Acil Servis

STEMI Durumunda Ne Yapılmalı?

STEMI, koroner arterin tam tıkanmasıyla gelişen acil bir kalp krizidir. Koru Hastanesi olarak 7/24 anjiyografi ve primer perkütan girişim ile hastalarımıza hızlı tedavi sunuyoruz.

ST-segment yükselmeli miyokart enfarktüsü (STEMI), koroner arterlerin akut ve tam tıkanması sonucu miyokart dokusunun iskemik nekroza uğradığı, hayatı tehdit eden bir kardiyovasküler acil durumdur. Elektrokardiyografi (EKG) bulgularında en az iki ardışık derivasyonda ST-segment elevasyonunun saptanması, klinik semptomatoloji ve biyokimyasal belirteçlerdeki yükselme ile birlikte değerlendirildiğinde tanı konulmaktadır. STEMI, tüm akut koroner sendromlar arasında en yüksek mortalite oranına sahip olan klinik tablo olup, erken tanı ve uygun tedavi stratejisinin belirlenmesi hayat kurtarıcı öneme sahiptir. Güncel kılavuzlar, semptom başlangıcından itibaren ilk 12 saat içinde reperfüzyon tedavisinin uygulanmasını kesinlikle önermektedir.

STEMI Patofizyolojisi ve Mekanizması

STEMI patofizyolojisinin temelinde aterosklerotik plak rüptürü veya erozyonu yer almaktadır. Koroner arter lümenindeki aterosklerotik plağın fibröz kapsülünün yırtılması, subendotelyal kollajen ve doku faktörünün kan akımına maruz kalmasına neden olur. Bu durum trombosit aktivasyonu, agregasyonu ve koagülasyon kaskadının tetiklenmesiyle sonuçlanır. Oluşan trombüs, koroner arter lümenini tamamen tıkayarak distal miyokart dokusunun perfüzyonunu keser.

Miyokart iskemisi, tıkanmanın gerçekleştiği andan itibaren dakikalar içinde başlamaktadır. İskemik kaskad; hücresel düzeyde ATP depolarının tükenmesi, anaerobik metabolizmaya geçiş, laktik asit birikimi, hücre içi kalsiyum dengesinin bozulması ve nihayetinde miyosit nekrozu şeklinde ilerler. Nekroz, subendokardiyumdan epikardiyuma doğru "dalga frontu" şeklinde yayılır. Bu süreç, tıkanmanın başlangıcından itibaren yaklaşık 3-6 saat içinde transmural hale gelir. Bu nedenle erken reperfüzyon, kurtarılabilecek miyokart miktarını doğrudan belirleyen en kritik faktördür.

Plak vulnerabilitesini artıran faktörler arasında ince fibröz kapsül, büyük lipid çekirdek, makrofaj infiltrasyonu ve neovaskularizasyon sayılabilir. Sistemik inflamasyon, endotel disfonksiyonu, hemodinamik stres ve sempatik aktivasyon gibi tetikleyici faktörler de plak rüptürüne zemin hazırlamaktadır.

Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji

STEMI hastalarının klasik prezentasyonu, retrosternal bölgede lokalize, baskı veya sıkışma tarzında, sol kola, çeneye, sırta veya epigastrik bölgeye yayılan şiddetli göğüs ağrısıdır. Ağrı genellikle 20 dakikadan uzun sürer ve nitrogliserin ile tam olarak geçmez. Eşlik eden semptomlar arasında dispne, diaforez, bulantı, kusma, senkop veya presenkop yer alabilir.

Atipik prezentasyonlar özellikle yaşlı hastalar, diyabetik nöropatisi olan bireyler, kadınlar ve kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda daha sık görülmektedir. Bu hasta gruplarında epigastrik ağrı, izole dispne, konfüzyon, halsizlik veya senkop gibi atipik semptomlar ön planda olabilir. "Sessiz miyokart enfarktüsü" olarak adlandırılan bu klinik tablolar, tanıda gecikmeye ve dolayısıyla artmış mortaliteye yol açabilmektedir.

