Göz Hastalıkları

Oküler Yüzey Tümörleri

Çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir tablodur. Klinik özellikleri ve değerlendirme yaklaşımını öğrenin.

Oküler yüzey tümörleri, gözün dış yüzeyini kaplayan ince dokularda gelişen iyi huylu ya da kötü huylu kitleleri tanımlayan geniş bir başlıktır. Konjonktiva (gözün beyaz kısmını kaplayan ince zar), kornea (gözün ön saydam tabakası) ve göz kapağı kenarında oluşan bu kitleler, kimi zaman küçük bir kabarcık görünümünde başlar, kimi zaman da yıllar içinde fark edilmeyen bir lekeden köken alır. Hastaların büyük bölümü kitleyi aynaya bakarken ya da bir yakını uyardığında ilk kez sorgular, bu nedenle erken dönemde tıbbi değerlendirmeye gelmek tablonun gidişatını belirleyen önemli bir faktör olarak öne çıkar.

Bu kitlelerin bir kısmı yıllar boyunca aynı boyutta kalan zararsız oluşumlar iken, bir kısmı kısa sürede büyüyerek görmeyi etkileyebilen agresif tablolar şeklinde seyreder. Konjonktival nevüs, papillom ya da pterjium gibi iyi huylu kitleler sık görülürken; oküler yüzey skuamöz neoplazisi, melanom ve lenfoma gibi kötü huylu varyantlar daha az sıklıkla karşımıza çıkar. Bu yazıda oküler yüzey tümörlerinin kimlerde görüldüğü, hangi belirtilerle kendini gösterdiği, nedenleri, tanı süreci ve gelişebilecek komplikasyonlar gündelik bir dille ele alınacaktır.

Kimlerde Görülür?

Oküler yüzey tümörleri her yaşta görülebilen bir grup hastalıktır, ancak bazı gruplarda sıklık belirgin biçimde artar. Açık tenli, açık renk gözlü ve uzun yıllar boyunca yoğun güneş ışığına maruz kalmış kişilerde özellikle skuamöz hücreli lezyonlar daha yüksek oranda gözlenir. Ekvator kuşağına yakın bölgelerde yaşayan, açık havada uzun saatler geçiren çiftçiler, balıkçılar, inşaat çalışanları ve denizciler bu kitlelerin sık karşılaşıldığı meslek gruplarındandır. Yaş ilerledikçe konjonktiva dokusundaki güneş hasarı birikir, bu da kırk yaş üzerindeki bireylerde lezyon görülme olasılığını yükseltir.

Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler de bu kitleler açısından dikkat edilmesi gereken bir grubu oluşturur. Organ nakli sonrası ilaç kullanan, HIV ile yaşayan ya da uzun süreli kemoterapi alan hastalarda oküler yüzey skuamöz neoplazisi sıklığının arttığı bilinmektedir. Bu hastalarda kitleler daha hızlı büyüyebilir, tekrarlama eğilimi gösterebilir ve birden fazla noktada birden ortaya çıkabilir. Aynı şekilde insan papilloma virüsü (HPV) ile temas etmiş bireylerde konjonktival papillom gelişimi daha fazla görülür.

Çocuk yaş grubunda da farklı tablolar söz konusudur. Doğumsal nevüsler, dermoid kistler ya da limbal dermoidler çocukluk çağında saptanan iyi huylu kitlelerdir. Kseroderma pigmentozum (UV ışınına aşırı duyarlılıkla seyreden kalıtsal cilt hastalığı) gibi nadir genetik tablolarda erken yaşlarda dahi kötü huylu lezyon riski yüksektir. Ailede deri kanseri ya da göz tümörü öyküsü bulunan kişilerde de düzenli göz muayenesi önerilen yaklaşımlar arasında yer alır.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Oküler yüzey tümörlerinin en sık karşılaşılan bulgusu, gözün beyaz kısmında ya da renkli kısmına yakın bölgede fark edilen pembemsi, jelatinimsi ya da kahverengi bir kitledir. Bu kitle bazen düz ve parlak bir yüzeyle seyrederken bazen üzerinde damarlanma artışı, beyazımsı plak görünümü ya da kanama eğilimi gösterebilir. Hastaların bir kısmı kitleyi tesadüfen, makyaj yaparken ya da gözünü ovuştururken hisseder. Bazı kitleler ise yalnızca belirli bir bakış yönünde görünür hâle gelir.

Sürekli batma hissi, gözde yabancı cisim varmış gibi rahatsızlık, kızarıklık ve sulanma sık görülen ikinci grup şikâyettir. Kornea üzerine doğru ilerleyen kitleler astigmat (gözün odaklama bozukluğu) gelişmesine yol açabileceği için bulanık görme, ışık etrafında haleler ya da gözlük numarasında ani değişiklikler de tabloya eklenebilir. Göz kapağı kenarında yer alan kitlelerde kirpik dökülmesi, kapak şeklinde bozulma ve sık tekrarlayan arpacık benzeri iltihaplar gözlenir.

Renk değişikliği önemli bir uyarı bulgusudur. Daha önce var olan bir lekenin koyulaşması, sınırlarının düzensizleşmesi ya da yeni renkli alanların ortaya çıkması melanositik (pigment üreten hücrelerden köken alan) lezyonlar için dikkat çekici bir bulgu sayılır. Kanlanan, kanayan ya da üzerinde küçük kistik boşluklar gelişen kitleler de hızlı bir değerlendirme gerektirir. İleri evre olgularda göz hareketlerinde kısıtlılık, çift görme ve göz arkasında basınç hissi tabloya eşlik edebilir; bu durum kitlenin yörünge (göz küresinin yerleştiği kemik boşluk) dokusuna doğru ilerlediğini düşündüren bir bulgu olarak değerlendirilir.

Bazı oküler yüzey tümörleri ise hiçbir belirti vermeden uzun yıllar yerinde kalır. Özellikle iyi huylu nevüsler küçük bir leke olarak kalabilir ve yalnızca kontrol muayeneleri sırasında not edilir. Bu nedenle gözünde renk değişikliği ya da kitle fark eden kişilerin belirti olmasa bile yıllık göz muayenesini aksatmaması önerilen bir yaklaşımdır.

Nedenleri Nelerdir?

Oküler yüzey tümörlerinin gelişiminde tek bir neden bulunmaz, birden fazla faktörün bir araya gelmesi söz konusudur. En çok suçlanan etken ultraviyole (UV) ışınlarıdır. Güneşten gelen UV-B ışınları konjonktiva ve kornea hücrelerinin DNA'sında zaman içinde birikici hasar oluşturur. Bu hasar onarım mekanizmalarının yetersiz kaldığı noktada hücreler kontrolsüz biçimde çoğalmaya başlar. Şapka takmadan, gözlük kullanmadan uzun yıllar dışarıda çalışmak bu riski belirgin biçimde artıran bir yaşam biçimi olarak öne çıkar.

Viral enfeksiyonlar bir diğer önemli neden grubunu oluşturur. İnsan papilloma virüsü, özellikle konjonktival papillom ve bazı skuamöz lezyonların gelişiminde rol oynar. Epstein-Barr virüsü (EBV) ile bağlantılı bazı lenfoid kitleler de bu başlık altında ele alınır. Bağışıklık sistemini zayıflatan durumlar bu virüslerin yüzey dokusunda hücresel değişiklik oluşturmasını kolaylaştırır.

Kronik tahriş ve iltihap zemini de önemli risk faktörleri arasındadır. Yıllarca süren kuru göz, gerekli yaklaşım uygulanmamış alerjik konjonktivit (göz akı zarının alerjik iltihabı), kimyasal yanıklar ve yaygın pterjium öyküsü dokuda sürekli bir hücre yenilenmesine yol açar. Yoğun hücresel döngü mutasyon olasılığını artırır. Sigara kullanımı, mesleki olarak benzin türevleri, kaynak ışığı ya da agresif kimyasallarla temas eden kişilerde de risk daha yüksek olarak bildirilir.

Genetik yatkınlıklar da göz ardı edilmemelidir. Kseroderma pigmentozum, okülokütanöz albinizm (göz ve deride pigment yokluğu) ve bazı bağışıklık yetmezliği sendromlarında oküler yüzey tümörleri sık gelişir. Ailesinde melanom öyküsü olan bireylerde konjonktival melanom riski toplum ortalamasının üzerindedir. Risk faktörlerini özetleyen belli başlı durumlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Uzun süreli güneş ve UV ışınlarına maruziyet
  • Açık ten, açık göz ve açık saç rengi
  • Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların kullanımı
  • HPV ve EBV gibi viral enfeksiyonlarla temas
  • Sigara ve mesleki kimyasal maruziyet
  • Genetik sendromlar ve ailede tümör öyküsü

Tanı Nasıl Konulur?

