Kalp ve Damar Cerrahisi

Endovasküler Aort Onarımı

Karın aort anevrizmalarında kasık damarından yerleştirilen stent greft ile anevrizma kesesi dolaşımdan izole edilir.

Endovasküler aort anevrizması onarımı, kısaca EVAR olarak isimlendirilen bu ileri damar cerrahisi girişimi, abdominal aort anevrizmalarının minimal invaziv yaklaşımla tedavi edilmesini sağlayan çağdaş bir yöntemdir. Klasik açık cerrahi onarımın alternatifi olarak geliştirilen bu teknik, kasık bölgesinden ince kesilerle girilerek femoral arter yoluyla aortun içine stent-greft adı verilen özel damar protezinin yerleştirilmesi esasına dayanır. Kalp ve Damar Cerrahisi ekibi, EVAR uygulamalarında infrarenal abdominal aort anevrizmalarından torakoabdominal genişlemelere, elektif olgulardan rüptürlü acil vakalara kadar geniş bir spektrumda tecrübe sunmakta; Endurant, Excluder ve Zenith gibi farklı üreticilerin stent-greft platformlarını olgunun anatomik özelliğine göre seçerek uzun dönem dayanıklılık sağlamayı hedeflemektedir. Aortun kalıcı olarak genişleyip duvarındaki elastik ve kollajen liflerin bozulmasıyla ortaya çıkan anevrizmalar, ilerleyici karakterde olduklarından ve ani rüptürle hayatı tehdit edebildiklerinden zamanında ve doğru zamanlamayla girişimsel tedaviye alınmaları büyük önem taşır. EVAR yöntemi, özellikle ileri yaşta, kardiyopulmoner rezervi kısıtlı ve açık cerrahiye tolerans göstermesi güç görülen hastalarda, düşük perioperatif mortalite ve morbidite oranlarıyla klinik pratikte belirleyici bir seçenek konumuna yükselmiştir. Aşağıdaki bölümlerde EVAR yönteminin endikasyonlarından uygulama tekniğine, olası komplikasyonlardan uzun dönem izleme protokollerine kadar konunun tıbbi ayrıntıları klinik derinlik gözetilerek ele alınmaktadır.

Karın Aort Anevrizması Hangi Çapa Ulaştığında EVAR Girişimi Gündeme Gelir?

Abdominal aort anevrizması, aortun karın bölümündeki çapının normal değerlere göre en az yüzde elli oranında genişlemesi olarak tanımlanır. Sağlıklı bir erişkinde infrarenal abdominal aort çapı ortalama iki santimetre civarında seyrederken, üç santimetreyi aşan lokalize genişlemeler artık anevrizma olarak kabul edilir. Ancak her anevrizma cerrahi ya da endovasküler onarım gerektirmez. Uluslararası damar cerrahisi kılavuzları, elektif girişim eşiği olarak erkek hastalarda beş buçuk santimetre, kadın hastalarda ise beş santimetre çapı referans olarak kabul etmektedir. Bu eşiklerin altındaki anevrizmalarda yıllık rüptür riski oldukça düşük seyrederken, çap büyüdükçe rüptür oranı belirgin biçimde artmaktadır.

Ancak yalnızca maksimum çap değil, anevrizmanın büyüme hızı da girişim kararında belirleyicidir. Altı aylık takipte beş milimetreden fazla büyüme gösteren ya da bir yıl içinde bir santimetreyi aşan bir hızla genişleyen anevrizmalar, henüz beş buçuk santimetre eşiğine ulaşmamış olsa dahi endovasküler onarım için değerlendirmeye alınır. Sakküler yani asimetrik torba tarzında genişleme gösteren anevrizmalar, fuziform yani simetrik silindirik anevrizmalara kıyasla daha yüksek rüptür riski taşıdıklarından, daha küçük çaplarda dahi girişim gündemine gelebilir. Semptomatik hale gelmiş, karın veya sırt ağrısı yaratmaya başlamış ya da distal embolizasyona yol açmış anevrizmalar boyutundan bağımsız olarak müdahale gerektiren durumlardır.

Karar sürecinde hastanın yaşı, eşlik eden koroner arter hastalığı, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kronik böbrek yetersizliği, önceki karın cerrahisi öyküsü, beklenen yaşam süresi ve anevrizmanın anatomik uygunluğu birlikte değerlendirilir. Anatomik olarak uygun ve düşük ile orta cerrahi risk taşıyan hastalarda EVAR birinci basamak seçenek olarak öne çıkarken, yüksek cerrahi riskli olgularda EVAR neredeyse tek uygulanabilir yöntem konumuna gelir. Genç ve iyi cerrahi rezervi olan hastalarda ise açık onarımın uzun dönem dayanıklılığı gündeme getirilerek karar bireyselleştirilir.

