Tüp bağlama ameliyatı, tıbbi adıyla tubal ligasyon, kadınlarda kalıcı gebelik önleme yöntemi olarak uygulanan cerrahi bir işlemdir. Fallop tüplerinin çeşitli tekniklerle kapatılması, kesilmesi veya çıkarılması yoluyla yumurta ile spermin buluşmasının önüne geçilir. Aile planlamasını tamamlamış çiftler için güvenilir ve etkinliği yüksek bir seçenek olan bu işlem, günümüzde çoğunlukla laparoskopik yöntemle gerçekleştirilmekte, sezaryen sırasında da aynı seansta uygulanabilmektedir. Tubal ligasyon kararının kalıcı sonuçlar doğurması nedeniyle işlem öncesinde ayrıntılı bilgilendirme, danışmanlık ve yasal onam süreçleri titizlikle yürütülür. Kadın Hastalıkları ve Doğum ekibi, tüp bağlama operasyonlarını modern minimal invaziv teknikler ve uluslararası kılavuzlar doğrultusunda planlayarak hastalara güvenli, konforlu ve bilinçli bir tercih süreci sunmaktadır.
Fallop Tüp Bağlama (Tüplerin Kapatılması) Nasıl Tanımlanır?
Fallop tüp bağlama, kadın üreme sisteminin anatomik yapısında yumurtalıklar ile rahim arasında köprü görevi gören fallop tüplerinin cerrahi yollarla işlevsiz hale getirilmesi işlemidir. Yumurtalıklardan salınan olgun oosit, normal fizyolojik döngüde fimbrial uçlar tarafından yakalanır ve tüpün ampuller bölgesinde spermle karşılaşarak döllenir. Tubal ligasyon prosedüründe bu köprü kapatıldığı için yumurta ile spermin buluşması mekanik olarak engellenir ve gebelik oluşamaz. Uluslararası literatürde kalıcı kadın kontrasepsiyonu başlığı altında değerlendirilen bu yaklaşım, geri dönüşü zor bir seçenek olduğu için yaşam planlamasında kesin karar verilmiş çiftlere önerilir.
İşlem tanım olarak yalnızca bir tel bağlama girişimi değil, çeşitli oklüzyon yöntemlerinin ortak adıdır. Klasik Pomeroy tekniğinde tüpün orta segmenti bir askı halinde kaldırılıp absorbe olan sütür ile bağlanır ve kalan orta parça çıkarılır. Modifiye Pomeroy yönteminde emilmeyen dikişler tercih edilir, Parkland tekniğinde iki ayrı düğüm arasında segment eksize edilir, Uchida yaklaşımında ise seroza altı diseksiyon ve distal uç reperitonizasyon uygulanır. Irving tekniğinde proksimal segment miyometriyum içine gömülür, fimbriektomi olarak da bilinen Kroener yönteminde ise tüpün fimbrial ucu tamamen çıkarılır. Modern eğilim, tüpün tamamının çıkarıldığı bilateral salpinjektomi yönüne kaymaktadır.
Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Koleji ACOG, Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu FIGO ile Dünya Sağlık Örgütü kılavuzları, tubal ligasyonu güvenilir, etkili ve yaygın kullanılan kalıcı kontrasepsiyon yöntemleri arasında sıralamaktadır. Bu kılavuzlar, işlemin geri dönüşsüz olduğunun altını çizerek karar sürecinde çiftlere yeterli düşünme süresi tanınmasını, alternatif yöntemlerin ayrıntılı biçimde anlatılmasını ve bilgilendirilmiş onamın yazılı olarak alınmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’deki uygulamalar da Sağlık Bakanlığı Nüfus Planlaması Hizmetlerine dair yönetmelik çerçevesinde şekillenir; işlemin kadın için geri dönüşü zor bir tercih olduğu, danışmanlık aşamasında birden fazla oturumda vurgulanır. Karar süreci uzun etkili geri dönüşümlü kontrasepsiyon seçeneklerinin, hormonal implantların, rahim içi araçların ve vazektomi gibi erkek sterilizasyonu alternatiflerinin ayrıntılı biçimde tartışılmasıyla ilerler ve hasta ile eşinin kararının yazılı biçimde belgelenmesiyle tamamlanır.
