Kadın Hastalıkları ve Doğum

Amniyosentez

Doğru tanı ve izlemle yaşam kalitesi üzerinde önemli etki yaratan bir hastalıktır. Bulgular ve değerlendirme adımları hakkında bilgi sahibi olun.

Amniyosentez, gebelik döneminde uygulanan invaziv prenatal tanı yöntemlerinden biri olarak tıbbi literatürde önemli bir yer tutmaktadır. Rahim içerisinde bebeği çevreleyen amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla küçük miktarda örnek alınması esasına dayanan bu işlem, fetüsün genetik yapısı ve gelişimi hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşılmasını sağlamaktadır. Anne adayının karın duvarından geçirilen özel bir iğne, ultrason eşliğinde amniyon kesesine ulaştırılmakta ve yaklaşık on beş ile yirmi mililitre arasında sıvı örneği toplanmaktadır. Alınan bu sıvı içerisinde bulunan fetal hücrelerin laboratuvar ortamında incelenmesiyle kromozomal anomaliler, genetik hastalıklar ve nöral tüp defektleri gibi pek çok durumun değerlendirilmesi mümkün olmaktadır. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının deneyimli ellerinde gerçekleştirilen bu tanı yöntemi, günümüzde perinatoloji alanında güvenilir bir referans yöntem olarak kabul edilmektedir.

Amniyosentez uygulamasının tarihçesi oldukça eskiye dayanmakta olup on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ilk kez amniyon sıvısının boşaltılması amacıyla kullanılmıştır. Genetik tanı amacıyla yaygın biçimde uygulanmaya başlaması ise yirminci yüzyılın ikinci yarısına denk gelmektedir. Ultrason teknolojisinin gelişmesiyle birlikte işlemin güvenlik profili belirgin biçimde artmış ve gebelik komplikasyonlarının oranı azalmıştır. Modern perinatoloji pratiğinde amniyosentez, sadece kromozom analizi için değil aynı zamanda enfeksiyon tanısı, akciğer olgunluğunun değerlendirilmesi ve bazı metabolik hastalıkların araştırılması amacıyla da tercih edilmektedir. İşlemin uygun endikasyonlarla ve deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilmesi durumunda elde edilen sonuçların güvenilirlik oranı oldukça yüksek düzeylerde seyretmektedir.

İşlemin en sık uygulandığı dönem, gebeliğin on beşinci ile yirminci haftaları arasındaki periyottur. Bu dönemde amniyon sıvısı miktarının yeterli düzeye ulaşması ve fetal hücrelerin laboratuvar analizine uygun oranda bulunması işlemin başarısını artırmaktadır. Erken amniyosentez olarak adlandırılan ve on dördüncü haftadan önce yapılan uygulamaların komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle günümüz pratiğinde tercih edilmediği bilinmektedir. İkinci trimester amniyosentezinin ise fetal kayıp riski açısından oldukça düşük oranlar sergilediği ve tanısal doğruluğunun yüksek düzeylerde bulunduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur. Zamanlama konusunda gebeliğin haftasına, endikasyona ve annenin klinik durumuna göre kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından bireysel değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.

Amniyosentez uygulamasının önerildiği başlıca durumlar arasında ileri anne yaşı önemli bir yer tutmaktadır. Otuz beş yaş ve üzerindeki gebeliklerde kromozomal anomali riskinin arttığı bilinmekte olup bu grup gebelerde tanısal test seçeneği olarak amniyosentez gündeme gelmektedir. Bunun yanı sıra tarama testlerinde yüksek risk saptanması, ultrason incelemesinde fetal anomali bulgusu tespit edilmesi, ailede bilinen genetik hastalık öyküsü bulunması ve daha önceki gebelikte kromozomal anomalili bebek doğurmuş olma durumları da işlemin endikasyonları arasında sayılmaktadır. Rh uyuşmazlığı ve bazı intrauterin enfeksiyon şüphelerinde de amniyon sıvısı incelemesinden faydalanılmaktadır. Endikasyonun doğru belirlenmesi, işlemin fayda-risk dengesinin uygun biçimde kurulması açısından belirleyici olmaktadır.