Oküler yüzey tümörlerinde tanı süreci ayrıntılı bir göz muayenesi ile başlar. Hekim, kitlenin yerleşim yerini, boyutunu, rengini, sınırlarını ve üzerindeki damar yapısını biyomikroskop (yarık lamba olarak da bilinen büyüteçli muayene cihazı) ile inceler. Bu muayene sırasında kitlenin altındaki dokuya yapışıp yapışmadığı, hareket edip etmediği ve çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı not edilir. Kapak alt yüzeyinin ve göz arka kutbunun da değerlendirilmesi ihmal edilmemesi gereken bir adım olarak kabul edilir.

Görüntüleme yöntemleri tanıyı netleştirmede önemli bir rol üstlenir. Ön segment optik koherens tomografi (OCT), oküler yüzeyin tabakalarını mikrometre düzeyinde inceleyerek kitlenin derinliğini ve epitel altı yayılımını gösterir. Ultrason biyomikroskopisi ise daha derin yerleşimli ya da kalın kitlelerde dokuya yayılımı değerlendirmek için kullanılır. Yörünge tutulumundan şüphelenildiğinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) ya da bilgisayarlı tomografi (BT) tabloya eklenir.

Şüpheli durumlarda kesin tanı için biyopsi gerekir. Küçük kitlelerde tüm lezyon çıkarılarak patolojiye gönderilir; bu yaklaşıma eksizyonel biyopsi adı verilir. Büyük ya da yaygın kitlelerde önce küçük bir parça alınarak hücresel yapı incelenir ve sonrasında yaklaşım planı şekillendirilir. Patolojik inceleme kitlenin iyi huylu mu kötü huylu mu olduğunu, hangi hücre tipinden köken aldığını ve çevre dokulara yayılım gösterip göstermediğini açıklığa kavuşturur.

İmpresyon sitolojisi adı verilen, özel bir kâğıt aracılığıyla yüzey hücrelerinin toplanıp incelendiği yöntem de bazı olgularda destekleyici bilgi verir. Sistemik bir tutulum şüphesi varsa kan tetkikleri, lenf nodu muayenesi ve gerektiğinde tüm vücut görüntülemesi süreç içinde planlanan tetkikler arasındadır. Tanı sürecinde sık başvurulan değerlendirmeler şu şekilde özetlenebilir:

  • Biyomikroskop ile detaylı ön segment muayenesi
  • Ön segment OCT ve ultrason biyomikroskopisi
  • Yörünge MR ya da BT görüntülemesi
  • Eksizyonel ya da insizyonel biyopsi
  • İmpresyon sitolojisi ve patolojik inceleme

Komplikasyonlar Nelerdir?

Oküler yüzey tümörlerinin geç fark edilmesi ya da takipsiz kalması, gözü ve genel sağlığı etkileyen pek çok soruna yol açabilir. Kornea üzerine ilerleyen kitleler, gözün saydam tabakasında düzensizlik oluşturarak kalıcı görme bulanıklığına neden olabilir. Kitlenin uzaklaştırılması sırasında oluşan doku kaybı, sonradan greft (doku yaması) ya da kök hücre uygulaması gerektiren yüzey bozukluklarına dönüşebilir. Bu durum hastanın gündelik yaşamında okuma, araç kullanma ve ekran kullanımı gibi etkinliklerini doğrudan etkiler.

Kötü huylu kitlelerde komplikasyon yelpazesi daha geniştir. Konjonktival melanom kan ve lenf yolu ile yayılım gösterebilen, uzak organlarda tutulum yapabilen agresif bir tablo olarak bilinir. Erken evrede yakalanmadığında karaciğer, akciğer ve beyin gibi organlarda metastazlara yol açabilir. Skuamöz hücreli karsinom ise daha çok komşu dokulara yayılma eğilimindedir; göz kapağı, yörünge dokuları ve hatta paranazal sinüsler (yüz kemikleri içindeki hava boşlukları) etkilenebilir. İleri evre olgularda gözün çıkarılması (enükleasyon) ya da yörünge boşaltılması (egzantrasyon) gibi geniş cerrahi gerekebilir.

Yaklaşım sürecine bağlı komplikasyonlar da göz ardı edilmemelidir. Cerrahi sonrası yara yeri iyileşmesinde gecikme, simbleferon adı verilen göz kapağı ile göz küresi arasındaki yapışıklık, kapak şeklinde bozulma ve gözyaşı dengesinde bozulma görülebilir. Bölgesel kemoterapi damlaları kullanılan hastalarda göz yüzeyinde kuruluk, kızarıklık ve geçici bulanık görme gelişebilir. Radyoterapi alan olgularda katarakt (göz merceğinin saydamlığını yitirmesi), kuru göz ve retina damar değişiklikleri uzun dönemde dikkat edilmesi gereken sonuçlar arasında yer alır.

Psikososyal etkilenme de tabloya eklenen bir komplikasyon başlığıdır. Görünür bir kitleyle yaşamak, sık kontroller, biyopsi ve nüks endişesi hastalarda kaygı ve uyku düzensizliğine yol açabilir. Bu nedenle plan oluşturulurken yalnızca tıbbi süreç değil, hastanın sosyal ve duygusal ihtiyaçları da bütüncül biçimde ele alınan yaklaşımla yönetilir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Gözünüzün beyaz kısmında yeni fark ettiğiniz bir kabartı, renk değişikliği ya da büyüyen bir leke varsa, geçmeyen kızarıklık ve batma hissi sizi rahatsız ediyorsa zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurmanız önerilir. Özellikle daha önce var olan bir benin sınırlarının düzensizleşmesi, renginin koyulaşması ya da üzerinde kanama gelişmesi hızlı değerlendirme gerektiren bulgular arasındadır. Bu tür değişiklikleri yıllık kontrole bırakmak yerine kısa sürede randevu almak süreci olumlu etkileyen bir tutum olur.

Görmenizde son haftalarda ortaya çıkan bulanıklık, çift görme, ışık çevresinde haleler ya da gözlük numaranızdaki ani değişiklik de bir hekime danışmanız gereken durumlardır. Göz kapağınızda iyileşmeyen yara, sık tekrarlayan arpacık benzeri şişlikler ve kirpiklerinizde dökülme fark ettiyseniz yine değerlendirilmeniz uygun olur. Bağışıklık sisteminizi baskılayan bir ilaç kullanıyor ya da kronik bir hastalık süreci içindeyseniz belirtileriniz hafif olsa bile düzenli göz muayenesini aksatmamanız önerilen bir alışkanlık olarak öne çıkar.

Daha önce oküler yüzey tümörü nedeniyle yaklaşım uygulandıysa, hekiminizin önerdiği kontrol takvimine uyumlu olmanız büyük önem taşır. Nüks erken evrede yakalandığında daha küçük girişimlerle kontrol altına alınabilir. Yeni bir şikâyet ortaya çıktığında bir sonraki kontrolü beklemek yerine erken görüşme talep etmeniz isabetli bir adım olabilir.

Son Değerlendirme

Oküler yüzey tümörleri, küçük bir lekeden agresif bir kitleye kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkan, erken fark edildiğinde çok daha rahat yönetilen bir hastalık grubudur. UV ışınlarına karşı korunmak, kaliteli güneş gözlüğü kullanmak, sigaradan uzak durmak ve düzenli göz muayenesi yaptırmak hem riski azaltan hem de olası bir kitleyi erken evrede yakalamayı kolaylaştıran yaklaşımlardır. Gözündeki bir değişikliği önemsemeyen kişilerin tablonun ilerlemesine olanak verdiği unutulmamalıdır.

Oküler yüzey tümörleri gibi tablolarda ileri görüntüleme yöntemleri, güncel yaklaşımlar ve bütüncül bir bakış açısı birlikte değerlendirilir. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa bir uzman hekime başvurarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Kaynakça

  1. American Academy of Ophthalmology — Konjonktival ve oküler yüzey tümörleriwww.aao.org/eye-health/diseases/conjunctival-tumors
  2. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Ocular Surface Squamous Neoplasiawww.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK560860/
  3. National Cancer Institute — Intraocular (Uveal) Melanoma ve göz tümörleriwww.cancer.gov/types/eye
  4. MedlinePlus — Göz kanserleri ve göz hastaliklarimedlineplus.gov/eyecancer.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göz Hastalıkları Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.