Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuk Kanserinde Doğurganlık Korunması

Çocuk Kanserinde Fertilite Koruma Üzerine, doğru tanı ve izlemle yaşam kalitesi üzerinde önemli etki yaratan bir hastalıktır.

Çocukluk çağı kanserleri, son on yıllarda hekimlik uygulamalarındaki gelişmeler sayesinde önemli ölçüde daha iyi seyirli bir tablo sergilemeye başlamıştır. Lösemiler, lenfomalar, beyin tümörleri, nöroblastom, Wilms tümörü, kemik ve yumuşak doku sarkomları gibi pediatrik onkolojinin başlıca hastalıkları, çok merkezli protokoller ve uluslararası iş birlikleri sayesinde yüksek oranlarda uzun süreli yaşam sürelerine ulaşılabilen klinik tablolar arasında değerlendirilmektedir. Bu olumlu gidişatla birlikte, hayatta kalan çocukların ileri yaşamlarında karşılaşabilecekleri geç dönem etkilerin önlenmesi ve yönetilmesi, çağdaş çocuk hematoloji ve onkoloji pratiğinin temel başlıklarından biri hâline gelmiştir. Doğurganlığın korunması da bu çerçevede en sık gündeme gelen alanların başında yer almaktadır.

Kemoterapi ajanları, radyoterapi uygulamaları ve bazı cerrahi yaklaşımlar, kanserli hücreler üzerinde etkili olurken aynı zamanda hızlı bölünen sağlıklı dokuları da etkileyebilmektedir. Üreme hücrelerinin öncüleri olan oogonyumlar ve spermatogonyumlar, bu hızlı bölünen hücreler arasında değerlendirildiğinden, çocukluk döneminde uygulanan onkolojik protokoller ileri yaşlarda kısırlık riski oluşturabilmektedir. Riskin düzeyi; kullanılan ilacın türüne, kümülatif doza, radyoterapi alanına ve dozuna, çocuğun tanı anındaki yaşına ve bireysel genetik yatkınlıklara göre değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle, her hastanın doğurganlık riskinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekli görülmektedir.

Alkilleyici ajanlar arasında yer alan siklofosfamid, ifosfamid, busulfan, melfalan ve prokarbazin gibi ilaçlar, gonadlar üzerinde belirgin etki bırakabilen kemoterapi grubunu oluşturmaktadır. Kemik iliği nakli öncesinde uygulanan yüksek doz hazırlık rejimleri, total vücut ışınlaması ile birleştirildiğinde gonadal yetmezlik riskini daha da artırabilmektedir. Pelvik bölgeye, kraniospinal aksa veya doğrudan testis ile over alanına yönelik radyoterapi protokolleri, üreme hücreleri ve hormonal akson üzerinde geri dönüşümsüz değişikliklere yol açabilmektedir. Bu gerçek, çocukluk çağında onkolojik bir tanı konulduğunda doğurganlık korunması seçeneklerinin tedavi planlamasının erken aşamasında konuşulmasını gerekli kılmaktadır.

Hekimler, doğurganlık korunması danışmanlığını çoğu durumda multidisipliner bir ekip anlayışıyla yürütmektedir. Çocuk hematoloji ve onkoloji uzmanı, çocuk endokrinoloji uzmanı, üreme tıbbı hekimi, çocuk cerrahı, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı bu ekibin temel üyeleri olarak görev almaktadır. Aileye sunulan bilgi; çocuğun yaşına, pubertal evresine, hastalığın aciliyetine ve uygulanması planlanan onkolojik protokole göre şekillendirilmektedir. Bu kapsamda hem etik hem de hukuki çerçeve titizlikle gözetilmekte, çocuğun yüksek yararı ön planda tutulmaktadır.

Pubertal döneme ulaşmış erkek çocuklarda en yaygın yaklaşım, kemoterapi başlamadan önce sperm dondurulmasıdır. Mastürbasyonla elde edilen örneklerin kriyoprezervasyonu, dünya genelinde geçerliliği kabul edilmiş bir yöntem olarak konumlanmaktadır. Ergenliğe henüz girmemiş çocuklarda ise sperm üretimi başlamadığından bu seçenek geçerli değildir. Bu yaş grubunda testiküler doku biyopsisi ile spermatogonyal kök hücrelerin saklanması, deneysel ve gelişmekte olan bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Henüz rutin klinik kullanıma girmemiş olsa da seçilmiş merkezlerde uygulanmakta ve gelecekteki teknolojik gelişmelere yönelik bir umut sağlamaktadır.

Kız çocuklarında doğurganlık korunması daha karmaşık bir tabloya sahiptir. Pubertal döneme ulaşmış genç kızlarda, hastalığın aciliyetine bağlı olarak yumurta toplama ve dondurma yaklaşımı gündeme gelebilmektedir. Ancak bu işlem ortalama iki haftalık bir over uyarımı süreci gerektirdiğinden, agresif lösemi ya da hızlı ilerleyen lenfoma gibi tablolarda bu zamanın bulunması her durumda mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle her hastada multidisipliner değerlendirme ile en uygun stratejinin belirlenmesi öncelikli yaklaşım olarak benimsenmektedir.

Over dokusu dondurulması, prepubertal yaş grubunu da kapsayabilen önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Laparoskopik yaklaşımla overin kortikal dokusundan alınan ince şeritlerin kriyoprezervasyonu, ileride bu dokunun yeniden hastaya nakledilerek doğurganlık potansiyelinin tekrar kazandırılması hedefiyle gerçekleştirilmektedir. Bu yöntem son yıllarda deneysel statüden çıkarak pek çok ülkede klinik uygulama hâline gelmiştir. Çocuk yaşta uygulanmış over dokusu dondurma ardından yetişkinlik döneminde doğan sağlıklı bebek vakaları, bu alandaki ilerlemenin somut göstergeleri arasında sayılmaktadır.

Radyoterapi planlamasında doğurganlığa yönelik koruyucu önlemler de büyük önem taşımaktadır. Pelvik radyoterapi gereken durumlarda overlerin cerrahi yöntemle ışınlama alanı dışına alınması anlamına gelen ooforopeksi, uygun olgularda doğurganlık potansiyelinin korunmasına katkı sağlayabilmektedir. Benzer biçimde modern radyoterapi tekniklerinin sunduğu konformal ve yoğunluk ayarlı yaklaşımlar, hedef hacme yüksek doz verilirken çevre dokulardaki maruziyetin azaltılmasına olanak tanımaktadır. Bu sayede gonadlar üzerindeki radyasyon yükünün düşürülmesi mümkün hâle gelebilmektedir.

Hormonal baskılama amacıyla kullanılan gonadotropin salgılatıcı hormon analoglarının çocuklarda doğurganlık üzerindeki koruyucu etkisi tartışmalı bir konu olarak güncelliğini sürdürmektedir. Erişkin kadın hastalarda bazı çalışmalarda yararlı bulunmuş olsa da pediatrik popülasyondaki kanıt düzeyi sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle bu uygulama, doğurganlık korunması stratejilerinin tek başına dayanağı olarak kabul edilmemekte; ancak diğer yöntemlerle birlikte değerlendirilebilen tamamlayıcı bir seçenek olarak gündeme alınmaktadır.

Çocukluk çağı kanseri sonrasında uzun süreli izlem, doğurganlık korunması çabasının ayrılmaz bir parçasıdır. Pubertal gelişimin takibi, hormonal göstergelerin değerlendirilmesi, kız çocuklarında anti-Müllerian hormon ve folikül uyarıcı hormon düzeylerinin izlenmesi, erkek çocuklarda ise testiküler hacim ölçümü ve gerektiğinde sperm analizi yapılması bu izlemin temel başlıkları arasında yer almaktadır. Hastalığı geride bırakan çocukların ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine geçişinde, üreme sağlığına yönelik bilgi paylaşımı sürdürülmekte ve gerekli görüldüğünde üreme tıbbı uzmanlarıyla yönlendirme süreci başlatılmaktadır.

Doğurganlık konusu, çocuklar ve aileleri için tıbbi olduğu kadar duygusal yönü de güçlü olan bir başlık niteliği taşımaktadır. Tanı anında ailelerin önceliği çoğunlukla hastalığın yönetilmesi olmakla birlikte, doğurganlığın korunması seçeneklerinin uygun bir dille ve uygun bir zamanda paylaşılması ileri yıllarda yaşanabilecek pişmanlıkların önlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle çocuk hematoloji ve onkoloji kliniklerinde, yaş grubuna ve gelişim düzeyine uygun iletişim yaklaşımları benimsenmektedir. Çocuğun anlama düzeyine göre bilgilendirme yapılırken, ailenin karar verme sürecinde yalnız bırakılmaması temel ilke olarak kabul edilmektedir.

Etik açıdan, prepubertal çocuklarda uygulanan deneysel doğurganlık korunması yöntemleri özel bir değerlendirme gerektirmektedir. Çocuğun kendi rızasını verecek olgunlukta olmaması, ailenin temsili karar vermesini gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede aileye sağlanan bilginin açık, anlaşılır ve dengeli olması; yöntemin başarı olasılığı, olası komplikasyonlar ve deneysel niteliği hakkında gerçekçi bir tablo sunulması büyük önem taşımaktadır. Çocuğun yüksek yararı, kararların oluşturulmasında her durumda merkezde tutulmaktadır.

Kemoterapi protokolünün başlamasıyla birlikte zamanın daralması, doğurganlık korunması girişimlerinin organize biçimde yürütülmesini zorunlu kılmaktadır. Tanı koyulduğu andan itibaren ilk birkaç gün içinde üreme tıbbı konsültasyonunun planlanması, mümkün olduğunca erken hareket edilmesini sağlamaktadır. Bazı klinik merkezlerde, pediatrik onkoloji ve üreme tıbbı bölümleri arasında hızlı yönlendirme protokolleri oluşturularak, hastanın hastalığa yönelik girişiminin gecikmesi önlenmektedir. Bu yapılanma, çocuk ve genç hastalara hem hastalıkları için hem de uzun vadeli yaşam kaliteleri için kapsamlı bir yaklaşım sunulmasına olanak tanımaktadır.

Hematopoetik kök hücre nakli planlanan çocuklarda doğurganlık korunması ayrıca özen gösterilen bir konu olarak öne çıkmaktadır. Nakil öncesi hazırlık rejimleri yüksek doz alkilleyici ajanlar veya total vücut ışınlaması içerebildiğinden, gonadal yetmezlik riski belirgin biçimde artmaktadır. Bu olgularda nakil öncesi dönemde over dokusu dondurma veya testis dokusu saklama gibi yaklaşımlar, hastalığın aciliyeti ve genel klinik durumla birlikte değerlendirilmektedir. Aileye sunulan bilgilendirme süreci, nakil kararı kadar bu yan başlığı da kapsayan bütüncül bir nitelik taşımaktadır.

Çocukluk çağı kanserini geride bırakan bireylerin yetişkinliklerinde gebelik isteğiyle başvurmaları durumunda, hem kadın hem de erkek üreme tıbbı yöntemleri devreye girebilmektedir. Saklanmış sperm, yumurta veya over dokusunun kullanılması, yardımcı üreme teknikleri ile birleştirildiğinde gebelik şansının yeniden değerlendirilmesine olanak tanımaktadır. Bunun yanı sıra, doğurganlık korunması girişimi yapılmamış olgularda da bazı durumlarda spontan üreme potansiyelinin korunmuş olabileceği bilinmekte ve uygun değerlendirme ile bu olasılık araştırılmaktadır.

Çocuk kanserinde doğurganlık korunması, hekimlik pratiğinin yalnızca hastalığı geriletmeyi değil; ileri yaşamı, bireyin biyolojik ve psikososyal bütünlüğünü de kapsayan geniş bir perspektifle ele aldığını göstermektedir. Hastalığa odaklanırken yaşam boyu sürebilecek etkilerin öngörülmesi, tıbbi sorumluluğun çağdaş anlayışını yansıtmaktadır. Bu nedenle pediatrik onkoloji ekiplerinin doğurganlık konusunu rutin değerlendirme başlıkları arasına yerleştirmesi, hastalığı atlatmış genç bireylerin ileri yıllarda ebeveynlik isteklerini gerçekleştirebilmeleri için belirleyici bir adım olarak kabul edilmektedir.

Sonuç olarak çocuk kanserinde doğurganlık korunması, modern çocuk hematoloji ve onkoloji uygulamalarının ayrılmaz bir bileşeni hâline gelmiştir. Bireyselleştirilmiş risk değerlendirmesi, multidisipliner danışmanlık, uygun olgularda uygulanan kriyoprezervasyon teknikleri, radyoterapi planlamasındaki koruyucu yaklaşımlar ve uzun süreli izlem, bu alandaki çağdaş yaklaşımın temel taşlarını oluşturmaktadır. Hastalığı geride bırakan çocukların yetişkinlik döneminde ebeveyn olabilme olasılıklarının desteklenmesi, çağdaş onkolojinin sunduğu bütüncül bakım anlayışının somut bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakça

  1. American Society of Clinical Oncology (ASCO) — Kanser hastalarında doğurganlık koruma rehberiascopubs.org/doi/10.1200/JCO.2018.78.1914
  2. National Cancer Institute (NCI) — Çocuk ve ergenlerde kanser tedavisi ve doğurganlıkcancer.gov/about-cancer/treatment/side-effects/fertility-men
  3. American Society for Reproductive Medicine (ASRM) — Prepubertal hastalarda doğurganlık korumaasrm.org/practice-guidance/practice-committee-documents/fertility-preservation-in-patients-undergoing-gonadotoxic-therapy-or-gonadectomy-a-committee-opinion-2019
  4. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Onkofertilite ve doğurganlık koruma yöntemlerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK574568

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.