Göğüs Cerrahisi

Sternum Rekonstrüksiyonu

Sternum Rekonstrüksiyonu, hastaların sıkça merak ettiği bir konudur ve bilgilendirilme önem taşır. Detaylı bilgi için sayfa içeriğini inceleyin.

Sternum rekonstrüksiyonu, göğüs ön duvarının merkezinde yer alan iman tahtası kemiğinin ve çevresindeki kemik ile yumuşak doku bütünlüğünün cerrahi olarak yeniden yapılandırılmasını kapsayan ileri düzey bir göğüs cerrahisi girişimidir. Sternum kemiği, kaburgaların ön uçlarını birleştiren, kalp ve büyük damarlar gibi hayati yapıların önünde koruyucu bir kalkan görevi üstlenen anatomik bir öğedir. Bu bölgedeki bütünlüğün travma, enfeksiyon, doğumsal şekil bozukluğu, tümör veya önceki kalp cerrahilerine bağlı komplikasyonlar nedeniyle kaybedilmesi, hem mekanik hem de estetik açıdan ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Rekonstrüksiyon yaklaşımı, kaybedilen dokuların yerine dayanıklı, uyumlu ve fizyolojik açıdan uygun materyallerin yerleştirilmesini, gerektiğinde çevre kas ve deri dokularının kaydırılmasını ve göğüs duvarı stabilitesinin yeniden sağlanmasını hedeflemektedir.

Sternum bölgesindeki bütünlük kayıplarının en sık karşılaşılan nedenlerinden biri, açık kalp ameliyatlarının ardından gelişen sternum ayrışması, kaynamama veya derin sternum enfeksiyonlarıdır. Medyan sternotomi olarak bilinen orta hattan kesi uygulanan büyük göğüs açılımlarından sonra kemik iyileşmesinin yetersiz kalması, telli sıkıştırma dikişlerinin kesici etkiye yol açması, diyabet, obezite veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi ek durumların varlığı riski artırıcı etkenler arasında sayılmaktadır. Bu tabloda göğüs ön duvarında hareketli bir alan oluşabilmekte, öksürükle beraber ağrı ve klik sesi gibi bulgular ortaya çıkabilmektedir. Enfeksiyonun kemik dokusuna ilerlemesi durumunda ise mediastinit adı verilen ve göğüs boşluğunun orta bölümünü ilgilendiren ağır bir enfeksiyon süreci gelişebilmektedir. Böyle olgularda yeniden yapılandırma, hem enfekte dokuların temizlenmesini hem de yeterli doku desteğinin sağlanmasını içeren çok aşamalı bir planlama gerektirmektedir.

Doğumsal göğüs duvarı deformiteleri de rekonstrüksiyon gerektiren önemli bir başlık oluşturmaktadır. Pektus ekskavatum olarak adlandırılan çukur göğüs ve pektus karinatum şeklinde tanımlanan güvercin göğsü tabloları, sternumun anormal biçimde içeriye çökmesi veya öne doğru belirginleşmesi ile karakterizedir. İleri olgularda göğüs kafesinin iç hacminin daralması, kalp ve akciğerlere baskı uygulanmasına, egzersiz kapasitesinin azalmasına ve solunumsal yakınmalara yol açabilmektedir. Ayrıca psikososyal etkiler nedeniyle özellikle gençlerde günlük yaşam kalitesi belirgin biçimde etkilenebilmektedir. Bu gruptaki olgularda uygulanan rekonstrüktif yaklaşımlar arasında Nuss ve Ravitch olarak bilinen yöntemler öne çıkmakta, gereken durumlarda özel tasarlanmış metal barlar, biyouyumlu plaklar ve destek sistemleri kullanılmaktadır. Yaklaşımın seçimi; yaş, deformitenin derecesi, asimetri varlığı, eşlik eden skolyoz gibi omurga bulguları ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak bireysel biçimde belirlenmektedir.

