Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda Deferasiroks

Çocuklarda Deferasiroks, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Hastalığın özelliklerini ve izlem.

Çocuklarda kronik kan hastalıklarının yönetiminde uzun süreli transfüzyon desteği gerekli olduğunda, vücutta biriken aşırı demirin uzaklaştırılması büyük bir önem taşımaktadır. Talasemi majör, orak hücreli anemi, miyelodisplastik sendromlar ve bazı kemik iliği yetmezliği tabloları gibi durumlarda düzenli eritrosit süspansiyonu uygulanan pediatrik hastalarda, organlarda biriken demir yükü ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bu noktada deferasiroks isimli oral şelatör ajan, çocuk hematoloji pratiğinde önemli bir yere sahip olan ve sıklıkla başvurulan bir ilaç olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu ilaç, bağırsaklardan emildikten sonra dolaşıma katılarak vücutta birikmiş olan serbest demir iyonlarına bağlanmakta ve böbrek dışı yollarla, yani büyük ölçüde dışkı aracılığıyla atılımı sağlamaktadır.

Demir yüklenmesi olarak adlandırılan klinik tablo, yalnızca transfüzyon bağımlı hastalıkları olan çocuklarda değil; aynı zamanda bağırsaktan demir emiliminin arttığı bazı kalıtsal durumlarda da gelişebilmektedir. Vücudun fizyolojik koşullarda fazla demiri aktif biçimde atan bir mekanizması bulunmamakta; bu nedenle her bir ünite kan transfüzyonu ile yaklaşık iki yüz miligram demirin organizmaya eklendiği bilinmektedir. Yıllar içinde tekrar eden transfüzyonlar sonucunda karaciğer, kalp kası, endokrin bezler, hipofiz ve pankreas başta olmak üzere pek çok organda demir depolanması gözlenmektedir. Çocukluk çağında bu birikimin erken dönemde kontrol altına alınması, büyüme geriliği, gecikmiş ergenlik, diyabet, hipotiroidi ve kardiyak işlev bozukluğu gibi uzun vadeli sorunların önlenmesinde belirleyici bir rol üstlenmektedir.

Deferasiroks, üç değerlikli demir iyonlarına yüksek seçicilikle bağlanan bir trivalent şelatör olarak sınıflandırılmaktadır. Molekül yapısı gereği iki deferasiroks molekülü, bir demir iyonunu sararak suda çözünür bir kompleks oluşturmakta ve bu kompleks öncelikli olarak safra yoluyla bağırsağa salınarak atılım sürecine girmektedir. Diğer parenteral şelatörlerin aksine ağız yoluyla alınabilmesi, pediatrik hasta grubunda tedaviye uyumun artmasına önemli katkı sağlamaktadır. Geçmiş yıllarda yalnızca cilt altına saatlerce süren infüzyonlar şeklinde uygulanabilen bir başka şelatör ajanın yarattığı zorluklar göz önüne alındığında, oral kullanım imkânı sunan bu ilacın çocukların günlük yaşamına entegrasyonu çok daha kolay olabilmektedir.

Pediatrik hastalarda deferasiroks başlanması kararı, yalnızca laboratuvar bulgularına göre değil; klinik tablo, transfüzyon yükü, organ fonksiyonları ve hastanın genel durumu birlikte değerlendirilerek alınmaktadır. Genel uygulamada, yaklaşık on ila yirmi ünite eritrosit süspansiyonu almış ya da serum ferritin düzeyi sürekli olarak bin nanogram/mililitre üzerinde seyreden çocuklarda şelatör kullanımı gündeme gelmektedir. Karaciğer demir konsantrasyonunun manyetik rezonans görüntüleme ile ölçülmesi, son yıllarda altın standart yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Kardiyak T2* değerinin yirmi milisaniyenin altına gerilemesi durumunda ise kalp kasındaki demir yüklenmesinin ciddi düzeye ulaştığı kabul edilmekte ve şelatör yaklaşımının yoğunlaştırılması önerilmektedir.

İlacın dozaj planlaması, çocuğun kilosuna, transfüzyon sıklığına, ferritin değerlerine ve hedeflenen negatif demir dengesine göre bireyselleştirilmektedir. Standart başlangıç dozları genellikle vücut ağırlığının kilogramı başına on ila yirmi miligram aralığında belirlenmekte; ihtiyaç halinde otuz beş ile kırk miligram düzeyine kadar yükseltilebilmektedir. Piyasada bulunan iki ana farmasötik form, suda çözünerek alınan eski tip dağılabilir tabletler ile daha yeni geliştirilmiş film kaplı tabletler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Film kaplı formun aç ya da hafif bir öğünle birlikte alınabilmesi, biyoyararlanımının daha yüksek olması ve tat açısından çocuklar tarafından daha iyi tolere edilmesi nedeniyle pediatrik kullanımda giderek tercih edilen seçenek haline gelmiştir. Dağılabilir tabletlerin ise aç karnına, en az otuz dakika öncesinde su veya elma suyu içinde çözündürülerek alınması gerekmektedir.

Çocukluk çağında uzun süreli ilaç kullanımı, ailelerin gündelik yaşamında dikkat gerektiren bir süreç olarak öne çıkmaktadır. İlacın aynı saatte alınması, kahvaltıyla zamanlamanın iyi planlanması ve unutulan dozların hekim önerisi doğrultusunda telafi edilmesi büyük önem taşımaktadır. Ailelerin tedaviye yönelik bilinçlendirilmesi, çocuğun uyumunu doğrudan etkilemektedir. Okul çağındaki hastalarda ilacın okul saatleri dışında planlanması, ergenlerde ise mahremiyet duygusuna saygı gösterilerek tedavi rutininin oluşturulması, uzun vadeli başarı açısından dikkate alınması gereken hususlar arasında yer almaktadır.

Deferasiroks kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkiler, çoğu durumda hafif ila orta şiddette seyretmekte ve dozaj ayarlaması ile yönetilebilmektedir. En sık bildirilen istenmeyen etkiler arasında bulantı, kusun, karın ağrısı ve ishal gibi gastrointestinal yakınmalar yer almaktadır. Bu şikâyetlerin önemli bir bölümü, ilacın aç karnına alınması, hızlı emilim profili ve bağırsak mukozasına olan etkisi ile ilişkilendirilmektedir. Film kaplı formun kullanıma girmesiyle birlikte söz konusu yakınmaların görülme sıklığı azalmıştır. Cilt döküntüleri de tedavinin ilk haftalarında ortaya çıkabilmekte; çoğunlukla geçici nitelikte olup, şiddetli olmadığı sürece ilacın kesilmesini gerektirmemektedir.

Böbrek fonksiyonları üzerindeki olası etkiler, deferasiroks tedavisinde yakından izlenmesi gereken parametreler arasındadır. Serum kreatinin değerlerinde hafif yükselmeler, hastaların yaklaşık üçte birinde gözlenebilmekte ve bu artışların büyük çoğunluğu klinik olarak anlamlı düzeylere ulaşmamaktadır. Bununla birlikte böbrek tübül fonksiyonlarının değerlendirilmesi, idrarda protein atılımının takip edilmesi ve elektrolit dengesinin kontrol edilmesi periyodik olarak yapılması gereken incelemeler arasındadır. Dehidratasyon, eşlik eden enfeksiyonlar veya nefrotoksik diğer ilaçların birlikte kullanımı, böbrek üzerindeki yükü artırabildiğinden bu dönemlerde doz azaltımı ya da kısa süreli ara verilmesi düşünülebilmektedir.

