Göz Hastalıkları

İntravitreal İlaç İmplantı Yerleştirilmesi

İntravitreal İlaç İmplantı Yerleştirilmesi ile ilgili uygulama ve takip sürecine dair genel bilgiler.

Gözün arka bölümündeki retina hastalıklarında en büyük zorluklardan biri, ilacı hedef dokuya ulaştırabilmektir. Ağızdan alınan bir hap, kan dolaşımına karışır ancak gözün içine geçişini kısıtlayan kan-retina bariyeri nedeniyle retinada yeterli düzeye çoğu zaman ulaşamaz. Damla şeklinde uygulanan ilaçlar da korneadan geçerek gözün ön bölümünde etkili olur; retinaya ise anlamlı miktarda ulaşamaz. Bu nedenle retina hastalıklarında ilacın doğrudan göz içine, camsı cisim boşluğuna verilmesi gerekir.

Bu yaklaşımın da bir sorunu vardır: göz içine verilen ilaç, göz tarafından zamanla temizlenir. Sıvı halindeki bir kortizon enjeksiyonunun etkisi haftalarla sınırlı kalabilir ve bu, kronik seyreden hastalıklarda sık sık iğne yapılması anlamına gelir. Her ek iğne, hem hastanın yükünü hem de küçük ama gerçek olan enfeksiyon riskini artırır. İşte intravitreal ilaç implantı bu ikilemi çözmek için geliştirilmiştir: ilaç, göz içinde yavaşça çözünen bir taşıyıcının içine yerleştirilir ve aylar boyunca sabit bir hızda salınır.

Bu içerikte, en yaygın kullanılan deksametazon içerikli implantın ne olduğu, hangi hastalıklarda tercih edildiği, nasıl uygulandığı, etkisinin ne kadar sürdüğü, olası yan etkileri ve iğne şeklindeki diğer tedavilerden farkı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

İntravitreal İlaç İmplantı (Ozurdex) Nedir?

İntravitreal ilaç implantı, gözün camsı cisim boşluğuna yerleştirilen ve içerdiği ilacı uzun süre boyunca kontrollü şekilde salan küçük bir taşıyıcıdır. Yaygın kullanılan deksametazon implantı, çok küçük bir çubuk biçimindedir; uzunluğu birkaç milimetre, çapı ise yarım milimetrenin altındadır. Çıplak gözle bakıldığında pirinç tanesinden çok daha küçük, ince bir iplik parçasını andırır.

Bu çubuğun içinde iki bileşen vardır. Birincisi etken madde olan deksametazondur; güçlü bir kortikosteroiddir ve enflamasyonu baskılayan, damar geçirgenliğini azaltan, ödemi çözen etkilere sahiptir. İkincisi taşıyıcı matriksdir; laktik asit ve glikolik asit polimerlerinden oluşan, vücutta doğal olarak parçalanabilen bir malzemedir. Bu polimer, aynı zamanda emilebilen cerrahi dikişlerde de kullanılan, güvenliği uzun yıllardır bilinen bir maddedir.

Sistem şöyle çalışır: implant göz içine yerleştirildikten sonra polimer, camsı cisim sıvısıyla temas ederek yavaş yavaş su çeker ve hidrolizle parçalanmaya başlar. Parçalanma ilerledikçe içeride hapsedilmiş deksametazon molekülleri serbest kalır ve çevredeki dokuya yayılır. Salınım hızı, polimerin parçalanma hızıyla belirlendiği için oldukça öngörülebilirdir. İlk haftalarda salınım daha yoğundur; ardından aylar boyunca daha düşük ama etkili bir düzeyde devam eder. Polimer sonunda tamamen suya ve karbondioksite dönüşerek kaybolur; gözde hiçbir kalıntı bırakmaz. Yani implantın daha sonra çıkarılması gerekmez.

Bu tasarımın en önemli üstünlüğü, ilacın gözün içinde kalması ve vücudun geri kalanına neredeyse hiç geçmemesidir. Aynı miktarda kortizonu ağızdan almak, kan şekeri yükselmesi, kemik erimesi, kilo alımı, tansiyon yükselmesi gibi sistemik yan etkilere yol açabilirdi. Göz içine yerleştirilen implantla verilen toplam ilaç miktarı çok küçüktür ve etkisi lokal kalır. Bu, özellikle şeker hastalığı, tansiyon veya kalp hastalığı olan hastalarda önemli bir güvenlik avantajıdır.