Travmaya bağlı sternum yaralanmaları da rekonstrüksiyon endikasyonları arasında ciddi bir yer tutmaktadır. Trafik kazalarında direksiyon veya emniyet kemeri kaynaklı doğrudan darbeler, yüksekten düşmeler ve künt göğüs travmaları, sternum kırıklarına ya da parçalı kemik ayrılmalarına yol açabilmektedir. Basit çatlaklarda genellikle konservatif izlem yeterli olabilmekle birlikte, yer değiştirmiş kırıklar, göğüs duvarı hareketinin bozulduğu yelken göğüs tabloları veya kalp ve akciğerler üzerindeki bası bulgularının eşlik ettiği durumlar cerrahi yeniden yapılandırma gerektirebilmektedir. Bu çerçevede özel titanyum plak ve vida sistemleri, kemik parçalarının anatomik konumlarına yerleştirilmesini ve göğüs duvarı stabilitesinin yeniden kazanılmasını sağlayabilmektedir.

Sternum ve komşu kaburgaları etkileyen kemik ile yumuşak doku tümörleri, rekonstrüksiyonun bir başka önemli çalışma alanını oluşturmaktadır. Kondrosarkom, osteosarkom, plazmositom ve metastatik tümörler gibi kötü huylu oluşumlar, bazen sternumun büyük bir bölümünün geniş güvenli sınırlarla çıkarılmasını gerektirmektedir. Bu tür geniş rezeksiyonların ardından oluşan defektler, akciğer ve kalbin dış etkenlere karşı korunmasını olumsuz etkileyebilmekte; ayrıca göğüs duvarının solunumsal harekete katılımını bozabilmektedir. Bu nedenle onkolojik cerrahi ile rekonstrüktif planlama eş zamanlı olarak yürütülmekte, tümörün tam çıkarımı ile göğüs duvarı stabilitesinin korunması bir arada değerlendirilmektedir. Gerekli olgularda titanyum kafesler, polipropilen yamalar, polimetil metakrilat esaslı sert dolgular ve yumuşak doku flepleri birlikte kullanılarak dayanıklı ve fizyolojik açıdan uygun bir yapı elde edilmeye çalışılmaktadır.

Sternum rekonstrüksiyonunda kullanılan materyaller, uzun yıllara dayanan araştırma birikimi ışığında geliştirilmiştir. Metal implantlar arasında titanyum tabanlı plak ve vidalar öne çıkmakta; hafif olmaları, dokuyla uyumları ve manyetik rezonans görüntülemeye daha az girişim oluşturmaları nedeniyle sıklıkla tercih edilmektedir. Sentetik yamalar ise geniş yumuşak doku kayıplarında göğüs duvarı sürekliliğinin yeniden sağlanmasına destek olmakta; makro gözenekli yapılarıyla çevre dokuyla birleşme sürecine katkı sunmaktadır. Biyolojik greftler, özellikle enfeksiyon riskinin yüksek olduğu ortamlarda değerlendirilmekte, dokuya yeniden hücresel yerleşme sürecini destekleyerek uzun vadede daha az yabancı cisim reaksiyonuna zemin hazırlayabilmektedir. Kemik dokusunun yeniden oluşumunu desteklemek amacıyla iliak kanat gibi verici bölgelerden alınan otogreftler ile allogreft materyaller de belirli olgularda tercih edilebilmektedir.

Yumuşak doku desteği, rekonstrüksiyonun başarısı açısından kritik bir bileşen olarak değerlendirilmektedir. Sternum bölgesindeki geniş defektlerde yalnızca kemik veya sentetik materyalin yerleştirilmesi genellikle yeterli olmamakta; üzerini örten canlı, damarlanmış dokunun sağlanması gerekmektedir. Bu amaçla pektoralis major kas flebi, rektus abdominis kas flebi ve omentum olarak bilinen karın içi yağ dokusu flebi sıklıkla kullanılmaktadır. Bu flepler; kanlanmayı iyileştirerek enfeksiyonla mücadeleye katkı sağlamakta, dolum defektlerini kapatmakta ve implant materyallerinin cilt altında güvenli biçimde konumlanmasına olanak tanımaktadır. Flep seçimi; defektin yeri, boyutu, önceki cerrahi öyküsü, damar yapılarının durumu ve hastanın genel sağlık göstergeleri temelinde bireyselleştirilmektedir. Karmaşık olgularda plastik ve rekonstrüktif cerrahi ekipleriyle iş birliği yapılarak mikrocerrahi flep uygulamaları da gündeme gelebilmektedir.

Ameliyat öncesi süreçte kapsamlı bir değerlendirme yapılmaktadır. Ayrıntılı fizik muayene, göğüs röntgeni, yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi ve gerektiğinde manyetik rezonans incelemesi, kemik ve yumuşak dokudaki değişiklikleri, damarsal komşulukları ve olası enfeksiyon odaklarını haritalandırmak için kullanılmaktadır. Üç boyutlu görüntüleme ve modelleme teknikleri, karmaşık defektlerin cerrahi planlamasında giderek daha fazla yer bulmaktadır. Kardiyak açıdan risk taşıyan olgularda ekokardiyografi ve gerektiğinde koroner değerlendirme, solunum rezervinin ölçülmesi amacıyla solunum fonksiyon testleri istenmektedir. Diyabet, böbrek yetmezliği, sigara kullanımı, obezite ve immün baskılanma gibi etkenler ise iyileşme sürecini etkileyebildiği için ayrıntılı biçimde ele alınmakta, mümkün olan durumlarda ameliyat öncesi optimizasyon çalışmaları planlanmaktadır. Beslenme desteği, uygun antibiyotik profilaksisi ve tromboemboli önleyici uygulamalar, güvenli bir cerrahi ortam oluşturulmasına katkı sunmaktadır.

Cerrahi girişim genellikle genel anestezi altında gerçekleştirilmektedir. Enfekte veya kaynamamış sternum olgularında öncelikle yaşamı olmayan doku ve yabancı cisim niteliği taşıyan eski dikiş materyallerinin ayrıntılı biçimde temizlenmesi sağlanmaktadır. Ardından defektin özelliklerine göre metal plak sistemleri, sentetik yamalar veya bunların kombinasyonları kullanılarak sert doku bütünlüğü yeniden oluşturulmaktadır. Kaburga uçlarının stabil bir çerçeveye yeniden bağlanması, göğüs duvarının solunumsal harekete uygun biçimde çalışabilmesi açısından önemli görülmektedir. Yumuşak doku örtümü aşamasında kas ve omentum flepleri, önceden planlanan tünellerden defekt bölgesine ulaştırılmakta; damarlanma korunarak yerleştirilmektedir. Cilt kapatılması, ölü boşluk oluşumunu azaltacak katmanlı dikişlerle gerçekleştirilmekte, gereken olgularda kapalı sistem emici drenler kullanılmaktadır. Ameliyat süresi, defektin büyüklüğüne, seçilen yönteme ve önceki cerrahi öyküsüne bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir.

Ameliyat sonrası dönem, sürecin başarısı açısından cerrahi kadar belirleyici bir aşama olarak değerlendirilmektedir. Hastalar genellikle yoğun bakım ortamında yakın izleme alınmakta; solunum, dolaşım ve ağrı kontrolü ayrıntılı biçimde takip edilmektedir. Erken dönemde solunum egzersizleri, teşvikli spirometre kullanımı ve uygun mobilizasyon, atelektazi ve akciğer enfeksiyonu gibi komplikasyonları azaltmaya katkı sağlamaktadır. Yara bakımı düzenli aralıklarla değerlendirilmekte, akıntı, kızarıklık, ısı artışı ve ağrı gibi bulgular yönünden dikkatli bir izlem yürütülmektedir. Beslenme desteği, özellikle uzun süreli hastane yatışı gerektiren olgularda protein alımının artırılması ve mikro besin ögelerinin dengeli biçimde sağlanması yoluyla doku iyileşmesini olumlu yönde etkileyebilmektedir. Sigara kullanımının bırakılması ve kan şekeri düzeyinin sıkı kontrolü, yara iyileşmesi üzerinde belirgin katkı sunan etkenler arasında sayılmaktadır.

Erken taburculuk sonrası dönemde günlük yaşama dönüş kademeli biçimde planlanmaktadır. İlk haftalarda ağır kaldırma, itme, çekme ve gövde üzerinden yük aktarımı gerektiren hareketlerden kaçınılması önerilmektedir. Araç kullanımı, iş yaşamına dönüş ve spor aktiviteleri; ameliyat türüne, defekt genişliğine ve iyileşme sürecine göre bireysel olarak belirlenmektedir. Genellikle ilk üç aylık dönemde göğüs duvarı üzerindeki mekanik yükün sınırlandırılması, kemik ve yumuşak doku bütünleşmesinin desteklenmesi açısından önemli görülmektedir. Fizyoterapi programları; solunum kapasitesinin geliştirilmesi, omuz hareket açıklığının korunması ve göğüs duvarı çevresindeki kas gruplarının güçlendirilmesi hedefiyle yapılandırılmaktadır. Ağrı yönetiminde çok yönlü yaklaşımlar tercih edilmekte, sinir bloklarından basamaklı ağrı kesici kullanımına kadar geniş bir yelpazeden yararlanılmaktadır.

