Kalp ve Damar Cerrahisi

Diyaliz İçin Damar Yolu

Hemodiyaliz vasküler erişimde fistül ve greft seçeneklerini, ameliyat öncesi değerlendirmeyi uzman ekiple kapsamlı olarak sunulmaktadır.

Kronik böbrek yetmezliği tanısı almış hastalarda böbrek fonksiyonlarının belirli bir eşiğin altına düşmesiyle birlikte kan temizleme işleminin dışarıdan yürütülmesi gündeme gelmektedir. Hemodiyaliz olarak adlandırılan bu yöntem, hastanın kanının makine aracılığıyla süzülüp yeniden dolaşıma verilmesi ilkesine dayanır. Söz konusu sürecin güvenli ve verimli biçimde sürdürülebilmesi için yeterli hız ve hacimde kan akımının sağlandığı kalıcı bir damar erişimine ihtiyaç duyulmaktadır. Diyaliz için damar yolu kavramı da tam olarak bu erişimi tanımlamakta olup böbrek yetmezliği yönetiminin temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Damar yolunun uygun yöntemle, doğru zamanlamayla ve deneyimli ekipler tarafından oluşturulması, diyalizin uzun vadeli başarısı üzerinde belirleyici rol üstlenmektedir.

Sağlıklı bir yetişkinde periferik toplardamarlardan alınan kan akımı, hemodiyaliz makinesinin gerektirdiği debiyi karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Standart bir seansın etkin olabilmesi için dakikada üç yüz mililitre ile beş yüz mililitre arasında bir kan akımının sürekli olarak sağlanması gerekmektedir. Bu düzeydeki akım yalnızca özel olarak hazırlanmış bir damar erişimi ile mümkün olmaktadır. Damar yolu oluşturulmadan gerçekleştirilen kısa süreli girişimler yeterli klirensi sağlayamamakta, dolayısıyla üre, kreatinin ve diğer üremik toksinlerin uzaklaştırılması eksik kalmaktadır. Bu nedenle diyaliz programına alınacak hastaların erken dönemde damar erişimi açısından değerlendirilmesi önerilmektedir.

Diyaliz için damar yolu oluşturma seçenekleri temel olarak üç ana başlık altında toplanmaktadır. Bunların başında hastanın kendi atardamarı ile toplardamarının cerrahi olarak birleştirilmesiyle hazırlanan arteriyovenöz fistül gelmektedir. İkinci seçenek, yeterli damar yapısına sahip olmayan hastalarda kullanılan ve sentetik greft materyali aracılığıyla oluşturulan arteriyovenöz greft yaklaşımıdır. Üçüncü seçenek ise büyük merkezi toplardamarlara yerleştirilen kalıcı ya da geçici kateterlerdir. Her yöntemin kendine özgü avantajları, sınırlılıkları ve komplikasyon profili bulunmaktadır. Uygun yöntemin belirlenmesinde hastanın yaşı, damar anatomisi, eşlik eden hastalıkları, ek cerrahi öyküsü ve diyaliz başlangıç aciliyeti birlikte değerlendirilmektedir.

Arteriyovenöz fistül, uluslararası nefroloji ve damar cerrahisi kılavuzlarında ilk tercih olarak önerilen yöntem konumundadır. Genellikle ön kolun bilek bölgesinde radial arter ile sefalik ven arasında oluşturulan bağlantı, zaman içinde toplardamarın basınca ve akıma uyum sağlamasıyla olgunlaşmaktadır. Olgunlaşma süresi çoğunlukla altı ile on iki hafta arasında değişmekte olup bu dönemde damarın çapı genişlemekte, duvarı kalınlaşmakta ve tekrarlayan iğne girişlerine dayanabilir hale gelmektedir. Fistülün olgunlaşma sürecinin uygun biçimde tamamlanabilmesi için ameliyattan sonra düzenli kontrol muayeneleri yapılması, kolun ağır yüklerden korunması ve dolaşımı kısıtlayabilecek uygulamalardan kaçınılması önerilmektedir.

Fistülün tercih edilmesinin en önemli gerekçesi uzun vadeli açıklık oranlarının diğer yöntemlere kıyasla daha yüksek olması ve enfeksiyon riskinin belirgin biçimde düşük seyretmesidir. Ayrıca sentetik materyal içermediği için trombogenez ve yabancı cisim reaksiyonu riski sınırlı kalmaktadır. Uzun süre işlev gösterebilen bir fistül, hastanın diyaliz sürecinde sık girişim ihtiyacını azaltmakta, hastane başvurularının sıklığını düşürmekte ve yaşam kalitesine olumlu katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte damar yapısı zayıf hastalarda, ileri yaş bireylerde, uzun süreli diyabet öyküsü bulunanlarda ve ağır periferik damar hastalığı taşıyanlarda fistül olgunlaşması yetersiz kalabilmektedir. Bu durumda alternatif yöntemlere geçilmesi gerekebilmektedir.

Arteriyovenöz greftte hastanın kendi damarları yerine biyouyumlu sentetik bir tüp kullanılmaktadır. Genellikle politetrafloroetilen esaslı bu materyal, atardamar ile toplardamar arasına köprü şeklinde yerleştirilmektedir. Greft yaklaşımı, uygun toplardamar bulunmayan olgularda önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Ameliyat sonrası iki ile dört hafta içinde kullanıma alınabildiği için olgunlaşma süresi fistüle göre daha kısa seyretmektedir. Ancak sentetik yapı, enfeksiyon ve pıhtılaşma riskini görece artırmaktadır. Bu nedenle greft uygulanan hastaların düzenli takibi, greft üzerindeki iğne giriş bölgelerinin dönüşümlü kullanılması ve hijyen kurallarına özenle uyulması gerekmektedir.

Kateter uygulaması, damar yolu oluşturulması için gereken sürenin bulunmadığı acil durumlarda ya da fistül ve greft seçeneklerinin uygun görülmediği hastalarda tercih edilmektedir. Boyun bölgesindeki juguler ven, göğüs bölgesindeki subklavian ven veya kasık bölgesindeki femoral ven aracılığıyla kalbin sağ kulakçığına yakın bir noktaya ilerletilen kateterler, hemen kullanıma uygun bir erişim sağlamaktadır. Geçici kateterler kısa süreli kullanım için düşünülmekte, tünelli kalıcı kateterler ise daha uzun süreli ihtiyaçlarda tercih edilmektedir. Kateterlerin en önemli sınırlılığı enfeksiyon ve santral ven darlığı riskinin yüksek olmasıdır. Bu nedenle kateter kullanımının mümkün olan en kısa sürede fistül ya da grefte dönüştürülmesi önerilmektedir.

Damar yolu planlaması, hastanın diyaliz ihtiyacı ortaya çıkmadan önceki dönemde başlatıldığında en olumlu sonuçların elde edildiği bildirilmektedir. Nefroloji ve damar cerrahisi ekiplerinin ortak değerlendirmesi ile hastanın üst ekstremite venöz haritalaması yapılmakta, ultrasonografik ölçümlerle uygun damar segmentleri belirlenmektedir. Damar çapı, duvar özellikleri, önceki venöz girişim öyküsü ve arteriyel akım yeterliliği ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Erken planlama sayesinde acil kateter yerleştirilmesi gereksinimi azalmakta, hastanın diyaliz sürecine daha güvenli bir zeminde başlaması sağlanmaktadır.

Fistül ve greft ameliyatları genellikle bölgesel anestezi altında ve kısa süreli girişimler şeklinde gerçekleştirilmektedir. İşlem öncesinde hastanın koagülasyon durumu, kullanmakta olduğu antikoagülan ilaçlar, kronik hastalıkları ve alerji öyküsü ayrıntılı olarak sorgulanmaktadır. Ameliyat sonrasında kolun yükseltilmesi, ödem oluşumunun önlenmesi ve dolaşımın izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Hastalara fistül üzerindeki karakteristik titreşimin nasıl kontrol edileceği öğretilmekte, olası bir tıkanma durumunda erken başvurunun kritik bir yer tuttuğu vurgulanmaktadır. İşlemi izleyen dönemde ağır yük taşımaktan, kolu bükülü tutmaktan ve o koldan tansiyon ölçümü ile kan alımı yapılmasından kaçınılması önerilmektedir.

Diyaliz için damar yolu oluşturulan hastalarda uzun dönemde çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bunların başında tromboz, yani damar yolunun pıhtı ile tıkanması gelmektedir. Ayrıca fistül veya greft üzerinde darlıklar oluşabilmekte, bu darlıklar kan akımını azaltarak diyaliz verimliliğini düşürmektedir. Bir diğer önemli sorun anevrizma ve psödoanevrizma gelişimidir. Tekrarlayan iğne girişlerinin aynı noktaya uygulanması, damar duvarında zayıflamaya ve balonlaşmaya yol açabilmektedir. Nadir ancak ciddi bir başka komplikasyon çalma sendromu olarak adlandırılan durumdur. Bu tabloda fistül aracılığıyla el bölgesinden yeterli miktarda kanın uzaklaşması sonucu parmaklarda soğukluk, ağrı ve renk değişiklikleri ortaya çıkabilmektedir.

Enfeksiyon, özellikle greft ve kateter kullanan hastalarda önemli bir sorun kaynağı olmaktadır. Cilt florasında yer alan bakteriler, iğne giriş bölgelerinden ya da kateter çıkış noktasından kan dolaşımına ulaşabilmektedir. Bu durum lokal bir enfeksiyon tablosundan sistemik yayılım ve sepsis düzeyine kadar uzanan bir yelpazede seyredebilmektedir. Bu nedenle diyaliz merkezlerinde asepsi ve antisepsi kurallarına titizlikle uyulması, cilt bölgesinin uygun antiseptiklerle hazırlanması ve iğnelerin dönüşümlü noktalara uygulanması büyük önem taşımaktadır. Hastalara evde uygulayabilecekleri temizlik ve gözlem yöntemleri de ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.

Damar yolunun uzun süre işlev gösterebilmesi için düzenli takip programları oluşturulmaktadır. Fiziksel muayenede fistül üzerindeki üfürüm ve titreşimin niteliği değerlendirilmekte, damar boyunca darlık düşündüren bulgular araştırılmaktadır. Diyaliz seanslarında elde edilen basınç değerleri, resirkülasyon oranları ve klirens ölçümleri damar yolunun performansı hakkında dolaylı bilgi sunmaktadır. Kuşku duyulan olgularda renkli Doppler ultrasonografi ile ayrıntılı akım analizi yapılmakta, gerektiğinde anjiyografik incelemeler planlanmaktadır. Erken saptanan darlıkların perkütan balon anjiyoplasti gibi girişimlerle giderilmesi, damar yolunun ömrünü uzatmakta ve kateter ihtiyacını geciktirmektedir.

Diyabet, hipertansiyon, ateroskleroz ve otoimmün hastalıklar başta olmak üzere pek çok kronik durum, damar yolu ömrünü doğrudan etkileyen faktörler arasında sayılmaktadır. Bu nedenle diyaliz hastalarında altta yatan sistemik hastalıkların yönetimi damar yolu bakımı ile bir bütün olarak ele alınmaktadır. Kan basıncının hedef aralıkta tutulması, glisemik kontrolün sürdürülmesi, lipid düzeylerinin uygun sınırlar içinde korunması ve sigaranın bırakılması damar sağlığının korunmasına katkı sağlamaktadır. Beslenme düzeninin nefroloji uzmanı ve diyetisyen eşliğinde planlanması da hem diyalizin etkinliğini hem de damar yolunun uzun ömürlü olmasını destekleyen unsurlar arasında yer almaktadır.

Psikososyal boyut da damar yolu deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Kolunda kalıcı bir cerrahi girişim izi ve hissedilebilir bir titreşim bulunması, bazı hastalarda beden algısı açısından uyum güçlüğüne yol açabilmektedir. Tekrarlayan iğne uygulamaları, uzun süreli diyaliz seansları ve olası komplikasyonlara ilişkin kaygılar, hastaların ruhsal iyilik hallerini etkileyebilmektedir. Bu nedenle diyaliz süreçlerinde hasta eğitimi ve psikososyal destek programlarının çok disiplinli bir anlayışla yürütülmesi önem kazanmaktadır. Bilgilendirilmiş bir hasta, damar yolunun korunmasına ilişkin sorumluluklarını daha etkin biçimde yerine getirebilmekte ve olası sorunları erken dönemde fark edebilmektedir.

Böbrek nakli olasılığı bulunan hastalarda dahi damar yolu planlaması ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Nakil bekleme sürelerinin belirsizliği, canlı vericinin bulunmaması ya da nakil sonrasında ortaya çıkabilecek geç dönem sorunlar, hastaların hemodiyaliz ihtiyacını yeniden gündeme getirebilmektedir. Bu nedenle nakil adayı olan bireylerde de damar haritalamasının yapılması, uygun tarafın belirlenmesi ve gereksiz venöz girişimlerden kaçınılması önerilmektedir. Böylelikle gelecekte oluşturulması gerekebilecek fistül veya greft için uygun damar rezervi korunmuş olmaktadır.

Diyaliz için damar yolu, kronik böbrek yetmezliği yönetiminin teknik olduğu kadar insani bir boyutu da bulunan çok yönlü bir alanıdır. Nefroloji, kalp ve damar cerrahisi, girişimsel radyoloji, diyaliz hemşireliği ve beslenme uzmanlıklarının uyum içinde çalıştığı bir ekip yaklaşımı ile ele alındığında elde edilen sonuçlar belirgin biçimde iyileşmektedir. Doğru zamanda planlanan, uygun yöntemle oluşturulan ve titizlikle takip edilen bir damar yolu; diyaliz süreçlerinin daha güvenli sürdürülmesine, komplikasyonların azaltılmasına ve hastaların günlük yaşamlarını mümkün olduğunca aksatmadan devam ettirebilmesine önemli katkı sunmaktadır. Bu doğrultuda hastaların bilgilendirilmesi, düzenli kontrollere katılmaları ve damar yolunun bulunduğu bölgeye özen göstermeleri sürecin başarısını doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır.

Kaynakça

  1. National Kidney Foundation — Hemodialysis Accesskidney.org/kidney-topics/hemodialysis-access
  2. MedlinePlus Medical Encyclopedia — Vascular access for hemodialysismedlineplus.gov/ency/patientinstructions/000728.htm
  3. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Hemodialysis Accessncbi.nlm.nih.gov/books/NBK553121/

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kalp ve Damar Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.