Tubal ligasyonun kalıcı olması, bu yöntemi diğer geçici kontrasepsiyon seçeneklerinden ayıran en belirgin özelliktir. Rahim içi araç, doğum kontrol hapı ya da hormonal implant gibi yöntemler istendiğinde sonlandırılıp doğal fertiliteye dönüş sağlarken tubal ligasyon sonrası çocuk sahibi olmak isteyen kadınların büyük bölümü yardımcı üreme tekniklerine başvurmak zorundadır. Bu farkın altını çizmek amacıyla klinik pratikte hastalarla en az iki farklı görüşme yapılır, birinci görüşmede beklentiler ve mevcut yaşam koşulları değerlendirilir, ikinci görüşmede seçim netleştirilir. Kararın acele verilmemesi için hastanın belirli bir süre düşünmesi teşvik edilir ve eşin de aynı bilgilendirme sürecine dahil edilmesi sağlanır. Bu titiz yaklaşım ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek pişmanlık oranını azaltmakta önemli katkı sağlar.
Tüp Bağlama Operasyonu Hangi Kişilere Uygulanabilir?
Tüp bağlama, aile planlamasını tamamlamış ve ileride başka çocuk isteği bulunmayan kadınlara önerilen bir cerrahi kontrasepsiyon yöntemidir. Türkiye’de yürürlükte olan Nüfus Planlaması Hizmetleri Yönetmeliği çerçevesinde işlem için evli olma, eşin yazılı onayının alınması ve genellikle en az iki çocuk sahibi olma gibi koşullar aranır. Tıbbi endikasyon bulunan durumlarda bu koşullar farklı biçimde değerlendirilebilir; örneğin ciddi kalp hastalığı, ağır diyabet, ilerlemiş böbrek yetersizliği veya gebelik sırasında yaşamı tehdit edecek kronik hastalıkları bulunan kadınlarda multidisipliner değerlendirme sonucunda karar oluşturulur. Kalıtsal ciddi hastalık taşıyıcılığı olan çiftlerde de tubal ligasyon seçenekler arasında yer alır.
Uygulama öncesinde kadın adayın ayrıntılı jinekolojik muayenesi yapılır, pelvik ultrason ile uterus ve overlerin morfolojisi değerlendirilir, mevcut smear takibi güncellenir ve gerekirse tam kan sayımı, koagülasyon testleri ile anestezi konsültasyonu tamamlanır. Aktif pelvik enfeksiyon, tanısı konulmamış vajinal kanama, şüpheli adneksiyal kitle veya devam eden gebelik ihtimali gibi durumlar geçici kontrendikasyon oluşturur ve bu tabloların çözümlenmesi beklenir. Genel anestezi açısından yüksek riskli hastalarda, sezaryen sonrası aynı seans planı ya da spinal anestezi altında minilaparotomi gibi alternatif protokoller değerlendirilir.
Kararın kalıcı olması nedeniyle özellikle otuz yaş altı kadınlarda pişmanlık oranının yükseldiği bilinmektedir; literatürde bu oran yüzde beş ile yirmi arasında bildirilir. Bu nedenle danışmanlık görüşmelerinde uzun etkili geri dönüşümlü kontrasepsiyon yöntemleri, hormonal ya da bakırlı rahim içi araçlar, cilt altı hormonal implantlar ve erkek sterilizasyonu olan vazektomi seçenekleri ayrıntılı biçimde anlatılır. Vazektomi daha basit, ucuz ve düşük komplikasyon oranıyla öne çıkan bir alternatif olduğu için özellikle eşin de onayladığı çiftlerde ilk sırada tartışılan seçeneklerdendir. Genç yaşta karar veren kadınlarda ise pişmanlık olasılığı ve geri dönüşün güçlüğü ekstra önem taşıdığından değerlendirme daha temkinli yürütülür.
Tüp Bağlama Operasyonunda Hangi Cerrahi Yöntemler Kullanılır?
Tubal ligasyon için kullanılan cerrahi yöntemler tarihsel süreçte önemli ölçüde çeşitlenmiştir. Klasik açık cerrahi yaklaşımlarda Pomeroy, modifiye Pomeroy, Parkland ve Uchida gibi teknikler tüpün farklı bölgelerinden ligasyon, eksizyon ya da gömme yoluyla oklüzyon sağlar. Pomeroy tekniğinde tüpün orta üçte biri askı biçiminde kaldırılıp emilen sütür ile bağlanır ve iki mediyal segment eksize edilerek serbest uçların birbirinden uzaklaşması amaçlanır. Parkland yönteminde tüp mezosalpinksten pencerelenip iki bağ arasındaki segment çıkarılır, böylece kesilen uçların erken teması engellenir. Uchida yaklaşımı seroza altı hazırlığı ve distal uç reperitonizasyon adımlarıyla başarısızlık oranını düşürmeyi hedefler.