Sternum rekonstrüksiyonunun olası komplikasyonları arasında yara yeri enfeksiyonu, hematom, seroma, plak veya dikiş materyaline bağlı doku reaksiyonları, greftlerde kısmi kayıplar, göğüs duvarında hareketlilik ve nadir olgularda implant kaybı sayılabilmektedir. Kalp ve büyük damarlara komşuluk nedeniyle titiz bir cerrahi teknik ile deneyimli ekiplerin planlı iş birliği önem taşımaktadır. Uzun dönemde göğüs duvarında hafif asimetri veya sertlik hissi görülebilmekle birlikte, uygun rehabilitasyon programlarıyla bu bulguların büyük bölümünde kademeli iyileşme sağlanabilmektedir. Nadiren metal implantların çıkarılması gerekebilmekte, bu süreç genellikle daha küçük bir cerrahi girişimle yürütülmektedir. Komplikasyon oranları; hastanın genel sağlık durumu, önceki cerrahi öyküsü, sigara ve alkol kullanımı, diyabet kontrolü ve immün sistem durumu gibi etkenlerden belirgin biçimde etkilenmektedir.

Son yıllarda sternum rekonstrüksiyonu alanında dikkat çekici teknolojik gelişmeler yaşanmaktadır. Üç boyutlu yazıcı teknolojisiyle üretilen hasta özel titanyum implantlar, karmaşık defektlerde anatomik uyumu artırmakta ve ameliyat süresini kısaltmaya katkı sağlamaktadır. Biyolojik uyumu yüksek yeni nesil sentetik materyaller, enfeksiyon riskinin azaltılması ve uzun vadeli dayanıklılığın artırılması yönünde araştırma konusu olmaya devam etmektedir. Robotik ve minimal invaziv teknikler, özellikle pektus deformiteleri gibi seçilmiş olgularda daha küçük kesilerle işlem yapılmasına olanak tanımakta; ağrı düzeyini ve iyileşme süresini olumlu etkileyebilmektedir. Multidisipliner yaklaşım anlayışı çerçevesinde göğüs cerrahisi, kardiyovasküler cerrahi, plastik ve rekonstrüktif cerrahi, enfeksiyon hastalıkları, radyoloji, anestezi ve fizik tedavi ekiplerinin ortak çalışması, karmaşık olgularda daha güvenli sonuçlara zemin hazırlamaktadır.

Sternum rekonstrüksiyonu, teknik zorluğu ve çok yönlü değerlendirme gereksinimiyle göğüs cerrahisinin özenli planlama isteyen alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Doğru endikasyon ile seçilmiş yöntemlerin, deneyimli bir ekip tarafından uygulanması ve titiz bir bakım süreciyle desteklenmesi durumunda göğüs duvarının koruyucu, mekanik ve estetik işlevlerinin yeniden yapılandırılması hedeflenmektedir. Ameliyat kararının bireysel biçimde ele alınması, hastalığın türü ve seyri, defektin büyüklüğü, eşlik eden hastalıklar ve yaşam beklentileri gibi çok sayıda değişkenin birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Hastane ortamında sunulan kapsamlı değerlendirme, güncel cerrahi teknikler ve çok disiplinli iş birliği, sternum ile ilgili karmaşık sorunlarda güvenli bir rekonstrüktif planlama zemininin oluşturulmasına önemli katkı sağlamaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Sternum Anatomi ve Cerrahisiwww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK519059/
  2. MedlinePlus — Gogus Duvari Cerrahisi ve Iyilesmemedlineplus.gov/ency/article/002950.htm
  3. Mayo Clinic — Gogus Duvari Bozukluklari ve Tedavisiwww.mayoclinic.org/diseases-conditions/pectus-excavatum/symptoms-causes/syc-20355483
  4. PubMed (NCBI) — Sternum Rekonstruksiyonu Klinik Arastirmalaripubmed.ncbi.nlm.nih.gov/?term=sternal+reconstruction

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göğüs Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.