Göğüs Cerrahisi

Göğüs Tüpü Takılması

Doğru zamanlamada başvuru ile daha rahat yönetilebilen bir tablodur. Klinik özellikleri ve değerlendirme yaklaşımını öğrenin.

Göğüs tüpü takılması, göğüs boşluğunda biriken hava, sıvı, kan veya iltihabi materyalin dışarıya boşaltılması amacıyla uygulanan invaziv bir girişimdir. Tıbbi literatürde tüp torakostomi olarak adlandırılan bu işlem, göğüs cerrahisi pratiğinin en sık başvurulan uygulamalarından biri olarak öne çıkar. Akciğerlerin normal solunum işlevini sürdürebilmesi için plevral boşluğun negatif basınç dengesini koruması gerekir. Bu dengenin çeşitli patolojik nedenlerle bozulması durumunda, akciğerin genişleme kapasitesi belirgin şekilde azalır ve solunum yetmezliği gelişebilir. Göğüs tüpü uygulaması, bozulan bu dengeyi yeniden kurmaya yönelik temel bir yaklaşımla yönetilir ve akciğerin yeniden havalanmasına zemin hazırlar.

Plevral boşluk, akciğeri saran visseral plevra ile göğüs duvarını iç yüzeyden kaplayan pariyetal plevra arasında kalan ince bir aralıktır. Bu aralıkta fizyolojik koşullarda çok az miktarda kayganlaştırıcı sıvı bulunur. Ancak travma, enfeksiyon, malignite, cerrahi girişim veya spontan olarak gelişen bazı durumlarda bu boşlukta anormal miktarda hava veya sıvı birikimi gözlenebilir. Pnömotoraks olarak bilinen hava birikimi, hemotoraks olarak tanımlanan kan birikimi, plevral efüzyon adı verilen sıvı toplanması ve ampiyem olarak isimlendirilen iltihabi birikim, göğüs tüpü uygulamasının en sık karşılaşılan endikasyonları arasında yer almaktadır. Bu tabloların her birinde uygulama tekniği ve tüp seçimi hastanın klinik durumuna göre bireysel olarak değerlendirilir.

Pnömotoraks tablosunda göğüs tüpü takılması, plevral boşlukta biriken serbest havanın drenajı için uygulanır. Spontan pnömotoraks, özellikle uzun boylu ve zayıf yapılı genç erişkinlerde apikal büllerin rüptürüne bağlı olarak gelişebilir. Sekonder pnömotoraks ise kronik obstrüktif akciğer hastalığı, tüberküloz, kistik fibrozis veya interstisyel akciğer hastalıkları gibi altta yatan pulmoner patolojilere ikincil şekilde ortaya çıkar. Travmatik pnömotoraks olgularında ise künt veya penetran göğüs travmaları sonrasında plevral boşluğa hava girişi gözlenir. Tansiyon pnömotoraks tablosu, mediastinal yapıların karşı hemitoraksa deplase olmasına yol açan hayatı tehdit eden bir durumdur ve acil dekompresyon gerektirir. Bu klinik senaryolarda göğüs tüpü uygulaması, yaşamsal fonksiyonların korunmasına yönelik temel bir girişim olarak değerlendirilir.

Hemotoraks olguları, göğüs travması sonrasında sıklıkla karşılaşılan bir tablodur. İnterkostal arter, internal mammarian arter, akciğer parankimi veya büyük damar yaralanmaları sonucunda plevral boşluğa kan sızması söz konusu olabilir. Bu durumda göğüs tüpü hem tanısal hem de terapötik amaçla kullanılır. Drene edilen kanın miktarı, saatlik takibi ve rengi, cerrahi müdahale gerekliliğinin belirlenmesinde yol gösterici parametreler arasındadır. Masif hemotoraks olarak tanımlanan ve genellikle bir buçuk litrenin üzerinde kan drenajı ile karakterize durumlarda torakotomi planlaması gündeme gelebilir. Tüp drenajı ile birlikte kan replasmanı, koagülasyon parametrelerinin düzenlenmesi ve hemodinamik stabilizasyon eş zamanlı olarak yürütülür.

Plevral efüzyon, plevral boşlukta transüda veya eksüda niteliğinde sıvı birikmesi ile karakterize bir tablodur. Kalp yetmezliği, karaciğer sirozu, nefrotik sendrom gibi sistemik hastalıklar transüda tipi sıvı birikimine yol açarken; parapnömonik efüzyonlar, malign efüzyonlar, tüberküloz plörezisi ve pulmoner emboli eksüda tipi sıvı oluşumuyla seyreder. Semptomatik veya masif efüzyonlarda göğüs tüpü uygulaması ile drenaj sağlanır. Elde edilen sıvı biyokimyasal, sitolojik ve mikrobiyolojik açıdan değerlendirilerek altta yatan nedenin aydınlatılmasına katkı sunar. Bazı olgularda kalıcı drenaj sistemleri veya plörodez uygulamaları düşünülebilir.

Ampiyem tablosu, plevral boşlukta pürülan materyal birikimi ile karakterize enfeksiyoz bir durumdur. Genellikle bakteriyel pnömoni komplikasyonu olarak gelişir ve üç evrede incelenir. Ekssüdatif evrede sıvı serbest akışkanlıktadır ve göğüs tüpü ile drenaj genellikle yeterli olur. Fibrinopürülan evrede plevral boşlukta septasyonlar ve loküle koleksiyonlar oluşur; bu evrede fibrinolitik ajanların intraplevral uygulanması veya video yardımlı torakoskopik cerrahi gündeme gelebilir. Organize evrede ise kalın fibröz kabuk oluşumu nedeniyle dekortikasyon ameliyatı gerekli olabilir. Ampiyem yönetiminde erken tanı ve zamanında göğüs tüpü uygulaması, akciğer fonksiyonlarının korunması açısından kritik önem taşır.

Göğüs tüpü uygulaması öncesinde ayrıntılı klinik değerlendirme yapılır. Hastanın solunum sayısı, oksijen satürasyonu, kalp hızı, kan basıncı gibi vital bulguları kayıt altına alınır. Fizik muayenede etkilenen hemitoraksta solunum seslerinin azalması, perküsyonda hipersonorite veya matite, trakeal deviasyon gibi bulgular saptanabilir. Akciğer grafisi ilk basamak görüntüleme yöntemi olarak kullanılır. Şüpheli durumlarda bilgisayarlı tomografi ile daha ayrıntılı değerlendirme yapılabilir. Ultrasonografi özellikle sıvı koleksiyonlarının lokalizasyonunda ve girişim rehberliğinde giderek artan bir kullanım alanı bulmaktadır. Koagülasyon parametreleri değerlendirilir; antikoagülan kullanımı sorgulanır ve gerektiğinde işlem öncesi düzenleme yapılır.

Uygulama teknik açıdan belirli adımları içerir. Hasta genellikle etkilenen taraf yukarıda kalacak şekilde yarı oturur pozisyona alınır veya sırtüstü yatırılarak kolu baş üzerine kaldırılır. Klasik girişim yeri olan güvenli üçgen; latissimus dorsi kasının ön kenarı, pektoralis majör kasının lateral kenarı ve meme başı hizası ile aksilla apeksi arasında kalan bölge olarak tanımlanır. Bu alan içinde genellikle dördüncü veya beşinci interkostal aralık midaksiller hat üzerinde tercih edilir. Cilt antisepsisi sağlandıktan sonra steril örtülerle alan hazırlanır. Lokal anestezik infiltrasyonu cilt, cilt altı, kas dokusu, periost ve pariyetal plevra düzeyine kadar yapılır.

Cerrahi teknikte cilt insizyonu sonrasında künt diseksiyonla interkostal kaslar ayrılır. Alt kaburganın üst kenarı takip edilerek nörovasküler paketin zedelenmesinden kaçınılır; çünkü interkostal damar ve sinir kaburganın alt kenarında oluğun içinde seyreder. Parmak ile plevral boşluğa giriş sağlanır ve akciğerin göğüs duvarına yapışıklığı olup olmadığı kontrol edilir. Uygun boyutta seçilen göğüs tüpü apikal veya bazal yönde plevral boşluğa yönlendirilir. Hava drenajı için apikal yerleşim, sıvı drenajı için ise bazal yerleşim tercih edilir. Tüpün pozisyonu tespit dikişleri ve güvenlik dikişi ile sabitlenir. Kapalı su altı drenaj sistemine bağlantı yapıldıktan sonra sistemin çalışması gözlemlenir.

Tüp çapının seçimi endikasyona göre değişkenlik gösterir. Basit pnömotoraks olgularında küçük çaplı tüpler yeterli olabilirken; hemotoraks, ampiyem ve viskoz sıvı drenajı gerektiren durumlarda daha geniş çaplı tüpler tercih edilir. Pediatrik hastalarda tüp seçimi vücut ağırlığı ve yaşa göre bireyselleştirilir. Son yıllarda görüntüleme rehberliğinde uygulanan küçük çaplı pigtail kateterler, seçilmiş olgularda geleneksel göğüs tüplerine alternatif olarak kullanılmaktadır. Bu kateterlerin daha az ağrıya yol açması ve hasta konforunu artırması avantaj olarak öne çıkar; ancak tıkanma riski nedeniyle özellikle koyu kıvamlı sıvılarda kullanımı sınırlı kalabilir.

Kapalı su altı drenaj sistemi üç şişeli veya modern kompakt üniteler şeklinde uygulanabilir. İlk kompartman drenaj toplama, ikinci kompartman su altı seal fonksiyonu, üçüncü kompartman ise emme kontrolü için tasarlanmıştır. Su altı seal sistemi, plevral boşluğa dış ortamdan hava girmesini engelleyen tek yönlü valf işlevi görür. Sistemde gözlemlenen hava kaçağı, akciğerdeki fistülün varlığı ve büyüklüğü hakkında bilgi verir. Sıvı seviyesindeki solunumla uyumlu dalgalanma tüpün açıklığını ve fonksiyonelliğini gösterir. Bu parametrelerin düzenli takibi klinik izlemde büyük değer taşır. Negatif basınç uygulaması genellikle yirmi santimetre su basıncı düzeyinde ayarlanır.

İşlem sonrası dönemde hasta yakın takibe alınır. Ağrı yönetimi hem hasta konforu hem de yeterli solunum egzersizi yapılabilmesi açısından önemlidir. İnterkostal sinir blokajı, epidural analjezi veya sistemik analjezikler bireysel duruma göre planlanır. Solunum fizyoterapisi, insentif spirometri kullanımı ve mobilizasyon erken dönemde başlatılır. Bu uygulamalar atelektazi, pnömoni ve derin ven trombozu gibi komplikasyonların önlenmesine katkı sağlar. Günlük akciğer grafileri ile tüp pozisyonu ve akciğer ekspansiyonu değerlendirilir. Drenaj miktarı, karakteri ve hava kaçağının varlığı saat başı kayıt altına alınır. Sistem bütünlüğü, bağlantı noktaları ve tüpün çıkış yeri düzenli olarak kontrol edilir.

Göğüs tüpü uygulamasının olası komplikasyonları arasında yerleşim hatası, kanama, akciğer parankim yaralanması, diyafragma yaralanması, karın içi organ yaralanması, subkutan amfizem, reekspansiyon pulmoner ödemi ve enfeksiyon yer almaktadır. Uzun süreli tüp varlığı ampiyem gelişimi açısından risk oluşturabilir. Tüp çıkarıldıktan sonra rezidüel pnömotoraks veya efüzyon gelişebilir. Bu nedenle işlemin deneyimli ekipler tarafından, uygun endikasyon ve teknik ile gerçekleştirilmesi büyük önem taşır. Görüntüleme rehberliğinin kullanımı, komplikasyon oranlarının belirgin şekilde azalmasına katkı sunmaktadır. Komplikasyon gelişen olgularda erken tanı ve zamanında müdahale ile olumsuz sonuçların önüne geçilebilir.

Göğüs tüpünün çıkarılması belirli kriterlerin sağlanması ile gündeme gelir. Hava kaçağının sonlanması, günlük drenaj miktarının belirli bir eşiğin altına düşmesi, akciğer grafisinde tam ekspansiyonun sağlanması ve klinik stabilitenin sürmesi beklenir. Genellikle son yirmi dört saatte hava kaçağı bulunmayan ve iki yüz mililitrenin altında seröz drenajı olan olgularda tüp çıkarımı planlanır. İşlem sırasında hasta derin inspiryumun sonunda veya ekspiryumda Valsalva manevrası yaparken tüp hızla çekilir. Cilt insizyonu daha önce yerleştirilen matress dikişi ile kapatılır. Kontrol grafisi ile pnömotoraks gelişip gelişmediği değerlendirilir. Hasta bir süre daha gözlem altında tutulur.

Cerrahi sonrası dönemde de göğüs tüpü uygulaması sıklıkla yer alır. Torakotomi, video yardımlı torakoskopik cerrahi, akciğer rezeksiyonları, kardiyak cerrahi ve özefagus cerrahisi sonrası profilaktik olarak veya endikasyona göre tüp yerleştirilmesi standart bir uygulamadır. Ameliyat sonrası hava kaçağının izlenmesi, kanamanın takibi ve plevral boşluğun boşaltılması bu tüpler aracılığıyla sağlanır. Digital drenaj sistemleri son yıllarda giderek yaygınlaşmakta olup hava kaçağının objektif ölçümü, dijital veri kaydı ve mobilizasyonun kolaylaştırılması gibi avantajlar sunmaktadır. Bu sistemlerin kullanımı ile hastanede kalış süresinin kısaldığı bildirilmektedir.

Malign plevral efüzyon gibi rekürren tablolarda göğüs tüpü uygulaması ile birlikte plörodez işlemi gündeme gelebilir. Talk, doksisiklin veya diğer sklerozan ajanların plevral boşluğa verilmesi ile plevral yaprakların yapışıklığı sağlanır ve sıvı birikiminin tekrarı azaltılır. Alternatif olarak kalıcı tünelli plevral kateterler seçilmiş olgularda ambulatuar drenaj imkânı sunar. Bu yaklaşım özellikle ileri evre onkolojik hastalarda yaşam kalitesinin korunmasına önemli katkı sağlar. Karar süreci multidisipliner bir yaklaşımla, hastanın beklenen yaşam süresi, performans durumu ve tercihleri gözetilerek şekillendirilir.

Göğüs tüpü uygulamasının başarılı bir şekilde yürütülmesi; doğru endikasyon, uygun teknik, dikkatli izlem ve ekip çalışmasının uyumlu birlikteliğine bağlıdır. Göğüs cerrahisi uzmanları, göğüs hastalıkları hekimleri, anesteziyoloji ekibi, hemşirelik hizmetleri ve fizyoterapistlerin koordineli çalışması hasta güvenliğinin sağlanmasında belirleyici rol oynar. Modern hastane pratiğinde bu girişim, hem acil şartlarda hem de planlı cerrahi süreçlerde yaşamsal öneme sahip standart bir uygulama olarak yerini korumaktadır. Bilimsel gelişmeler doğrultusunda yeni cihaz teknolojileri, görüntüleme rehberliği ve minimal invaziv yaklaşımlar bu alanda sürekli olarak evrilmektedir. Göğüs tüpü uygulamasının doğru zamanda, doğru endikasyonla ve doğru teknikle gerçekleştirilmesi solunum sisteminin iyileşmeye katkı sağlar ve hastanın klinik seyri açısından belirleyici bir rol üstlenir.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Chest Tube (Tube Thoracostomy)www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK459199/
  2. MedlinePlus — Chest tube insertionmedlineplus.gov/ency/article/002947.htm
  3. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Pleural Disorderswww.nhlbi.nih.gov/health/pleural-disorders

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göğüs Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.