Fizik muayenede hastada anksiyete, terleme, solgunluk ve taşikardi saptanabilir. Geniş miyokart hasarında hipotansiyon, juguler venöz dolgunluk, akciğer bazallerinde raller ve üçüncü kalp sesi (S3 galopu) gibi kalp yetmezliği bulguları ortaya çıkabilir. Sağ ventrikül enfarktüsünde hipotansiyon, juguler venöz distansiyon ve temiz akciğer alanları ile karakterize Kussmaul bulgusu gözlenebilir.

Tanısal Değerlendirme ve Elektrokardiyografi

STEMI şüphesi olan her hastada ilk tıbbi temastan itibaren 10 dakika içinde 12 derivasyonlu EKG çekilmesi zorunludur. EKG, STEMI tanısının temel taşını oluşturur ve reperfüzyon stratejisinin belirlenmesinde en kritik tanısal araçtır. ST-segment elevasyonu tanı kriterleri şu şekildedir: V2-V3 derivasyonlarında erkeklerde 40 yaş altında ≥2.5 mm, 40 yaş üstünde ≥2 mm; kadınlarda ≥1.5 mm yükselme; diğer tüm derivasyonlarda ≥1 mm yükselme anlamlı kabul edilmektedir.

Posterior miyokart enfarktüsünün değerlendirilmesi için V7-V9 derivasyonları mutlaka çekilmelidir. Bu derivasyonlarda ≥0.5 mm ST elevasyonu posterior STEMI tanısı koydurur. Benzer şekilde, sağ ventrikül enfarktüsünün saptanması için sağ prekordiyal derivasyonlar (V3R-V6R) kaydedilmelidir. V4R derivasyonunda ST elevasyonu, sağ ventrikül tutulumunun en sensitif göstergesidir.

Sol dal bloku (LBBB) varlığında STEMI tanısı güçleşmektedir. Sgarbossa kriterleri ve modifiye Sgarbossa kriterleri bu durumda tanısal değer taşımaktadır. Yeni gelişen veya öncesinde bilinmeyen LBBB varlığında, iskemik semptomlarla birlikte değerlendirildiğinde STEMI eşdeğeri olarak kabul edilmeli ve reperfüzyon tedavisi gecikmeden başlatılmalıdır.

Kardiyak biyobelirteçler arasında yüksek duyarlıklı troponin (hs-cTnI veya hs-cTnT) en spesifik ve sensitif belirteçtir. Ancak troponin yükselmesinin beklenmesi, reperfüzyon tedavisini geciktirmemelidir. STEMI tanısı öncelikle klinik ve EKG bulgularına dayanır; biyobelirteçler tanıyı desteklemek ve prognoz değerlendirmek amacıyla kullanılır.

Acil Servis Yaklaşımı ve İlk Müdahale

Acil servise STEMI ön tanısıyla başvuran hastada dakikalar hayat kurtarır. Hastanın triajının hızla yapılması, monitörizasyona alınması ve damar yolunun açılması ilk adımlardır. ABC değerlendirmesi yapılmalı, vital bulgular kaydedilmeli ve oksijen saturasyonu ölçülmelidir. Oksijen tedavisi yalnızca SpO2 düzeyi %90 altında olan hastalarda endikedir; rutin oksijen uygulamasının fayda sağlamadığı güncel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Farmakolojik tedavinin ilk basamağında, kontrendikasyon yoksa 150-300 mg çiğnenebilir asetilsalisilik asit (ASA) ve bir P2Y12 reseptör inhibitörü (prasugrel 60 mg veya tikagrelor 180 mg yükleme dozu) verilmelidir. Klopidogrel (600 mg yükleme dozu), prasugrel veya tikagrelor kullanılamadığı durumlarda alternatif olarak tercih edilebilir. Antikoagülan olarak unfraksiyone heparin (UFH) 70-100 IU/kg bolus uygulanmalıdır.