Amniyosentez işlemi öncesinde anne adayının ayrıntılı bilgilendirilmesi süreci büyük önem taşımaktadır. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından işlemin amacı, uygulama tekniği, olası riskleri, alternatif yöntemleri ve elde edilecek sonuçların ne anlama geleceği konusunda kapsamlı bir görüşme gerçekleştirilmektedir. Bu bilgilendirme sonrasında anne adayının onam formunu imzalaması gerekmektedir. İşlem öncesinde detaylı bir ultrason incelemesi yapılarak fetüsün konumu, plasentanın yerleşimi, amniyon sıvısı miktarı ve fetal canlılık değerlendirilmektedir. Anne adayının kan grubu bilinmiyorsa mutlaka tespit edilmekte ve Rh negatif gebelerde işlem sonrasında anti-D immünoglobulin uygulaması planlanmaktadır. Herhangi bir enfeksiyon bulgusu, ateş yüksekliği veya aktif kanama durumunda işlemin ertelenmesi tercih edilmektedir.

Uygulama sırasında anne adayı sırtüstü pozisyonda muayene masasına yatırılmakta ve karın bölgesi antiseptik solüsyonla temizlenmektedir. Steril örtülerle sahanın hazırlanmasının ardından ultrason probu steril kılıfla kaplanarak fetüs, plasenta ve amniyon sıvısı gerçek zamanlı olarak görüntülenmektedir. Ultrason rehberliğinde plasenta ve fetüsten uzak, amniyon sıvısının yeterli bulunduğu bir alan belirlenmektedir. Belirlenen noktadan ince bir iğne ile karın duvarı, rahim duvarı ve amniyon kesesi geçilerek sıvı örneği alınmaktadır. Genellikle lokal anestezi uygulanmamakta, işlem birkaç dakika içerisinde tamamlanmaktadır. Alınan örnek özel tüplere aktarılarak vakit kaybetmeden laboratuvara ulaştırılmaktadır. İşlem sonrasında fetal kalp atımı tekrar kontrol edilmekte ve anne adayı kısa süreli gözlem altında tutulmaktadır.

Laboratuvar sürecinde amniyon sıvısı içerisindeki fetal hücreler özel besiyerlerinde kültüre alınmakta ve çoğalmaları beklenmektedir. Klasik karyotip analizi için genellikle iki ile üç haftalık bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Günümüzde ise FISH yöntemi, QF-PCR ve mikroarray gibi ileri moleküler tekniklerle çok daha kısa sürelerde ön sonuçlara ulaşılabilmektedir. Özellikle 21, 18, 13 numaralı kromozomlar ile cinsiyet kromozomlarına yönelik hızlı test yöntemleriyle bir iki gün içerisinde bilgi elde etmek mümkün olmaktadır. Detaylı kromozom analizi ve mikrodelesyon sendromlarının araştırılması için ise kapsamlı testlerin sonuçlanması beklenmektedir. Elde edilen bulgular kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile genetik danışman tarafından anne adayına anlaşılır bir dille aktarılmakta ve gerekli görüldüğünde ileri değerlendirme planlanmaktadır.

Amniyosentez ile tanı konulabilen durumlar oldukça geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Down sendromu olarak bilinen trizomi 21, Edwards sendromu olan trizomi 18 ve Patau sendromu olarak adlandırılan trizomi 13 bu kapsamda en sık araştırılan kromozomal anomaliler arasında yer almaktadır. Bunların yanında Turner sendromu, Klinefelter sendromu gibi cinsiyet kromozomu anomalileri de bu yöntemle saptanabilmektedir. Kistik fibrozis, orak hücreli anemi, talasemi, Duchenne kas distrofisi ve fragil X sendromu gibi tek gen hastalıklarında da spesifik moleküler testlerle tanı konulması olanaklı olmaktadır. Nöral tüp defektlerinin araştırılmasında amniyon sıvısındaki alfa-fetoprotein ve asetilkolinesteraz düzeylerine bakılmaktadır. Toksoplazmoz, sitomegalovirüs ve parvovirüs B19 gibi intrauterin enfeksiyonların tanısında da amniyosentez örneği değerli bilgiler sunmaktadır.

