Üroloji

TESA Sperm Elde Etme İşlemi

Erkek infertilitesinde testisten ince iğne ile sperm aspirasyonu yapılarak tüp bebek tedavisi için sperm elde edilen ofis tipi cerrahi işlemdir.

Testiküler Sperm Aspirasyonu, kısaltmasıyla TESA, azospermi tanısı almış erkeklerde testis parenkiminden ince iğne yardımıyla sperm hücresi elde etmeyi amaçlayan minimal invaziv bir androlojik girişimdir. Yardımlı üreme tekniklerinin, özellikle intrasitoplazmik sperm enjeksiyonunun rutin klinik uygulamaya girmesiyle birlikte, ejakülatta sperm bulunmayan çiftlere biyolojik ebeveynlik şansı sunan bu yöntemler tanı ve tedavi algoritmasının merkezine yerleşmiştir. TESA; obstrüktif azospermi vakalarında yüksek başarı oranı, düşük komplikasyon profili, kısa işlem süresi ve ofis şartlarında lokal anestezi altında uygulanabilir olması gibi avantajlarıyla ilk basamak cerrahi sperm elde etme yöntemleri arasında öne çıkmaktadır. Ancak non-obstrüktif azospermi tablolarında sperm elde etme oranlarının belirgin biçimde düşmesi, tekniğin endikasyon seçiminde titiz bir değerlendirme gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu içerikte, TESA işleminin klinik uygulama alanları, teknik detayları, başarı belirteçleri, olası komplikasyonları, alternatif cerrahi yöntemlerle karşılaştırması ve postoperatif takip süreçleri ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

TESA İşlemi Hangi Azoospermi Tiplerinde Uygulanır?

Azospermi, ejakülatta hiç sperm bulunmaması durumunu ifade eden bir laboratuvar tanısıdır ve erkek infertilitesinin en ağır klinik tablosunu oluşturur. Doğru tanı için semen analizinin en az iki kez, dört-altı hafta arayla ve santrifüj sonrası pellet incelemesi yapılarak doğrulanması gerekir. Azospermi temelde obstrüktif ve non-obstrüktif olmak üzere iki büyük gruba ayrılır; her iki grupta da spermatogenetik aktivitenin durumu, hormonal profil ve testis hacmi TESA endikasyonunun belirlenmesinde kritik rol oynar.

Obstrüktif azospermi, spermatogenezin normal olmasına karşın seminal yolun herhangi bir seviyesindeki tıkanıklık nedeniyle spermin ejakülata ulaşamadığı klinik tabloyu tanımlar. Konjenital bilateral vas deferens agenezisi, geçirilmiş epididimit sekelleri, iyatrojenik vazektomi, herni onarımı sonrası spermatik kord hasarı, ejakülatör kanal obstrüksiyonu ve pelvik radyoterapi öyküsü bu gruba giren başlıca etiyolojilerdir. Obstrüktif azospermide TESA, testis parenkimindeki tam spermatogenetik aktivite nedeniyle yüksek oranda ve minimal örnekleme ile sperm elde edilmesini sağlar. Bu endikasyon grubunda sperm elde etme oranı yüzde yetmiş ile doksan aralığında raporlanmakta, işlem süresi kısa ve komplikasyon oranı oldukça düşük seyretmektedir.

Non-obstrüktif azospermi ise primer testiküler yetmezliği yansıtan, spermatogenetik aktivitenin ileri derecede baskılandığı veya yamalı biçimde korunduğu heterojen bir gruptur. Kriptorşidizm öyküsü, kabakulak orşiti, kemoterapi veya radyoterapi maruziyeti, Klinefelter sendromu, Y kromozom mikrodelesyonları, idiyopatik primer testis yetmezliği ve varikosele bağlı ilerlemiş parenkim hasarı bu grupta yer alır. Non-obstrüktif azospermide testis dokusu içinde sperm üretiminin sürdüğü fokal odaklar bulunabilir, ancak bu odakların dağılımı düzensiz olduğundan kör aspirasyon tekniği olan TESA’nın başarı oranı düşüktür. Bu nedenle güncel uluslararası kılavuzlar non-obstrüktif tablolarda cerrahi mikroskop rehberliğinde uygulanan mikro-TESE tekniğini altın standart olarak önermektedir.

TESA’nın klinik endikasyon spektrumu içinde perkütan epididimal sperm aspirasyonunun başarısız olduğu vakalar, hızlı sperm elde etme gereksinimi bulunan yardımlı üreme siklusları, embriyo transferi öncesi acil koşullar ve önceden dondurulmuş örneği bulunmayan post-vazektomi olguları da yer alır. Sonuç olarak TESA, obstrüktif azosperminin belirlenmiş vakalarında birinci basamak cerrahi sperm elde etme yöntemi olarak kabul edilirken, non-obstrüktif tablolarda ancak seçilmiş ve düşük başarı oranı kabul edilmiş vakalarda değerlendirilebilir.

Obstrüktif ve Non-Obstrüktif Azoospermide TESA Başarı Oranı Nasıl Değişir?

Cerrahi sperm elde etme yöntemlerinin başarısı literatürde sperm retrieval rate, yani sperm elde etme oranı olarak tanımlanır ve seçilen tekniğin endikasyona uygunluğunu yansıtan en kritik parametredir. TESA’nın başarı oranı, azoosperminin etiyolojik alt tipine bağlı olarak belirgin farklılıklar gösterir; bu nedenle preoperatif değerlendirmede tıkanıklık kaynaklı ile primer testiküler yetmezlik kaynaklı ayrımının netleştirilmesi hayati önem taşır.

Obstrüktif azospermide, spermatogenetik aktivite testis parenkiminde tam ve homojen biçimde korunduğu için ince iğne aspirasyonu ile alınan küçük parenkim örneklerinde bile motil ya da immotil sperm bulunma olasılığı oldukça yüksektir. Bu grupta TESA başarı oranı ortalama yüzde yetmiş beş ile doksan arasında raporlanmakta, konjenital bilateral vas deferens agenezisi vakalarında bu oran yüzde doksan beşe kadar çıkabilmektedir. Post-vazektomi olgularında ve epididimal obstrüksiyonlarda da benzer yüksek başarı bildirilmektedir. Elde edilen spermlerin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu ile birleştirilmesi durumunda fertilizasyon oranı yüzde altmış civarında, klinik gebelik oranı yüzde otuz ile kırk beş aralığında, canlı doğum oranı ise yüzde yirmi beş ile otuz beş bandında gerçekleşmektedir.