İmplant göz içine yerleştirildikten sonra genellikle camsı cismin alt bölümüne doğru yerleşir. Bazı hastalar, özellikle ilk haftalarda, görme alanlarında ince bir çizgi veya gölge fark edebilir; bu implantın kendi gölgesidir ve tedavi ilerledikçe polimer küçüldükçe kaybolur.

Hangi Göz Hastalıklarında İlaç İmplantı Gerekir?

Deksametazon implantının kullanıldığı hastalıkların ortak paydası, retinada ödem (sıvı birikimi) ve enflamasyondur. Retinanın görme merkezi olan makula, normalde ince ve düzenli bir yapıdadır. Damarlardan sızan sıvı bu tabakaların arasında biriktiğinde makula kalınlaşır, görme hücrelerinin düzeni bozulur ve görme bulanıklaşır, çizgiler eğri görülür.

Birinci grup, retina damar tıkanıklıklarıdır. Retinadaki bir toplardamar tıkandığında, kanın geri dönüşü engellenir; damar içindeki basınç yükselir ve sıvı ile kan retinaya sızar. Ödem makulaya ulaştığında görme belirgin şekilde düşer. Bu tabloda deksametazon implantı, damar geçirgenliğini azaltarak ve enflamasyonu baskılayarak ödemin çözülmesini sağlar.

İkinci grup, diyabetik makula ödemidir. Uzun süreli şeker yüksekliği, retinadaki küçük damarların duvarlarını zedeler ve sızdırır hâle getirir. Bu hastalıkta ödem oluşumunda hem damar yapımını uyaran maddeler hem de enflamasyon aracıları rol oynar. Kortizon, bu aracıların birçoğunu aynı anda baskıladığı için, özellikle uzun süredir devam eden, kronikleşmiş ve iğne tedavilerine yeterince yanıt vermemiş ödemlerde tercih edilebilir.

Üçüncü grup, gözün arka bölümünü tutan üveit hastalıklarıdır. Bu tabloda vücudun bağışıklık sistemi kendi göz dokusuna karşı saldırgan hâle gelir; camsı cisimde bulanıklık, retinada ödem ve damarlarda enflamasyon gelişir. İmplant, ağızdan uzun süreli kortizon kullanımının sistemik yan etkilerinden kaçınarak enflamasyonu doğrudan hedef bölgede baskılar.

Dördüncü grup, katarakt ameliyatı sonrası gelişen makula ödemidir. Ameliyat sonrası tetiklenen enflamasyon, bazı gözlerde makulada kist benzeri sıvı boşlukları oluşturabilir. Çoğu olguda damlalar yeterlidir; ancak inatçı olgularda implant gündeme gelebilir.

  • Retina toplardamar tıkanıklığına bağlı makula ödemi
  • Diyabetik makula ödemi, özellikle kronik ve iğne tedavisine dirençli olgular
  • Gözün arka bölümünü tutan enfeksiyöz olmayan üveit
  • Katarakt ameliyatı sonrası inatçı makula ödemi
  • Bazı seçilmiş retina cerrahisi sonrası ödem tabloları

Hangi hastalıkta olursa olsun, tedavi kararı yalnızca hastanın şikayetine değil, gözün ayrıntılı incelenmesine dayanır. Optik koherens tomografi ile makula kalınlığı ve sıvı boşlukları milimetrenin binde biri düzeyinde ölçülür; anjiyografi ile damarların sızdırdığı bölgeler haritalanır. Tedavi başarısı da yine bu görüntülerle takip edilir.

Ozurdex İmplantı Kimlere Uygulanır?

Doğru hastalık tanısı, tek başına yeterli değildir; hastanın kendine özgü özellikleri de tedavi seçimini belirler. Bazı hasta gruplarında bu implant özellikle avantajlıdır.

Birinci grup, doğal lensi alınmış ve göz içi merceği takılmış hastalardır. Kortizonların en bilinen göz içi yan etkisi katarakt gelişimidir. Lensi zaten alınmış bir gözde bu risk ortadan kalkar; dolayısıyla kortizon implantının en önemli dezavantajı bu hastalar için geçersizdir. Bu nedenle katarakt ameliyatı geçirmiş ve makula ödemi olan hastalarda implant öncelikli seçeneklerden biri hâline gelebilir.

İkinci grup, sık iğne tedavisine uyum sağlayamayan hastalardır. Bazı tedaviler ayda bir enjeksiyon gerektirebilir. İleri yaşta, ulaşım güçlüğü olan, uzak yerleşimde yaşayan, bakıma muhtaç veya başka hastalıkları nedeniyle sık hastaneye gelmesi zor olan hastalarda, aylarca etkili tek bir uygulama büyük bir kolaylık sağlar.

Üçüncü grup, enflamasyonun ödem oluşumunda öne çıktığı hastalardır. Uzun süredir devam eden diyabetik makula ödeminde, damar yapımını baskılayan iğnelere yanıt sınırlı kalabilir; çünkü tabloda enflamatuvar bileşen ağır basmaya başlamıştır. Bu durumda kortizonun geniş etki yelpazesi avantaj sağlar.

Dördüncü grup, yakın zamanda geçirilmiş kalp krizi veya inme öyküsü nedeniyle damar yapımını baskılayan ilaçların tercih edilmediği hastalardır. Bu ilaçların sistemik damar olayları üzerindeki etkisi tartışmalı olsa da, riskli hastalarda kortizon temelli tedavi daha güvenli bir alternatif olarak değerlendirilebilir.

Bazı durumlarda ise bu implant uygun değildir. Gözde aktif bir enfeksiyon varsa kortizon kesinlikle kullanılmaz; kortizon bağışıklığı baskıladığı için enfeksiyonu alevlendirir. Kortizona belirgin basınç yanıtı veren, yani daha önce kortizon damla kullanınca göz tansiyonu fırlayan hastalarda dikkatli olunmalıdır. İleri glokomu olan gözlerde kullanım ancak yakın takip koşuluyla düşünülür. Doğal lensi yerinde duran gözlerde arka kapsül bütünlüğü bozulmuşsa, implantın gözün ön bölümüne göç etme riski nedeniyle ayrı bir değerlendirme gerekir.

İmplant Göz İçine Nasıl Yerleştirilir?

İşlem, steril koşullarda ameliyathane ortamında gerçekleştirilir. Poliklinikte yapılabilir gibi görünse de, göz içine giren her uygulamada enfeksiyon riskini en aza indirmek için tam steril hazırlık şarttır.

Hazırlık aşaması, işlemin en önemli bölümüdür. Hasta yatırılır, göz çevresi antiseptik solüsyonla temizlenir ve göze doğrudan povidon iyot damlatılır. Bu adım, enfeksiyon riskini azaltmada en etkili tek uygulamadır ve mutlaka birkaç dakika beklenerek etkisinin oluşmasına izin verilir. Ardından steril bir örtü serilir ve kirpiklerin göz yüzeyine değmesini engelleyen bir kapak ekartörü yerleştirilir. Kirpik diplerinin göz yüzeyiyle temasının kesilmesi, mikropların içeri taşınmasını önlemede kritiktir.

İmplant, kendine özgü tek kullanımlık bir uygulayıcı içinde hazır olarak gelir. Bu uygulayıcı, ucunda ince bir iğne bulunan ve tetiği basıldığında implantı ileri iten bir kalem benzeri düzenektir. İmplant bu iğnenin içinde yüklü hâlde bekler.

Hekim, giriş yerini kornea kenarının belirli bir uzaklığındaki bölgeden seçer. Bu mesafe rastgele değildir; retinanın ön kenarına ve lense zarar vermemek için hassas biçimde belirlenir. Doğal lensi yerinde olan gözlerde bu mesafe biraz daha uzun, lensi alınmış gözlerde biraz daha kısadır. İğne göz duvarına dik değil, hafif eğimli olarak sokulur; bu, çıkarıldıktan sonra tünelin kendiliğinden kapanmasını sağlayan bir tekniktir; kapak valfi gibi çalışır ve sızıntıyı önler.

İğne göz içine girdikten sonra hekim tetiğe basar ve implant camsı cisim boşluğuna bırakılır. Bu an, hastanın hiçbir şey hissetmediği ya da yalnızca hafif bir baskı algıladığı bir andır. İğne yavaşça geri çekilir ve giriş yerine steril bir pamuk uçlu çubukla birkaç saniye bastırılır. Dikiş atılmaz; tünel kendiliğinden kapanır.

İşlemden hemen sonra hekim, gözün içine bakarak implantın doğru konumda olduğunu ve gözün kanlanmasının yeterli olduğunu kontrol eder. Bazen ani hacim artışı nedeniyle basınç geçici olarak yükselebilir; bu durumda birkaç dakika beklenir veya gerekirse basınç düşürücü uygulama yapılır. Tüm işlem, hazırlık dahil genellikle on beş-yirmi dakika içinde tamamlanır; implantın bırakılması ise saniyeler alır.

İşlem Ağrılı mıdır, Anestezi Nasıl Yapılır?