İşlemin olası riskleri konusunda anne adaylarının bilgilendirilmesi hekimlik pratiğinin temel gereklerinden biridir. Gebelik kaybı riski, deneyimli merkezlerde yapılan amniyosentez sonrasında binde bir ile binde üç arasında değişen düşük oranlarda bildirilmektedir. Nadiren amniyon sıvısı sızıntısı, vajinal kanama, kramp benzeri ağrılar ve nadir de olsa intrauterin enfeksiyon gibi durumlar görülebilmektedir. Fetüsün iğne ile yaralanma riski ultrason rehberliğinin kullanımıyla oldukça düşük düzeylere indirilmiştir. Rh negatif annelerde fetal hücrelerin anne kanına geçişini engellemek amacıyla profilaktik immünoglobulin uygulaması standart bir yaklaşım olarak benimsenmiştir. Nadir görülen komplikasyonlar arasında plasenta dekolmanı, koryoamnionit ve preterm eylem sayılabilmektedir. Bu risklerin en aza indirilebilmesi için işlemin deneyimli merkezlerde ve uygun endikasyonlarla gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

İşlem sonrasında anne adayına bazı önerilerde bulunulmaktadır. Uygulama gününde ağır fiziksel aktivitelerden, uzun süreli ayakta kalmaktan ve cinsel ilişkiden kaçınılması tavsiye edilmektedir. Birkaç gün boyunca dinlenmeye özen gösterilmesi ve olağan dışı belirtilerin dikkatle takip edilmesi istenmektedir. Şiddetli karın ağrısı, ateş yüksekliği, vajinal kanama veya berrak sıvı gelmesi durumlarında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir. Hafif kramplar ve iğne yerinde kısa süreli hassasiyet genellikle beklenen bulgular arasında değerlendirilmektedir. Bir sonraki rutin kontrol muayenesi kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından planlanmakta, gerektiğinde ek ultrason incelemesi ile fetal sağlık durumu yeniden değerlendirilmektedir. Anne adayının psikolojik desteğe ihtiyaç duyabileceği unutulmamalı ve gerektiğinde bu yönde yönlendirme yapılmalıdır.

Amniyosentez ile karşılaştırılabilecek diğer invaziv prenatal tanı yöntemleri arasında koryon villus örneklemesi ve kordosentez sayılabilmektedir. Koryon villus örneklemesi genellikle onuncu ile on üçüncü haftalar arasında uygulanmakta ve daha erken dönemde bilgi elde edilmesine olanak sağlamaktadır. Ancak komplikasyon oranının amniyosenteze göre biraz daha yüksek olması bu yöntemin sınırlılıkları arasında sayılmaktadır. Kordosentez ise gebeliğin daha ileri haftalarında fetal kan örneği alınması gereken özel durumlarda tercih edilmektedir. Non-invaziv prenatal test olarak bilinen ve anne kanından fetal DNA analizi yapılan yöntem son yıllarda yaygın kullanım alanı bulmuştur. Bu test bir tarama yöntemi olarak değerlendirilmekte olup yüksek risk sonuçları durumunda kesin tanı için amniyosentez veya koryon villus örneklemesi önerilmektedir. Yöntem seçimi gebelik haftası, endikasyon ve anne adayının tercihine göre bireyselleştirilmektedir.

Genetik danışmanlık süreci amniyosentez öncesi ve sonrasında büyük önem arz etmektedir. Anne adayı ve eşinin aile öyküsü, önceki gebelikleri, akraba evliliği durumu ve mevcut sağlık koşulları ayrıntılı biçimde sorgulanmaktadır. Elde edilen bilgiler ışığında olası genetik risklerin değerlendirilmesi yapılmakta ve tanı testlerinin uygun olup olmadığına karar verilmektedir. Sonuçların yorumlanması aşamasında da genetik danışmanın rolü belirleyici olmaktadır. Özellikle beklenmedik ya da yorumlanması güç bulguların anne adayına aktarılmasında empatik, bilgilendirici ve yargılamadan uzak bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Alınan sonuçlara göre gebeliğin devamı, ek tanısal tetkikler veya yenidoğan döneminde alınacak önlemler konusunda çift ile birlikte planlama yapılmaktadır. Bu süreçte multidisipliner ekip çalışmasının katkısı yadsınamaz düzeydedir.

