Acil Servis

Addison Krizi: Acil Müdahale, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları

Koru Hastanesi olarak Addison krizi tedavisinde acil kortikosteroid replasmanı, sıvı resüsitasyonu ve hemodinamik stabilizasyonu uzman endokrinoloji ekibimizle uyguluyoruz.

Addison krizi, adrenal yetmezliğin en ağır ve hayatı tehdit eden komplikasyonudur. Adrenal bezlerin yeterli miktarda kortizol ve aldosteron üretememesi sonucunda gelişen bu akut tablo, zamanında müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilir. Hipotalamo-hipofizer-adrenal aksın herhangi bir düzeyindeki bozukluk, bu krizin tetiklenmesine zemin hazırlayabilir. Primer adrenal yetmezlik otoimmün adrenaliti, tüberküloz, fungal enfeksiyonlar, adrenal hemoraji ve metastatik hastalıklar gibi nedenlerle ortaya çıkarken; sekonder adrenal yetmezlik hipofiz patolojileri veya uzun süreli eksojen glukokortikoid kullanımının ani kesilmesiyle ilişkilidir.

Addison krizinin patofizyolojisi, kortizol eksikliğinin kardiyovasküler sistem, metabolik süreçler ve immün yanıt üzerindeki yıkıcı etkilerine dayanır. Kortizol, katekolaminlere vasküler yanıtın sürdürülmesinde, hepatik glukoneogenezin düzenlenmesinde ve inflamatuar mediatörlerin kontrolünde hayati rol oynar. Bu hormonun akut eksikliği, vazodilatasyona bağlı refrakter hipotansiyon, hipoglisemi ve kontrolsüz inflamatuar yanıta yol açarak hemodinamik kollapsa neden olur. Aldosteron eksikliği ise hiponatremi, hiperkalemi ve hipovolemiye katkıda bulunarak klinik tabloyu daha da ağırlaştırır.

Epidemiyoloji ve Güncel Veriler

Primer adrenal yetmezliğin prevalansı gelişmiş ülkelerde yüz binde 10-15 olarak bildirilmektedir. Addison krizi insidansı ise yılda yüz binde 6-8 arasında değişmekle birlikte, gerçek sıklığın daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Kriz atakları tanı almış adrenal yetmezlik hastalarında yılda yüzde 5-10 oranında görülür ve mortalite oranı uygun tedaviye rağmen yüzde 0,5-2 arasındadır. Tanı konulmamış vakalarda ise mortalite çok daha yüksek seyretmektedir.

Epidemiyolojik çalışmalar, kadınlarda ve 30-50 yaş grubunda primer adrenal yetmezliğin daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur. Otoimmün poliglandüler sendromların eşlik ettiği vakalarda kriz riski belirgin şekilde artmaktadır. Günümüzde otoimmün adrenalitin tüm primer adrenal yetmezlik vakalarının yüzde 80-90'ını oluşturduğu kabul edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise tüberküloz hâlâ önemli bir etiyolojik faktör olmaya devam etmektedir.

Risk Faktörleri ve Tetikleyici Mekanizmalar

Addison krizini tetikleyen en sık neden enfeksiyonlardır. Gastrointestinal enfeksiyonlar, üst solunum yolu enfeksiyonları, üriner sistem enfeksiyonları ve sepsis tabloları, artan kortizol ihtiyacını karşılayamayan adrenal bezlerin yetersiz kalmasına neden olur. Cerrahi girişimler, travma, yanıklar ve yoğun fiziksel stres gibi durumlar da önemli tetikleyiciler arasındadır.

Glukokortikoid replasman tedavisinin hasta tarafından ihmal edilmesi veya uygunsuz dozda alınması, krizin en önlenebilir nedenlerinden biridir. Özellikle kusma veya ishal nedeniyle oral ilaçların emilememesi durumunda parenteral uygulama gereksinimi doğar. Bunun yanı sıra uzun süreli eksojen kortikosteroid kullanan hastaların ilacı aniden kesmesi, iatrojenik Addison krizinin en yaygın sebebidir.

Bilateral adrenal hemoraji, antikoagülan tedavi altındaki hastalarda veya meningokoksemi gibi ağır enfeksiyonlarda Waterhouse-Friderichsen sendromu şeklinde ortaya çıkabilir. Adrenal metastazlar, özellikle akciğer, meme ve melanom kaynaklı tümörlerde bilateral adrenal tutulum sonucu akut yetmezliğe yol açabilir. İmmünoterapi ajanları, özellikle checkpoint inhibitörleri de hipofizit veya adrenalite neden olarak yeni bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Enfeksiyöz tetikleyiciler: Gastroenterit, pnömoni, üriner enfeksiyon, sepsis, COVID-19
  • Farmakolojik nedenler: Glukokortikoid tedavisinin kesilmesi, ketokonazol, etomidat, mitotan kullanımı
  • Fiziksel stresörler: Cerrahi, travma, yanık, yoğun egzersiz, aşırı sıcak
  • Psikolojik stresörler: Ağır emosyonel travma, panik atak
  • Metabolik faktörler: Gebelik, tiroid hormon replasman başlangıcı

Klinik Bulgular ve Semptomatoloji

Addison krizi genellikle saatler içinde hızla gelişen bir klinik tablo ile kendini gösterir. Hipotansiyon, bu tablonun en belirgin ve en tehlikeli bulgusudur. Sistolik kan basıncının 90 mmHg altına düşmesi ve intravenöz sıvı tedavisine rağmen yeterli yanıt alınamaması karakteristiktir. Ortostatik hipotansiyon erken dönemde fark edilebilir ve hastanın ayağa kalktığında baş dönmesi, presenkop veya senkop yaşamasına neden olur.

Gastrointestinal semptomlar krizin erken belirtileri arasında yer alır. Bulantı, kusma, yaygın karın ağrısı ve ishal sıklıkla görülür. Karın ağrısı zaman zaman akut batını taklit edecek kadar şiddetli olabilir ve gereksiz cerrahi girişimlere yol açabilir. Bu nedenle açıklanamayan akut karın tablosunda Addison krizinin ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmesi gerekmektedir.

Nöropsikiyatrik bulgular arasında konfüzyon, letarji, dezoryantasyon ve ağır vakalarda koma yer alır. Hipoglisemi ve hiponatremi bu bulguların gelişmesine katkıda bulunur. Kas güçsüzlüğü, miyalji ve artralji de sıklıkla eşlik eden semptomlardandır. Ateş, enfeksiyon varlığında veya kortizol eksikliğinin kendisine bağlı olarak görülebilir ve yanlışlıkla sepsise bağlanabilir.

Kronik adrenal yetmezliğin akut alevlenmesinde hiperpigmentasyon önemli bir tanısal ipucu olabilir. Özellikle palmar çizgiler, bukkal mukoza, areola ve diz-dirsek gibi sürtünme bölgelerindeki koyulaşma, primer adrenal yetmezliği düşündürmelidir. Ancak sekonder yetmezlikte bu bulgu görülmez. Vitiligo, alopesi areata veya diğer otoimmün hastalıkların varlığı da otoimmün adrenaliti destekleyen bulgulardandır.

Tanı Kriterleri ve Laboratuvar Bulguları

Addison krizinin tanısı öncelikle klinik şüpheye dayanır ve tedavinin tanı doğrulanmadan başlatılması hayat kurtarıcıdır. Bununla birlikte, laboratuvar incelemeleri tanıyı desteklemek ve etiyolojiyi aydınlatmak açısından önem taşır. Serum kortizol düzeyinin sabah saatlerinde 3 mikrogram/dL altında olması adrenal yetmezliği kuvvetle düşündürürken, stres altında 18 mikrogram/dL altındaki değerler yetersiz adrenal yanıtı gösterir.

Elektrolitler incelendiğinde hiponatremi en sık rastlanan bozukluktur ve vakaların yüzde 80-90'ında tespit edilir. Hiperkalemi primer adrenal yetmezlikte mineralokortikoid eksikliğine bağlı olarak görülürken, sekonder yetmezlikte aldosteron salınımı korunduğu için genellikle gözlenmez. Hipoglisemi özellikle çocuklarda ve uzun süreli açlık sonrası belirgin hale gelir. Hiperkalsemi, prerenal azotemi ve eozinofili de eşlik edebilen laboratuvar bulgularıdır.

ACTH düzeyi primer ve sekonder yetmezliğin ayrımında kritik öneme sahiptir. Primer yetmezlikte ACTH belirgin şekilde yüksek bulunurken, sekonder yetmezlikte düşük veya uygunsuz normal düzeylerde saptanır. ACTH stimülasyon testi (Synacthen testi) altın standart tanı yöntemidir; ancak akut kriz sırasında tedaviyi geciktirmemek koşuluyla uygulanmalıdır. Bazal kortizol ve ACTH düzeyi için kan alındıktan sonra tedaviye hemen başlanmalıdır.

Görüntüleme yöntemleri etiyolojik değerlendirmede kullanılır. Bilgisayarlı tomografi ile adrenal bezlerin boyutu, kalsifikasyon varlığı ve kitle lezyonları değerlendirilir. Otoimmün adrenalitte bezler küçülmüş ve atrofik iken, tüberkülozda kalsifikasyon ve granülomatöz değişiklikler, metastatik hastalıkta ise büyümüş bezler görülür. Hipofiz manyetik rezonans görüntüleme, sekonder yetmezlik şüphesinde endikedir.

Acil Müdahale Protokolü

Addison krizi şüphesinde tedaviye derhal başlanması hayati önem taşır. Tanı doğrulaması beklenmeden ampirik tedavi uygulanmalıdır. İlk ve en kritik adım intravenöz hidrokortizon uygulamasıdır. Erişkinlerde 100 mg hidrokortizon sodyum süksinat bolus olarak intravenöz verilmeli, ardından 24 saat boyunca her 6-8 saatte bir 50 mg intravenöz hidrokortizon veya sürekli infüzyon şeklinde 200 mg/gün dozunda devam edilmelidir.

Agresif sıvı resüsitasyonu tedavinin ikinci temel bileşenidir. İlk saatte 1000 mL izotonik sodyum klorür solüsyonu hızlı infüzyon şeklinde uygulanmalı, ardından hemodinamik duruma göre sıvı tedavisi sürdürülmelidir. İlk 24 saatte 2-3 litre kristaloid sıvı gerekebilir. Hipoglisemi varlığında yüzde 5 veya yüzde 10 dekstroz solüsyonları eklenmeli ve kan şekeri düzenli aralıklarla monitörize edilmelidir.

Vazoaktif ilaçlar, yeterli sıvı resüsitasyonuna ve hidrokortizon tedavisine rağmen hipotansiyonun devam ettiği durumlarda endikedir. Norepinefrin veya vazopressin infüzyonu yoğun bakım koşullarında uygulanabilir. Ancak vazoaktif ajanlara yanıtın kortizol replasmanı olmadan yetersiz kalacağı unutulmamalıdır. Hidrokortizon tedavisi başlandıktan sonra vazopressör ihtiyacının belirgin şekilde azalması, tanıyı destekleyen önemli bir klinik bulgudur.

Tedavi sürecinde elektrolit dengesinin yakın takibi zorunludur. Hiperkalemiye bağlı kardiyak aritmi riski nedeniyle sürekli kardiyak monitörizasyon uygulanmalıdır. Potasyum düzeyi 6 mEq/L üzerinde ise acil hiperkalemi tedavisi başlatılmalıdır. Hiponatreminin hızlı düzeltilmesi ozmotik demiyelinizasyon sendromuna yol açabileceğinden, sodyum düzeyinin saatte 0,5-1 mEq/L'den fazla yükseltilmemesi gerekmektedir.

  • Dakika 0-5: ABC değerlendirmesi, damar yolu açılması, hidrokortizon 100 mg IV bolus
  • Dakika 5-60: 1000 mL izotonik NaCl hızlı infüzyon, kan şekeri kontrolü
  • Saat 1-6: Hidrokortizon 50 mg IV her 6 saatte, sıvı infüzyonu devamı
  • Saat 6-24: Klinik stabilizasyon, doz titrasyonu, tetikleyici faktör araştırması
  • 24 saatten sonra: Oral tedaviye geçiş değerlendirmesi, idame dozuna kademeli azaltma

Yoğun Bakım Yönetimi ve Monitörizasyon

Ağır Addison krizi tabloları yoğun bakım koşullarında takip edilmelidir. Hemodinamik monitörizasyon, arteriyel kan basıncı, santral venöz basınç ve saatlik idrar çıkışı takibini kapsamalıdır. İleri hemodinamik monitörizasyon, refrakter şok durumlarında pulse contour analizi veya pulmoner arter kateterizasyonu ile yapılabilir. Mekanik ventilasyon ihtiyacı, bilinç düzeyinin ileri derecede bozulduğu veya solunum yetmezliğinin eşlik ettiği vakalarda gündeme gelir.

Enfeksiyon odağının araştırılması ve uygun antimikrobiyal tedavinin başlatılması, krizin enfeksiyöz tetikleyicilerle ilişkili olduğu durumlarda kritik öneme sahiptir. Kan kültürleri, idrar kültürü ve klinik duruma göre diğer mikrobiyolojik örneklemeler yapılmalıdır. Kortizol eksikliğinin immünsüpresif etkisi nedeniyle enfeksiyon bulgularının maskelenebileceği akılda tutulmalıdır.

Tromboembolik profilaksi, immobilize hastalarda ve hiperkoagülabilite riski bulunan vakalarda düşük molekül ağırlıklı heparin ile sağlanmalıdır. Stres ülser profilaksisi, yoğun bakım hastalarında proton pompa inhibitörleri ile uygulanır. Nütrisyonel destek, oral alımın mümkün olmadığı durumlarda enteral veya parenteral yolla sağlanmalıdır.

Ayırıcı Tanı

Addison krizi, birçok acil durumla benzer klinik tablo sergilediğinden ayırıcı tanıda dikkatli olunmalıdır. Septik şok, en sık karıştırılan klinik tablodur; her iki durumda da hipotansiyon, taşikardi, ateş ve bilinç değişikliği görülebilir. Özellikle septik şokta kortizol yanıtının değerlendirilmesi, kritik hastalıkla ilişkili kortikosteroid yetmezliğinin tespitinde önemlidir. Anafilaksi de akut hipotansiyon ve kardiyovasküler kollapsla seyreden bir diğer ayırıcı tanıdır.

Miyokard enfarktüsü, pulmoner emboli ve kardiyojenik şok gibi kardiyovasküler aciller de değerlendirilmelidir. Akut karın tablosunu taklit eden prezentasyonlarda apandisit, bağırsak perforasyonu ve mezenter iskemisi ekarte edilmelidir. Hipoglisemik koma, diyabetik ketoasidoz ve miksödem koması gibi endokrinolojik aciller de ayırıcı tanıda yer almalıdır. Tiroid krizi ile Addison krizinin birlikteliği, otoimmün poliglandüler sendrom zemininde gelişebilir ve her iki durumun eşzamanlı tedavisi gerektirir.

Özel Hasta Gruplarında Yönetim

Gebelikte Addison krizi yönetimi özel dikkat gerektirir. Gebelik süresince fizyolojik kortizol düzeyi progresif olarak artar ve replasman dozunun buna göre ayarlanması gerekir. Üçüncü trimesterde dozun yüzde 20-40 artırılması önerilmektedir. Doğum eylemi sırasında stres dozu hidrokortizon uygulanmalı ve postpartum dönemde doz kademeli olarak pregestasyonel düzeye indirilmelidir. Fetal adrenal supresyon riski nedeniyle maternal kortizol düzeyleri dikkatle takip edilmelidir.

Pediatrik hastalarda Addison krizi, erişkinlere kıyasla daha hızlı hipoglisemi gelişimi nedeniyle özellikle tehlikelidir. Neonatal dönemde konjenital adrenal hiperplazi, adrenal hemoraji ve adrenolökodistrofi gibi nedenler ön plana çıkar. Çocuklarda hidrokortizon dozu vücut yüzey alanına göre 50-100 mg/m² olarak hesaplanır. Dehidratasyon ve elektrolit bozukluklarının düzeltilmesinde yaşa uygun sıvı rejimleri uygulanmalıdır.