Bu işlemin en sık merak edilen yönü, göze iğne yapılması fikridir. Hastaların çoğunun endişesi, gerçek deneyimden çok bu fikrin kendisiyle ilgilidir. Uygulamanın gerçeği çok daha rahatlatıcıdır.

Anestezi genellikle yüzeysel damla anestezisiyle sağlanır. İşlemden birkaç dakika önce göze uyuşturucu damla birkaç kez damlatılır. Bu damlalar korneadaki ve konjonktivadaki sinir uçlarını uyuşturur. Bazı durumlarda, uyuşturucu ilaçla ıslatılmış bir pamuk, iğnenin gireceği bölgeye birkaç dakika bastırılarak daha derin bir uyuşma sağlanır. Bir başka yöntem, aynı bölgenin konjonktiva altına küçük bir miktar uyuşturucu ilaç verilmesidir; bu yöntemde ilaç verilirken kısa bir yanma hissedilir, ardından bölge tamamen uyuşur.

Hastaların işlem sırasında en çok tarif ettiği duyum, ağrı değil basınçtır. İğne göz duvarından geçerken bir itme veya bastırma hissi olur; bu birkaç saniye sürer. Bazı hastalar hiçbir şey hissetmediklerini söyler. Deksametazon implantının iğnesi, sıvı ilaç enjeksiyonlarında kullanılan çok ince iğnelerden biraz daha kalındır; çünkü içinden katı bir çubuğun geçmesi gerekir. Bu nedenle basınç hissi biraz daha belirgin olabilir, ancak ağrı düzeyine ulaşması beklenmez.

İşlem boyunca hastadan belirli bir yöne bakması istenir. Bu, gözün doğru konumda kalmasını sağlar. Sabit bakmak zor gelirse hekim, tavana veya belirli bir noktaya odaklanmasını söyler. Hastanın gözünü sıkı kapatmaya çalışması işlemi zorlaştırır; bu nedenle kapak ekartörü kullanılır ve hastanın kapaklarını kapatma çabası engellenir. Bu, rahatsız edici gelebilir ama zararsızdır.

İşlemden sonraki saatlerde, uyuşturucu damlanın etkisi geçtiğinde gözde batma, kum kaçmış hissi ve hafif bir rahatsızlık oluşabilir. Bunun nedeni iğne değil, göz yüzeyinin temizlik solüsyonundan ve ekartörden etkilenmiş olmasıdır. Bu his, ilk gece boyunca sürebilir ve genellikle basit ağrı kesicilerle rahatlar; ertesi güne kadar belirgin şekilde azalır.

Endişeli hastalar için işlem öncesi hafif bir sakinleştirici verilebilir. Ayrıca, hastanın işlem sırasında ne olacağını adım adım bilmesi, deneyimi belirgin şekilde kolaylaştırır. Genel anestezi bu işlem için nadiren gerekir; genellikle işbirliği kurulamayan hastalarda veya çocuklarda düşünülür.

İlaç İmplantının Etkisi Ne Kadar Sürer?

Deksametazon implantının etki süresi, tasarımının doğrudan sonucudur. Polimer taşıyıcı parçalandıkça ilacı salar ve bu salınım aylara yayılır. Genel olarak etkinin dört ile altı ay arasında sürdüğü kabul edilir; ancak bu, ortalama bir aralıktır ve kişiden kişiye değişir.

Salınım profili düz bir çizgi değildir. İlk aşama, işlemden sonraki ilk günlerden başlayarak yaklaşık iki ay süren yüksek salınım dönemidir. Bu dönemde ilaç düzeyi yüksektir ve ödemin çözülmesi hızlı olur. Birçok hasta ilk hafta içinde görmesinde belirgin bir düzelme fark eder; tomografi görüntülerinde makula kalınlığı hızla azalır. İkinci aşama, ikinci aydan itibaren başlayan ve dördüncü-altıncı aya kadar devam eden düşük ama yeterli salınım dönemidir. Bu dönemde ödem baskılanmış hâlde kalır.

Üçüncü aşamada polimer büyük ölçüde tükenir; ilaç düzeyi tedavi eşiğinin altına iner. Bu noktada altta yatan hastalık hâlâ aktifse ödem yeniden birikmeye başlar. Görme yavaşça bulanıklaşır ve hastalar genellikle bu değişimi fark eder. Bu, tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez; ilacın süresinin dolduğu anlamına gelir.

