Arteriyel kanama, oksijenlenmiş kanın arterlerden yüksek basınçla dışarı sızması veya fışkırması durumunu ifade eden, acil tıp pratiğinde en tehlikeli kanama türlerinden biridir. Arterler, kalbin pompaladığı oksijenli kanı tüm vücut dokularına taşıyan yüksek basınçlı damar yapılarıdır. Bu damarların herhangi bir nedenle bütünlüğünün bozulması, hızlı ve masif kan kaybına yol açarak hastanın yaşamını dakikalar içinde tehdit edebilir. Venöz kanamalardan farklı olarak arteriyel kanamalarda kan parlak kırmızı renktedir ve kalp atımıyla senkronize şekilde ritmik olarak fışkırır. Bu özellik, arteriyel kanamanın klinik tanısında en belirleyici bulgulardan birini oluşturur.
Arteriyel kanamanın önemi, yalnızca kan kaybının hızından değil, aynı zamanda kaybedilen kanın oksijen taşıma kapasitesinin yüksekliğinden de kaynaklanmaktadır. Arter kanı, akciğerlerden geçerek oksijenlenmiş ve tüm vücut dokularının metabolik ihtiyaçlarını karşılamaya hazır hale gelmiş kandır. Bu nedenle arteriyel kan kaybı, doku hipoksisine ve organ yetmezliğine venöz kanamaya kıyasla çok daha hızlı bir şekilde neden olur. Özellikle büyük arterlerin yaralanmalarında, müdahale edilmediği takdirde birkaç dakika içinde hayatı tehdit eden hipovolemik şok tablosu gelişebilir.
Arteriyel Kanamanın Patofizyolojisi
Arteriyel kanamanın patofizyolojisini anlamak için öncelikle arter duvarının yapısını bilmek gerekmektedir. Arter duvarı üç tabakadan oluşur: tunika intima (en iç tabaka), tunika media (orta tabaka) ve tunika adventisya (en dış tabaka). Tunika media, düz kas hücreleri ve elastik liflerden zengin bir yapıya sahiptir ve arterin yüksek basınca dayanmasını sağlar. Bu tabakanın hasarlanması, damar duvarının bütünlüğünün bozulmasına ve kontrolsüz kan kaybına yol açar.
Arter içindeki kan basıncı, sistolik fazda 120 mmHg'a kadar yükselebilir. Bu yüksek basınç, arter duvarı hasarlandığında kanın dışarı doğru güçlü bir şekilde fışkırmasına neden olur. Kanama hızı, hasarlanan arterin çapı ve kan basıncının düzeyi ile doğru orantılıdır. Örneğin, femoral arter gibi büyük bir arterin tam kesisinde dakikada 1000 mililitreyi aşan kan kaybı yaşanabilir. Bu durum, toplam kan hacminin yaklaşık beşte birinin yalnızca beş dakika içinde kaybedilebileceği anlamına gelir.
Arteriyel kanamada vücudun kompansatuar mekanizmaları devreye girer. Sempatik sinir sistemi aktivasyonu ile kalp hızı artar, periferik vazokonstrüksiyon gelişir ve hayati organlara kan akımı öncelikli olarak yönlendirilir. Renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi aktive olarak sodyum ve su tutulumu artar. Ancak masif arteriyel kanamalarda bu kompansatuar mekanizmalar yetersiz kalır ve dekompanse şok tablosu hızla gelişir. Hücresel düzeyde anaerobik metabolizma başlar, laktik asit birikimi artar ve metabolik asidoz gelişir. Bu kısır döngü, tedavi edilmediğinde çoklu organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilir.
Arteriyel Kanama Türleri ve Sınıflandırması
Arteriyel kanamalar, etiyolojik açıdan travmatik ve travmatik olmayan (spontan) kanamalar olarak iki ana gruba ayrılır. Travmatik arteriyel kanamalar; kesici-delici alet yaralanmaları, ateşli silah yaralanmaları, trafik kazaları, düşmeler ve endüstriyel kazalar gibi dış etkenlere bağlı olarak gelişir. Spontan arteriyel kanamalar ise anevrizma rüptürü, arteriyovenöz malformasyonlar, vaskülit, aterosklerotik plak ülserasyonu ve koagülopati gibi patolojik süreçlere bağlı olarak ortaya çıkar.