Yaşlı hastalarda komorbid durumların varlığı, ilaç etkileşimleri ve sınırlı kardiyovasküler rezerv, kriz yönetimini karmaşıklaştırır. Kalp yetmezliği olan hastalarda agresif sıvı tedavisi dikkatle uygulanmalı, sıvı yüklenmesi açısından yakın takip sağlanmalıdır. Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda hiperkalemi riski artmış olup, elektrolit takibi daha sık aralıklarla yapılmalıdır.

Korunma Stratejileri ve Hasta Eğitimi

Addison krizinin önlenmesi, tanı almış adrenal yetmezlik hastalarının kapsamlı eğitimi ile başlar. Hastalara günlük replasman tedavisinin önemi, dozun asla atlanmaması ve stres durumlarında doz ayarlaması konularında detaylı bilgilendirme yapılmalıdır. Hastalık günü kuralları olarak bilinen protokol, ateşli hastalıklarda oral glukokortikoid dozunun iki-üç katına çıkarılmasını, kusma durumunda parenteral uygulama yapılmasını ve ciddi hastalıklarda acil servise başvurulmasını içerir.

Acil enjeksiyon kiti her hastanın yanında bulunmalıdır. Bu kit, 100 mg hidrokortizon sodyum süksinat ampulü, enjektör ve uygulama talimatını içermelidir. Hasta ve yakınlarına intramüsküler enjeksiyon tekniği öğretilmeli ve düzenli aralıklarla pratik yapılması sağlanmalıdır. Otomatik enjektör sistemleri, kullanım kolaylığı açısından tercih edilebilir bir alternatiftir.

Tıbbi uyarı kimliği taşınması hayat kurtarıcı olabilir. Bileklik, kolye veya kart şeklinde taşınan bu kimlik, hastanın adrenal yetmezlik tanısını, kullandığı ilaçları ve acil durumda uygulanması gereken tedaviyi içermelidir. Bilinç kaybı durumunda sağlık ekibinin hastanın durumunu hızla anlamasını sağlar. Dijital sağlık uygulamaları ve akıllı telefon uyarı sistemleri de modern korunma stratejileri arasında yer almaktadır.

  • Günlük ilaç uyumu: Replasman tedavisinin düzenli alınması, doz atlanmaması
  • Hastalık günü kuralları: Hafif hastalıkta doz ikiye katlanması, ağır hastalıkta üçe katlanması
  • Acil kit bulundurma: Hidrokortizon enjeksiyon kiti her zaman yanında taşınması
  • Tıbbi kimlik: Uyarı bilekliği veya kartı taşınması
  • Yakın çevre eğitimi: Aile üyeleri ve iş arkadaşlarının enjeksiyon uygulama eğitimi
  • Düzenli kontrol: Endokrinoloji takiplerinin aksatılmaması

Cerrahi Hastalarda Stres Dozu Yönetimi

Adrenal yetmezliği olan hastaların cerrahi girişimlere hazırlanmasında stres dozu glukokortikoid uygulaması kritik öneme sahiptir. Cerrahi stres düzeyine göre kademeli bir yaklaşım benimsenmelidir. Minör cerrahi girişimlerde ameliyat sabahı 25 mg ek hidrokortizon yeterli olabilirken, orta dereceli cerrahilerde ameliyat günü 50-75 mg hidrokortizon ve takip eden bir-iki gün boyunca kademeli azaltma uygulanmalıdır.

Major cerrahi girişimlerde ise indüksiyon sırasında 100 mg intravenöz hidrokortizon bolus verilmeli, ardından 24 saatte 200 mg sürekli infüzyon veya bölünmüş dozlarda uygulanmalıdır. Postoperatif dönemde klinik duruma göre doz her 24-48 saatte bir yarıya indirilerek idame dozuna ulaşılmalıdır. Komplikasyonsuz seyreden vakalarda üç-dört gün içinde preoperatif doza dönülebilir.

Acil cerrahi gerektiren durumlarda preoperatif değerlendirme süresinin kısıtlı olması, anamnez ve fizik muayene bulgularının önemini artırır. Daha önce glukokortikoid kullanım öyküsü olan her hastada adrenal yetmezlik olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Son üç ay içinde iki haftadan uzun süre günlük 20 mg ve üzeri prednizolon eşdeğeri kullanan hastalar risk grubunda kabul edilmelidir.

Güncel Tedavi Yaklaşımları ve Araştırmalar

Adrenal yetmezlik tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Modifiye salınımlı hidrokortizon preparatları, fizyolojik kortizol ritmine daha yakın bir profil sunarak hastaların yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Çift salınımlı hidrokortizon formülasyonu, sabah erken saatlerde başlayan ve gün içinde azalan bir kortizol profili oluşturarak sirkadyen ritmi taklit eder. Bu yaklaşımın kriz riskini azaltıp azaltmadığı uzun dönemli çalışmalarla değerlendirilmektedir.

Sürekli subkütanöz hidrokortizon infüzyon pompaları, insülin pompa teknolojisinden esinlenerek geliştirilen yenilikçi bir tedavi yöntemidir. Bireyselleştirilmiş bazal infüzyon hızları ve bolus dozları ile sirkadyen kortizol ritmi daha iyi taklit edilebilmektedir. Stres durumlarında hasta tarafından bolus doz uygulanabilmesi, kriz önleme potansiyelini artırmaktadır. Ancak bu yöntem henüz yaygın klinik kullanıma girmemiştir.

Kapalı döngü sistemleri ve yapay zeka destekli doz ayarlama algoritmaları, gelecekte adrenal yetmezlik yönetimini kökten değiştirebilecek teknolojilerdir. Giyilebilir sensörler aracılığıyla fizyolojik stres parametrelerinin sürekli izlenmesi ve kortizol dozunun otomatik ayarlanması üzerine araştırmalar devam etmektedir. Gen tedavisi ve kök hücre transplantasyonu ise adrenal fonksiyonun restorasyonuna yönelik deneysel yaklaşımlar arasında yer almaktadır.

Uzun Dönem Takip ve Prognoz

Addison krizinden başarıyla çıkan hastalar, uzun dönemli endokrinolojik takip altına alınmalıdır. İdame tedavisinin optimizasyonu, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve komorbid otoimmün hastalıkların taranması takibin temel bileşenlerini oluşturur. Hidrokortizon dozu genellikle günde 15-25 mg olarak iki veya üç doza bölünerek uygulanır; sabah dozu toplam günlük dozun üçte ikisini oluşturmalıdır.

Mineralokortikoid replasmanı, primer adrenal yetmezlikte fludrokortizon 0,05-0,2 mg/gün dozunda eklenir. Plazma renin aktivitesi, kan basıncı ve elektrolit düzeyleri ile doz optimizasyonu sağlanır. DHEA replasmanı özellikle kadın hastalarda yaşam kalitesi, cinsel fonksiyon ve kemik mineral yoğunluğu üzerine olumlu etkiler göstermiş olup, bireysel değerlendirme ile tedaviye eklenebilir.

Prognoz açısından, uygun tedavi ve hasta eğitimi ile adrenal yetmezlik hastalarının beklenen yaşam süresi genel popülasyona yaklaşmıştır. Ancak çalışmalar, bu hasta grubunda kardiyovasküler mortalite ve enfeksiyona bağlı ölüm riskinin hâlâ artmış olduğunu göstermektedir. Yaşam kalitesi skorları sağlıklı kontrollere kıyasla düşük seyretmekte olup, kronik yorgunluk, kognitif bozukluk ve emosyonel labilite en sık bildirilen şikayetler arasındadır. Düzenli takip ve tedavi uyumu bu risklerin minimize edilmesinde belirleyici role sahiptir.

Koru Hastanesi Acil Servis Hizmetleri

Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, Addison krizi dahil tüm endokrinolojik acil durumların tanı ve tedavisinde güncel kılavuzlara uygun, multidisipliner bir yaklaşım sunmaktadır. 7/24 hizmet veren acil servisimiz, ileri tanı imkanları, yoğun bakım desteği ve deneyimli sağlık ekibiyle hastaların hızlı ve etkin şekilde tedavi edilmesini sağlamaktadır. Adrenal yetmezlik şüphesi olan veya tanı almış hastalarda herhangi bir kriz bulgusu geliştiğinde vakit kaybetmeden hastanemize başvurmanız önerilmektedir.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu