Göğüs Cerrahisi

Hemoptizi ve Bronkoskopi

Hakkında bilinmesi gereken belirtiler ve nedenler özetlenmektedir. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Hemoptizi, solunum yollarının alt kısımlarından, yani larenks altındaki bölgelerden köken alan kanamanın ağız yoluyla dışarı atılması olarak tanımlanır. Bu tablo, hastalar tarafından çoğu zaman ürkütücü bir belirti olarak algılanır ve göğüs hastalıkları ile göğüs cerrahisi polikliniklerine başvuruların önemli nedenleri arasında yer alır. Balgamda çizgi biçiminde küçük kan izlerinden başlayıp litreleri bulan masif kanamalara kadar geniş bir yelpazede karşılaşılabilen bu bulgu, altında yatan hastalıkların erken saptanabilmesi açısından değerli bir uyarıcı işlev üstlenir. Klinik pratikte hemoptizinin miktarı, süresi ve eşlik eden semptomları, hem tanısal yaklaşımın hem de izlem stratejisinin belirlenmesinde başlıca yönlendirici unsurlardır.

Solunum yolu kanamalarının kaynağı çoğunlukla bronş arter sistemidir. Sistemik dolaşımdan beslenen bu damarlar, yüksek basınçlı yapılarıyla belirgin hemoptizi tablolarının büyük bölümünden sorumlu tutulur. Daha az sıklıkta pulmoner arter sisteminden kaynaklanan kanamalar da görülebilir; ancak bu tip kanamalar hem daha nadir hem de daha ciddi seyredebilen tablolar oluşturabilir. Kanamanın anatomik kaynağının doğru belirlenmesi, hem tanısal görüntüleme yöntemlerinin planlanmasında hem de gerektiğinde uygulanacak girişimsel işlemlerin başarısı açısından belirleyicidir. Bu nedenle hemoptizi ile başvuran her olguda ayrıntılı öykü alınması, fizik muayene bulgularının titizlikle değerlendirilmesi ve uygun laboratuvar tetkiklerinin tamamlanması gerekli görülür.

Hemoptizinin altında yatan nedenler oldukça geniş bir yelpaze oluşturur. Bronşektazi, kronik bronşit, tüberküloz, akciğer apsesi, mantar enfeksiyonları ve pnömoni gibi enfeksiyöz veya post-enfeksiyöz süreçler, en sık karşılaşılan etiyolojik gruplardan birini oluşturur. Bunların yanı sıra akciğer kanseri başta olmak üzere trakeobronşiyal kaynaklı iyi ve kötü huylu tümörler, ileri yaş grubunda kanlı balgam ile başvuran hastalarda öncelikle akla getirilen tanılar arasındadır. Pulmoner emboli, arteriyovenöz malformasyonlar, kalp yetmezliğine bağlı akciğer ödemi, mitral darlık gibi kardiyovasküler durumlar ve bazı otoimmün hastalıklar da hemoptizi kliniği ile karşımıza çıkabilen tablolardır. Nadir bir grup olguda, ayrıntılı incelemelere rağmen belirgin bir neden ortaya konulamayabilir; bu durum literatürde kriptojenik hemoptizi olarak tanımlanır ve genellikle daha iyi seyirli bir gidiş gösterir.

Klinik değerlendirmede öncelikle kanamanın gerçekten alt solunum yollarından mı yoksa üst solunum yolları veya sazaltma sisteminden mi kaynaklandığı ayrımının yapılması önemli bir basamaktır. Burun, ağız içi, diş etleri veya farenks kaynaklı kanamalar, hemoptizi ile karışabilecek başlıca üst solunum yolu kaynaklı tablolardır. Öte yandan mide veya özofagus kaynaklı kanamaların ağızdan çıkarılmasıyla oluşan hematemez de ayırıcı tanıda yer alır. Balgamın rengi, köpüklü olup olmaması, pH özellikleri ve eşlik eden semptomlar bu ayrımı kolaylaştıran unsurlar arasında sıralanabilir. Parlak kırmızı renkli, köpüklü ve alkali özellikte olan kanamaların akciğer kaynaklı olma olasılığı daha yüksek olarak değerlendirilir.

Miktar açısından hemoptizi genellikle üç grupta incelenir. Yirmi dört saat içinde 30 mililitrenin altında kalan kanamalar hafif hemoptizi olarak tanımlanırken; 30 ila 200 mililitre arasındaki tablolar orta düzeyli, 200 mililitreyi aşan ve özellikle 500 mililitre üzerine ulaşan kanamalar ise masif hemoptizi olarak sınıflandırılır. Masif hemoptizi, solunum yollarının kan ile dolması sonucu hızlı biçimde solunum yetmezliğine yol açabilen, yaşamı doğrudan tehdit eden acil bir tablodur. Bu nedenle miktarın erken ve doğru biçimde tahmin edilmesi, hastanın yoğun bakım ihtiyacının, girişimsel işlem planının ve cerrahi konsültasyon zamanlamasının belirlenmesinde belirleyici rol üstlenir.

Tanısal yaklaşımın ilk basamağı çoğu durumda akciğer grafisidir. Akciğer grafisi, konsolidasyon, kitle, kavite, atelektazi veya plevral efüzyon gibi bulguları hızlı biçimde ortaya koyabilir. Ancak sınırlı çözünürlüğü nedeniyle küçük lezyonların, endobronşiyal patolojilerin veya erken evre tümörlerin gözden kaçabildiği durumlar bilinmektedir. Bu nedenle hemoptizi ile başvuran hastalarda ileri görüntüleme yöntemi olarak toraks bilgisayarlı tomografi tercih edilir. Yüksek çözünürlüklü kesitler ile bronşektazi, kavite, nodül, kitle, vasküler malformasyon, pulmoner emboli ve mediastinal patolojiler ayrıntılı biçimde incelenebilir. Kontrastlı çekimler, damarsal kaynaklı kanamaların ve tümöral vaskülarizasyonun değerlendirilmesinde önemli katkı sağlar.

Görüntüleme sonrasında hemoptizinin kaynağını doğrudan görmeye ve gerektiğinde örnekleme yapmaya olanak tanıyan temel yöntem bronkoskopidir. Bronkoskopi, ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan ince ve esnek ya da rijit yapıdaki özel cihazlar aracılığıyla solunum yollarının iç yüzeyinin doğrudan gözlenmesini sağlayan endoskopik bir işlemdir. Trakea, ana bronşlar ve daha distaldeki bronş dalları, gerçek zamanlı görüntüleme eşliğinde ayrıntılı biçimde değerlendirilebilir. Aynı işlem sırasında biyopsi, fırçalama, lavaj, yabancı cisim çıkarılması, endobronşiyal tedavi uygulamaları ve kanama kontrolüne yönelik girişimler gerçekleştirilebilir. Bu yönüyle bronkoskopi, hem tanısal hem de girişimsel bir araç olarak öne çıkar.

Bronkoskopi, cihaz tipine göre iki temel gruba ayrılır. Fleksibl (esnek) bronkoskopi, çoğunlukla lokal anestezi ve bilinçli sedasyon eşliğinde uygulanır. İnce ve bükülebilen yapısı sayesinde daha distaldeki bronş dallarına ulaşılmasına olanak tanır, tanısal işlemlerin büyük bölümünde tercih edilen yöntemdir. Rijit bronkoskopi ise genel anestezi altında, ameliyathane koşullarında uygulanan bir yöntemdir. Geniş çalışma kanalı sayesinde masif hemoptizi, geniş yabancı cisimler, endobronşiyal büyük kitleler, trakeobronşiyal darlıklar ve stent uygulamaları gibi ileri girişimlerde önemli avantajlar sunar. Deneyimli merkezlerde her iki yöntem birbirini tamamlayacak biçimde ve seçilmiş olgularda ardışık olarak kullanılabilir.

Hemoptizi olgularında bronkoskopinin zamanlaması, kanamanın miktarına ve hastanın klinik stabilitesine göre belirlenir. Aktif ve masif kanaması olan hastalarda erken dönemde uygulanan bronkoskopi, kanayan bronşiyal segmentin belirlenmesinde büyük değer taşır. Kanama kaynağı doğrudan gözlenerek geçici tamponad, soğuk salin lavajı, adrenalin uygulaması, endobronşiyal balon ile blokaj, elektrokoter, argon plazma koagülasyonu veya lazer gibi yöntemler ile geçici veya kalıcı kontrol sağlanabilir. Bu girişimler, hastanın hemodinamik stabilizasyonuna zaman kazandırırken, sonraki basamakta uygulanacak bronş arter embolizasyonu veya cerrahi rezeksiyon gibi tedavi yaklaşımları için de yol gösterici olarak değerlendirilir.

Enfeksiyöz nedenlere bağlı hemoptizide bronkoskopi, mikrobiyolojik örnekleme açısından da belirleyici olabilir. Bronkoalveoler lavaj ile alınan örnekler, tüberküloz basili, mantar etkenleri, atipik mikobakteriler ve bazı bakteriyel patojenlerin tanınmasında yararlı bilgiler sunar. Özellikle balgam örneklerinin yeterli olmadığı olgularda, endoskopik yolla alınan örnekler tanının aydınlatılmasında önemli katkı sağlar. Aynı örneklerden hazırlanan sitolojik incelemeler ise malignite şüphesi taşıyan olgularda ek kanıtlar sunabilir. Tümör düşünülen bölgelerden alınan endobronşiyal biyopsi, transbronşiyal biyopsi ve iğne aspirasyon örnekleri, histopatolojik tanının konulmasında temel unsurlar arasında yer alır.

Bronkoskopik incelemede saptanan bulgular, olası tanı yönünden yol gösterici veriler sunar. Endobronşiyal lezyonlar; polipoid, ülsere, nekrotik veya darlığa yol açan görünümleri ile tümöral süreçlere işaret edebilir. Bronş duvarında bozulma, kaldırım taşı görünümü ve deformasyonlar bronşektazi düşündürebilir. Aktif kırmızı kan görünümü, tamponlanmış pıhtı, koyu koagulum ve mukoza yüzeyindeki taze kanama izleri, kanamanın süresi ve kaynağı hakkında değerli ipuçları sağlar. Yabancı cisim aspirasyonuna bağlı hemoptizide, sıklıkla ana bronşlardan birinde tıkanıklığa yol açan cismin çıkarılması hem tanısal hem de girişimsel bir basamak olarak öne çıkar.

İşlem öncesinde hastanın tıbbi öyküsü, kullandığı ilaçlar, alerjileri, eşlik eden kronik hastalıkları ve kanama diyatezi ayrıntılı biçimde sorgulanır. Antiagregan ve antikoagülan ilaçlar, işlem öncesinde ilgili hekim tarafından uygun süre gözetilerek yeniden düzenlenebilir. Tam kan sayımı, koagülasyon testleri, biyokimyasal parametreler, arteriyel kan gazı ve elektrokardiyografi gibi tetkikler standart hazırlık aşamasının parçası olarak değerlendirilir. Bilgilendirilmiş onam süreci, işlemin gerekçesi, olası yararları ve olası riskleri açıklanarak titizlikle yürütülür. Bu aşama, hastanın işleme uyumunu artırırken, süreç boyunca hekim-hasta iletişiminin güçlenmesine de katkı sağlar.

Bronkoskopi işlemi çoğu durumda yaklaşık 20 ila 45 dakika arasında tamamlanır; girişimsel uygulamaların eklenmesi durumunda süre bir miktar uzayabilir. İşlem sırasında oksijen satürasyonu, kalp hızı, kan basıncı ve solunum sayısı sürekli olarak izlenir. Lokal anestezi, çoğunlukla ağız-boğaz bölgesine sprey ve solunum yollarına uygulanan lidokain solüsyonları ile sağlanır. Bilinçli sedasyon veya genel anestezi seçimi, hastanın klinik durumu, planlanan girişimsel uygulamalar ve merkezin protokolleri doğrultusunda belirlenir. İşlem sonrasında hasta, uyanma ve gözlem alanında kısa süreli takibe alınır; öksürük refleksinin dönmesi, oksijenasyonun stabilleşmesi ve boğaz bölgesindeki uyuşukluğun gerilemesi ile birlikte gıda alımına aşamalı biçimde geçilir.

Bronkoskopi, deneyimli ellerde güvenli bir yöntem olarak kabul edilir. Buna karşın her girişimsel işlemde olduğu gibi olası bazı yan etkileri ve komplikasyonları bulunur. Geçici ses kısıklığı, boğaz ağrısı, öksürükte artış, hafif kanama ve düşük düzeyli ateş, sık karşılaşılan geçici bulgular arasında sıralanabilir. Daha nadiren pnömotoraks, belirgin kanama, aritmi, bronkospazm, hipoksemi ve enfeksiyon gibi durumlar bildirilmiştir. Bu tablolar, uygun donanıma sahip merkezlerde erken tanınabildiğinde çoğu durumda başarılı biçimde yönetilebilen komplikasyonlar olarak değerlendirilir. Riskleri en aza indirmek amacıyla işlem öncesi ayrıntılı değerlendirme, doğru endikasyon belirleme ve deneyimli ekip ile çalışma temel gereklilikler arasında yer alır.

Masif hemoptizi tablosunda tanısal ve girişimsel yaklaşımlar çoğunlukla eş zamanlı biçimde yürütülür. Hava yolunun açık tutulması, uygun pozisyonlama, kanayan tarafın altta kalacak biçimde yatırılması, oksijen desteği, gerektiğinde endotrakeal entübasyon ve seçici bronşiyal blokaj gibi uygulamalar öncelikli basamaklar arasında yer alır. Ardından bronkoskopi ile kanama kaynağı yerelleştirilir ve endoskopik girişimler ile geçici kontrol sağlanır. Bronş arter embolizasyonu, girişimsel radyoloji tarafından uygulanan ve masif hemoptizinin yönetilmesinde önemli katkı sağlayan bir yöntem olarak öne çıkar. Cerrahi rezeksiyon ise, lokalize hastalığı bulunan, medikal ve girişimsel yöntemlere rağmen kanaması sürebilen seçilmiş olgularda göğüs cerrahisi tarafından değerlendirilen bir tedavi seçeneği olarak yer alır.

Uzun dönem izlem sürecinde altta yatan nedenin belirlenmesi ve buna yönelik multidisipliner planlamanın yapılması, tekrarlayan hemoptizi risklerinin azaltılmasında belirleyici rol üstlenir. Bronşektazili hastalarda solunum fizyoterapisi, uygun hidrasyon, aşılama programları, enfeksiyon ataklarının erken yönetimi ve seçilmiş olgularda cerrahi rezeksiyon gibi yaklaşımlar birlikte değerlendirilir. Malignite tanısı konulan olgularda ise onkolojik tedavi planı, göğüs cerrahisi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi ve girişimsel pulmonoloji ekiplerinin ortak kararı doğrultusunda şekillendirilir. Tüberküloz ve mantar enfeksiyonları gibi spesifik nedenlerde ise etken odaklı antimikrobiyal yaklaşımlar birincil basamağı oluşturur. Tüm bu süreçlerde bronkoskopi, tanının doğrulanması, hastalığın yaygınlığının değerlendirilmesi ve gerektiğinde girişimsel yönetimin sağlanması açısından merkezi bir konumda yer almaya devam eder.

Sonuç olarak hemoptizi, altında yatan geniş bir hastalık yelpazesi ile birlikte değerlendirilmesi gereken önemli bir klinik bulgudur. Kanamanın miktarı, süresi, tekrarlayıcı özellikleri ve eşlik eden semptomlar, tanısal algoritmanın belirlenmesinde başlıca ölçütler arasında yer alır. Görüntüleme yöntemleri ile ortaya konulan bulgular, çoğu durumda bronkoskopi ile bütünleştirilerek doğru tanıya ve uygun yönetim planına ulaşılmasını kolaylaştırır. Deneyimli ekipler tarafından uygun endikasyonlarda gerçekleştirilen bronkoskopi, hem tanısal hem de girişimsel yönleriyle hemoptizi yönetiminde temel yöntemlerden biri olarak konumlanır ve hastaların uzun dönem izlem sürecine belirgin katkı sağlar. Bu yazı bilgilendirme amacı taşır.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Hemoptysiswww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK534862/
  2. MedlinePlus — Coughing up bloodmedlineplus.gov/ency/article/003073.htm
  3. American Lung Association — Bronchoscopywww.lung.org/lung-health-diseases/lung-procedures-and-tests/bronchoscopy

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göğüs Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.