Klinik açıdan arteriyel kanamalar dış ve iç kanamalar olarak da sınıflandırılır. Dış arteriyel kanamalar doğrudan gözlemlenebilir ve tanısı kolaydır. Parlak kırmızı renkte, pulsatil karakterde kanın yara bölgesinden fışkırması tipik bulgudur. İç arteriyel kanamalar ise tanısı daha zor olan ve genellikle görüntüleme yöntemleri gerektiren kanamalardır. Hemotoraks, hemoperitoneum, retroperitoneal kanama ve intrakraniyal kanama bu gruba örnek verilebilir.
- Sınıf I Kanama: Toplam kan hacminin %15'ine kadar kayıp (yaklaşık 750 ml). Vital bulgular genellikle normaldir, hafif taşikardi görülebilir.
- Sınıf II Kanama: Toplam kan hacminin %15-30 arası kayıp (750-1500 ml). Taşikardi, takipne, nabız basıncında daralma ve anksiyete belirgindir.
- Sınıf III Kanama: Toplam kan hacminin %30-40 arası kayıp (1500-2000 ml). Belirgin taşikardi, hipotansiyon, mental durum değişikliği ve oligüri görülür.
- Sınıf IV Kanama: Toplam kan hacminin %40'ından fazla kayıp (>2000 ml). Hayatı tehdit eden durum; derin hipotansiyon, anüri, bilinç kaybı ve kardiyak arrest riski mevcuttur.
Arteriyel Kanamanın Klinik Bulguları ve Tanısı
Arteriyel kanamanın klinik tanısı, karakteristik bulguların dikkatli değerlendirilmesiyle konulur. En belirgin bulgu, parlak kırmızı renkli kanın yara bölgesinden pulsatil (ritmik, kalp atımıyla senkronize) şekilde fışkırmasıdır. Bu bulgu, arteriyel kanamayı venöz kanamadan ayırt etmenin en güvenilir yoludur. Venöz kanamada kan koyu kırmızı renktedir ve sürekli bir akış şeklinde sızar; pulsatil karakter göstermez.
Arteriyel kanamada kanama hızı oldukça yüksektir. Büyük arter yaralanmalarında dakikada yüzlerce mililitre kan kaybedilebilir. Bu nedenle hipovolemik şok bulguları erken dönemde ortaya çıkar. Taşikardi, hipotansiyon, takipne, soğuk ve soluk cilt, terleme, bilinç değişikliği ve kapiller dolum zamanında uzama gibi bulgular hemodinamik instabilitenin göstergeleridir. Yaralanma bölgesinin distalinde nabız kaybı veya azalması, ilgili arterin tam veya parsiyel kesisini düşündürür.
Tanıda fizik muayene bulguları yanı sıra laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılır. Hemoglobin ve hematokrit değerleri akut kanamada başlangıçta normal olabilir ancak sıvı resüsitasyonu sonrası düşüş belirginleşir. Koagülasyon parametreleri (PT, aPTT, INR, fibrinojen) masif kanamada tüketim koagülopatisi gelişip gelişmediğini değerlendirmek açısından önemlidir. Laktat düzeyi ve baz açığı, doku perfüzyonunun yeterliliğini gösteren değerli biyokimyasal belirteçlerdir. Görüntüleme yöntemleri arasında BT anjiyografi, konvansiyonel anjiyografi ve ultrasonografi iç kanamaların lokalizasyonunda kritik rol oynar.
Acil Müdahale Prensipleri
Arteriyel kanamaya acil müdahalede en temel prensip, kanamanın bir an önce kontrol altına alınmasıdır. Prehospital alanda ve acil serviste uygulanan ilk müdahale yöntemleri arasında doğrudan bası, elevasyon, turnike uygulaması ve hemostatik ajanların kullanımı yer alır. Doğrudan bası, en basit ve en etkili kanama kontrol yöntemlerinden biridir. Kanama bölgesine steril gazlı bez veya temiz bir kumaş ile firm bası uygulanarak arteriyel kan akışının mekanik olarak engellenmesi hedeflenir.