Laparoskopik girişimlerde başlıca dört yöntem öne çıkar. Falope halkası olarak bilinen silastik silikon halkalar, tüpün orta segmentini balon gibi kaldırıp elastik bir bantla sıkıştırır ve zamanla iskemik nekroz sonucu oklüzyon sağlar. Filshie klips titanyum-silikon yapıda kalıcı klemp uygulaması yaparken Hulka-Clemens klips daha eski bir seçenektir. Bipolar koagülasyon tekniği ise tüpün ard arda üç bitişik segmentine elektrokoter uygulayarak dokuyu tahrip eder; monopolar koagülasyon ve rezeksiyon kombinasyonu artık daha az tercih edilir. Modern eğilimde bilateral salpinjektomi, yani tüplerin tamamının çıkarılması yumurtalık kanseri riskini de azalttığı için özellikle BRCA gen mutasyonu taşıyıcılarında öncelikli tercih haline gelmiştir.
Histeroskopik yöntemle tüplerin proksimal ucuna yerleştirilen mikro-implant sistemleri, uzun süre pazarda kalmış olsa da komplikasyon profili nedeniyle Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi tarafından 2018 yılında piyasadan çekilmiştir. Postpartum dönemde uygulanan kısmi salpinjektomi tercihi, doğumdan sonraki ilk kırk sekiz saat içinde küçük bir supraumbilikal insizyondan yapılır ve başarı oranı en yüksek yöntemlerden birini oluşturur. Sezaryen sırasında yapılan tubal ligasyonda hastaya ekstra insizyon uygulanmadığı için maliyet ve komplikasyon açısından ideal olanak oluşur. Seçilecek teknik hastanın anatomisine, ek jinekolojik patoloji varlığına ve cerrahın deneyimine göre kişiselleştirilir. Sezaryen sırasında sık tercih edilen modifiye Pomeroy yöntemi, doğum sonrası uterusun ulaşılabilir konumu sayesinde tüplerin rahatlıkla kaldırılmasına imkân tanır ve ek girişim süresinin genellikle beş dakikayı geçmemesi nedeniyle anestezi yükünü artırmaz.
Teknik seçiminde yalnızca cerrahi başarı değil, uzun dönem sonuçlar da belirleyicidir. Uzun süredir tartışılan konulardan biri, bilateral salpinjektominin klasik ligasyon yöntemlerine kıyasla üstün olup olmadığıdır. Güncel patoloji verileri, yüksek dereceli seröz over kanserlerinin önemli bir bölümünün fallop tüplerinin fimbrial ucundan köken aldığını göstermiştir. Bu bulgu, tüplerin tamamen çıkarılmasının yumurtalık kanseri riskini yaklaşık üçte bir oranında düşürdüğü sonucunu doğurmuştur. Salpinjektomi hem daha etkili bir kontrasepsiyon sunar hem de onkolojik koruma sağlar; bu nedenle özellikle sezaryen sırasında ek süre çok fazla uzamayacaksa günümüzde salpinjektomi tercih edilen seçenek haline gelmiştir. Genç hastalarda ve gelecekte reanastomoz ihtimalinin sıfıra indiği belirgin olarak kabul edilen çiftlerde bu tercih öne çıkar.
Açık Cerrahi ile Laparoskopik Yöntem Arasında Ne Fark Vardır?
Açık cerrahi yaklaşımda genellikle göbek altı bölgeden yapılan üç ile beş santimetrelik minilaparotomi insizyonu üzerinden karına girilerek fallop tüplerine ulaşılır. Postpartum uygulanan tubal ligasyonlarda uterus doğum sonrası göbek hizasında yüksek konumda olduğu için supraumbilikal küçük insizyon yeterli olur ve tüpler ekstrakorporeal yani karın dışına alınıp bağlanır. Bu yaklaşımın avantajı, özel donanım gerektirmemesi, kısa süre içinde uygulanabilmesi ve doğum sonrası aynı yatışta tamamlanabilmesidir. Dezavantajı ise ameliyat sonrası daha belirgin karın ağrısı, biraz daha uzun iyileşme dönemi ve nadiren yara yerinde iyileşme sorunlarıdır.
Laparoskopik yöntemde ise karın boşluğu karbondioksit gazı ile şişirildikten sonra göbek çevresinden yerleştirilen ince trokarlar aracılığıyla kamera ve enstrümanlar ilerletilir. Genellikle bir adet on milimetrelik kamera portu ve bir ile iki adet beş milimetrelik çalışma portu yeterli olur. Yüksek çözünürlüklü optikler sayesinde tüpler, overler, uterus ve tüm pelvik anatomi büyütülmüş görüntüyle değerlendirilir. Girişim süresi seçilen teknikle değişse de deneyimli ellerde on beş ila otuz dakika aralığındadır. Küçük insizyonlar sayesinde postoperatif ağrı belirgin biçimde daha az yaşanır, hasta çoğunlukla aynı gün taburcu edilir ve günlük yaşama dönüş bir ile üç günde tamamlanır.
İki yöntemin karşılaştırılmasında güvenlik profili benzerdir; ancak laparoskopi hem kozmetik açıdan hem de erken mobilizasyon açısından avantaj sağlar. Buna karşılık pnömoperitoneum yani karın içi gaz oluşturma nedeniyle omuz ağrısı, hiperkarbi ve çok nadir görülen büyük damar yaralanması gibi kendine özgü riskler taşır. Postpartum dönem gibi uterusun büyük olduğu, geçirilmiş çoklu batın ameliyatları nedeniyle yaygın yapışıklık şüphesi bulunan ya da laparoskopik yaklaşımın kontrendike olduğu genel durumlarda minilaparotomi mantıklı bir seçim olarak öne çıkar. Sezaryenle eş zamanlı planlamada ise açık cerrahi zaten uygulandığı için tubal ligasyonun aynı insizyondan yapılması hem ek risk taşımaz hem de hastaya ikinci bir ameliyat yükü getirmez.
Tüp Bağlama Operasyonu Menopoz Sürecini Tetikler mi?
Tubal ligasyon işlemi yalnızca fallop tüplerine yönelik olduğu için yumurtalıkların hormonal işlevini doğrudan etkilemez ve menopoz zamanlamasını erkene çekmez. Menopoz süreci overler tarafından üretilen östrojen ve progesteron gibi hormon düzeylerinin yaşa bağlı doğal azalmasıyla ortaya çıkar. Fallop tüplerinin kapatılması ovulasyon döngüsünü, hormonal salınımı ve endometriyal siklüsü değiştirmediğinden adet düzeninde ameliyata bağlı belirgin bir farklılık beklenmez. Kadınlar tubal ligasyondan sonra da beklenen yaşta menopoza girer, sıcak basması ya da terleme gibi klimakterik yakınmalar bu işlemin bir sonucu olarak yorumlanmamalıdır.
Literatürde tartışılan post-tubal ligasyon sendromu kavramı, işlem sonrası adet düzensizliği, dismenore ya da pelvik ağrı yakınmalarını tanımlamak için kullanılmış olsa da güncel kanıtlar bu sendromun tutarlı bir klinik antite olarak varlığını desteklememektedir. Adet düzeninde gözlenen değişiklikler çoğunlukla işlem öncesi kullanılan doğum kontrol haplarının bırakılmasının ardından ortaya çıkan doğal siklüsün belirginleşmesiyle ilişkilidir. Uzun süredir hormonal kontrasepsiyon kullanmış kadınlarda daha önce baskılanmış olan ağrı, kanama miktarı veya premenstrüel belirtiler yeniden görünür hale gelebilir; bu durum tubal ligasyonun kendisiyle değil, hormon desteğinin sonlanmasıyla açıklanır.
Öte yandan bilateral salpinjektomi biçiminde uygulanan modern yaklaşımın uzun dönem faydaları da bulunmaktadır. Fallop tüplerinin fimbrial ucundan köken alan seröz over kanserleri konusunda son yirmi yılda ortaya konan patolojik veriler, tüplerin tamamen çıkarılmasının over kanseri riskini yaklaşık üçte bir oranında azalttığını göstermektedir. Bu nedenle özellikle yumurtalık kanseri açısından ailesel yatkınlığı olan ya da BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonu taşıyan kadınlarda salpinjektomi yönünde tercih yapmak menopoza etki etmeksizin ek onkolojik koruma sağlar. Overlere hiçbir müdahale yapılmadığı için hormonal denge ve menopoz zamanlaması korunur.
