belirgin bir sıçrama olur. Ancak bu, henüz nihai görme değildir. Yeni epitel tabakası düzensizdir; hücreler farklı kalınlıklarda dizilmiştir ve yüzey tam pürüzsüz değildir. Bu düzensizlik ışığı saçar ve görme dalgalı olur. Hasta bazı saatler daha net, bazı saatler daha bulanık gördüğünü söyleyebilir.
İkinci ile altıncı haftalar arasında epitel olgunlaşır, kalınlığı düzenlenir ve yüzey pürüzsüzleşir. Bu dönemde görme kademeli olarak iyileşir. Çoğu hasta bu süre içinde günlük işlerini rahatça yapabilir hale gelir.
Nihai görme genellikle üç ile altı ay arasında elde edilir. Bazı olgularda, özellikle derin tedavilerde, bu süre bir yıla kadar uzayabilir. Bu süre boyunca görme yavaş yavaş oturur ve kornea şekli stabilleşir.
Gözlük ölçümü, bu stabilizasyon tamamlanmadan yapılmaz. Erken ölçüm sürekli değişir ve yaptırılan gözlük kısa sürede yetersiz kalır. Genellikle en az üç ay beklenir.
Numara değişimi konusu, PTK'nın en önemli bilgilendirme başlıklarından biridir. İşlem sonrasında kornea genellikle bir miktar düzleşir ve hasta hipermetropiye kayar. Yani daha önce yakını görebilen bir kişi, sonrasında yakın için gözlük ihtiyacı hissedebilir. Bu kayma öngörülemez, çünkü ne kadar doku alınacağı hastalığın kalınlığına bağlıdır. Bu nedenle PTK öncesinde "gözlükten kurtulacaksınız" gibi bir beklenti oluşturulmaz; aksine gözlük ihtiyacının değişebileceği net biçimde anlatılır.
Görmenin ulaşacağı seviyeyi belirleyen en önemli etken, hastalığın derinliğidir. Yüzeysel bir birikinti tümüyle temizlenmişse ve altında saydam kornea varsa, görme çok iyi düzeye ulaşabilir. Ancak hastalık derine iniyorsa ve lazer güvenlik sınırı nedeniyle tamamını alamamışsa, bir miktar bulanıklık kalır. Bu durumda amaç, mükemmel görme değil, anlamlı bir iyileşme ve semptom kontrolüdür.
Fototerapötik Keratektominin Riskleri Nelerdir?
PTK, göreceli olarak güvenli bir uygulamadır; ancak her cerrahi gibi kendine özgü durumları vardır.
En sık ve en beklenen sorun, öngörülemeyen numara değişimidir. Yüzeyden doku alınması kaçınılmaz olarak korneanın kırıcılığını değiştirir. Çoğu hastada hipermetropiye kayma olur. Bu değişim, işlem öncesi hesaplansa bile tam olarak öngörülemez; çünkü hastalıklı dokunun dağılımı düzensizdir. Sonuç, gözlükle düzeltilebilir; ancak hasta bunu önceden bilmelidir.
Haze, yani kornea bulanıklığı, ikinci önemli konudur. Yüzeysel lazer sonrası iyileşme sırasında, kornea hücrelerinin bir kısmı yara onarım hücrelerine dönüşür ve düzensiz kolajen üretir. Bu, korneada grimsi bir sisleşme yaratır. Genellikle işlemden bir ile üç ay sonra ortaya çıkar ve çoğu olguda kademeli olarak geriler. Derin tedavilerde risk daha yüksektir; bu nedenle mitomisin kullanılır ve kortizonlu damla uzun süre sürdürülür. Ultraviyole maruziyeti haze riskini artırdığı için güneş gözlüğü kullanımı önerilir.
Gecikmiş epitel iyileşmesi, bir diğer sorundur. Normalde beş gün içinde kapanması beklenen yüzey, bazı hastalarda daha uzun sürebilir. Bu, özellikle göz kuruluğu olan, diyabeti bulunan veya kornea duyusu azalmış hastalarda görülür. Uzayan açık yüzey enfeksiyon riskini artırır ve ek tedavi gerektirir.
Enfeksiyon, nadir ancak ciddi bir durumdur. İşlem sonrası kornea yüzeyi günlerce açıktır ve bu, mikroplar için bir kapı oluşturur. Kontakt lens kullanımı bu riski bir miktar artırır. Artan ağrı, yeşil-sarı çapak, kızarıklığın yoğunlaşması ve gözde beyaz bir leke fark edilmesi uyarıcıdır ve derhal başvuru gerektirir.
Kortizona bağlı göz içi basıncı yükselmesi, uzun süre damla kullanan hastalarda görülebilir. Bu tablo hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir; bu nedenle düzenli basınç ölçümü şarttır.
Kornea incelmesi, çok derin tedavilerde gündeme gelir. Kornea belirli bir kalınlığın altına inerse, göz içi basıncına karşı direnci azalır ve zamanla öne doğru bombeleşebilir. Bu nedenle işlem öncesi kalınlık hesabı titizlikle yapılır ve güvenlik sınırı korunur.
Merkezi adacık oluşumu, lazerin merkez bölgede yeterli doku alamamasıyla ortaya çıkar ve düzensiz astigmatizmaya yol açar. Ek düzeltme gerektirebilir.
Göz kuruluğunun artması da sık görülür. Lazer, korneanın yüzeyel sinirlerini keser ve bu sinirler gözyaşı üretimini uyarır. İyileşme sırasında bu uyarı azalır ve kuruluk hissi artar. Sinirler aylar içinde yeniden büyür ve durum genellikle düzelir; bu dönemde yapay gözyaşı kullanımı önemlidir.
Kornea Lekesi veya Erozyon PTK Sonrası Tekrarlar mı?
Bu, hastaların en çok merak ettiği ve en dürüst yanıtı hak eden sorudur. Yanıt, hastalığın türüne bağlıdır ve iki farklı senaryo vardır.
Tekrarlayan erozyon tedavisinde PTK'nın başarısı yüksektir. Bunun nedeni, işlemin sorunun kök nedenini hedeflemesidir: bozuk yapışma zemini temizlenir ve yerine sağlam, düzenli bir zemin bırakılır. Hastaların büyük çoğunluğunda ataklar tamamen kesilir. Ancak küçük bir grupta, aylar veya yıllar sonra ataklar yeniden başlayabilir. Bu, özellikle altta yatan bir distrofi varsa görülür; çünkü hastalık genetik olarak devam eder ve zaman içinde yeni anormal zemin oluşabilir. Bu durumda PTK tekrarlanabilir ve genellikle yine etkili olur.
Kornea distrofilerinde durum farklıdır. Burada dürüst olmak gerekir: PTK, distrofiyi tedavi etmez. Distrofi genetik bir hastalıktır ve kornea hücreleri, anormal maddeyi üretmeye programlanmıştır. Lazer, mevcut birikintileri temizler; ancak hücrelerin genetik programını değiştirmez. Bu nedenle birikintiler zamanla yeniden oluşur. Tekrarlama süresi hastalığın tipine ve kişiye göre değişir; bazı hastalarda üç ile beş yıl, bazılarında on yıl ya da daha uzun sürebilir. Bazı distrofi tiplerinde tekrarlama daha hızlıdır.
Bu, PTK'nın gereksiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, hastaya yıllarca süren net görme ve konfor kazandırır. Ayrıca PTK tekrarlanabilir bir işlemdir; birikintiler yeniden oluştuğunda, kornea kalınlığı yeterli olduğu sürece işlem yenilenebilir. Bu, kornea nakli gibi büyük bir cerrahiyi yıllarca erteleyebilir.
Ancak burada bir sınır vardır: her PTK, korneadan bir miktar doku alır. Bu doku geri gelmez. Bu nedenle işlem sonsuz kez tekrarlanamaz. Cerrah, her seansta ne kadar doku alındığını kaydeder ve gelecekteki seanslar için pay bırakır. Kalınlık sınıra yaklaştığında, artık PTK yerine kornea nakli gündeme gelir.
Travmatik lekelerde ve geçirilmiş enfeksiyon izlerinde durum daha iyimserdir. Bu izler, geçmişte olmuş ve bitmiş bir olayın sonucudur. Devam eden bir hastalık süreci yoktur. PTK ile temizlendiğinde kalıcı olarak temizlenmiş olur ve yeni bir travma olmadıkça geri gelmez. Bu grupta işlemin kalıcılığı yüksektir.
Bant keratopatide tekrarlama, altta yatan nedene bağlıdır. Kalsiyum birikimi kronik bir göz iltihabı veya sistemik bir kalsiyum bozukluğu nedeniyle oluşuyorsa ve bu neden devam ediyorsa, birikinti geri gelir. Bu nedenle altta yatan durumun kontrolü, PTK'nın kalıcılığını doğrudan belirler.
- Tekrarlayan erozyonda PTK genellikle kalıcı çözüm sağlar
- Distrofilerde birikinti yıllar içinde yeniden oluşabilir; işlem tekrarlanabilir
- Travma ve enfeksiyon izlerinde tekrarlama beklenmez
- Bant keratopatide altta yatan neden sürüyorsa birikinti geri gelebilir
- Her seans kornea kalınlığından harcadığı için tekrar sayısı sınırlıdır
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.