Ağrı yönetimi, hasta konforunu sağlamanın ötesinde sempatik aktivasyonu azaltarak miyokart oksijen tüketimini de düşürmektedir. İntravenöz morfin (2-4 mg, gerektiğinde tekrarlanabilir) tercih edilen analjezik ajandır; ancak morfinin gastrointestinal motiliteyi azaltarak oral antiplatelet ilaçların emilimini geciktirebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitrogliserin, sistolik kan basıncı >90 mmHg olan ve sağ ventrikül enfarktüsü bulguları olmayan hastalarda sublingual veya intravenöz yoldan uygulanabilir.

Primer Perkütan Koroner Girişim Stratejisi

Primer perkütan koroner girişim (pPKG), STEMI tedavisinde altın standart reperfüzyon yöntemidir. Güncel Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) ve Amerikan Kalp Derneği (AHA) kılavuzları, ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde pPKG yapılabilecek merkezlere ulaşılabildiğinde bu yöntemin tercih edilmesini kesinlikle önermektedir. İdeal hedef, kapı-balon süresinin 60 dakikanın altında tutulmasıdır.

pPKG prosedürü, sorumlu koroner arterin (culprit lezyon) balon anjiyoplasti ve stent implantasyonu ile açılmasını kapsamaktadır. İlaç salınımlı stentler (DES), çıplak metal stentlere (BMS) kıyasla restenoz oranlarını belirgin şekilde azalttığından günümüzde standart tercih olarak kullanılmaktadır. Trombüs aspirasyonu, rutin olarak önerilmemekle birlikte yüksek trombüs yükü olan seçilmiş vakalarda düşünülebilir.

Çoklu damar hastalığı saptanan STEMI hastalarında, hemodinamik instabilite yoksa akut dönemde yalnızca sorumlu damarın tedavi edilmesi önerilmektedir. Non-culprit lezyonların revaskülarizasyonu, hastanın klinik durumuna göre aynı hospitalizasyon sürecinde veya planlı bir işlem olarak sonraki haftalarda gerçekleştirilebilir. COMPLETE çalışmasının sonuçları, tam revaskülarizasyonun kardiyovasküler ölüm ve yeni MI riskini azalttığını göstermiştir.

Fibrinolitik Tedavi Endikasyonları

Fibrinolitik tedavi, pPKG imkanı bulunmayan veya ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde pPKG yapılamayacak durumlarda alternatif reperfüzyon stratejisi olarak uygulanmaktadır. Semptom başlangıcından itibaren ilk 12 saat içinde ve tercihen ilk 3 saat içinde uygulandığında en yüksek faydayı sağlamaktadır. Fibrine spesifik ajanlar (tenekteplaz, alteplaz, reteplaz) fibrine spesifik olmayan ajanlara (streptokinaz) göre tercih edilmektedir.

Fibrinolitik tedavinin mutlak kontrendikasyonları arasında aktif kanama veya kanama diyatezi, son 3 ay içinde iskemik inme, intrakraniyal neoplazm veya arteriyovenöz malformasyon, son 3 hafta içinde majör cerrahi veya ciddi kafa travması, son 1 ay içinde gastrointestinal kanama ve aort diseksiyonu şüphesi yer almaktadır. Göreceli kontrendikasyonlar ise kontrol altında olmayan hipertansiyon (sistolik >180 mmHg), gebelik, aktif peptik ülser ve uzamış kardiyopulmoner resüsitasyondur.

Fibrinolitik tedavi sonrası reperfüzyon başarısının değerlendirilmesinde, tedaviden 60-90 dakika sonra çekilen EKG'de ST-segment elevasyonunun %50'den fazla gerilemesi, reperfüzyon aritmileri ve göğüs ağrısının azalması başarılı reperfüzyon göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Başarısız fibrinoliz durumunda, hastanın acil olarak kurtarma (rescue) PKG yapılabilecek bir merkeze transferi planlanmalıdır.