Karaciğer enzimlerindeki değişiklikler de düzenli takip gerektiren konular arasında yer almaktadır. Aspartat aminotransferaz ve alanin aminotransferaz düzeylerinin tedavi öncesi değerin beş katını aşması durumunda ilaca ara verilmesi önerilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki demir yüklenmesinin kendisi de karaciğer hücrelerinde hasara yol açan başlıca etmenler arasındadır. Bu nedenle enzim yükselmelerinin değerlendirilmesinde, altta yatan organ demir yükü, eşlik eden viral hepatit varlığı ve diğer hepatotoksik faktörlerin gözden geçirilmesi önem kazanmaktadır. Nadiren bildirilen ancak ciddi olabilen karaciğer yetmezliği tabloları, özellikle altta yatan ileri evre karaciğer hastalığı bulunan hastalarda görülebilmektedir.

İşitme ve görme fonksiyonlarının periyodik olarak değerlendirilmesi, deferasiroks alan çocuklarda göz ardı edilmemesi gereken takip basamakları arasında yer almaktadır. Yüksek frekanslı sensörinöral işitme kaybı ve lens opasiteleri gibi göz bulguları, ender de olsa bildirilen yan etkiler arasındadır. Bu nedenle tedavi başlangıcında ve yıllık aralıklarla odyometri ve oftalmolojik muayene yapılması önerilmektedir. Hematolojik açıdan ise nadir olmakla birlikte sitopeniler, özellikle altta yatan hematolojik hastalığı olan çocuklarda dikkatle izlenmelidir. Tam kan sayımı, retikülosit düzeyi ve gerektiğinde kemik iliği değerlendirmesi, klinik gidişe göre planlanmaktadır.

Deferasiroks tedavisi sırasında demir yükünün başarılı biçimde azaltılması, çocukların büyüme ve gelişme süreçlerine olumlu yansımalar sağlayabilmektedir. Karaciğer demir konsantrasyonunun düşürülmesi, kardiyak fonksiyonların korunması ve endokrin komplikasyonların gecikmesi, uzun vadeli izlemde elde edilen başlıca kazanımlar arasında sayılmaktadır. Talasemi majör tanılı çocuklarda yapılan uzun süreli izlem çalışmaları, etkin şelatör yaklaşımı uygulanan hastalarda yaşam süresinin belirgin biçimde uzadığını ve yaşam kalitesinin iyileşmeye katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Orak hücreli anemili çocuklarda ise inme önleme amacıyla yapılan kronik transfüzyon programlarında, demir yüklenmesinin kontrolü açısından deferasiroks önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir.

Tedavi planlamasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, deferasiroks ile birlikte kullanılan diğer ilaçların etkileşim profilidir. Antasitler, sukralfat ve kolesevelam gibi alüminyum ya da magnezyum içeren preparatların aynı zaman diliminde alınması, ilacın emilimini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle söz konusu ilaçların deferasiroks alımından en az iki saat sonrasına kaydırılması önerilmektedir. Sitokrom P450 enzim sistemini güçlü biçimde indükleyen rifampisin, fenitoin, fenobarbital gibi ajanlar, deferasiroks plazma düzeylerini düşürebilmektedir. Buna karşılık bazı substrat ilaçların plazma düzeylerinde değişikliğe yol açabildiğinden, çoklu ilaç kullanan hastalarda hekim gözetiminde dikkatli bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Pediatrik hastalarda izlem protokolü, multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmektedir. Çocuk hematoloji uzmanı, kardiyolog, nefrolog, endokrinolog ve gerektiğinde göz ile kulak burun boğaz hekimlerinin katkısıyla oluşturulan ekip yaklaşımı, olası komplikasyonların erken dönemde fark edilmesini kolaylaştırmaktadır. Aylık serum ferritin takibi, üç ayda bir biyokimya paneli, yıllık kardiyak ve karaciğer manyetik rezonans incelemeleri standart izlem basamakları arasında yer almaktadır. Beslenme danışmanlığı kapsamında ise C vitamini takviyelerinin dikkatli kullanımı, demirden zengin gıdaların aşırı tüketiminden kaçınılması ve çay gibi içeceklerin emilim üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gündeme alınmaktadır.

Tedaviye uyumun sağlanması, pediatrik hasta grubunda özel bir hassasiyet gerektirmektedir. Çocukların gelişim dönemlerine uygun açıklamalar yapılması, oyun terapisi ve eğitim materyalleri ile desteklenen yaklaşımlar, ilaç kullanımına bağlı kaygının azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Ergenlik döneminde, bağımsızlık arayışı ve hastalık reddi gibi psikososyal etmenler nedeniyle tedaviye uyumda dalgalanmalar yaşanabilmektedir. Bu süreçte psikolog desteği, akran gruplarının paylaşımları ve aile içi iletişimin güçlendirilmesi, sürdürülebilir bir tedavi başarısı için belirleyici unsurlar arasında değerlendirilmektedir. Hastane içinde yürütülen hasta okulu programları, ergen hastaların kendi tedavilerinde aktif rol almasına olanak tanıyan önemli bir çerçeve sunmaktadır.

Deferasiroks kullanımının kesilmesi ya da geçici olarak durdurulması, belirli klinik koşullarda gündeme gelebilmektedir. Ağır enfeksiyonlar, dehidratasyona yol açan akut gastroenteritler, böbrek ya da karaciğer fonksiyonlarında belirgin bozulma ve ciddi cilt reaksiyonları, ilaca ara verilmesini gerektiren başlıca durumlar arasındadır. Serum ferritin değerinin beş yüz nanogram/mililitre altına inmesi durumunda da aşırı şelatasyona bağlı demir eksikliğini önlemek amacıyla doz azaltımı düşünülmektedir. Ameliyat öncesi dönemde ya da gebelik planlanan hastalarda ise hekim gözetiminde özel değerlendirme yapılması gerekmektedir; ancak pediatrik yaş grubunda bu son nokta sınırlı bir grup için söz konusu olmaktadır.

Günümüzde demir şelatör seçenekleri arasında deferoksamin ve deferipron gibi farklı ajanlar da bulunmakta; bazı dirençli olgularda iki şelatörün kombine kullanımı klinik karar süreçlerinde gündeme gelmektedir. Deferasiroksun avantajları arasında günde tek doz oral kullanım kolaylığı, hastane dışında uygulanabilmesi ve uzun yarı ömrü sayesinde stabil plazma düzeyleri sağlaması yer almaktadır. Bununla birlikte her hastanın klinik tablosu, eşlik eden hastalıkları, organ demir dağılımı ve tedaviye yanıt profili bireysel olarak değerlendirilmekte; en uygun şelatör yaklaşımı çocuk hematoloji ekibi tarafından belirlenmektedir. Bilimsel literatürün ışığında geliştirilen kılavuzlar, yıllık güncellemelerle pratik öneriler sunmaya devam etmektedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümü, transfüzyon bağımlı hematolojik hastalıkları olan pediatrik hastaların izlemi sürecinde deneyimli bir kadro ile hizmet sunmaktadır. Demir yüklenmesinin değerlendirilmesi, şelatör yaklaşımının planlanması, periyodik organ değerlendirmesi ve aileye yönelik danışmanlık hizmetleri, bütüncül bir bakım çerçevesinde yürütülmektedir. Kardiyak ve hepatik manyetik rezonans görüntüleme imkânları, ileri biyokimya laboratuvarı ve multidisipliner ekip çalışması, çocukların güvenli ve etkili bir izlem süreci geçirmesine zemin hazırlamaktadır. Erken tanı, düzenli takip ve bireyselleştirilmiş şelatör planlaması, demir yüklenmesinin uzun vadeli komplikasyonlarının önlenmesinde belirleyici bir konumda bulunmaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Deferasiroks demir şelatörü farmakolojisi ve kullanımıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK555920
  2. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine (NLM) — Deferasiroks ilaç bilgisi ve kullanım rehberimedlineplus.gov/druginfo/meds/a606002.html
  3. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Talasemi ve demir yükü tedavisinhlbi.nih.gov/health/thalassemia/treatment
  4. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) - LiverTox — Deferasiroks ve hepatotoksisite/güvenlik profilincbi.nlm.nih.gov/books/NBK547852

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.