Etki süresini etkileyen faktörler vardır. Camsı cismi cerrahi olarak alınmış gözlerde (vitrektomili gözler) ilacın temizlenme hızı artabilir ve etki süresi kısalabilir. Hastalığın şiddeti ve aktivitesi de belirleyicidir; çok aktif bir enflamasyon veya ağır bir damar tıkanıklığında ödem, ilaç düzeyi düşmeye başlar başlamaz geri dönebilir. Buna karşılık daha ılımlı olgularda etki altı ayı aşabilir.

Hastanın etkinin süresini takip etmesi önemlidir. Görmenin ne zaman düzeldiği, ne kadar iyi kaldığı ve ne zaman yeniden bulanıklaşmaya başladığı, bir sonraki uygulamanın zamanlamasını belirleyen değerli bilgilerdir. Bu nedenle bazı hekimler hastadan basit bir not tutmasını isteyebilir.

Etkinin sürdüğü dönemin, aynı zamanda altta yatan hastalığın kontrol altına alınması için bir zaman aralığı olduğunu belirtmek gerekir. Diyabetik ödemde kan şekeri düzenlenmesi, tansiyon kontrolü, retina lazeri gibi tedaviler bu dönemde uygulandığında, implantın etkisi bittiğinde ödemin geri dönme olasılığı azalır.

İşlemden Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?

İşlem sonrası dönem çoğu hasta için oldukça rahattır; ancak birkaç kural, hem güvenliği hem de tedavi başarısını doğrudan etkiler.

En önemli kural gözü ovmamaktır. İğnenin girdiği tünel, ilk saatlerde henüz tam olarak kapanmamıştır. Gözün ovulması, bu tünelin açılmasına ve dışarıdan mikropların içeri girmesine neden olabilir. Aynı nedenle ilk gün gözün suyla temasından kaçınılmalıdır; yüz yıkarken ıslak bir bezle çevresi silinebilir ancak doğrudan su tutulmamalıdır. Havuz, deniz, hamam ve sauna ilk hafta uygun değildir.

Hekim genellikle birkaç gün süreyle antibiyotik damla önerir. Bu damlanın düzenli kullanılması, enfeksiyon riskini azaltmaya yöneliktir. Mevcut damlalarınız varsa, hangilerinin devam edeceği ve hangilerinin duracağı hekim tarafından belirtilir; kendi kararınızla değiştirmeyin.

Beklenen bulgular ile uyarıcı bulguları ayırt etmek hayati önemdedir. Gözün beyazında, iğne giriş yerinde kırmızı bir leke görülmesi çok yaygındır ve endişe verici değildir; bu, konjonktiva altındaki küçük bir damarın kanamasıdır ve tıpkı ciltteki morluk gibi bir-iki hafta içinde kendiliğinden çekilir. Görme alanında ince bir çizgi veya küçük gölgeler görülmesi de yaygındır; bunlar implantın kendisi ve iğne girişinde oluşan küçük hava kabarcıkları olabilir; kısa sürede fark edilmez hâle gelir.

Buna karşılık şu bulgular gecikmeksizin değerlendirilmelidir: giderek artan ve ağrı kesiciye yanıt vermeyen göz ağrısı, gözün tamamen kızarması, ışığa dayanılmaz hassasiyet, görmede ani ve belirgin azalma, gözde yeşilimsi-sarımsı akıntı. Bu bulgular göz içi enfeksiyonun uyarıcılarıdır ve bu tabloda saatler önemlidir. Aynı şekilde ani, şiddetli ağrıyla birlikte görmenin kararması göz tansiyonunun aşırı yükselmesine işaret edebilir.

  • İlk günlerde gözü ovmayın, suyun göze girmesine izin vermeyin
  • Antibiyotik damlayı hekimin belirttiği süre boyunca aksatmadan kullanın
  • Kırmızı leke ve küçük gölgeler beklenen bulgulardır, panik yapmayın
  • Artan ağrı, artan kızarıklık veya görme kaybında gecikmeden başvurun
  • Kontrol randevularını, görmeniz iyi olsa bile atlamayın

Kontrol takvimi bu tedavide özellikle önemlidir çünkü kortizon implantının en sık yan etkisi olan göz tansiyonu yükselmesi genellikle sessiz seyreder; hasta hiçbir şey hissetmez. İlk kontrol genellikle bir hafta içinde, ardından birinci, ikinci ve üçüncü ay kontrolleri planlanır. Bu ziyaretlerde basınç ölçülür ve makula tomografiyle değerlendirilir.

İntravitreal İmplantın Riskleri ve Yan Etkileri Nelerdir?

Bu tedavinin riskleri iki başlıkta toplanır: göz içine girme işleminin kendisine bağlı riskler ve kortizonun etkisine bağlı riskler.

İşleme bağlı risklerin en ciddisi göz içi enfeksiyondur (endoftalmi). Nadir görülür; binde birler düzeyinde bir olasılık taşır. Ancak gerçekleştiğinde görmeyi ciddi biçimde tehdit eder ve acil müdahale gerektirir. Bu nedenle steril hazırlık, povidon iyot uygulaması ve kirpiklerin izole edilmesi titizlikle yapılır. Hastanın uyarıcı belirtileri bilmesi ve gecikmeden başvurması, sonucun belirleyicilerindendir.

Diğer işleme bağlı riskler arasında retina yırtığı ve dekolmanı, göz içi kanama, lens hasarı sayılabilir. Bunlar seyrek görülür ve doğru giriş tekniğiyle riskleri en aza indirilir. İşlemden sonra ani ışık çakmaları ve çok sayıda yeni uçuşan cisim görülmesi retina yırtığının uyarıcısı olabilir ve değerlendirilmelidir.

Kortizona bağlı risklerin başında göz tansiyonu yükselmesi gelir; bu, uygulanan hastaların önemli bir bölümünde görülür. Kortizon, süzgeç dokusunun yapısını değiştirerek sıvının çıkışını zorlaştırır. Genellikle uygulamadan bir-iki ay sonra ortaya çıkar ve çoğu olguda damla tedavisiyle kontrol edilebilir. Küçük bir grupta ise damlalarla kontrol edilemeyecek düzeyde yükselebilir ve lazer ya da cerrahi gerekebilir. Bu nedenle glokomu olan veya kortizona belirgin basınç yanıtı veren hastalarda karar dikkatle verilir.

İkinci kortizona bağlı risk katarakt gelişimidir. Doğal lensi yerinde olan hastalarda tekrarlanan uygulamalardan sonra lensin arka bölümünde bulanıklık gelişebilir. Bu, öngörülebilir ve tedavi edilebilir bir yan etkidir; katarakt ameliyatı çoğu zaman görmeyi tamamen geri getirir. Lensi zaten alınmış hastalarda bu risk yoktur.

Nadir bir risk, implantın gözün arka bölümünden ön odacığa göç etmesidir. Bu, özellikle arka lens kapsülü bütünlüğü bozulmuş, daha önce vitrektomi geçirmiş veya göz içi merceği farklı bir teknikle sabitlenmiş gözlerde görülebilir. İmplant ön odaya geçtiğinde korneanın iç yüzeyine temas ederek kornea ödemine yol açabilir; bu durumda implantın çıkarılması veya yeniden konumlandırılması gerekebilir.

Kortizonun sistemik yan etkileri bu uygulamada beklenmez. Verilen toplam ilaç miktarı çok küçüktür ve kan dolaşımına geçen miktar önemsiz düzeydedir. Bu nedenle kan şekeri yükselmesi, kemik erimesi veya kilo alımı gibi etkiler bu tedaviyle ilişkilendirilmez.

İmplant Sonrası Göz Tansiyonu veya Katarakt Gelişir mi?

Bu iki yan etki, kortizon temelli göz içi tedavilerin bilinen ve öngörülen sonuçlarıdır; hastaların önceden bilgilendirilmesi ve doğru takip edilmesi durumunda çoğu zaman yönetilebilir kalırlar.

Göz tansiyonu yükselmesi bu iki yan etkiden daha yakın takip gerektirenidir. Mekanizması şudur: kortizon, süzgeç dokusundaki hücrelerin yapısını değiştirir; hücre iskeleti yeniden düzenlenir ve hücreler arası boşluklarda madde birikimi olur. Sonuç, sıvının çıkış yolunda artan bir direnç ve basınç yükselmesidir. Bu etki, bireysel yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Bazı kişiler kortizona basınç yanıtı verirken, diğerleri hiç etkilenmez. Bu yatkınlık genetik olarak belirlenir ve glokomu olan kişilerde daha sıktır.

Zamanlama açısından basınç yükselmesi genellikle uygulamadan yaklaşık altı ile sekiz hafta sonra en yüksek noktasına ulaşır; ardından ilaç düzeyi düştükçe kendiliğinden geriler. Bu nedenle takvim, bu pencereyi kapsayacak şekilde planlanır. Basıncın yükselmesi hastada hiçbir belirti oluşturmaz; hasta ne ağrı hisseder ne de görmesinde değişiklik fark eder. Bu sessizlik, kontrol randevularının neden bu kadar önemli olduğunu açıklar.