Operasyonun Ardından İyileşme Süreci Nasıldır ve Nelere Dikkat Edilmelidir?
Laparoskopik tubal ligasyon sonrası iyileşme dönemi çoğu kadın için oldukça konforlu geçer. İşlemi takip eden ilk saatlerde hafif karın ağrısı, karın içine verilen karbondioksit gazının diyafragmayı uyarması sonucu ortaya çıkabilen omuz ağrısı ve geçici bulantı görülebilir. Bu yakınmalar basit ağrı kesici protokolleriyle kolaylıkla kontrol altına alınır. Hastalar genellikle işlemden dört ile altı saat sonra ayağa kaldırılır, sıvı gıdaya başlatılır ve çoğu vakada aynı gün taburcu edilir. Postpartum minilaparotomi ile yapılan uygulamalarda hasta zaten doğum nedeniyle yatışlı olduğu için sürecin ek yatış getirmediği görülür.
Taburculuk sonrası ilk beş yedi gün boyunca ağır kaldırma, karın kaslarını zorlayan hareketler, uzun süreli araç kullanımı ve yoğun spor gibi aktiviteler ertelenir. İnsizyon yerlerinin kuru ve temiz tutulması, doktorun önerdiği pansuman planına uyulması, verilen antibiyotik ya da ağrı kesicilerin düzenli kullanılması iyileşmeyi hızlandırır. Duş genellikle ikinci günden itibaren mümkündür; küvet banyosu, deniz ve havuz gibi suya batırılan aktiviteler ise en az iki hafta sonrasına ertelenir. Cinsel ilişki için önerilen bekleme süresi iki hafta ile bir ay arasında değişir; postpartum dönem için loşia bitimi ve altı haftalık kontrol muayenesi belirleyici olur.
Ateş, giderek şiddetlenen karın ağrısı, insizyon yerlerinde kızarıklık ve akıntı, aşırı bulantı kusma, idrar yaparken yanma ya da beklenmedik vajinal kanama gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda kliniğe başvurulmalıdır. Bu tablolar enfeksiyon, iç kanama, üriner sistem sorunu ya da nadir görülen viseral yaralanma bulguları olabilir. Rutin postoperatif kontroller ilk hafta ve dördüncü ile altıncı haftada planlanır; ultrason ve muayene bulguları normal seyrettiğinde hasta tam iyileşme dönemine geçirilir. Ameliyat sonrası ilk siklüsün başlamasıyla adet düzeninin işlem öncesindekine benzer biçimde sürdüğünün gözlenmesi, sürecin doğru yolda ilerlediğinin somut göstergelerinden birini oluşturur.
Kapatılan Tüpler Yeniden Açılabilir mi? (Tubal Reanastomoz)
Tubal ligasyon her ne kadar kalıcı bir yöntem olarak planlansa da yaşam koşullarındaki değişiklikler, yeniden evlilik ya da çocuk kaybı gibi durumlar bazı kadınlarda gebelik isteğini yeniden gündeme getirebilir. Bu vakalarda cerrahi olarak fallop tüplerinin yeniden birleştirilmesi işlemi tubal reanastomoz adıyla anılır. Genellikle mikrocerrahi yöntemler kullanılarak tüpün proksimal ve distal uçları özenli diseksiyonla hazırlanır, iki uç arasındaki lümen devamlılığı çok ince atravmatik dikişlerle yeniden kurulur ve serozal katman ayrı bir sıra dikişle desteklenir. Robotik cerrahi ile yapılan reanastomoz uygulamaları özellikle son yıllarda deneyimli merkezlerde daha ergonomik bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.
Reanastomoz başarısı işlemin ne şekilde yapıldığına yakından bağlıdır. Fimbriektomi ya da geniş segment eksizyonu uygulanmış hastalarda kalan tüp uzunluğu kısaldığı için başarı oranı düşerken, Filshie klips ya da Falope halkası gibi sınırlı bölgeyi etkileyen yöntemlerden sonra reanastomoz sonuçları daha yüz güldürücü olabilir. Literatürde tubal reanastomoz sonrası gebelik oranları yüzde otuz ile yetmiş arasında değişen geniş bir aralıkta bildirilmektedir. Bu aralığı belirleyen başlıca faktörler kadının yaşı, geriye kalan tüp uzunluğu, işlemin uygulandığı bölge, sperm parametreleri, over rezervi ve pelvik yapışıklık durumudur. Otuz beş yaş üstü kadınlarda over rezervinin doğal olarak azalması, reanastomoz başarısını olumsuz etkileyen en önemli değişkenlerdendir.
Cerrahi reanastomoz her hastaya uygun bir seçenek değildir; bu nedenle günümüzde tüp bağlama sonrası gebelik isteği bulunan çiftlerde tüp bebek yani in vitro fertilizasyon uygulaması daha sık tercih edilir. IVF, tüplerin işlevine bağlı kalmadığı, tek seansta değerlendirme olanağı sunduğu ve zaman kaybı yaratmadığı için özellikle ileri anne yaşı, ek jinekolojik patoloji ya da erkek faktörü sorunlarının bulunduğu vakalarda öncelikli yol olarak konumlanır. Karar sürecinde çiftlere iki seçeneğin başarı oranları, maliyet farkları, gerektiğinde uygulanacak ek girişimler ve olası ektopik gebelik riskleri ayrıntılı biçimde anlatılır; hastanın öncelikleri ile klinik verilerin dengelendiği kişiye özgü bir plan oluşturulur.
Fallop Tüp Bağlama İşleminden Sonra Hamile Kalmak Mümkün müdür?
Tubal ligasyon etkinliği en yüksek kontrasepsiyon yöntemleri arasında yer alsa da hiçbir cerrahi girişim tam kesinlik sunmaz. Uzun dönem takip çalışmalarında on yıllık kümülatif başarısızlık oranı binde on sekiz ile otuz yedi arasında bildirilmektedir. Bu oran seçilen tekniğe göre değişir; postpartum kısmi salpinjektomi binde yedi civarında en düşük başarısızlıkla öne çıkarken bipolar koagülasyon binde yirmi dört ile otuz bir, Falope halkası binde on sekiz, Filshie klips ise binde yirmi beş aralığında değerler gösterir. Modern eğilim olan bilateral salpinjektomi ise tüpün tamamının çıkarılması nedeniyle klasik ligasyon yöntemlerinden daha güvenli sonuçlar sağlar.
Nadir görülen başarısızlık durumunda ortaya çıkan gebeliklerin önemli bir bölümünün dış gebelik yani ektopik gebelik biçiminde gelişmesi klinik açıdan özel dikkat gerektirir. Bu tabloda döllenmiş yumurta, hasarlı ya da tam kapatılmamış tüp bölgesinde tutunarak ilerler; büyüyen gebelik kesesi tüpü zorlar, yırtılma ve ciddi iç kanama riski doğurur. Bu nedenle tüp bağlama uygulanmış kadınlarda adet gecikmesi, tek taraflı karın ağrısı, pelvik dolgunluk ya da atipik lekelenme durumunda beta-HCG düzeyinin acilen ölçülmesi ve pelvik ultrason ile değerlendirme yapılması güvenlik açısından kritik önem taşır. Erken tanı, ektopik gebelik tedavisini medikal seçeneklerle bile mümkün kılabilir.
Planlı gebelik isteği söz konusu olduğunda cerrahi tubal reanastomoz ya da tüp bebek uygulaması iki temel alternatif olarak değerlendirilir. Reanastomoz sonrası doğal gebelik mümkün olsa da başarı oranları yaş, tüp uzunluğu ve önceki cerrahi tekniğe bağlıdır; tüp bebek ise fallop tüplerinden bağımsız bir yol izlediği için özellikle ileri yaşta ve tüp anatomisi geniş biçimde etkilenmiş hastalarda daha yüksek başarı sağlar. Kadın Hastalıkları ve Doğum ekibi, tüp bağlama süreci öncesinde işlemin kalıcı sonuçları hakkında ayrıntılı danışmanlık sunar, seçim aşamasında çiftlere düşünme süresi tanır ve işlem sonrasında ortaya çıkabilecek her türlü klinik senaryo için modern tanı ve tedavi olanaklarını sunar. Karar aşamasında yapılacak titiz değerlendirme, hem kısa vadeli güvenliğin hem de uzun vadeli yaşam kalitesinin en önemli güvencesini oluşturur; bu kapsamda Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniği, hastalarının yanında bilimsel dayanaklı ve şeffaf bir süreç yürütmeye özen gösterir.