Amniyosentez sürecinde anne adayının yaşadığı kaygı ve stres göz ardı edilmemesi gereken önemli bir konudur. İşlem öncesinde duyulan endişe, sonuç bekleme süresinde artan gerilim ve nadir de olsa olumsuz sonuçların bildirilmesi durumunda ortaya çıkan duygusal yük dikkatle ele alınmalıdır. Sağlık ekibinin sabırlı, açıklayıcı ve destekleyici tutumu bu süreçte anne adayının yaşadığı zorluğun hafiflemesine katkı sağlamaktadır. Gerekli görülen durumlarda ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek alınması önerilmektedir. Eş, aile ve yakın çevrenin desteği de bu süreçte belirleyici bir rol oynamaktadır. Bilgilendirilmiş karar alma sürecinin doğru işletilmesi, anne adayının kendisini güvende hissetmesi ve alınan sonuçlarla ilgili beklentilerinin gerçekçi düzeyde tutulması psikolojik iyilik halinin korunmasına yardımcı olmaktadır.

Günümüz modern perinatoloji pratiğinde amniyosentez, deneyimli ekipler ve gelişmiş ekipmanlarla oldukça güvenli biçimde uygulanabilen bir tanı yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Ultrasonografi teknolojisindeki ilerlemeler, moleküler genetik alanındaki yenilikler ve laboratuvar süreçlerinin iyileştirilmesi işlemin tanısal değerini belirgin biçimde artırmıştır. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile genetik uzmanlarının koordineli çalışması, anne adaylarına kaliteli hizmet sunulmasının temelini oluşturmaktadır. Deneyimli hekim kadrosu, gelişmiş görüntüleme sistemleri ve ileri laboratuvar altyapısıyla amniyosentez uygulamaları titizlikle yürütülmektedir. Her anne adayına özel yaklaşım benimsenmekte, işlem öncesi ve sonrası tüm süreçler multidisipliner ekip anlayışıyla planlanmaktadır. Prenatal tanı hizmetlerinin sunumunda hasta güvenliği, bilimsel kanıtlara dayalı uygulamalar ve etik değerler ön planda tutulmaktadır.

Amniyosentez sonuçlarının yorumlanmasında birçok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Kromozom analizinde normal bulguların elde edilmesi bebeğin sağlıklı doğacağının kesin göstergesi olarak yorumlanmamaktadır. Yöntem sadece incelenen kromozomal ve genetik durumlar hakkında bilgi sunmakta olup ultrasonografi ile saptanabilen yapısal anomaliler veya doğum sonrası ortaya çıkabilecek bazı durumlar bu testin kapsamı dışında kalmaktadır. Benzer şekilde saptanan bulguların klinik önemi çoğu durumda aynı düzeyde olmayabilmekte, bazı genetik varyasyonların fenotipik yansıması bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Bu nedenle sonuçların uzman hekim ve genetik danışman eşliğinde yorumlanması, alınacak kararların bilinçli biçimde şekillendirilmesi önem taşımaktadır. Prenatal tanı süreçlerinin doğru işletilmesi, sağlıklı gebeliklerin sürdürülmesi ve bilgilendirilmiş seçim hakkının kullanılmasına önemli katkılar sunmaktadır.

Kaynakça

  1. MedlinePlus (NIH) — Amniocentesismedlineplus.gov/ency/article/003921.htm
  2. Mayo Clinic — Amniocentesismayoclinic.org/tests-procedures/amniocentesis/about/pac-20392914
  3. NHS — Amniocentesisnhs.uk/conditions/amniocentesis/
  4. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Amniocentesisncbi.nlm.nih.gov/books/NBK559247/

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

8 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.