Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuk Kanser Tedavisi Sonrası Kalp Takibi

Çocuk Kanser Tedavisi Sonrası Kardiyak İzlem, çocuk yaş grubunda farklı seyir gösterebilen ve doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur.

Çocukluk çağı kanserlerinin tanı ve sağaltım olanaklarındaki ilerlemeler, sağ kalım oranlarını belirgin biçimde yükseltmiştir. Günümüzde pediatrik onkoloji hastalarının önemli bir bölümünün uzun süreli sağ kalım elde etmesi, bu hasta grubunda geç dönem yan etkilerin izlenmesini öncelikli bir alan haline getirmiştir. Bu geç etkiler arasında kardiyovasküler sistem üzerinde gözlenen değişiklikler, klinik açıdan en sık karşılaşılan ve dikkatle takip edilmesi gereken sorunlardan birini oluşturur. Çocukluk döneminde uygulanan kemoterapi ajanları, radyoterapi alanları ve hematopoetik kök hücre nakli süreçleri, kalp kasının yapısı, kapakların işleyişi, koroner damarların yapısı ve iletim sisteminin işlevi üzerinde yıllar içinde belirginleşebilen değişikliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle çocukluk çağı kanseri sonrası dönemde kalp takibi, çok disiplinli bir izlem sürecinin temel bileşenlerinden biri olarak değerlendirilir.

Pediatrik onkoloji protokollerinde sıklıkla kullanılan antrasiklin grubu ilaçlar, etkili antitümör özellikleri yanında miyokard hücreleri üzerinde doza bağımlı bir etki profili sergiler. Doksorubisin, daunorubisin, idarubisin ve epirubisin gibi ajanların kümülatif dozları arttıkça miyokard hücrelerinde oksidatif stres aracılı değişikliklerin oluşma olasılığı yükselir. Söz konusu değişiklikler, başlangıçta belirtisiz bir biçimde seyredebilir ve yalnızca ileri görüntüleme yöntemleriyle saptanabilir. Antrasiklin ilişkili kardiyotoksisite; akut, erken başlangıçlı kronik ve geç başlangıçlı kronik biçimlerde tanımlanır. Geç başlangıçlı biçim, sağaltımın tamamlanmasından yıllar sonra ortaya çıkabildiğinden, bu hasta grubunun yaşam boyu izlem programına alınması önerilir. Ayrıca trastuzumab, siklofosfamid, ifosfamid, mitoksantron ve bazı tirozin kinaz inhibitörleri gibi ek ajanların da kalp kası üzerinde ek yük oluşturabileceği bilinmektedir.

Radyoterapi uygulamalarında ise toraks bölgesine yönelik ışınlamalar, kalbin anatomik yapıları üzerinde özgün bir etki örüntüsü ortaya koyabilir. Mediastinal radyoterapi alan Hodgkin lenfoma hastaları, sol taraflı meme bölgesine yakın alanlar üzerinden ışın alan olgular ve total vücut ışınlaması uygulanan kök hücre nakli adayları, kardiyovasküler geç etkiler açısından özellikle dikkatli izlenir. Radyasyon ilişkili kalp hastalığı; perikard kalınlaşması, kapak yapılarında fibrotik değişiklikler, koroner arterlerde erken yaşta gözlenen aterosklerotik süreçler ve iletim sistemi anormallikleri biçiminde kendini gösterebilir. Çağdaş radyoterapi planlamalarında kalbi koruyan tekniklerin yaygınlaşması, derin inspirasyonda nefes tutma yöntemi ve yoğunluk ayarlı ışın uygulamaları, kalp dokusuna ulaşan dozu azaltmaya yönelik önemli adımlar arasında yer almaktadır.

Çocukluk çağı kanseri öyküsü bulunan bireylerde kardiyovasküler risk düzeyi, aldıkları sağaltım türü, kümülatif doz, sağaltım sırasındaki yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalıklar ve genetik yatkınlık gibi pek çok değişkene göre bireysel olarak belirlenir. Beş yaşın altında antrasiklin alan hastalar, yüksek kümülatif doz alanlar, kız çocukları ve mediastinal radyoterapi öyküsü bulunanlar daha yüksek risk grubunda değerlendirilir. Ek olarak hipertansiyon, diyabet, dislipidemi, obezite ve sigara kullanımı gibi geleneksel risk etkenlerinin varlığı, var olan kardiyak hassasiyetin üzerine eklenerek kümülatif riski artırabilir. Bu çok katmanlı risk değerlendirmesi, izlem sıklığının ve kullanılacak görüntüleme yöntemlerinin bireyselleştirilmesinde belirleyici rol oynar.

Çocukluk çağı kanseri sonrası kalp takibi, sağaltımın tamamlanmasından itibaren başlayan ve yaşam boyu süren bir izlem anlayışını gerektirir. Uluslararası kılavuzlar, risk düzeyine göre düzenli aralıklarla kardiyolojik değerlendirme yapılmasını önermektedir. Düşük riskli olgularda izlem aralıkları daha geniş tutulurken, yüksek riskli hasta grubunda yıllık ya da daha sık aralıklarla yapılan değerlendirmeler gündeme gelebilir. İzlem programlarının erişkin yaşa geçişle birlikte erişkin kardiyoloji birimlerine devredilmesi, geçiş kliniklerinin koordinasyonu çerçevesinde planlanır. Bu süreçte pediatrik onkoloji, pediatrik kardiyoloji, erişkin kardiyoloji ve aile hekimliği birimleri arasında sürekli bir iletişim sürdürülmesi büyük önem taşır.

İzlem süreçlerinin temel taşlarından biri olan ekokardiyografi, kalp boşluklarının boyutu, duvar kalınlıkları, kapak işleyişi ve sistolik işlev hakkında ayrıntılı bilgi sunar. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ölçümü uzun yıllar boyunca temel parametre olarak kullanılmıştır; ancak son yıllarda küresel boyuna gerilim analizi gibi gelişmiş ekokardiyografik yöntemler, miyokardın işlevsel kapasitesindeki ince değişiklikleri belirlemede daha duyarlı sonuçlar verebilmektedir. Bu sayede klinik belirtiler henüz ortaya çıkmadan miyokard etkilenmesinin saptanması ve gerekli önlemlerin alınması olanaklı hale gelebilir. Üç boyutlu ekokardiyografi ve doku Doppler incelemeleri de seçilmiş olgularda ek bilgi sağlayabilir.

Kardiyak manyetik rezonans görüntüleme, son yıllarda çocukluk çağı kanseri sonrası izlemde giderek artan biçimde başvurulan ileri görüntüleme yöntemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu yöntem; miyokard kütlesi, ejeksiyon fraksiyonu, doku karakterizasyonu, T1 ve T2 haritalama ile geç gadolinyum tutulumu gibi parametreler aracılığıyla miyokard fibrozisi, ödem ve inflamasyon süreçleri hakkında ayrıntılı bilgi sunar. Ekokardiyografi pencerelerinin yetersiz olduğu hastalarda, sınırda işlev gösteren olgularda ve sağaltım sonrası ileri değerlendirme gerektiren durumlarda kardiyak manyetik rezonans görüntülemenin tanı sürecine katkı sağlayabileceği bildirilmektedir. Görüntüleme bulguları, klinik tablo ve laboratuvar verileriyle birlikte değerlendirilerek bireysel izlem planı oluşturulur.

Biyobelirteç ölçümleri de izlem sürecinin destekleyici bileşenleri arasında yer alır. Yüksek duyarlıklı troponin ve B tipi natriüretik peptid düzeyleri, miyokard hasarı ve hemodinamik yüklenmenin değerlendirilmesinde başvurulan parametrelerdir. Bu testlerin tek başına kullanılması yeterli kabul edilmese de görüntüleme yöntemleriyle bir arada yorumlandığında klinik değerlendirmeye anlamlı katkı sağlayabilir. Lipid profili, açlık kan şekeri, böbrek işlev testleri ve tiroid hormon düzeyleri de kardiyovasküler risk haritasının çıkarılmasında düzenli olarak değerlendirilen laboratuvar parametreleri arasında yer alır. Elektrokardiyografi ise iletim sistemi anormalliklerinin, ritim bozukluklarının ve iskemik değişikliklerin erken aşamada belirlenmesinde temel araç olarak konumunu korumaktadır.

Çocukluk çağı kanseri sonrası izlenen olgularda kapak hastalıkları, koroner arter etkilenmesi, ileti bozuklukları ve perikardiyal değişiklikler de ayrıntılı biçimde araştırılır. Mediastinal radyoterapi öyküsü bulunan bireylerde aort ve mitral kapak yapılarında yıllar içinde gelişen değişiklikler gözlenebilir. Bu nedenle düzenli ekokardiyografik değerlendirmelerde kapak yapılarının ve işlevinin ayrıntılı incelenmesi önerilir. Koroner arter hastalığı açısından geleneksel risk etkenlerinin sıkı denetimi büyük önem taşır; gerekli görüldüğünde efor testi, miyokard perfüzyon görüntülemesi ya da bilgisayarlı tomografi anjiyografi gibi ileri inceleme yöntemleri planlanabilir. İleti sistemi sorunları açısından Holter monitorizasyonu ve gerektiğinde elektrofizyolojik değerlendirme süreçleri devreye alınır.

Yaşam biçimi düzenlemeleri, çocukluk çağı kanseri sonrası kardiyovasküler izlem programının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir. Dengeli beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, tuz ve doymuş yağ alımının uygun düzeyde tutulması, taze sebze ve meyve tüketiminin desteklenmesi, lif içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesi önerilen yaklaşımlar arasında yer alır. Düzenli fiziksel etkinlik, kardiyovasküler sağlığın korunmasında temel etkenlerden biri olarak öne çıkar; ancak etkinliğin türü, süresi ve yoğunluğu, bireyin kardiyak durumu göz önünde bulundurularak belirlenir. Sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerden uzak durulması, uyku düzeninin korunması ve stres yönetimi konularında bireyin desteklenmesi de izlem sürecinin önemli bileşenleri arasındadır. Aşılama programlarının tamamlanması ve grip ile pnömokok aşılarının düzenli olarak yapılması da kalp sağlığının korunmasına dolaylı katkı sağlayabilir.

Çocukluk çağı kanseri öyküsü bulunan bireylerin erişkin yaşa geçişiyle birlikte kardiyovasküler izlem süreci yeni bir aşamaya taşınır. Erişkin döneminde gebelik planlaması, mesleki etkinliklerin düzenlenmesi, yoğun fiziksel etkinlik gerektiren spor dallarına katılım gibi konular ayrıntılı biçimde değerlendirilir. Gebelik döneminde kalbin hemodinamik yükü belirgin biçimde arttığından, antrasiklin ya da mediastinal radyoterapi öyküsü bulunan kadın hastaların gebelik öncesinde, gebelik süresince ve doğum sonrası dönemde dikkatle izlenmesi önerilir. Bu süreçte kadın doğum, pediatrik kardiyoloji ve erişkin kardiyoloji birimlerinin eş zamanlı değerlendirmeleri büyük önem taşır. Mesleki yönlendirme ve spor öncesi değerlendirme süreçlerinde de bireysel risk profiline uygun öneriler sunulur.

Klinik değerlendirme sürecinde semptomların yorumlanması, çocukluk çağı kanseri sonrası izlemde özel bir titizlik gerektirir. Eforla ortaya çıkan nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ya da bayılma hissi, ayaklarda şişlik gibi yakınmalar dikkatle değerlendirilir. Bu yakınmalar bazen yavaş ilerleyen kardiyak değişikliklerin ilk ipuçları olabileceğinden, hekim başvurusunun geciktirilmemesi önerilir. Aynı zamanda bireyin ve ailenin kardiyovasküler belirtiler konusunda bilgilendirilmesi, sağaltım sonrası izlem sürecinin başarısını doğrudan etkileyen unsurlardan biri olarak öne çıkar. Hasta eğitimi, izlem aralıklarına uyumun sağlanması ve özbakım davranışlarının geliştirilmesinde belirleyici bir rol üstlenir.

Sağaltım sonrası ortaya çıkabilecek kardiyak değişikliklerin yönetiminde, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri, anjiyotensin reseptör blokerleri, beta blokerler ve mineralokortikoid reseptör antagonistleri gibi ilaç grupları, bireysel uygunluk değerlendirildikten sonra hekim kararı doğrultusunda kullanılabilir. Kalp yetersizliği bulgularının saptandığı olgularda klasik kalp yetersizliği yaklaşımları çerçevesinde bir izlem planı düzenlenir. Ritim bozukluklarının söz konusu olduğu durumlarda antiaritmik yaklaşımlar, gerektiğinde kalıcı kalp pili ya da implante edilebilir kardiyovertör defibrilatör gibi cihaz seçenekleri değerlendirilebilir. Kapak hastalıklarının ileri evrelerinde cerrahi ya da girişimsel kapak yaklaşımları gündeme gelebilir. Tüm bu süreçler, çok disiplinli bir ekip kararıyla bireysel olarak planlanır.

Psikososyal değerlendirme, çocukluk çağı kanseri sonrası kalp izleminin gözden kaçırılmaması gereken boyutlarından biridir. Uzun süreli sağaltım süreçleri, hastalık sonrası yaşanan kaygı, depresif belirtiler ve travma sonrası stres tepkileri, bireyin yaşam kalitesini ve izlem programına uyumunu etkileyebilir. Bu nedenle psikolojik destek hizmetlerinin izlem programıyla bütünleştirilmesi, sosyal hizmet uzmanlarının ve gerektiğinde psikiyatri uzmanlarının sürece dahil edilmesi önerilir. Aile içi iletişim, akademik ve mesleki uyum, sosyal etkileşim becerilerinin desteklenmesi de bütüncül izlem yaklaşımının önemli parçalarını oluşturur. Bütüncül destek, kardiyovasküler izlem programının sürdürülebilirliğine doğrudan katkı sağlar.

Çocukluk çağı kanseri sonrası kardiyovasküler izlem süreci, sürekli güncellenen kanıta dayalı kılavuzlar çerçevesinde bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla yürütülür. Risk düzeyinin belirlenmesi, uygun görüntüleme yöntemlerinin seçilmesi, biyobelirteçlerin değerlendirilmesi, yaşam biçimi düzenlemelerinin desteklenmesi ve gerekli durumlarda ilaç ya da girişimsel yaklaşımların planlanması, bütüncül bir izlem anlayışı çerçevesinde ele alınır. Erken dönemde saptanan kardiyak değişikliklerin uygun yaklaşımlarla yönetilmesi, uzun dönemli klinik sonuçların iyileşmeye katkı sağlayabilir. Çocuk hematoloji ve onkoloji, pediatrik kardiyoloji, erişkin kardiyoloji ve ilgili tüm uzmanlık alanlarının iş birliği içinde çalışması, çocukluk çağı kanseri öyküsü bulunan bireylerin kardiyovasküler sağlığının korunmasında temel öneme sahiptir.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NCI) — Çocukluk çağı kanserinden sağ kalanlarda geç dönem kardiyak etkilercancer.gov/types/childhood-cancers/late-effects-hp-pdq
  2. Children's Oncology Group (COG) — Kanser tedavisi sonrası uzun dönem izlem rehberi (kardiyotoksisite)survivorshipguidelines.org
  3. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls — Antrasiklin kaynaklı kardiyotoksisitencbi.nlm.nih.gov/books/NBK499979
  4. American Heart Association (AHA) — Çocukluk çağı kanserinden sağ kalanlarda kardiyovasküler hastalık taramasıahajournals.org/doi/10.1161/CIR.0b013e3182a88099

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.