EVAR ile Açık Cerrahi Aort Onarımı Arasındaki Temel Fark Nedir?

Açık cerrahi aort onarımı, klasik olarak abdominal orta hat ya da retroperitoneal kesiyle karın içine girilerek anevrizmatik segmentin proksimal ve distal komşuluklarından klemplenmesi, anevrizma kesesinin açılması ve içine dakron ya da politetrafluoroetilen esaslı sentetik greftin uçuca dikilmesi ilkesine dayanır. Bu yöntem onlarca yıldır aort cerrahisinin altın standardı olarak kabul edilmiş, uzun dönem dayanıklılığı belgelenmiş bir tekniktir. Ancak beraberinde ciddi bir cerrahi travma, uzun genel anestezi süresi, aort klempleme kaynaklı hemodinamik dalgalanmalar, önemli miktarda kan kaybı ve postoperatif dönemde yoğun bakım gereksinimi getirir.

EVAR ise tamamen farklı bir felsefeyle geliştirilmiştir. Anevrizma kesesi hiç açılmadan, damarın içinden yürütülen kateter tabanlı sistemler aracılığıyla stent-greft anevrizmanın proksimalinden distaline uzanacak biçimde konumlandırılır ve akım basıncı anevrizma duvarından uzaklaştırılarak yeni oluşturulan iç kanala yönlendirilir. Böylece anevrizma kesesi zamanla trombozlaşarak küçülür ve rüptür riski büyük ölçüde ortadan kaldırılır. Kasık bölgesinde tek taraflı ya da her iki tarafta iki üç santimetrelik cerrahi kesiler veya perkütan yaklaşımda küçük ponksiyon delikleri, işlemin tek görünür izlerini oluşturur.

Bu iki teknik arasındaki en belirgin farklardan biri perioperatif mortalite ve morbiditede yaşanır. EVAR erken dönemde yüzde bir civarında mortaliteye sahipken, açık cerrahide bu oran seçilmiş hastalarda dahi yüzde üç ile beş bandında seyredebilir. Yoğun bakım kalış süresi EVAR'da genellikle bir gün ya da hiç yokken, açık cerrahide üç beş güne uzayabilir. Toplam hastane yatış süresi EVAR sonrası üç dört gün olurken açık cerrahide bir haftayı aşabilir. Buna karşılık uzun dönemde EVAR, ömür boyu görüntüleme takibi ve olası sekonder girişim ihtiyacı gibi ek yükler getirir; açık cerrahide ise onarımın bir kez yapılıp dayanıklılığının onlarca yıl sürmesi beklentisi ön plana çıkar.

Stent Greft Kasık Damarından Aorta Nasıl Yerleştirilir?

EVAR işlemi genellikle hibrit ameliyathane koşullarında, yüksek çözünürlüklü floroskopi ve dijital subtraksiyon anjiyografi imkânı sunan gelişmiş görüntüleme sistemleri eşliğinde gerçekleştirilir. Hasta sırtüstü pozisyonda yatırıldıktan ve steril örtüler serildikten sonra her iki kasık bölgesinde ortak femoral arter üzerinde küçük cerrahi kesiler yapılır ya da perkütan yaklaşım tercih edildiyse ultrason kılavuzluğunda ponksiyon uygulanır. Ortak femoral arter çapının stent-greftin taşıyıcı sisteminden geçebilecek genişlikte olması, uygun erişim için ön koşuldur.

Femoral arterden yerleştirilen kılavuz teller yavaşça iliak arterler üzerinden yukarı doğru ilerletilir ve floroskopi eşliğinde abdominal aortun içine, hatta gerektiğinde çıkan aortun düzeyine kadar taşınır. Ardından kalibrasyon kateterleri ile intraoperatif anjiyografi yapılarak renal arterlerin çıkış seviyesi, anevrizma proksimal boynunun yerleşimi ve iliak bifurkasyonun ayrıntılı topografyası doğrulanır. Bu aşamada iş bilgisayarlı tomografi anjiyografi verilerinden alınan planlama ölçümleriyle çapraz kontrol edilir. Stent-greftin bifurkasyonlu ana gövdesi bir taraf iliak arter üzerinden itilir ve renal arterlerin hemen altına gelecek biçimde proksimal olarak konumlandırılır.

Ana gövde açıldıktan ve proksimal fiksasyon sağlandıktan sonra karşı taraf iliak arterden ayrı bir taşıyıcı sistemle bacak uzantısı ilerletilerek ana gövdenin kontralateral bacağıyla birleştirilir. Böylece bifurkasyonlu bir tüp konfigürasyonu oluşturulmuş olur. Her iki iliak bacak distalde sağlıklı iliak arter segmentine sabitlenir. İşlem sonunda tamamlama anjiyografisi yapılarak akımın yeni iç kanal üzerinden düzenli olarak geçtiği, anevrizma kesesine kaçak olmadığı ve renal ile hipogastrik damarların açıklığının korunduğu belgelendirilir. Ardından taşıyıcı sistemler geri çekilerek femoral arterler cerrahi olarak ya da perkütan kapatma cihazlarıyla onarılır.

EVAR Öncesi BT Anjiyografi ile Hangi Anatomik Ölçümler Değerlendirilir?

Bilgisayarlı tomografi anjiyografi, EVAR planlamasının vazgeçilmez temelini oluşturur. İnce kesitli, kontrastlı ve üç boyutlu rekonstrüksiyona olanak veren protokollerle gerçekleştirilen bu tetkik, aortun anatomisini milimetrik ayrıntıda haritalandırır. Öncelikle renal arterlerin çıkışının hemen altında başlayan infrarenal segmentin uzunluğu ölçülür; bu segment stent-greftin proksimal fiksasyon zonu olan boyun bölgesini oluşturur. Genellikle en az on beş milimetre uzunlukta, çapı otuz iki milimetreyi aşmayan, açılanması altmış derecenin altında olan, sirküler ve trombüsten büyük ölçüde arınmış bir proksimal boyun ideal kabul edilir.

Ölçümler proksimal boyun çapı, boyun uzunluğu, boyun açılanması, koni şekli ya da paralellik gibi parametreleri kapsar. Aortun anevrizmatik segmentinin maksimum dış çapı ve toplam uzunluğu belgelenir. Distal olarak iliak arterlerin bifurkasyondan sonra sağ ve sol taraf uzunlukları, çapları, kıvrımlılık dereceleri, kalsifikasyon yükü ve olası anevrizmal genişlemeleri değerlendirilir. Her cihaz üreticisinin kullanım talimatı olarak bilinen IFU dokümanları, bu ölçüm değerlerine ilişkin sıkı sınırlar belirler ve klinik başarı için IFU sınırlarına uyulması esas alınır.

Bunların yanı sıra femoral ve iliak erişim arterlerinin çapları ve tortiyozitesi, taşıyıcı sistemin geçirilmesine izin verecek düzeyde olmalıdır. Yedi milimetreden dar iliak arterler, yoğun kalsifikasyon adacıkları ya da aşırı kıvrımlı segmentler işlemin teknik başarısını olumsuz etkileyebilir; bu tür durumlarda konduit uygulaması veya iliak arter dilatasyonu gündeme gelebilir. Aksesuar renal arterlerin varlığı, iliolumbar arterlerin patensi, aşağı mezenter arterin durumu ve varsa hipogastrik arterin sağlıklı akım gösterip göstermediği ayrıca belgelendirilir. Böbrek fonksiyonlarını korumak amacıyla optimum düşük doz iyonize kontrast kullanılabilecek şekilde protokoller uyarlanır.

Anevrizma Boynu Kısa veya Açılı Olan Hastalarda EVAR Uygulanabilir mi?

Standart infrarenal EVAR uygulamalarında ideal proksimal boyun uzunluğu, üreticiye ve kullanılan stent-greft platformuna göre değişmekle birlikte genellikle on beş milimetre ya da daha uzun kabul edilir. Ancak gerçek hayatta pek çok hastanın proksimal boyun uzunluğu bu değerin altındadır ve açılanma değerleri altmış dereceyi geçebilir. Bu tür anatomiler, klasik EVAR için IFU dışı kabul edilir ve uygunsuz kullanımda proksimal tip Ia endoleak, stent-greft migrasyonu ve uzun dönem başarısızlık riskini belirgin biçimde artırır.

Bu tabloda gelişen teknolojiler devreye girer. Fenestrated EVAR, kısaca FEVAR olarak adlandırılan yöntemde stent-greftin proksimal parçasında renal arterlere, süperiyor mezenter artere ve çölyak trunkusa denk gelecek biçimde tasarlanmış küçük pencereler bulunur. Bu pencerelerden viseral damarlara ayrı stentler yerleştirilerek fiksasyon zonu suprarenal ya da parasupraceliac düzeye taşınır ve kısa boyun sorunu çözülür. Zenith fenestrated platformu bu alanda uzun yıllara dayanan klinik veriler sunmaktadır.