Yükselme saptandığında yaklaşım kademelidir. Çoğu olguda tek bir basınç düşürücü damla yeterli olur ve implantın etkisi azaldıkça bu damla da kesilebilir. Bir bölümünde birden fazla damla gerekir. Çok küçük bir grupta damlalarla kontrol sağlanamaz ve lazer trabüloplasti veya cerrahi gündeme gelir. Bu nadir senaryo, tedavi kararı verilirken hastanın glokom öyküsünün neden ayrıntılı sorgulandığının nedenidir.

Katarakt gelişimi ise daha yavaş ve daha öngörülebilir bir süreçtir. Kortizon, lensin arka kapsülünün hemen önündeki bölgede bulanıklık oluşturur. Bu tipik bulanıklık, tam görme ekseninin üzerinde olduğu için erken dönemde bile görme kalitesini etkiler; özellikle parlak ışıkta ve gece araç kullanırken kamaşma ve kontrast kaybı yaratır. Genellikle bir uygulamadan sonra değil, tekrarlanan uygulamalardan sonra belirginleşir.

Burada kritik bir bakış açısı vardır: katarakt, tedavi edilebilir bir sorundur. Katarakt ameliyatı, günümüzde yüksek başarı oranıyla yapılan bir işlemdir ve bulanıklaşan lens çıkarılıp yerine yapay mercek yerleştirilerek görme geri kazanılır. Buna karşılık makula ödeminin uzun süre tedavisiz kalması, görme hücrelerinde kalıcı hasara yol açar ve bu geri dönmez. Yani katarakt riskini kabul edip ödemi tedavi etmek, çoğu olguda mantıklı bir tercihtir. Ayrıca katarakt geliştikten sonra yapılan ameliyat, aynı zamanda gelecekteki implant uygulamalarının katarakt riskini de ortadan kaldırır.

İmplantın Tekrarı Ne Zaman Gerekir?

Deksametazon implantı, tek uygulamayla hastalığı iyileştiren bir tedavi değildir; altta yatan hastalık aktif olduğu sürece tekrarlanması beklenen bir tedavidir. Bu, tedavinin başarısız olduğu değil, süresinin dolduğu anlamına gelir.

Tekrar zamanlamasında iki farklı yaklaşım vardır. Sabit aralıklı yaklaşımda, etkinin ortalama süresine dayanarak yaklaşık dört-altı ayda bir uygulama planlanır. Bu yaklaşımın avantajı, ödemin geri gelmesine hiç izin vermemesidir; retinanın tekrar tekrar sıvıyla dolup boşalması, uzun vadede yapısal hasara yol açar. Dezavantajı, bazı hastalarda gereksiz uygulama yapılmasıdır.

İhtiyaca göre yaklaşımda ise hasta düzenli kontrollerle izlenir ve ödem yeniden ortaya çıktığında uygulama tekrarlanır. Bu, gereksiz uygulamayı önler ancak sık kontrol gerektirir ve hastanın kontrollere düzenli gelmesine bağlıdır. Aksatılan bir kontrol, ödemin fark edilmeden aylarca sürmesine ve kalıcı hasara yol açabilir.

Pratikte çoğu hekim bu iki yaklaşımın karmasını uygular. İlk uygulamadan sonra hastanın yanıt süresi öğrenilir; örneğin ödemin beşinci ayda geri geldiği belirlenirse, sonraki uygulamalar bu bilgiye göre planlanır. Böylece hem gereksiz uygulama azalır hem de ödemin geri dönmesine izin verilmez.

Tekrar için genellikle bir alt sınır vardır. Aynı göze çok kısa aralıklarla uygulama yapmak, kortizon yükünü artırarak basınç ve katarakt riskini yükseltir. Bu nedenle uygulamalar arasında belirli bir sürenin geçmesi beklenir.

Kaç kez tekrarlanabileceğinin kesin bir üst sınırı yoktur. Uzun süreli takip verilerinde bazı hastalara yıllar boyunca çok sayıda uygulama yapıldığı ve tolere edildiği bildirilmiştir. Belirleyici olan, her uygulamanın hâlâ anlamlı bir kazanç sağlaması ve yan etkilerin yönetilebilir kalmasıdır. Ödem artık yanıt vermiyorsa veya basınç kontrol edilemiyorsa, tedavi stratejisi yeniden değerlendirilir.

Tekrar ihtiyacını azaltmanın en etkili yolu, altta yatan hastalığı kontrol altına almaktır. Diyabetik ödemde kan şekeri ve tansiyon düzenlemesi, gerektiğinde retina lazeri; damar tıkanıklığında sistemik risk faktörlerinin ele alınması; üveitte hastalığın sistemik tedavisi, ödemin geri dönme sıklığını belirgin şekilde azaltabilir.

Ozurdex ile İğne Tedavisi (Anti-VEGF) Arasındaki Fark Nedir?

Bu iki tedavi, retina ödeminde en sık kullanılan iki yaklaşımdır ve sıklıkla karşılaştırılır. Aralarındaki fark, hem etki mekanizmasında hem de pratik kullanımdadır.

Etki mekanizması açısından temel ayrım şudur: damar yapımını baskılayan ilaçlar (anti-VEGF), tek bir molekülü hedefler. VEGF adı verilen bu madde, damar geçirgenliğini artırır ve yeni damar yapımını uyarır. İlaç bu molekülü bağlayarak etkisiz hâle getirir. Yani hedefli, dar spektrumlu bir tedavidir. Kortizon ise geniş spektrumludur; VEGF üretimini de azaltır ama aynı zamanda diğer birçok enflamasyon aracısını, hücre göçünü ve damar duvarındaki bağlantı proteinlerinin bozulmasını da baskılar. Bu geniş etki, enflamatuvar bileşenin ağır bastığı tablolarda avantaj sağlar.

Uygulama sıklığı açısından fark belirgindir. Damar yapımını baskılayan ilaçların etkisi haftalarla ölçülür; tedavinin yükleme döneminde ayda bir uygulama yaygındır. Kortizon implantının etkisi ise aylarla ölçülür; genellikle dört-altı ayda bir uygulama yeterlidir. Bu, hastane ziyareti sayısında büyük bir fark yaratır ve bazı hastalar için belirleyici bir tercih nedeni olur.

Yan etki profilleri de birbirini tamamlayıcı biçimde farklıdır. Damar yapımını baskılayan ilaçlarda göz tansiyonu yükselmesi ve katarakt anlamlı bir sorun değildir; buna karşılık kortizon implantında bu iki yan etki öne çıkar. Öte yandan damar yapımını baskılayan ilaçların sistemik damar olayları üzerindeki olası etkisi, riskli kalp-damar hastalarında bir tereddüt kaynağı olabilirken; kortizon implantının sistemik etkisi neredeyse yoktur.

  • Damar yapımını baskılayan iğneler: dar hedefli, haftalarla ölçülen etki, sık uygulama, düşük basınç ve katarakt riski
  • Kortizon implantı: geniş etkili, aylarla ölçülen etki, seyrek uygulama, basınç ve katarakt riski öne çıkar

Hasta seçimi bu farklara göre şekillenir. Doğal lensi yerinde, genç ve düzenli kontrole gelebilen bir hastada iğne tedavisi çoğu zaman ilk basamaktır. Lensi alınmış, sık gelmesi zor olan, uzun süredir devam eden kronik ödemi olan veya iğnelere yeterli yanıt vermemiş bir hastada implant öne çıkar.

Bu iki tedavi birbirinin alternatifi olduğu kadar tamamlayıcısı da olabilir. Bazı olgularda ikisi ardışık veya birlikte kullanılır. Ayrıca hiçbiri retina lazeri veya sistemik hastalık kontrolünün yerini almaz; bunlar bir tedavi planının farklı parçalarıdır. Hangi tedavinin, hangi sırayla ve hangi sıklıkta uygulanacağı; hastalığın türüne, evresine, gözün özelliklerine, hastanın yaşam koşullarına ve genel sağlık durumuna göre belirlenen kişiye özel bir plandır.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. National Eye Institute (NEI) — Diyabetik retinopati ve makula ödemi tedavisinei.nih.gov/learn-about-eye-health/eye-conditions-and-diseases/diabetic-retinopathy
  2. StatPearls / NCBI Bookshelf — İntravitreal enjeksiyon uygulaması ve komplikasyonlarıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK560574
  3. StatPearls / NCBI Bookshelf (National Center for Biotechnology Information, NCBI) — İntravitreal İmplantlar ve Deksametazon (Ozurdex) İmplantıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK587356
  4. National Eye Institute (NEI), National Institutes of Health (NIH) — Maküla Ödemi ve İntravitreal Steroid/İmplant Tedavisinei.nih.gov/eye-health-information/eye-conditions-and-diseases/macular-edema

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göz Hastalıkları Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.