Non-obstrüktif azospermide durum belirgin biçimde farklıdır. Bu grupta sperm üretimi ya global olarak baskılanmış, ya da yamalı sertoli hücresi bazlı adacıklarda sınırlı fokal aktivite şeklinde sürmektedir. Kör iğne aspirasyonu bu fokal odakları hedefleyemediğinden TESA’nın non-obstrüktif tablolardaki sperm elde etme oranı yüzde on ile otuz aralığında kalmaktadır. Aynı hasta popülasyonunda mikro-TESE ile bu oran yüzde kırk ile altmış bandına ulaşmakta, klinik pratikte bu belirgin fark tekniğin tercih sıralamasını doğrudan etkilemektedir.

Başarı belirteçleri arasında serum folikül stimüle edici hormon düzeyi, inhibin B konsantrasyonu, total testis hacmi, testis histopatolojisi, genetik değerlendirme sonuçları ve önceki cerrahi sperm elde etme girişimlerinin bulguları yer alır. Sertoli cell only, matürasyon arresti, hipospermatogenez gibi histopatolojik alt tiplerin ayrımı prognozu doğrudan etkiler. Hipospermatogenez tablosunda TESA ile sperm bulma olasılığı görece yüksekken, sertoli cell only tablosunda başarı çok düşüktür. Sonuç olarak başarı oranı hem endikasyon spesifiktir hem de operatör deneyimi, laboratuvar altyapısı, embriyoloji ekibinin donanımı ve andrologun deneyimiyle şekillenir.

TESA ile TESE ve Mikro-TESE Arasındaki Farklar Nelerdir?

Cerrahi sperm elde etme yöntemleri; invazivlik düzeyi, kullanılan ekipman, uygulama süresi, hedeflenen doku miktarı ve başarı oranları açısından belirgin farklılıklar taşır. TESA, klasik TESE ve mikro-TESE; azospermi tedavi algoritmasında ardışık ya da alternatif basamaklar olarak konumlanır ve her birinin endikasyonu farklı klinik senaryolara göre şekillenir.

TESA; ince iğne aspirasyonu ile testis parenkiminden aspirat elde edilmesine dayanan perkütan bir tekniktir. İşlem lokal anestezi altında ofis şartlarında uygulanabilir, süresi on beş ila otuz dakikadır, kesi gerektirmez ve komplikasyon oranı oldukça düşüktür. En büyük dezavantajı, kör bir teknik olması ve fokal spermatogenetik odakları hedefleyememesidir. Bu nedenle obstrüktif azospermide birinci basamak sperm elde etme yöntemi olarak öne çıkarken, non-obstrüktif tablolarda güvenilir bir seçenek değildir.

Klasik TESE, açık cerrahi kesi ile testis dokusundan biyopsi materyali alınmasına dayanır. Skrotal cilt ve tunica vaginalis geçilerek tunica albuginea üzerinde küçük bir insizyon açılır ve parenkimden bir ya da birden fazla küçük doku örneği çıkarılır. Bu örnekler embriyoloji laboratuvarında mekanik ve enzimatik disintegrasyon işlemlerine tabi tutularak sperm aranır. Klasik TESE hem obstrüktif hem de non-obstrüktif azospermide uygulanabilir; ancak non-obstrüktif tabloda kör örnekleme yapıldığı için başarı oranı mikro-TESE’den düşüktür ve daha geniş doku eksizyonu gerektirir.

Mikro-TESE, cerrahi mikroskop rehberliğinde tunica albuginea ekvatoryal insizyonundan girilerek testis parenkiminin sistematik biçimde incelendiği ve genişlemiş, opak seminifer tübüllerin selektif olarak eksize edildiği tekniktir. Mikroskobik büyütme, spermatogenetik aktivitenin sürdüğü fokal tübülleri diğerlerinden ayırt etme olanağı sağlar. Bu sayede alınan doku miktarı klasik TESE’ye kıyasla belirgin biçimde azalırken sperm elde etme oranı artar. Non-obstrüktif azospermide altın standart olarak kabul edilen bu teknik, Klinefelter sendromu, Y kromozom mikrodelesyonları ve idiyopatik non-obstrüktif olgularda tercih edilir; ancak spinal ya da genel anestezi, mikrocerrahi eğitimi ve ekipman gerektirmesi, işlem süresinin uzaması ve maliyetinin yüksekliği kısıtlayıcı özellikleridir.

Bu üç yöntem arasındaki tercih; azosperminin etiyolojisi, hastanın klinik durumu, önceki sperm elde etme girişimlerinin sonucu, çiftin yardımlı üreme protokolü, kliniğin cerrahi deneyimi ve embriyoloji laboratuvarının donanımı göz önünde bulundurularak multidisipliner biçimde belirlenir.

İnce İğne Aspirasyonu Testis Dokusuna Kalıcı Hasar Verir mi?

TESA’nın minimal invaziv karakteri, testis parenkiminde uzun dönem yapısal ve fonksiyonel sekel riskini oldukça düşük düzeyde tutar. Kullanılan iğne kalınlığı genellikle yirmi bir ile yirmi üç gauge aralığındadır ve aspirasyon sırasında testis dokusunda oluşan doku defekti çok sınırlıdır. Ancak işlemin tekrarlayan uygulamalarda ya da teknik hatayla gerçekleştirilmesi durumunda geçici ve nadiren kalıcı histolojik değişiklikler görülebilir.

Aspirasyon bölgesinde kısa dönemde küçük odak halinde ödem, milimetrik hematom ve hafif inflamatuar yanıt gelişebilir. Bu değişiklikler genellikle iki ila dört hafta içinde tamamen geriler ve testis fonksiyonlarında ölçülebilir bir bozulmaya yol açmaz. Ultrason ile yapılan izlem çalışmalarında iğne giriş bölgesinde küçük hipoekoik alanların birkaç hafta içinde silindiği, testis hacminde anlamlı bir değişiklik gözlenmediği bildirilmiştir. Ancak multipl aspirasyon denemesi, teknik zorluk ve testis vasküler yapısına yakın bölgelerde çalışma, mikro düzeyde skar dokusu ve fokal fibrozis gelişme riskini artırabilir.

Kalıcı testis hasarı, TESA sonrası çok nadir görülen bir komplikasyondur ve genellikle iğne travmasına bağlı intratestiküler arterin zedelenmesi, geniş hematom formasyonu ya da işleme bağlı sekonder enfeksiyon gibi ciddi olaylarla ilişkilidir. Testis atrofisi riski, tekrarlanan mikrocerrahi girişimlerde daha yüksek olmasına karşın TESA sonrası oldukça düşüktür ve büyük serilerde binde bir ile üç aralığında bildirilmektedir. Yine de tekrarlayan TESA denemeleri hem sperm elde etme başarısını düşürebilir hem de kümülatif doku hasarı riskini artırabilir.

Postoperatif dönemde hasta, ağır fiziksel aktiviteden kaçınmalı, önerildiği durumlarda skrotal destek kullanmalı ve önerilen kontrollere gelmelidir. Aspirasyon sonrası dördüncü ve altıncı haftalarda skrotal ultrasonografi ile yapılan izlem, iyileşme sürecini belgelemek ve olası hematom, apse, seldon formasyonu gibi komplikasyonları erken saptamak açısından önerilir. Endokrin fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla üç ile altı ay sonrasında serum testosteron, folikül stimüle edici hormon ve luteinizan hormon düzeylerinin ölçülmesi klinik pratikte önerilen bir yaklaşımdır.

Sperm Bulunma Şansı Preoperatif Hangi Parametrelere Bağlıdır?

TESA öncesi yapılacak titiz bir değerlendirme, sperm elde etme olasılığını öngörmeye ve hasta ile çift için gerçekçi beklenti oluşturmaya olanak sağlar. Preoperatif algoritma; ayrıntılı öykü, fizik muayene, hormonal profil, genetik test, görüntüleme ve gerektiğinde tanısal biyopsi ile bütüncül biçimde yürütülür.

Öykü değerlendirmesinde infertilite süresi, önceki gebelik varlığı, ejakülasyon anomalileri, geçirilmiş skrotal ve inguinal cerrahiler, kabakulak orşiti, kemoterapi ya da radyoterapi maruziyeti, ilaç kullanımı, mesleki toksin maruziyeti ve ailesel infertilite öyküsü sorgulanır. Fizik muayenede testis hacmi orkidometre ya da ultrasonografi ile değerlendirilir; azalmış testis hacmi non-obstrüktif azospermi lehine yorumlanır. Epididim distansiyonu, vas deferens palpasyonu ve varikosel varlığı ayrıca kaydedilir.

Hormonal profil değerlendirmesi, azosperminin fizyopatolojik alt tipini belirlemede kritik önem taşır. Serum folikül stimüle edici hormonu, luteinizan hormon, total testosteron ve prolaktin düzeyleri temel testleri oluşturur; gerektiğinde östradiol, dihidrotestosteron, seks hormonu bağlayıcı globulin ve inhibin B eklenir. Normal folikül stimüle edici hormon ve inhibin B düzeyleri korunmuş spermatogenez lehine, yüksek folikül stimüle edici hormon ve düşük inhibin B düzeyleri ise primer testiküler yetmezlik lehine bulgu oluşturur.

Genetik değerlendirmede karyotip analizi ve Y kromozomu mikrodelesyon incelemesi standart olarak yapılır. Klinefelter sendromu, en sık karşılaşılan sayısal kromozom anomalisi olarak spermatogenetik başarısızlığın önemli bir nedenidir. Y kromozomunun uzun kolundaki AZFa, AZFb ve AZFc bölgelerindeki delesyonlar prognozu belirler; AZFa ve AZFb tam delesyonlarında sperm elde etme olasılığı neredeyse sıfırken, AZFc delesyonlarında yüzde elliye varan başarı bildirilebilir. Konjenital bilateral vas deferens agenezisi düşünülen olgularda kistik fibrozis transmembran regülatör gen mutasyonlarının araştırılması gerekir.

Görüntüleme yöntemleri arasında skrotal ultrasonografi, testis parenkim ekojenitesini, mikrolitiazis varlığını, kitle ya da varikoseli değerlendirmek amacıyla rutin olarak kullanılır. Transrektal ultrasonografi, ejakülatör kanal obstrüksiyonu ve seminal vezikül anomalilerinin tanısında yararlıdır. Ejakülat volümü düşük olan olgularda post-ejakülat idrar analizi, retrograd ejakülasyonu dışlamak için istenmelidir.

FSH, İnhibin B ve Testis Hacmi TESA Sonucunu Nasıl Öngörür?

Preoperatif hormonal ve morfolojik parametreler, TESA’nın öngörülebilir başarı oranını belirlemede rehberlik eder. Folikül stimüle edici hormon, inhibin B ve testis hacmi bu üç kritik belirteç arasında yer alır ve testiküler spermatogenetik rezervin dolaylı göstergeleri olarak değerlendirilir.

Folikül stimüle edici hormon; hipotalamo-hipofiz-gonadal aksın regülatuar bir bileşenidir ve seminifer tübüllerdeki sertoli hücre fonksiyonu ile inhibin B geri bildirimine göre şekillenir. Spermatogenetik aktivite baskılandığında sertoli hücre inhibin B üretimi azalır, hipofiz üzerindeki negatif geri bildirim zayıflar ve serum folikül stimüle edici hormon düzeyi yükselir. Bu nedenle yüksek folikül stimüle edici hormon değerleri primer testiküler yetmezliğin göstergesidir. Ancak folikül stimüle edici hormonun mutlak düzeyi tek başına TESA başarısını öngörmede yetersizdir; çünkü sertoli cell only tablosunda dahi yer yer sperm bulma olasılığı sürebilir. Kısaca yüksek folikül stimüle edici hormon negatif prognostik bir belirteç olmakla birlikte cerrahi sperm elde etme girişimini kontrendike kılmaz.

İnhibin B; sertoli hücre kaynaklı bir peptid hormondur ve serum düzeyi spermatogenetik aktivitenin doğrudan bir göstergesi olarak kabul edilir. Serum inhibin B düzeyi normal olan hastalarda cerrahi sperm elde etme oranları daha yüksek, düşük inhibin B düzeylerinde ise başarı oranları daha düşük eğilim göstermektedir. Ancak inhibin B ve folikül stimüle edici hormon birlikte yorumlandığında prediktif değeri artar.

Testis hacmi; ergin erkeklerde ortalama on beş ile yirmi beş mililitre aralığında değişir ve testis parenkiminin büyük kısmını seminifer tübüller oluşturduğundan spermatogenetik kapasiteyi yansıtır. Küçük testis hacmi, primer testiküler yetmezlik ve hipospermatogenez gibi tablolarla ilişkilidir. Ancak Klinefelter sendromu gibi ileri derecede küçük testis boyutlarına sahip olgularda dahi mikro-TESE ile sperm elde etme olasılığı yüzde kırk beşe kadar çıkabildiğinden, sadece hacme dayalı bir prognostik değerlendirme yanıltıcı olabilir.

Bu üç parametre bir arada değerlendirildiğinde tek bir belirtecin kesin öngörüsel gücü sınırlı kalır; ancak birlikte yorumlandıklarında karar sürecine önemli katkı sağlarlar. Genel klinik pratikte, düşük folikül stimüle edici hormon, normal inhibin B ve korunmuş testis hacmi obstrüktif azospermi lehine bulgulardır ve TESA için uygun bir preoperatif profil oluşturur. Yüksek folikül stimüle edici hormon, düşük inhibin B ve küçük testis hacmi ise non-obstrüktif azospermi lehine bulgulardır; bu profilde TESA yerine mikro-TESE ilk tercih olarak önerilir.

Lokal Anestezi ile Kord Blokajı Nasıl Uygulanır?

TESA işleminin ofis şartlarında konforlu biçimde uygulanabilmesi, yeterli anestezinin sağlanmasına bağlıdır. Lokal anestezi ile spermatik kord blokajı; genel anestezinin gerektirmediği durumlarda tercih edilen, güvenilirliği yüksek ve öğrenme eğrisi kısa bir tekniktir. Kord blokajı; skrotal cilt anestezisi ile birlikte uygulandığında hastaya işlem boyunca yeterli konfor sağlar.

Kord blokajının hazırlık aşamasında hasta sırtüstü pozisyona alınır, skrotum yükseltilir ve steril örtüler ile hazırlanır. Cilt, povidon iyot ya da klorheksidin bazlı antiseptik solüsyonlarla dezenfekte edilir. Spermatik kord, non-dominant elin işaret ve başparmağı arasında pubik tüberkül seviyesinde tespit edilir. Bu manevra sırasında kord içindeki damar sinir paketinin palpe edilebilir dokusu belirginleştirilir ve enjeksiyon için hedef alan netleştirilir.

Anestezik ajan olarak yaygın biçimde yüzde bir ile iki oranında lidokain ya da uzun etkili yüzde beş oranında bupivakain kullanılır; bazı klinikler her iki ajanın karışımını tercih ederek hem hızlı etki başlangıcı hem de uzun süreli analjezi sağlamayı amaçlar. Yirmi beş ya da yirmi yedi gauge iğne kullanılarak spermatik kord etrafına, damar içi enjeksiyondan kaçınmak için negatif aspirasyon manevrası yapıldıktan sonra beş ile on mililitre anestezik enjekte edilir. Enjeksiyon sonrası anestezinin başlaması genellikle beş ile on dakika içinde gerçekleşir.

Bu bloğa ek olarak skrotal cildin dermal ve subdermal infiltrasyonu, tunica dartos ve tunica vaginalis parietal tabakalarının anestezisi için ilave anestezik uygulaması yararlıdır. Kord blokajı doğru biçimde uygulandığında testis parenkim aspirasyonu sırasında hasta ağrı hissetmez, ancak dokunma ve basınç duyusu korunur. Sedasyon eşliğinde uygulandığında hasta konforu daha da artar. Anksiyetesi yüksek hastalarda, tolerans sınırı düşük olgularda ve bilateral tekrarlayan aspirasyon planlanan durumlarda anestezi uzmanı eşliğinde intravenöz sedasyon ya da genel anestezi tercih edilebilir.

Anestezinin komplikasyonları arasında lokal hematom, geçici hipoestezi, nadiren sistemik lokal anestezik toksisitesi ve alerjik reaksiyonlar yer alır. Bu risklerin en aza indirilebilmesi için maksimum güvenli doz sınırlarına uyulması, aspirasyon manevralarının titizlikle uygulanması ve resüsitasyon donanımının hazır bulundurulması gerekir.

Elde Edilen Sperm ICSI İçin Aynı Gün mü Kullanılır Yoksa Dondurulur mu?

TESA sonucu elde edilen sperm örneğinin nasıl kullanılacağı; yardımlı üreme siklusunun senkronizasyonuna, örnek kalitesine, motilite durumuna, embriyoloji laboratuvarının donanımına ve çiftin klinik planına bağlı olarak belirlenir. Aynı gün taze kullanım ile kriyoprezervasyon yaklaşımlarının her ikisinin de kendine özgü avantajları ve kısıtlılıkları bulunur.

Taze kullanım stratejisinde TESA, oosit toplanması gününde ya da bir gün öncesinde uygulanır ve elde edilen sperm örneği doğrudan intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu için embriyoloji laboratuvarına iletilir. Bu yaklaşım özellikle obstrüktif azospermi olgularında yüksek sperm elde etme oranı beklenen durumlarda tercih edilir. Taze kullanımın avantajı, dondurma çözme sürecine bağlı motilite ve canlılık kayıplarının önlenmesi, hücre bütünlüğünün korunmasıdır. Ancak taze kullanım stratejisi, sperm elde edilemediği takdirde oosit toplama işleminin boşa gitmesi ya da acil donör sperm kullanımı gibi zorlu klinik kararları beraberinde getirebilir.