Turnike uygulaması, ekstremite arteriyel kanamalarında hayat kurtarıcı bir müdahaledir. Özellikle askeri tıp deneyimlerinden elde edilen kanıtlar, erken turnike uygulamasının mortaliteyi önemli ölçüde azalttığını göstermiştir. Turnike, kanama bölgesinin proksimaline, mümkün olduğunca yara bölgesine yakın olarak uygulanmalıdır. Uygulama zamanı mutlaka kaydedilmeli ve altı saatten uzun süreli turnike uygulamasından kaçınılmalıdır. Uzun süreli turnike uygulaması iskemi-reperfüzyon hasarına, kompartman sendromuna ve hatta ekstremite kaybına yol açabilir.
Hemostatik ajanlar, özellikle doğrudan basının yetersiz kaldığı veya turnike uygulanamayan bölgelerdeki kanamalarda değerli yardımcı müdahale araçlarıdır. Kaolin bazlı ve kitosan bazlı hemostatik ajanlar, koagülasyon kaskadını aktive ederek veya mekanik bir bariyer oluşturarak kanama kontrolüne katkıda bulunur. Junctional bölge kanamaları (aksilla, inguinal bölge, boyun) için özel olarak tasarlanmış hemostatik bandajlar ve junctional turnikeler geliştirilmiştir.
Cerrahi ve Girişimsel Tedavi Yaklaşımları
Arteriyel kanamanın kesin tedavisi çoğu zaman cerrahi müdahale gerektirir. Cerrahi tedavinin amacı, hasarlanan arterin onarılması veya ligasyonu yoluyla kanamanın kalıcı olarak kontrol altına alınmasıdır. Cerrahi yaklaşım, yaralanmanın lokalizasyonuna, ciddiyetine ve hastanın genel durumuna göre belirlenir. Damage control surgery (hasar kontrol cerrahisi) prensibi, masif kanamalı ve hemodinamik olarak instabil hastalarda öncelikli olarak kanamanın kontrolünü ve kontaminasyonun önlenmesini hedefler; kesin onarım ikinci seansta gerçekleştirilir.
Arter onarım yöntemleri arasında primer onarım (uç uca anastomoz), yama anjiyoplasti, greft interpozisyonu ve bypass cerrahisi yer alır. Primer onarım, damar defektinin küçük olduğu ve gerilimsiz anastomozun mümkün olduğu durumlarda tercih edilir. Geniş damar defektlerinde otojen ven grefti (genellikle safen ven) veya sentetik greft (PTFE, Dacron) ile interpozisyon uygulanır. Endovasküler girişimler, özellikle truncal arteriyel yaralanmalarda giderek artan bir role sahiptir. Embolizasyon, stent-greft yerleştirme ve balon oklüzyon gibi endovasküler teknikler, açık cerrahiye alternatif veya tamamlayıcı olarak kullanılmaktadır.
Endovasküler yöntemler arasında anjiyografik embolizasyon, travmatik arteriyel kanamalarda sıklıkla başvurulan bir tekniktir. Özellikle pelvik fraktürlere eşlik eden arteriyel kanamalar, solid organ yaralanmalarına bağlı kanamalar ve cerrahi olarak ulaşılması güç bölgelerdeki kanamalar için ideal bir tedavi seçeneğidir. Embolizasyonda koil, jelatin sponge, partiküler ajanlar veya sıvı embolik ajanlar kullanılabilir. Resuscitative endovascular balloon occlusion of the aorta (REBOA), hemodinamik olarak instabil hastalarda aortik oklüzyon sağlayarak distal kanamayı geçici olarak kontrol altına alan ve proksimal organlara perfüzyonu artıran yenilikçi bir endovasküler tekniktir.
Masif Transfüzyon Protokolleri
Arteriyel kanamalarda masif kan kaybı sıklıkla masif transfüzyon gerektirir. Masif transfüzyon, 24 saat içinde 10 ünite veya daha fazla eritrosit süspansiyonu transfüzyonu olarak tanımlanır. Güncel masif transfüzyon protokolleri, eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma ve trombosit süspansiyonunun 1:1:1 oranında verilmesini önerir. Bu dengeli transfüzyon stratejisi, dilüsyonel koagülopati gelişimini önlemeyi ve hemostatik fonksiyonun korunmasını amaçlar.
Masif transfüzyon sırasında gelişebilecek komplikasyonlar dikkatle izlenmelidir. Hipotermi, hipokalsemi, hiperkalemi, asidoz ve sitrat toksisitesi en sık karşılaşılan metabolik komplikasyonlardır. Transfüzyon ilişkili akut akciğer hasarı (TRALI) ve transfüzyon ilişkili dolaşım yüklenmesi (TACO) ciddi pulmoner komplikasyonlardır. Bu komplikasyonların önlenmesi için kan ürünlerinin ısıtılması, kalsiyum replasmanı, potasyum düzeyinin takibi ve gereksiz transfüzyondan kaçınılması önemlidir.
Traneksamik asit (TXA), travmatik kanamalarda mortaliteyi azalttığı gösterilmiş antifibrinolitik bir ajandır. CRASH-2 çalışması, travmatik kanamalı hastalarda yaralanmadan sonraki ilk üç saat içinde uygulanan traneksamik asidin mortaliteyi anlamlı düzeyde azalttığını ortaya koymuştur. Güncel kılavuzlar, travmatik kanamalı hastalarda mümkün olan en erken dönemde 1 gram TXA'nın intravenöz bolus olarak, ardından 1 gramın sekiz saat içinde infüzyon şeklinde verilmesini önerir. Fibrinojen konsantresi ve protrombin kompleks konsantresi, koagülasyon faktör replasmanında giderek daha fazla kullanılan ürünlerdir.
Arteriyel Kanamanın Komplikasyonları
Arteriyel kanamanın erken ve geç dönemde çeşitli ciddi komplikasyonları ortaya çıkabilir. Erken dönemdeki en önemli komplikasyon hipovolemik şoktur. Masif kan kaybına bağlı olarak doku perfüzyonunun kritik düzeyin altına düşmesi, hücresel hipoksi ve organ yetmezliğiyle sonuçlanır. Beyin, böbrekler, karaciğer ve bağırsaklar iskemiye en duyarlı organlardır ve bu organların fonksiyon kaybı mortaliteyi doğrudan etkiler.
Travmatik koagülopati, masif arteriyel kanamanın sık görülen ve mortaliteyi artıran önemli bir komplikasyonudur. Travma, şok, hipotermi ve asidozun birleşik etkisiyle koagülasyon sisteminin fonksiyonu bozulur. Bu durum "ölüm triadı" olarak bilinen hipotermi, asidoz ve koagülopati kısır döngüsünün bir parçasıdır. Travmatik koagülopatinin erken tanınması ve agresif tedavisi, sağkalımı iyileştirmede kritik öneme sahiptir.
- İskemi-reperfüzyon hasarı: Arteriyel akımın kesilmesi sonrası distal dokularda iskemik hasar gelişir. Kan akımının yeniden sağlanmasıyla serbest oksijen radikalleri üretimi artar ve reperfüzyon hasarı ortaya çıkar.
- Kompartman sendromu: Ekstremite yaralanmalarında ödem ve kanamaya bağlı olarak kapalı fasyal kompartman içi basınç artar. Tedavi edilmezse kas nekrozu ve kalıcı fonksiyon kaybı gelişir.
- Akut böbrek hasarı: Hipoperfüzyon ve miyoglobinüriye bağlı olarak akut tübüler nekroz gelişebilir. Renal replasman tedavisi gerekebilir.
- Abdominal kompartman sendromu: İntraabdominal kanamaya bağlı olarak karın içi basınç artışı, organ perfüzyonunu bozar ve çoklu organ yetmezliğine katkıda bulunur.
- Enfeksiyon ve sepsis: Açık yaralar, cerrahi müdahaleler ve uzun süreli yoğun bakım takibi enfeksiyon riskini artırır. Yara yeri enfeksiyonu, greft enfeksiyonu, pnömoni ve kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonları en sık karşılaşılan enfeksiyöz komplikasyonlardır.
Özel Durumlar ve Popülasyonlar
Arteriyel kanama yönetimi, bazı özel hasta popülasyonlarında farklılıklar gösterir. Antikoagülan tedavi alan hastalarda arteriyel kanama riski artmıştır ve kanama kontrolü daha güçtür. Warfarin kullanan hastalarda INR düzeyinin hızla düzeltilmesi için protrombin kompleks konsantresi veya taze donmuş plazma uygulanır. Yeni nesil oral antikoagülanlar (YOAK) için spesifik antidotlar mevcuttur: dabigatran için idarusizumab, rivaroksaban ve apiksaban için andeksanet alfa kullanılabilir.
Pediatrik hastalarda arteriyel kanama yönetimi, fizyolojik farklılıklar nedeniyle özellik arz eder. Çocuklarda toplam kan hacmi vücut ağırlığının kilogram başına yaklaşık 80 mililitresidir ve küçük hacimli kayıplar bile hemodinamik instabiliteye yol açabilir. Çocukların kardiyovasküler kompansasyon kapasitesi yetişkinlere kıyasla daha iyidir; bu nedenle hipotansiyon geç bir bulgu olarak ortaya çıkar ve geliştiğinde dekompansasyonun ileri aşamada olduğunu gösterir. Transfüzyon hacimlerinin kilogram başına hesaplanması ve pediatrik boyutlarda ekipman kullanılması önemlidir.
Gebe hastalarda arteriyel kanama, hem anneyi hem fetusu tehdit eden acil bir durumdur. Gebelikte fizyolojik olarak kan hacmi %40-50 oranında artmıştır; bu durum başlangıçta kan kaybını tolere etmeyi kolaylaştırır ancak şok belirtilerinin maskelenmesine de neden olur. Uterus arterlerinin yaralanması veya plasenta dekolmanı gibi obstetrik nedenler, masif arteriyel kanamaya yol açabilir. Gebe hastalarda sol lateral dekübit pozisyonu, agresif sıvı resüsitasyonu ve erken obstetrik konsültasyon hayati önem taşır. Perimortem sezaryen, kardiyak arrest durumunda hem anne hem fetus için yaşam kurtarıcı olabilir.
Yaşlı hastalarda aterosklerotik damar hastalığı prevalansının yüksekliği, arteriyel anevrizma rüptürü riskini artırır. Abdominal aort anevrizması rüptürü, yaşlı popülasyonda en ölümcül arteriyel kanama nedenlerinden biridir. Beta-bloker ve antihipertansif ilaç kullanımı, kompansatuar taşikardi yanıtını baskılayabilir ve şokun erken tanısını zorlaştırabilir. Yaşlılarda azalmış kardiyak rezerv ve sınırlı fizyolojik kompansasyon kapasitesi, agresif ve erken resüsitasyonu zorunlu kılar.
Önleme Stratejileri ve Toplumsal Farkındalık
Arteriyel kanamaların önlenmesi, birincil ve ikincil önleme stratejilerini kapsar. Birincil önlemede amaç, arteriyel yaralanma riskinin azaltılmasıdır. İş güvenliği önlemleri, trafik güvenliği düzenlemeleri, kişisel koruyucu ekipman kullanımı ve şiddetin önlenmesine yönelik toplumsal programlar birincil önleme kapsamındadır. Aterosklerotik arter hastalığının risk faktörlerinin kontrolü (hipertansiyon tedavisi, dislipidemi yönetimi, diyabet kontrolü, sigara bırakma) anevrizma gelişimi ve rüptür riskini azaltır.
Toplumsal düzeyde ilk yardım eğitiminin yaygınlaştırılması, arteriyel kanamaya bağlı mortaliteyi azaltmada kritik bir role sahiptir. "Stop the Bleed" (Kanamayı Durdur) kampanyası gibi uluslararası girişimler, halkın kanama kontrolü konusunda bilinçlendirilmesini ve temel müdahale becerilerinin kazandırılmasını amaçlamaktadır. Doğrudan bası uygulama, turnike kullanımı ve acil yardım çağrısı yapma gibi temel becerilerin topluma kazandırılması, prehospital dönemde hayat kurtarıcı müdahalelerin yapılmasını sağlar.
İkincil önlemede ise mevcut vasküler patolojilerin erken tanı ve tedavisi hedeflenir. Abdominal aort anevrizması tarama programları, 65-75 yaş arası erkeklerde önerilen etkili bir ikincil önleme stratejisidir. Ultrasonografi ile yapılan tarama, asemptomatik anevrizmaların erken dönemde saptanmasını ve elektif cerrahi onarım ile rüptür riskinin ortadan kaldırılmasını mümkün kılar. Periferik arter hastalığı, intrakraniyal anevrizma ve visseral arter anevrizması gibi vasküler patolojilerin düzenli takibi ve uygun zamanda müdahalesi de ikincil önlemenin önemli bileşenleridir.
Güncel Gelişmeler ve Gelecek Perspektifleri
Arteriyel kanama yönetiminde son yıllarda önemli bilimsel ve teknolojik gelişmeler yaşanmaktadır. Point-of-care tromboelastografi ve tromboelastometri cihazları, koagülasyon durumunun yatak başında hızlı değerlendirilmesini sağlayarak hedefe yönelik transfüzyon tedavisine olanak tanımaktadır. Viskoelastik testler, standart koagülasyon testlerine kıyasla daha kapsamlı bilgi sunarak koagülopati yönetiminde klinisyene yol gösterir. Bu testlerin acil servis ve ameliyathane ortamlarında rutin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır.
Yapay zeka ve makine öğrenmesi algoritmaları, masif transfüzyon ihtiyacının erken dönemde tahmin edilmesinde umut vaat eden araçlar olarak geliştirilmektedir. Vital bulgular, laboratuvar değerleri ve klinik parametrelerin entegre analizi ile yüksek riskli hastaların erken belirlenmesi, proaktif tedavi planlamasına olanak sağlayabilir. Ayrıca akıllı turnike sistemleri, kanama bölgesine otomatik olarak ayarlanan optimal basınç uygulayarak doku hasarını minimize ederken kanama kontrolünü optimize eden yenilikçi cihazlardır.
Rejeneratif tıp ve doku mühendisliği alanındaki ilerlemeler, gelecekte arter onarımında biyolojik olarak mühendislik ürünü vasküler greftlerin kullanılmasını mümkün kılabilir. Dekselülarize damar iskeleleri, biyobaskı teknolojisi ile üretilen vasküler yapılar ve kök hücre bazlı vasküler rejenerasyon araştırmaları, bu alandaki gelecek vaat eden çalışmalardır. Nanoteknoloji tabanlı hemostatik ajanlar, hedef bölgeye özgü ilaç salınım sistemleri ve biyomimetik kan ürünleri de aktif araştırma konuları arasında yer almaktadır. Sentetik trombosit analogları ve oksijen taşıyıcı hemoglobin bazlı çözümler, kan ürünlerine alternatif olarak geliştirilen yenilikçi yaklaşımlardır.
Multidisipliner Yaklaşımın Önemi ve Klinik Uygulama
Arteriyel kanama yönetiminde multidisipliner ekip çalışması, hasta sonuçlarını doğrudan etkileyen kritik bir faktördür. Acil tıp uzmanları, genel cerrahlar, vasküler cerrahlar, girişimsel radyologlar, anesteziyologlar, yoğun bakım uzmanları ve transfüzyon tıbbı uzmanlarının koordineli çalışması, optimal tedavi sonuçlarının elde edilmesinde belirleyicidir. Travma merkezlerinde önceden tanımlanmış masif kanama protokolleri, ekip üyelerinin rollerinin netleştirilmesi ve düzenli simülasyon eğitimleri, ekip performansını artırır ve tedavi gecikmelerini azaltır.
Kanıta dayalı kılavuzların klinik pratiğe entegrasyonu, arteriyel kanama yönetiminde standartların yükseltilmesinde temel bir adımdır. Advanced Trauma Life Support (ATLS), European Trauma Course ve Tactical Combat Casualty Care (TCCC) gibi yapılandırılmış eğitim programları, sağlık profesyonellerinin kanama yönetimi konusundaki yetkinliklerini artırır. Kalite iyileştirme programları, morbidite-mortalite toplantıları ve travma kayıt sistemleri, kurumsal performansın izlenmesi ve sürekli iyileştirilmesi için vazgeçilmez araçlardır.
Arteriyel kanama, acil tıp pratiğinde her an karşılaşılabilecek, hızlı ve doğru müdahale gerektiren hayatı tehdit edici bir durumdur. Erken tanı, etkili kanama kontrolü, agresif resüsitasyon ve uygun cerrahi veya girişimsel tedavi, hastaların sağkalımını belirleyen temel faktörlerdir. Sağlık profesyonellerinin bu konudaki bilgi ve becerilerini güncel tutması, kurumsal protokollerin etkin bir şekilde uygulanması ve toplumsal farkındalığın artırılması, arteriyel kanamaya bağlı önlenebilir ölümlerin azaltılmasında büyük önem taşımaktadır. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, arteriyel kanama dahil tüm acil vasküler durumlarda en güncel tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayarak hastaların yaşamını korumak için 7/24 hizmet vermektedir.