Chimney EVAR yani ChEVAR ve endovasküler anevrizma tıkanması olarak bilinen ChEVAS gibi hibrit teknikler, kısa boyunlu ya da acil olgularda özel uygulama alanları bulur. ChEVAR yönteminde standart stent-greftin proksimalinden viseral damarlara yönlendirilen paralel stentler aracılığıyla fiksasyon zonu yukarıya çekilirken, renal ve mezenter perfüzyon korunur. ChEVAS ise stent-greftin yanında anevrizma kesesini dolduran endovasküler kese doldurucu polimer sistemleriyle bütünleştirilmiş bir yaklaşımdır. Bu ileri tekniklerin her biri deneyimli ekipler tarafından ve hasta özelinde bireyselleştirilmiş planlamalarla uygulanır.

İşlem Sırasında Genel Anestezi Zorunlu mudur, Lokal Anestezi Seçeneği Var mıdır?

EVAR işlemi anestezi ihtiyacı açısından esneklik sunar. Klasik olarak genel anestezi altında yapılan işlemler, hastanın hareketsiz kalmasını ve solunumun kontrollü hale getirilmesini sağlayarak görüntüleme kalitesini artırır. Ancak son yıllarda özellikle yüksek cerrahi riskli hastalarda rejyonel anestezi seçenekleri, örneğin epidural veya spinal blok, ve hatta yalnızca lokal anestezi ile hafif sedasyon uygulamaları giderek yaygınlaşmıştır. Femoral erişim bölgesine yapılan lokal anestezik infiltrasyon, deneyimli ekiplerde işlemin büyük bölümünün tolere edilmesine olanak verebilir.

Anestezi tipinin seçiminde hastanın komorbiditeleri, kardiyopulmoner rezervi, işlem beklenen süresi, muhtemel eş zamanlı adjuvan girişimler ve hastanın konforu belirleyicidir. İleri yaşta, kompanse edilmemiş kalp yetersizliği bulunan ya da ağır kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan olgularda lokal anestezi altında transfemoral yaklaşım, genel anesteziye bağlı hemodinamik ve pulmoner riskleri belirgin biçimde azaltabilir. Perkütan yaklaşımda ise femoral arteriyotomi cerrahi olarak açılmadığı için lokal anestezi genellikle yeterli olur ve hasta işlem sonrasında hızla ayağa kalkabilecek durumdadır.

Öte yandan uzun süren, birden fazla stent modülünün yerleştirildiği, iliak eşlenik prosedürlerin gerektiği veya fenestrated ile chimney gibi kompleks konfigürasyonların planlandığı olgularda genel anestezi hâlâ tercih edilen seçenek olabilir. Anestezi ekibi kararı, cerrahi ekiple ortaklaşa alır ve preoperatif değerlendirme sürecinde kardiyak stres testi, ekokardiyografi ve solunum fonksiyon testleri gibi tetkiklerle desteklenir. Sonuç olarak EVAR genel anesteziyi zorunlu kılmayan, hasta özelinde en az invaziv anestezi seçeneğinin planlanabildiği bir yöntemdir.

Stent Greft Kaçağı (Endoleak) Nedir ve Hangi Tipleri Bulunur?

Endoleak, EVAR işleminin en karakteristik ve klinik takip açısından en belirleyici komplikasyonudur. Stent-greft yerleştirildikten sonra kan akımının anevrizma kesesine geri girmeye devam etmesi durumu endoleak olarak isimlendirilir ve beş ana tipe ayrılır. Bu sınıflandırma hem kaynağını hem de klinik önemini net biçimde ortaya koyar. Endoleak varlığı anevrizma kesesinde basınç birikiminin devam ettiği anlamına gelir ve tedavi edilmediğinde rüptür riski persistan olarak sürer.

Tip I endoleak, stent-greftin proksimal ya da distal fiksasyon bölgesinden kaynaklanır. Tip Ia proksimal boyundan, Tip Ib ise distal iliak fiksasyonda görülen kaçaklardır ve genellikle yüksek basınçlı sistemik kaynaklı olduklarından acil düzeltilmesi gereken durumlardır. Tip II endoleak, lomber arterler, inferior mezenter arter ya da aksesuar renal arterler gibi kolateral damarların retrograt akımıyla anevrizma kesesine kanın dolmasını ifade eder ve tüm endoleaklerin yaklaşık yüzde yirmisini oluşturur. Genellikle düşük basınçlıdır ve bir kısmı spontan tromboze olur, ancak kalıcı olanlar embolizasyonla tedavi edilir.

Tip III endoleak, stent-greftin modülleri arasındaki bağlantı noktasından ya da greft materyalinin yırtılmasından kaynaklanır ve yüksek basınçlı olduğundan yeniden girişim gerektiren durumlardır. Tip IV endoleak, greft materyalinin porozitesinden kaynaklanan geçici bir kaçaktır ve modern greftlerde neredeyse hiç görülmez. Tip V ise endotansiyon olarak da bilinen, herhangi bir görüntüsel kaçak olmamasına rağmen anevrizma kesesinin genişlemesiyle karakterize kompleks bir tablodur ve mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Her bir endoleak tipinin tanısı, kontrastlı bilgisayarlı tomografi ve gerektiğinde dijital subtraksiyon anjiyografi ile konur; tedavisi tipe özgün olarak proksimal cuff yerleştirmeden embolizasyona ve modüler ek stent-greft segmentine kadar geniş bir yelpazede planlanır.

EVAR Sonrası Ömür Boyu Görüntüleme Takibi Neden Gereklidir?

EVAR sonrası hastalar, açık cerrahi onarım geçirenlerden farklı olarak ömür boyu düzenli görüntüleme takibine ihtiyaç duyar. Bu takibin temel gerekçesi, endoleak gelişimi, stent-greft migrasyonu, greft komponentlerinin bükülmesi veya ayrılması, aort ve iliak arterlerde ilerleyici genişleme ve rüptür riski gibi geç dönem olayların erken saptanması ve zamanında yeniden girişim planlanmasıdır. Klinik pratikte kabul gören yaklaşım, ilk yıl bir ay, altı ay ve on iki ayda kontrastlı bilgisayarlı tomografi anjiyografi yapılması ve ardından yıllık takip protokolüne geçilmesidir.

Ancak son yıllarda özellikle böbrek fonksiyonlarını korumak amacıyla düşük radyasyon ve iyonize kontrast maddeye başvurmayı en aza indirmek için renkli Doppler ultrasonografi ve kontrast destekli ultrasonografi giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu yöntemler endoleak varlığını ve anevrizma çap değişikliklerini yüksek doğrulukla değerlendirebilir. Bilgisayarlı tomografi anjiyografi belirli aralıklarla ve şüpheli bulgu varlığında yapılan ana referans yöntemi olmayı sürdürür.

Uzun dönem takipte anevrizma kesesinin çapı, ilk ölçüme kıyasla küçülüyor, aynı kalıyor ya da büyüyor olarak sınıflandırılır. Küçülme, işlemin başarılı olduğunun ve anevrizma kesesinden akımın uzaklaştırıldığının bulgusudur. Aynı kalması yakın izlemi gerektirir. Beş milimetreden fazla büyüme ise endoleak, migrasyon ya da endotansiyon açısından ayrıntılı incelemeyi gerektirir. Ayrıca stent-greftin metal iskeletinin görüntülerde bütünlüğünü koruyup korumadığı, komponentler arasında overlap alanının yeterli olup olmadığı ve komşu damar dallarının patensi her kontrolde belgelendirilir. Hastaların bu takip protokolüne uyumu, EVAR'ın uzun dönem başarısını doğrudan belirleyen kritik bir faktördür.

Stent Greftin Migrasyonu veya Bükülmesi Riski Zamanla Nasıl Değişir?

Stent-greft migrasyonu, cihazın proksimal ya da distal fiksasyon bölgesinden aksiyel yönde aşağı ya da yukarı doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanır. Genellikle onar milimetre ve üzeri yer değişimleri klinik olarak önemli kabul edilir. Migrasyon, doğrudan Tip Ia endoleak ile sonuçlanabilir ve anevrizma kesesinin yeniden basınç altında kalmasına yol açar. Zamanla proksimal boyun dilate olur, aortik kolun morfolojisi değişir ve stent-greftin ilk konfigürasyonu bozulabilir.

Migrasyon riski birkaç faktöre bağlıdır. Proksimal boyun uzunluğunun kısa olması, açılanmanın yüksek olması, boyunda konikleşme yani proksimalden distale doğru genişleme, aktif suprarenal fiksasyon barb sistemine sahip olmayan cihazlar ve preoperatif planlamada IFU sınırlarının dışına çıkılmış olması bu riski artırır. Endurant platformu güçlü aktif fiksasyon barbları ve suprarenal tespit yapısıyla migrasyon dirençliliği açısından öne çıkarken, Excluder ve Zenith gibi diğer platformlar da kendine özgü fiksasyon mekanizmalarıyla farklı klinik senaryolarda avantaj sunar.

Stent-greftin bükülmesi ya da kink oluşumu ise özellikle iliak bacak uzantılarında, kıvrımlı iliak arterlere yerleştirildiklerinde görülen bir durumdur. Kink, iç kanal daralmasına ve bacak akımının bozulmasına yol açarak stent-greft bacak trombozu riskini artırır ve klaudikasyon veya kritik bacak iskemisi ile klinik olarak kendini gösterebilir. Bu tür olgularda endovasküler balon anjiyoplasti, ek stent yerleştirilmesi ya da rölay bacak uzantısı gibi düzeltici girişimler uygulanabilir. Zamanla stent-greft ile aort duvarı arasında oluşan uyum ve trombüs organizasyonu, cihazın stabilitesini genellikle artırır, ancak yılda düzenli takip her hastada gereklidir.

Böbrek Fonksiyonları Kontrast Madde Kullanımından Nasıl Etkilenir?

EVAR işlemi doğası gereği iyonize kontrast madde kullanımı gerektirir ve preoperatif planlama tetkiki olarak yapılan bilgisayarlı tomografi anjiyografi de aynı şekilde kontrast maddeye dayanır. Bu durum, önceden bilinen kronik böbrek yetersizliği olan hastalarda ve renal fonksiyon sınırda olan yaşlı hastalarda kontrast nefropati riskini gündeme getirir. Kontrast kaynaklı akut böbrek hasarı, işlemden sonraki kırk sekiz ile yetmiş iki saat içinde serum kreatinin değerinde belirli bir artışla tanınır ve genellikle geçici olmakla birlikte bazı olgularda kalıcı böbrek fonksiyon kaybına ilerleyebilir.

Bu riski en aza indirmek için multidisipliner yaklaşım gereklidir. Preoperatif dönemde serum kreatinin, glomerüler filtrasyon hızı ve elektrolit dengesi ayrıntılı olarak değerlendirilir. Preoperatif hidrasyon protokolleri, izotonik serum ile intravenöz sıvı yüklemesi, sodyum bikarbonat infüzyonu ve N-asetilsistein uygulaması gibi koruyucu önlemler bireyselleştirilir. Nefrotoksik ilaçların işlem öncesi geçici olarak kesilmesi ve metforminin durdurulması gibi ilaç düzenlemeleri yapılır.

İşlem sırasında ise kontrast dozu titizlikle takip edilir. Modern floroskopi sistemlerinin sunduğu dijital sublake ve yol haritası yani roadmap teknolojileri ile kontrast tekrarları azaltılır. Karbondioksit anjiyografisi bazı olgularda iyonize kontrast yerine kullanılabilir ve renal fonksiyonları koruyucu bir alternatif sunar. İntravasküler ultrason yani IVUS kılavuzluğu, kontrast maddesiz olarak stent-greft konumlandırmasında ek bilgi sağlayabilir. Postoperatif dönemde renal fonksiyonlar yakından izlenir ve gerektiğinde nefroloji konsültasyonu ile hasta yönetimi ortaklaştırılır. Uzun dönem takipte de kontrast gerektiren tetkiklerin yerini kontrast dışı ultrasonografi ile takip protokolleri giderek almaktadır.

Kasık Kesisi Sonrası Hasta Ne Zaman Yürümeye ve Günlük Yaşama Dönebilir?

EVAR sonrası iyileşme süreci, açık cerrahi onarımla karşılaştırıldığında oldukça hızlıdır ve hastalar günlük yaşama kısa sürede dönebilirler. Perkütan yaklaşımla yapılan işlemlerde femoral arter cerrahi olarak açılmadığı için kesi ve buna bağlı yara iyileşme süreci minimum düzeyde kalır. Cerrahi arteriotomi yapılan olgularda ise iki üç santimetrelik kasık kesisi standart yara bakım prensipleri altında birkaç gün içinde iyileşir.

İşlem sonrası hastalar genellikle aynı gün ya da ertesi gün mobilize edilir. İlk saatlerde femoral kanama riski nedeniyle yatak istirahati önerilirken, altı ile on iki saat sonra yürüyüşe izin verilir. Hastane taburculuğu genellikle üçüncü ile beşinci gün arasında gerçekleşir; komplikasyonsuz olgularda daha kısa yatış süreleri de mümkündür. Taburculuk sonrası ilk on dört gün içinde hastaların ağır kaldırmaktan, yoğun eforlu aktivitelerden, uzun süreli oturmaktan ve kasık bölgesine mekanik baskı uygulayacak hareketlerden kaçınmaları önerilir.

Motorlu araç kullanımı genellikle iki hafta sonrasında, ağır fiziksel iş gerektiren mesleklerde çalışan hastaların işe dönüşü ise dört ile altı hafta arasında planlanır. Masa başı çalışan hastalar ise iki üç hafta içinde işlerine dönebilirler. Cinsel aktivite ve düzenli spor egzersizleri altıncı haftadan itibaren kademeli olarak başlanabilir. Bu süreçte antihipertansif ilaçların düzenli kullanımı, sigara bırakma, kolesterol kontrolü ve kilo yönetimi gibi yaşam tarzı değişiklikleri, hem anevrizma zemininde yatan ateroskleroz sürecinin ilerlemesini yavaşlatmak hem de EVAR'ın uzun dönem başarısını artırmak açısından kritik öneme sahiptir.

Rüptür Riski Taşıyan Acil Anevrizmalarda EVAR Bir Seçenek midir?

Rüptürlü ya da yakın rüptür riski taşıyan abdominal aort anevrizmaları, kardiyovasküler acillerin en dramatik tablolarından birini oluşturur ve mortalite oranları çok yüksektir. Klasik olarak bu olgular acil açık cerrahi onarımla tedavi edilmiş, ancak açık cerrahinin perioperatif mortalitesi rüptürlü olgularda yüzde elliyi aşabilmiştir. Son yıllarda gerçekleştirilen randomize kontrollü çalışmalar ve büyük ölçekli gözlemsel seriler, uygun hastalarda acil EVAR uygulamasının erken mortaliteyi belirgin biçimde düşürdüğünü göstermiştir.

Acil EVAR uygulanabilmesi için birkaç ön koşulun karşılanması gerekir. Hastanın hemodinamik olarak yeterince stabil olması ya da hızlı stabilizasyona uygun olması, hızlı bilgisayarlı tomografi anjiyografi ile anatomik uygunluğun doğrulanabilmesi, deneyimli endovasküler ekibin bulunması, geniş bir stent-greft envanterinin acil erişilebilir olması ve hibrit ameliyathane altyapısının yirmi dört saat kullanılabilir olması bu koşulların başında gelir. Balon oklüzyon teknikleri gibi aort kontrolünü sağlayan yöntemlerle ciddi kan kaybı kısa sürede yönetilerek stent-greft yerleştirmesi tamamlanır.

Anatomisi uygun olan olgularda acil EVAR, açık cerrahiye kıyasla otuz günlük mortaliteyi belirgin biçimde azaltmakta, yoğun bakım süresini kısaltmakta ve kan ürünü ihtiyacını düşürmektedir. Anatomik uyumsuzluk durumunda ise açık cerrahi onarım hâlâ kurtarıcı yöntem olarak devrede kalır. Bu nedenle rüptürlü abdominal aort anevrizması bulunan her hasta öncelikle acil bir ekiple değerlendirilerek endovasküler ya da açık cerrahi arasındaki en uygun kararı hızla verecek bir triaj sürecinden geçirilmelidir. Acil koşullarda dahi ChEVAR gibi hibrit teknikler seçilmiş olgularda uygulanabilir.

Torakal Aort Tutulumu Olan Vakalarda TEVAR ile EVAR Nasıl Kombine Edilir?

Bazı olgularda anevrizmatik süreç yalnızca abdominal aortla sınırlı kalmayıp göğüs boşluğundaki torakal aortu, özellikle inen aortu, ve hatta torakoabdominal geçiş bölgesini de içerecek biçimde geniş bir alana yayılabilir. Bu tablo klasik olarak Crawford sınıflaması altında torakoabdominal anevrizma olarak isimlendirilir ve tarihsel olarak yüksek mortalite ile ilişkilendirilmiştir. Endovasküler yaklaşımların gelişmesiyle birlikte torakal endovasküler aort onarımı yani TEVAR ile EVAR birleşimi bu geniş anatomik tutulumlarda önemli bir tedavi seçeneği haline gelmiştir.

Kombine yaklaşımda torakal segmentin onarımı için sol subklavian arterin altından itibaren distale doğru uzanan torakal stent-greftler yerleştirilirken, abdominal segmentin onarımı için standart ya da fenestrated infrarenal stent-greftler kullanılır. İki segment arasında yeterli overlap alanı bırakılarak modüler bütünlük sağlanır. Torakoabdominal geçiş bölgesinde çölyak trunkus, süperiyor mezenter arter ve renal arterlerin perfüzyonunun korunması için branched stent-greft yani BEVAR ya da fenestrated cihazlar tercih edilir.

Bu tür kompleks girişimler tek seansta ya da aşamalı olarak gerçekleştirilebilir. Aşamalı yaklaşımda torakal segmentin onarımı ile abdominal segmentin onarımı arasında birkaç haftalık ara bırakılarak spinal kord iskemisi riski azaltılmaya çalışılır. Spinal kord perfüzyonunun korunması için serebrospinal sıvı drenajı, hipertansif hemodinami yönetimi ve nöromonitorizasyon gibi ek önlemler uygulanır. Bu operasyonların planlanması ve uygulanması, damar cerrahisi, anestezi ve girişimsel radyoloji uzmanlarının birlikte çalıştığı deneyimli merkezleri gerektirir.

İşlem Sonrası Anevrizma Kesesinin Küçülmesi Ne Kadar Sürede Gözlenir?

EVAR'ın başarısı, teknik olarak stent-greftin doğru yerleştirilmesinin ötesinde, uzun dönemde anevrizma kesesinin küçülmesi ile ölçülür. Stent-greft yerleştirildikten sonra anevrizma kesesinden akımın uzaklaşmasıyla birlikte kesenin içindeki trombüs organizasyonu başlar, duvara olan basınç yükü azalır ve zamanla anevrizma çapı progresif olarak küçülür. Bu süreç genellikle işlem sonrası ilk altı ay içinde başlar ve ilk iki yıl boyunca en belirgin küçülme gözlenir.

Klinik olarak beş milimetreden fazla çap küçülmesi anlamlı kabul edilir. İlk yılın sonunda hastaların önemli bir kısmında beş ile on milimetre arasında çap küçülmesi belgelenir. İkinci yıldan itibaren küçülme hızı yavaşlar ancak devam edebilir. Bazı olgularda anevrizma kesesi işlem sonrası aynı çapta kalır; bu tablo tek başına başarısızlık göstergesi değildir ancak endoleak varlığı açısından ayrıntılı incelemeyi gerektirir. Beş milimetreden fazla büyüme mutlaka araştırılmalıdır.

Anevrizma kesesinin küçülme davranışını etkileyen birçok faktör vardır. Anevrizmanın başlangıç çapı, mural trombüs miktarı, hastanın yaşı, hipertansiyon kontrolü, sigara alışkanlığı, kullanılan stent-greftin porozitesi ve tasarım özellikleri bu faktörler arasında sayılabilir. Uzun dönemde küçülen anevrizma keseleri, düşük rüptür riski ve düşük sekonder girişim ihtiyacı ile ilişkilendirilirken, stabil ya da büyüyen kese boyutu artmış klinik yeniden girişim ihtiyacına işaret edebilir. Bu nedenle her takip görüntülemesinde çap ölçümü sistematik ve karşılaştırmalı olarak belgelendirilir; hasta dosyasında zaman içindeki değişim grafiği oluşturulur ve karar süreci bu veriye dayanarak yürütülür.

Endovasküler aort anevrizması onarımı, klasik açık cerrahi onarımın alternatifi olarak son çeyrek yüzyılda damar cerrahisi pratiğinde köklü bir dönüşümü temsil eden ileri bir tedavi yöntemidir. Doğru hasta seçimi, ayrıntılı anatomik değerlendirme, IFU sınırlarına uygun stent-greft platformu tercihi, deneyimli bir endovasküler ekibin varlığı ve titiz uzun dönem takip protokolü EVAR'ın başarısını belirleyen ana faktörlerdir. Endoleak yönetimi, migrasyon riski, kontrast nefropati profilaksisi ve anevrizma kesesinin izlenmesi gibi konular postoperatif dönemin ayrılmaz parçalarıdır. Kalp ve Damar Cerrahisi ekibi, hibrit ameliyathane altyapısı, geniş stent-greft envanteri ve multidisipliner değerlendirme süreciyle bireysel anatomiye en uygun yaklaşımı belirleyerek elektif olgulardan acil rüptür tablolarına, standart infrarenal anevrizmalardan kısa boyunlu ya da torakoabdominal geniş tutulumlu vakalara kadar geniş bir yelpazede endovasküler onarım deneyimi sunmaktadır.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir koşulda yüz yüze yapılacak tıbbi muayenenin, laboratuvar tetkiklerinin, görüntüleme yöntemlerinin ve deneyimli bir damar cerrahının klinik değerlendirmesinin yerini tutmaz. Karın ya da sırt ağrısı, ele gelen pulsatil karın kitlesi, aort anevrizması aile öyküsü ya da rastlantısal olarak saptanmış aort genişlemesi bulunan bireylerin ilgili uzman hekime başvurarak ayrıntılı değerlendirme yaptırmaları önerilir. Tedavi kararları her hastanın anatomik özellikleri, komorbiditeleri, yaşam beklentisi ve kişisel tercihleri gözetilerek bireyselleştirilir; bu sayfada yer alan bilgiler tanı, tedavi ya da takip protokolleri konusunda hekim önerisinin yerine geçmez ve doğrudan sağlık kararı alınırken tek başına yol gösterici olarak kullanılmamalıdır.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. Society for Vascular Surgery / StatPearls (NCBI Bookshelf) — Endovasküler Anevrizma Onarımı (EVAR)ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK560731
  2. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Aort Anevrizması Tanı ve Tedavisinhlbi.nih.gov/health/aortic-aneurysm
  3. Mayo Clinic — Karın Aort Anevrizmasımayoclinic.org/diseases-conditions/abdominal-aortic-aneurysm/diagnosis-treatment/drc-20350693
  4. MedlinePlus (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi - NLM) — Endovasküler aort anevrizması onarımımedlineplus.gov/ency/article/007391.htm

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kalp ve Damar Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.