Kriyoprezervasyon yaklaşımında TESA, oosit toplama sikluslarından bağımsız olarak uygulanır ve elde edilen sperm örneği özel dondurma protokolleri ile saklanır. Bu yaklaşım özellikle non-obstrüktif azospermi olgularında, sperm elde etme oranının belirsiz olduğu durumlarda tercih edilir. Örneğin sperm elde edilmediği takdirde ovaryen stimülasyon protokolünün başlatılmasından kaçınılabilir, tedavi ekonomisi optimize edilir ve çift olası psikososyal stresten korunur. Ayrıca dondurulmuş sperm gerektiğinde birden fazla intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu siklusunda kullanılabilir.

Kriyoprezervasyonun teknik yönleri; sperm konsantrasyonuna, motilite durumuna ve testiküler doku aspiratının yapısına göre şekillenir. Testiküler sperm örneklerinde ejakülata kıyasla motilite düşük, gliserol bazlı kriyoprotektanlara duyarlılık farklıdır. Bu nedenle testiküler sperm için özel olarak geliştirilmiş dondurma protokolleri, mikrodamla teknikleri ve vitrifikasyon uygulamaları kullanılır. Çözme sonrası motilite kaybı olsa da hareketsiz canlı spermlerin dahi intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu ile başarılı fertilizasyonu sağladığı bilinmektedir.

Klinik pratikte tercih genellikle şu şekilde şekillenir: obstrüktif azospermide taze kullanım daha yaygın bir yaklaşımken, non-obstrüktif azospermide kriyoprezervasyon eğilimi baskındır. Ancak nihai karar, çiftin klinik durumu, üreme ekibinin deneyimi ve laboratuvar altyapısına göre bireyselleştirilir.

TESA Sonrasında Testiste Hematom veya Atrofi Riski Nedir?

TESA’nın en önemli avantajlarından biri komplikasyon oranının düşük olmasıdır. Ancak her cerrahi girişim gibi TESA da beraberinde birtakım riskler taşır. Bu risklerin başında hematom, enfeksiyon, ağrı, testis atrofisi ve nadiren testis kaybı yer alır.

Hematom, TESA sonrası en sık karşılaşılan komplikasyondur. İğne travmasının intratestiküler damarlara denk gelmesi ya da tunica albuginea üzerindeki yüzeyel damarların zedelenmesi sonucu gelişebilir. Genellikle küçük çaplı ve subklinik hematomlar spontan olarak birkaç hafta içinde rezorbe olur. Büyük hematomlar, skrotal şişlik, ağrı ve ekimoz ile klinikleşebilir; nadiren cerrahi drenaj gerektirebilir. Hematom riskini azaltmak için işlem öncesi antikoagülan ve antiagregan ilaçların uygun sürelerle kesilmesi, atravmatik tekniklerin kullanılması ve işlem sonrası kompresyon önemlidir.

Enfeksiyon, TESA sonrası nadir bir komplikasyondur ve steril cerrahi tekniklere uyulduğunda binde bir düzeyinin altında kalır. Superficial cilt enfeksiyonu, orşit ve nadiren epididimit tabloları gelişebilir. Diyabet, immünsüpresyon ve önceki skrotal enfeksiyon öyküsü risk faktörleri arasında yer alır. Klinik olarak ateş, skrotal kızarıklık, ağrı artışı ve seröz akıntı bulguları enfeksiyondan şüphelendirir; ampirik antibiyoterapi ve gerektiğinde kültür rehberliğinde tedavi uygulanır.

Testis atrofisi, TESA sonrası çok nadir görülen bir komplikasyondur. Atrofi riski büyük hematoma bağlı sekonder iskemi, tekrarlayan multipl aspirasyon travması ya da enfeksiyona sekonder gelişebilir. Büyük serilerde bu risk binde birden düşük olarak bildirilmektedir. Ancak tekrarlayan girişimler, özellikle küçük hacimli testislerde ve kolajen dokuların zayıf olduğu olgularda atrofi olasılığını artırabilir.

Ağrı, çoğu hastada geçici ve hafif düzeydedir; basit analjezikler ile kontrol altına alınabilir. Nadiren kronik testis ağrısı, sinir irritasyonu ya da postoperatif nöropati şeklinde gelişebilir; bu durumda üroloji uzmanı tarafından ayrıntılı değerlendirme gereklidir. Postoperatif dönemde skrotal destek, buz uygulaması, aktivite kısıtlaması ve profilaktik önlemler komplikasyon riskini en aza indirir. Kontrol muayenesi genellikle iki ile dört hafta sonrasında planlanır ve ihtiyaç halinde skrotal ultrasonografi ile yapılan görüntüleme değerlendirme sürecine eklenir.

İşlem Başarısız Olursa Mikro-TESE Kaç Ay Sonra Denenebilir?

TESA sonucunda sperm elde edilememesi durumunda, alternatif cerrahi sperm elde etme yöntemlerinin planlanması gündeme gelir. Mikro-TESE, non-obstrüktif azospermi olgularında ikinci basamak seçenek olarak en sık uygulanan tekniktir. Ancak iki cerrahi girişim arasındaki zaman aralığı, önceki işlemin doku iyileşmesi, inflamatuar yanıtın rezolüsyonu ve testis parenkiminin yapısal restorasyonu göz önünde bulundurularak belirlenir.

TESA sonrasında testis parenkiminde geçici histolojik değişiklikler oluşur. İğne trakelerinde milimetrik hematom, ödem ve inflamatuar hücre infiltrasyonu gözlenir. Bu değişiklikler cerrahi mikroskop rehberliğinde yapılacak mikro-TESE sırasında testis dokusunun görsel değerlendirmesini zorlaştırabilir, tübüler morfolojinin ayırt edilebilirliğini azaltabilir. Ayrıca aspirasyon bölgelerinde gelişen mikro-fibrozis, aynı bölgeden yapılacak yeni girişimlerde teknik güçlük yaratabilir.

Genel klinik yaklaşım, TESA ile mikro-TESE arasında en az üç ay, tercihen altı ay ara bırakılmasıdır. Bu süre; testis dokusunun tam iyileşmesi, inflamatuar yanıtın gerilemesi, hormonal geri bildirim sisteminin dengeye kavuşması ve spermatogenetik ritmin restorasyonu için gereklidir. Spermatogenez döngüsünün yaklaşık yetmiş dört gün sürdüğü bilindiğinden, bu süreç göz önünde bulundurularak üç ay minimum bekleme aralığı önerilir.

Beklenme dönemi sadece iyileşme için değil, aynı zamanda ek preoperatif değerlendirme yapmak açısından da olanak sağlar. Bu süreçte hormonal profil yeniden değerlendirilebilir, gerekiyorsa varikosel onarımı planlanabilir, yaşam tarzı değişiklikleri desteklenebilir ve antioksidan tedavi başlanabilir. Ayrıca genetik danışmanlık, çiftin yardımlı üreme protokolüne uyumu ve psikolojik destek de bu dönemde optimize edilir.

Mikro-TESE planlaması sırasında önceki TESA’nın hangi bölgelerden ve kaç iğne trakesi ile gerçekleştirildiği belgelenmeli, cerrahi mikroskop altında bu bölgelerden mümkün olduğunca uzak, henüz iyileşmesi tamamlanmış alanlar hedeflenmelidir. Bilateral yaklaşım genellikle tercih edilir; her iki testisin ekvatoryal insizyonlar ile açılıp sistematik olarak taranması, sperm elde etme olasılığını maksimum düzeye çıkarır. Cerrahi teknik, deneyimli mikrocerrahi ekibi ve entegre embriyoloji laboratuvarı desteği başarının anahtar unsurlarıdır.

Klinefelter Sendromu ve Y Kromozom Mikrodelesyonlarında TESA Verimli midir?

Genetik nedenlere bağlı non-obstrüktif azospermide sperm elde etme başarısı, kullanılan cerrahi tekniğe göre belirgin farklılıklar gösterir. Klinefelter sendromu ve Y kromozom mikrodelesyonları; erkek infertilitesinin en önemli genetik nedenlerinden ikisidir ve tanı algoritmasında rutin genetik değerlendirme kapsamında araştırılır.

Klinefelter sendromu, en sık 47,XXY karyotipi ile karakterize sayısal cinsiyet kromozomu anomalisidir. Klinik olarak küçük testisler, düşük testosteron düzeyleri, yüksek folikül stimüle edici hormon değerleri, jinekomasti ve azoospermi ile ortaya çıkar. Testis histopatolojisi tipik olarak yaygın sertoli hücre baskınlığı, tübüler skleroz ve fokal, dağınık spermatogenez adacıkları gösterir. Bu adacıkların dağılımı düzensiz olduğundan kör iğne aspirasyonu tekniği olan TESA’nın Klinefelter sendromu olgularında başarısı oldukça düşüktür; genellikle yüzde on veya altında raporlanır. Buna karşın cerrahi mikroskop rehberliğinde uygulanan mikro-TESE ile bu oran yüzde kırk ile altmış aralığına yükselir. Bu nedenle Klinefelter sendromu olgularında TESA ilk tercih olarak önerilmez; mikro-TESE altın standart olarak kabul edilir.

Y kromozom mikrodelesyonları; azoospermi faktör bölgeleri olarak adlandırılan AZFa, AZFb ve AZFc bölgelerindeki genetik kayıplarla karakterizedir. Bu delesyonların spermatogenez üzerindeki etkileri bölgesine göre farklıdır ve prognostik önem taşır. AZFa tam delesyonlarında sertoli cell only tablosu tipiktir ve gerek TESA gerekse mikro-TESE ile sperm elde edilme olasılığı neredeyse sıfırdır. AZFb tam delesyonlarında matürasyon arresti tablosu görülür ve sperm elde etme olasılığı düşüktür. AZFc delesyonlarında ise histopatolojik spektrum daha geniş olabilir; hipospermatogenez, matürasyon arresti ya da fokal sertoli cell only tabloları görülebilir ve sperm elde etme olasılığı yüzde elliye kadar çıkabilir.

AZFc delesyonu olan olgularda dahi TESA’nın başarı oranı, kör örnekleme yaptığı için mikro-TESE’den düşüktür. AZFc delesyonu olan hastalarda öncelik mikro-TESE olmakla birlikte, seçilmiş olgularda ve laboratuvar altyapısı uygun kliniklerde TESA’nın da tercih edildiği bildirilmektedir. Ancak AZFa ve AZFb tam delesyonlarında herhangi bir sperm elde etme girişimi önerilmemekte, çiftlere donör sperm ya da evlat edinme gibi alternatif çözümler sunulmaktadır.

Genetik değerlendirme ve danışmanlık, cerrahi karar sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu değerlendirme sadece cerrahi başarı oranını öngörmek için değil, aynı zamanda elde edilecek sperm ile doğacak erkek çocukların benzer genetik anomalileri taşıma riskini çiftlere açıklamak için de kritik önem taşır.

Varikosel Ameliyatı TESA Öncesinde Sperm Bulma Şansını Artırır mı?

Varikosel; pampiniform venöz pleksusun anormal dilatasyonu olarak tanımlanan ve erkek infertilitesinin en sık karşılaşılan düzeltilebilir nedenlerinden biri olarak kabul edilen klinik tablodur. Varikoselin spermatogenez üzerindeki olumsuz etkileri; skrotal ısı artışı, testiküler oksidatif stres, hipoksi, hormonal dengesizlik ve toksik metabolitlerin birikimi ile ilişkilendirilir. Varikosel onarımının azospermide sperm bulma şansı üzerindeki etkisi son yıllarda özellikle ilgi çeken bir araştırma alanı olmuştur.

Non-obstrüktif azospermi olgularının yaklaşık yüzde on ile yirmisinde belirgin varikosel eşlik eder. Bu olgularda mikrocerrahi varikoselektomi uygulaması, ejakülata sperm dönüşünü sağlayabilir ve cerrahi sperm elde etme başarı oranını artırabilir. Literatürde varikoselektomi sonrası hastaların yaklaşık yüzde yirmi beş ile kırk beşinde ejakülata sperm dönüşü bildirilmekte, bu spermlerin bir kısmının doğal ya da yardımlı üreme yöntemleri ile fertilizasyon sağlayabildiği raporlanmaktadır. Ejakülata sperm dönmese bile, mikro-TESE ile sperm elde etme oranının varikoselektomi sonrasında arttığı bazı çalışmalarda gösterilmiştir.

Ancak varikoselektomi kararı verilirken bazı klinik değişkenlerin göz önünde bulundurulması gerekir. Varikoselin klinik derecesi, testis hacmi, hormonal profil, hastanın yaşı, çiftin toplam infertilite süresi ve yardımlı üreme protokolünün aciliyeti karar sürecinde belirleyicidir. Yüksek dereceli varikosel, korunmuş testis hacmi ve nispeten hafif düzeyde hormonal bozukluk olan olgularda varikoselektomi öncesinde uygulanması, sperm elde etme olasılığını artırma açısından yararlı olabilir. Buna karşın hormonal profili ileri derecede bozulmuş, testis hacmi çok küçük ve genetik olarak ağır spermatogenez baskılanması olan olgularda varikoselektominin katkısı sınırlıdır.

Varikoselektominin cerrahi seçenekleri arasında mikrocerrahi subinguinal yaklaşım, açık yüksek ligasyon, laparoskopik ve embolizasyon yöntemleri yer alır. Mikrocerrahi subinguinal varikoselektomi; en düşük komplikasyon oranı ve en yüksek başarı oranı ile altın standart olarak kabul edilir. Postoperatif dönemde spermatogenez restorasyonu genellikle üç ile altı ay içerisinde belirginleşir; bu nedenle varikoselektomi sonrası cerrahi sperm elde etme girişimi en erken üç ay, tercihen altı ay sonrasında planlanır. Bu bekleme süresi hem spermatogenetik iyileşmenin değerlendirilmesi hem de olası ejakülata sperm dönüşünün belgelenmesi için gereklidir.

Sonuç olarak varikoselektomi, non-obstrüktif azospermi olgularının bir alt grubunda cerrahi sperm elde etme başarısını artıran ve bazı olgularda invaziv işleme gerek bırakmadan ejakülatta sperm dönüşü sağlayan bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Karar sürecinde bireysel klinik parametrelerin titizlikle değerlendirilmesi ve çiftin bilinçli bir tercih yapması sağlanmalıdır.

Aspirasyon Sonrası Testosteron Seviyeleri Nasıl Etkilenir?

Testis, spermatogenez fonksiyonunun yanı sıra androjen üretiminden de sorumlu bir organdır. Leydig hücreleri intersitisyel dokuda yerleşimlidir ve luteinizan hormon uyarısıyla testosteron sentezini gerçekleştirir. Cerrahi sperm elde etme girişimleri; leydig hücre popülasyonu üzerindeki mekanik etkileri, intratestiküler dolaşımın geçici bozulması ve doku iyileşme sürecinin yarattığı sistemik yanıt nedeniyle androjen üretiminde geçici ya da nadiren kalıcı değişikliklere yol açabilir.

TESA’nın leydig hücresi ve testosteron üretimi üzerindeki etkisi mikro-TESE’ye kıyasla belirgin biçimde daha sınırlıdır. İnce iğne aspirasyonu ile alınan doku miktarı çok küçük olduğundan leydig hücre popülasyonunda anlamlı bir azalma beklenmez. Ancak işlem sonrası dönemde geçici bir intratestiküler ödem, mikrohematom ve inflamatuar yanıt androjen üretimini kısa süreliğine baskılayabilir. Bu değişiklikler genellikle klinik olarak asemptomatiktir ve serum testosteron düzeylerinde ölçülebilir bir düşüşe yol açmaz.

Uzun dönem takip çalışmalarında TESA sonrası serum testosteron düzeylerinin çoğunlukla stabil kaldığı bildirilmektedir. Ancak tekrarlayan aspirasyon girişimleri, özellikle küçük hacimli ve rezervi düşük testislerde, kümülatif hasar oluşturarak leydig hücre disfonksiyonuna yol açabilir. Bu durum klinik olarak hipogonadizm bulguları, libido azalması, yorgunluk, kas kütlesi azalması, ruh hali değişiklikleri ve ereksiyon disfonksiyonu şeklinde ortaya çıkabilir.

Postoperatif hormonal izlem, özellikle tekrarlayan cerrahi sperm elde etme girişimi geçirmiş hastalarda önem taşır. Serum total testosteron, folikül stimüle edici hormon ve luteinizan hormon düzeylerinin işlem öncesi bazal değerleri ile üç ay, altı ay ve on iki aylık kontrollerde karşılaştırılması önerilir. Hormonal profilde belirgin bir bozulma saptanırsa, klinik değerlendirme ile hipogonadizm tanısı doğrulanmalı ve gerekiyorsa endokrinolojik yaklaşım planlanmalıdır. Testosteron replasman tedavisi; sperm elde etme girişimleri sürmekte olan hastalarda spermatogenezi baskılayabileceğinden dikkatli değerlendirilmelidir ve gerekli durumlarda alternatif tedavi seçenekleri, örneğin klomifen sitrat ya da insan koryonik gonadotropin, tercih edilebilir.

Klinefelter sendromu, Y kromozom mikrodelesyonları ve ileri primer testiküler yetmezliği olan hastalarda cerrahi sperm elde etme öncesi androjen replasman tedavisinin geçici olarak kesilmesi ya da modifiye edilmesi gerekebilir. Bu klinik senaryolarda üroloji ve endokrinoloji uzmanlarının birlikte planlama yapması, hem sperm elde etme başarısını hem de hastanın uzun dönem sağlık göstergelerini optimize eder.

TESA ile Elde Edilen Spermle Doğan Çocuklarda Genetik Risk Var mıdır?

Cerrahi sperm elde etme ve intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu ile birleşen yardımlı üreme protokolleri, geleneksel doğal döllenmede yer alan pek çok biyolojik seçici mekanizmayı devre dışı bırakır. Bu durum, doğacak çocuklarda genetik ve epigenetik risklerin doğal gebeliklere kıyasla farklı olabileceği yönünde önemli bir tartışma başlığı oluşturmuştur. TESA ile elde edilen sperm örneklerinde genetik risklerin değerlendirilmesi; hem babadan kalıtsal geçiş riski hem de teknik sürecin yarattığı olası hasar açısından ele alınmalıdır.

Kalıtsal geçiş açısından değerlendirildiğinde en önemli risk grubunu genetik nedenli azospermi olguları oluşturur. Klinefelter sendromu olan babalardan doğan erkek çocuklarda ilave cinsiyet kromozomu taşıyıcılığı riski, doğal populasyona kıyasla belirgin biçimde yüksektir. Bu nedenle preimplantasyon genetik test uygulaması, embriyo transferinde öncelikli olarak önerilmelidir. Y kromozom mikrodelesyonları olan babalardan doğan erkek çocuklara aynı delesyonun tam olarak aktarılması beklenir; bu durumda çocukların büyük olasılıkla ileri yaşta benzer infertilite tablosuyla karşılaşacağı ailelere önceden açıklanmalıdır.

Kistik fibrozis transmembran regülatör gen mutasyonlarına bağlı konjenital bilateral vas deferens agenezisi vakalarında partner değerlendirmesi kritik önem taşır. Eşin taşıyıcı olması durumunda çocukta kistik fibrozis riski belirgin biçimde artar; bu nedenle her iki partnerin genetik değerlendirmesi ve preimplantasyon genetik test önerilir. Karyotip anomalileri, translokasyonlar ve diğer yapısal kromozom bozuklukları da hem sperm elde etme başarısını hem de doğacak çocukların sağlığını etkileyebileceğinden preoperatif genetik danışmanlığın ayrılmaz bir bileşenidir.

Teknik süreçle ilgili risklere bakıldığında, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sırasında oosit membranının mekanik olarak geçilmesi, sperm hücresinin doğal seçilim ve kapasitasyon sürecinden geçmeden oosit sitoplazmasına iletilmesi, bazı epigenetik değişiklikler ve minor konjenital anomaliler açısından hafif düzeyde artmış risk profili taşıyabilir. Ancak geniş kohort çalışmalarında bu risk artışının mutlak düzeyde küçük olduğu ve çoğu çocukta klinik önem taşımadığı bildirilmektedir. İmprinting bozuklukları, otizm spektrum bozuklukları ve nörogelişimsel farklılıklar konusunda güncel literatür veri sunmaya devam etmektedir; ancak metodolojik farklılıklar ve karışıklık yapıcı değişkenler nedeniyle net bir neden sonuç ilişkisi henüz kesin biçimde ortaya konulamamıştır.

Prekonsepsiyonel genetik danışmanlık; TESA ve intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu planlanan tüm çiftlerde standart bir uygulama olarak önerilir. Bu süreçte üroloji, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi genetik ve embriyoloji ekiplerinin birlikte çalışması, çiftin bilinçli karar vermesini destekler. Preimplantasyon genetik test, uygun endikasyonlarda embriyo transferi öncesi kromozom sağlığı ve tekli gen bozukluklarının taranmasına olanak sağlar. Doğum sonrası dönemde çocukların büyüme, gelişme ve nörokognitif takibinin planlanması, uzun dönem sağlık göstergelerinin izlenmesi açısından önemlidir.

Sonuç olarak TESA ile elde edilen sperm ile gerçekleştirilen yardımlı üreme uygulamalarında genetik risklerin çoğunluğu, altta yatan infertilite nedeninin genetik profiline bağlıdır. Doğru preoperatif değerlendirme, kapsamlı genetik danışmanlık ve uygun embriyoloji uygulamaları ile bu risklerin büyük kısmı önceden öngörülebilir ve yönetilebilir düzeyde tutulur.

Bu içerikte yer alan bilgiler TESA (Testiküler Sperm Aspirasyonu) İşlemi hakkında genel amaçlı bilgilendirmeyi hedeflemekte olup hekim muayenesi, klinik değerlendirme, tanı ve tedavi yerine geçmez. Her hastanın klinik tablosu; azosperminin etiyolojisi, hormonal profili, testis morfolojisi, genetik değerlendirmesi, yardımlı üreme protokolü ve eşlik eden hastalıkları gibi bireysel değişkenler açısından farklılık gösterir. Cerrahi sperm elde etme yöntemleri, endikasyon ve teknik seçimi bakımından deneyim gerektiren özelleşmiş uygulamalardır. Bu nedenle infertilite, azoospermi ya da cerrahi sperm elde etme süreçleri ile ilgili herhangi bir kaygınız olduğunda mutlaka Üroloji polikliniğine başvurarak deneyimli bir hekim tarafından ayrıntılı değerlendirilmeniz önerilir. Üroloji ekibi; multidisipliner yaklaşım, ileri tanı olanakları ve güncel tedavi protokolleri ile size en uygun tedavi planını sunmak için hazır bulunmaktadır.

Kaynakça

  1. American Urological Association (AUA) — Azoospermi ve erkek infertilitesinde tanı ve tedavi rehberiauanet.org/guidelines-and-quality/guidelines/male-infertility
  2. European Association of Urology (EAU) — Cerrahi sperm elde etme yöntemleri (TESA/TESE) ve erkek infertilitesi rehberiuroweb.org/guidelines/sexual-and-reproductive-health
  3. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Azoospermi ve testiküler sperm ekstraksiyonuncbi.nlm.nih.gov/books/NBK578191
  4. MedlinePlus - National Library of Medicine (NIH) — Erkek kısırlığı ve azoospermimedlineplus.gov/maleinfertility.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.