Komplikasyonların Yönetimi

STEMI hastalarında çeşitli mekanik ve elektriksel komplikasyonlar gelişebilmektedir. Kardiyojenik şok, en ağır komplikasyon olup mortalite oranı %40-50 arasındadır. Geniş miyokart hasarına bağlı sol ventrikül pompa yetmezliği sonucu gelişir. Tedavide erken revaskülarizasyon, inotropik destek (dobutamin, milrinon), vazopresör tedavi (norepinefrin) ve gerektiğinde mekanik dolaşım destek cihazları (intraaortik balon pompası, Impella, ECMO) kullanılmaktadır. IABP-SHOCK II çalışması, intraaortik balon pompasının rutin kullanımının mortaliteyi azaltmadığını göstermiş olsa da, seçilmiş vakalarda hala uygulanmaktadır.

Ventriküler taşikardi (VT) ve ventriküler fibrilasyon (VF), akut dönemde en sık görülen ölümcül aritmilerdir. İlk 48 saat içinde ortaya çıkan VF, uzun vadeli prognoz üzerinde olumsuz etki göstermezken, 48 saatten sonra gelişen VT/VF yüksek mortalite ile ilişkilidir. Atriyoventriküler bloklar, özellikle inferior STEMI durumunda sık görülür ve genellikle geçici karakterdedir. Komplet kalp bloku gelişen hastalarda geçici transvenöz pacemaker implantasyonu gerekebilir.

Mekanik komplikasyonlar arasında serbest duvar rüptürü, ventriküler septal defekt (VSD) ve papiller kas rüptürüne bağlı akut mitral yetmezliği yer almaktadır. Bu komplikasyonlar genellikle enfarktüsün 3-7. günlerinde ortaya çıkar ve acil cerrahi müdahale gerektirir. Perikardit, transmural enfarktüs sonrası 2-4. günlerde gelişebilir (erken perikardit) veya Dressler sendromu olarak haftalar sonra ortaya çıkabilir (geç perikardit).

Yoğun Bakım Takibi ve Monitörizasyon

STEMI sonrası hastalar, en az 24-48 saat süreyle koroner yoğun bakım ünitesinde monitörize edilmelidir. Sürekli EKG monitörizasyonu, non-invaziv kan basıncı takibi, oksijen saturasyonu ölçümü ve saatlik idrar çıkışı değerlendirilmesi standart izlem parametreleridir. Hemodinamik instabilitesi olan hastalarda invaziv arteriyel kan basıncı monitörizasyonu ve pulmoner arter kateteri ile hemodinamik değerlendirme gerekebilir.

Seri troponin ölçümleri, enfarktüs büyüklüğünün değerlendirilmesinde ve komplikasyonların erken saptanmasında önemlidir. Pik troponin değeri, miyokart hasar miktarıyla doğru orantılıdır ve prognoz tayininde kullanılır. Ekokardiyografi, sol ventrikül fonksiyonunun değerlendirilmesi, mekanik komplikasyonların saptanması ve perikardiyal efüzyonun tespiti amacıyla ilk 24 saat içinde yapılmalıdır. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun (LVEF) %40 altında olması, yüksek riskli hastaları tanımlamada önemli bir parametredir.

Böbrek fonksiyon testleri, kontrast nefropatisi riski nedeniyle PKG sonrası yakın takip edilmelidir. Serum kreatinin düzeyinde bazale göre %25 veya 0.5 mg/dL artış, kontrast ilişkili akut böbrek hasarını düşündürür. Yeterli hidrasyon, nefrotoksik ajanlardan kaçınma ve gerektiğinde kontrast miktarının sınırlandırılması önleyici stratejiler arasındadır. Hemoglobin düzeyi, antikoagülan ve antiplatelet tedaviye bağlı kanama komplikasyonlarının erken saptanması için düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir.

Taburculuk Sonrası Medikal Tedavi

STEMI sonrası sekonder korunma, uzun vadeli prognozun iyileştirilmesinde kritik öneme sahiptir. Dual antiplatelet tedavi (DAPT), ASA ile birlikte bir P2Y12 inhibitörünün en az 12 ay süreyle kullanılmasını kapsamaktadır. Yüksek iskemik riskli hastalarda DAPT süresinin uzatılması, düşük kanama riskli hastalarda ise kısaltılması bireysel risk-yarar analizine göre değerlendirilmelidir.

Beta-blokerler, LVEF düşük olan tüm STEMI hastalarında endikedir. Kalp hızını kontrol ederek miyokart oksijen tüketimini azaltır, aritmik olayları önler ve remodeling sürecini yavaşlatır. ACE inhibitörleri veya anjiyotensin reseptör blokerleri (ARB), özellikle LVEF %40 ve altında olan veya kalp yetmezliği semptomları bulunan hastalarda mutlaka başlanmalıdır. PARADIGM-HF ve PARADISE-MI çalışmalarının sonuçlarına göre, sakubitril/valsartan kombinasyonu seçilmiş hastalarda ACE inhibitörlerine alternatif olarak düşünülebilir.

Yüksek yoğunluklu statin tedavisi (atorvastatin 80 mg veya rosuvastatin 40 mg), tüm STEMI hastalarında kontrendikasyon olmadığı sürece başlanmalıdır. Hedef LDL-kolesterol düzeyi, güncel kılavuzlara göre 55 mg/dL altında olmalıdır. Ezetimib ve PCSK9 inhibitörleri, statin tedavisine rağmen hedef LDL düzeyine ulaşılamayan hastalarda eklenmesi gereken ikinci ve üçüncü basamak tedavi seçenekleridir. Mineralokortikoid reseptör antagonistleri (eplerenon, spironolakton), LVEF %40 ve altında ve kalp yetmezliği veya diyabet varlığında endikedir.

Risk Faktörü Yönetimi ve Yaşam Tarzı Modifikasyonu

STEMI sonrası risk faktörlerinin agresif kontrolü, tekrarlayan kardiyovasküler olayların önlenmesinde temel stratejidir. Hipertansiyon yönetiminde hedef kan basıncı 130/80 mmHg altında olmalıdır. Diyabetik hastalarda glisemik kontrolün optimize edilmesi, HbA1c hedefinin %7 altında olarak belirlenmesi ve tercihen kardiyovasküler koruyucu etkileri kanıtlanmış antidiyabetik ajanların (SGLT2 inhibitörleri, GLP-1 reseptör agonistleri) kullanılması önerilmektedir.

Sigara, miyokart enfarktüsü riskini 2-4 kat artıran en önemli modifiye edilebilir risk faktörüdür. Sigara bırakma programları, nikotin replasman tedavisi ve farmakoterapi (vareniklin, bupropion) hastanede yatış döneminde başlatılmalı ve taburculuk sonrası sürdürülmelidir. Sigara bırakmanın MI sonrası mortaliteyi %36 oranında azalttığı gösterilmiştir.

Diyet modifikasyonunda Akdeniz diyetinin kardiyovasküler koruyucu etkileri güçlü kanıtlarla desteklenmektedir. Taze sebze-meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı tüketiminin artırılması; doymuş yağ, trans yağ, tuz ve işlenmiş gıda tüketiminin azaltılması önerilmektedir. Obez hastalarda %5-10 kilo kaybı, metabolik parametrelerde anlamlı iyileşme sağlamaktadır.

Düzenli fiziksel aktivite, kardiyovasküler rehabilitasyonun temel bileşenidir. STEMI sonrası hastaların yapılandırılmış bir kardiyak rehabilitasyon programına yönlendirilmesi, mortalite ve morbiditeyi azalttığı kanıtlanmış bir uygulamadır. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz veya 75 dakika yüksek yoğunluklu egzersiz önerilmektedir. Egzersiz programı, hastanın fonksiyonel kapasitesine ve klinik durumuna göre bireyselleştirilmelidir.

Kardiyak Rehabilitasyon ve Psikososyal Destek

Kardiyak rehabilitasyon, STEMI sonrası bakımın ayrılmaz bir parçasıdır ve Sınıf IA endikasyona sahiptir. Kapsamlı kardiyak rehabilitasyon programları; egzersiz eğitimi, beslenme danışmanlığı, risk faktörü yönetimi, psikososyal destek ve hasta eğitimini içermektedir. Meta-analizler, kardiyak rehabilitasyona katılımın tüm nedenlere bağlı mortaliteyi %20-26 oranında azalttığını göstermiştir.

STEMI sonrası depresyon ve anksiyete sık görülen psikiyatrik komorbiditelerdir. Hastaların yaklaşık %20-30 kadarında depresif semptomlar gelişmektedir. Depresyon, tedavi uyumsuzluğu, fiziksel inaktivite ve artmış mortalite ile ilişkilidir. Tarama amacıyla Patient Health Questionnaire-9 (PHQ-9) gibi validate edilmiş ölçekler kullanılabilir. Gerektiğinde psikiyatrik konsültasyon ve uygun psikofarmakolojik tedavi başlatılmalıdır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI), kardiyak güvenlik profilleri nedeniyle tercih edilen antidepresan grubudur.

İşe dönüş sürecinin planlanması, hastanın fiziksel ve psikolojik iyileşme durumuna göre bireyselleştirilmelidir. Komplikasyonsuz STEMI sonrası hastalar genellikle 2-4 hafta içinde sedanter işlere, 4-8 hafta içinde fiziksel olarak daha zorlu işlere dönebilmektedir. Mesleki değerlendirme ve iş yeri uyumlaştırma, rehabilitasyon sürecinin önemli bileşenleri arasındadır.

Güncel Gelişmeler ve Kanıta Dayalı Yaklaşımlar

STEMI yönetiminde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Farmakolojik alanda, kangrelor gibi intravenöz P2Y12 inhibitörleri, oral ajanların etkisinin gecikeceği durumlarda kateterizasyon laboratuvarında kullanılmak üzere onay almıştır. Antikoagülasyon stratejilerinde bivalirudin ve enoksaparin gibi alternatiflerin, belirli klinik senaryolarda UFH karşısındaki üstünlükleri araştırılmaktadır.

Görüntüleme teknolojilerindeki ilerlemeler, intravasküler ultrason (IVUS) ve optik koherens tomografi (OCT) kullanımıyla stent implantasyonunun optimizasyonunu mümkün kılmaktadır. ILUMIEN IV ve RENOVATE-COMPLEX-PCI çalışmaları, görüntüleme kılavuzluğunda yapılan PKG işleminin anjiografi kılavuzluğundaki yaklaşıma göre daha iyi klinik sonuçlar sağladığını ortaya koymuştur.

Mekanik dolaşım destek cihazları alanında, kardiyojenik şokta ECMO ve Impella gibi cihazların kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. ECLS-SHOCK çalışması, VA-ECMO kullanımının kardiyojenik şokta 30 günlük mortaliteyi azaltmadığını göstermiş olsa da, hasta seçimi ve zamanlama konusundaki araştırmalar devam etmektedir. Biyoemilebilir stentler, uzun vadeli stent ilişkili komplikasyonları azaltma potansiyeli taşımakla birlikte, güncel nesil metalik ilaç salınımlı stentlere üstünlükleri henüz kanıtlanamamıştır.

Yapay zeka ve makine öğrenmesi algoritmalarının EKG yorumlamasında ve risk sınıflandırmasında kullanımı, STEMI tanısında doğruluk ve hızı artırma potansiyeli taşımaktadır. Tele-EKG sistemleri ile ambulanstan hastane kateterizasyon laboratuvarına gerçek zamanlı EKG iletimi, kapı-balon süresini kısaltarak klinik sonuçları iyileştirmektedir.

STEMI, kardiyovasküler aciller arasında en hızlı ve sistematik müdahale gerektiren klinik tablodur. Erken tanı, hızlı reperfüzyon ve kapsamlı sekonder koruma stratejileri, hastaların yaşam süresini ve kalitesini belirleyen temel faktörlerdir. Multidisipliner yaklaşım, kanıta dayalı tedavi protokollerinin uygulanması ve hasta eğitimi, optimal klinik sonuçların elde edilmesinde vazgeçilmez unsurlardır. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, STEMI dahil tüm kardiyovasküler acil durumlarda güncel kılavuzlar doğrultusunda hızlı tanı ve tedavi hizmeti sunmakta, hastaların yaşam kalitesini en üst düzeyde korumayı hedeflemektedir.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu