Göze bir şey kaçması, acil göz polikliniklerine yapılan başvuruların en sık nedenlerinden biridir. Çoğu zaman rüzgârda uçuşan bir toz tanesi ya da kirpik göz yaşıyla kendiliğinden dışarı atılır ve birkaç dakika içinde rahatlama olur. Ancak bazı durumlarda kaçan parçacık, gözün en ön saydam tabakası olan korneaya saplanır ve orada kalır. Özellikle taşlama, kaynak, tornalama, çekiçle çivi çakma gibi işler sırasında hızla fırlayan metal kıymıkları korneaya gömülür ve kendiliğinden çıkmaz.
Korneal yabancı cisim çıkarılması, korneaya saplanmış bu parçacığın mikroskop altında, gözün saydamlığına en az zarar verecek biçimde alınması işlemidir. İşlem kısa sürer ve genellikle poliklinik koşullarında, damla anestezisiyle yapılır. Ancak basit görünmesine rağmen titizlik ister; çünkü kornea göz merceğinin en güçlü kırıcı yüzeyidir ve burada kalacak bir iz, doğrudan görme kalitesini etkileyebilir.
Bu yazıda korneal yabancı cismin nasıl oluştuğu, hangi belirtileri verdiği, gözde kalırsa neler olabileceği, çıkarma işleminin nasıl yapıldığı, ağrılı olup olmadığı, metal parçalarda oluşan pas halkasının neden temizlendiği, iyileşme sürecinde nelere dikkat edilmesi gerektiği ve iz kalma ihtimali ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Ayrıca göze bir şey kaçtığında yapılmaması gereken davranışlara özel bir bölüm ayrılmıştır; çünkü kalıcı hasarların önemli bir bölümü, ilk anda yapılan yanlış müdahalelerden kaynaklanır.
Korneal Yabancı Cisim Nedir ve Nasıl Oluşur?
Kornea, gözün önündeki saat camına benzeyen saydam tabakadır. Kalınlığı merkezde yarım milimetre civarındadır ve beş ayrı katmandan oluşur. En dıştaki katman epitel adı verilen ince bir örtüdür; bu tabaka hızla yenilenir ve yüzeysel yaralanmalarda birkaç gün içinde kendini onarır. Epitelin altında Bowman tabakası ve stroma bulunur. Stroma korneanın kalınlığının büyük bölümünü oluşturur ve düzenli dizilmiş kolajen liflerden meydana gelir. Bu düzen, korneanın saydamlığının anahtarıdır ve stroma zarar gördüğünde iyileşme iz bırakarak gerçekleşir. Korneal yabancı cismin ne kadar sorun yaratacağı, esas olarak hangi katmana kadar indiğine bağlıdır.
Yabancı cisim, çoğunlukla yüksek hızla fırlayan küçük bir parçacığın göze çarpmasıyla oluşur. En sık karşılaşılan durum, koruyucu gözlük kullanılmadan yapılan metal işleridir. Taşlama makinesinden, kaynak işleminden veya çekiç darbesinden kopan metal kıymıkları saniyede metrelerce hızla hareket eder. Bu parçacıklar sıcaktır ve korneaya çarptığında epiteli delip stromanın yüzeyine gömülür. Sıcaklık nedeniyle çevredeki dokuya hafifçe yapışır, bu yüzden göz yaşıyla atılamaz.
İkinci sık grup, doğal veya organik parçacıklardır. Rüzgârda savrulan kum ve toprak taneleri, ağaç kesme sırasında sıçrayan talaş, bitki dikeni, böcek parçası ve saman bu gruba girer. Organik cisimler metale göre daha az derine iner; ancak beraberinde mikrop taşıma ihtimalleri daha yüksektir. Özellikle bitki kökenli parçacıklar mantar enfeksiyonu açısından dikkat gerektirir.
Üçüncü grup, cam ve plastik parçacıklarıdır. Kaza sırasında kırılan cam, patlayan bir kap ya da kopan bir plastik parça göze girebilir. Cam parçacıkları şeffaf oldukları için muayenede fark edilmeleri güçtür ve özel aydınlatma teknikleri gerektirir.
Kontakt lens kullanıcılarında, lensin altına giren toz taneleri özel bir sorun oluşturur. Parçacık lens ile kornea arasında sıkışır ve göz her kırptığında yüzeyi çizer. Bu, çok küçük bir tozun bile beklenenden fazla rahatsızlık vermesine yol açar.
- Koruyucu gözlüksüz taşlama, kaynak, torna ve çekiç işleri sonrası metal kıymığı
- Rüzgârda savrulan kum, toprak ve bitki parçaları
- Ağaç kesme, budama ve marangozluk sırasında sıçrayan talaş
- Kırılan cam veya patlayan kaptan sıçrayan şeffaf parçacıklar
- Kontakt lens altına giren ve yüzeyi çizen küçük tozlar
Parçacığın göze giriş hızı, sadece nereye saplanacağını değil, ne kadar tehlikeli olduğunu da belirler. Yavaş gelen bir toz tanesi korneanın yüzeyinde kalır. Çok yüksek hızla gelen bir metal parçası ise korneayı tümüyle delip göz içine girebilir. Bu ikinci durum, yüzeysel bir yabancı cisimden tamamen farklı ve çok daha ciddi bir tablodur; bu nedenle her metal kaçma öyküsünde parçacığın göz içine girip girmediği araştırılır.
Gözde Yabancı Cisim Belirtileri Nelerdir?
Korneal yabancı cismin en belirgin özelliği, gözde sürekli ve rahatsız edici bir şeyin varlığı hissidir. Hasta çoğu zaman "gözümde bir şey var", "battıkça batıyor" ya da "kum var gibi" ifadelerini kullanır. Bu his, göz kırpma ile artar; çünkü üst göz kapağının iç yüzü her kırpmada parçacığın üzerinden geçer ve onu hareket ettirmeye çalışır. Kapak kapalıyken şikâyet biraz azalır, bu da tanıya yardımcı bir ipucudur.
Ağrı, korneanın vücudun en yoğun sinir ağına sahip dokularından biri olmasından kaynaklanır. Epitel tabakası altında binlerce serbest sinir ucu bulunur ve bu tabaka sıyrıldığında sinir uçları açıkta kalır. Bu nedenle milimetrenin çok altındaki bir parçacık bile şiddetli ağrı yaratabilir. Ağrının şiddeti, cismin büyüklüğüyle her zaman orantılı değildir.
Sulanma, gözün savunma refleksidir. Göz yaşı bezleri, yabancı cismi yıkayıp atmak için bol miktarda gözyaşı üretir. Ancak parçacık korneaya gömülmüşse bu çaba sonuçsuz kalır ve sadece sürekli akan bir göz olarak kendini gösterir.
Işığa karşı hassasiyet de sık görülür. Hasta aydınlık ortamda gözünü açmakta zorlanır, güneşe bakamaz, ekrandan rahatsız olur. Bunun nedeni, korneadaki tahrişin irise ve gözün iç yapılarına yansıyarak göz bebeğini kasan kasların spazm yapmasıdır. Bu spazm hem ışık hassasiyeti hem de kaş üstünde ya da şakakta hissedilen künt bir ağrı yaratır.
Kızarıklık, gözün beyaz kısmındaki damarların genişlemesiyle ortaya çıkar. Genellikle korneanın çevresinde daha belirgindir. Görme, cisim korneanın kenarındaysa çoğu zaman etkilenmez. Ancak parçacık tam görme ekseninin ortasındaysa, ya da çevresinde ödem ve bulanıklık geliştiyse görme bulanıklaşır.
- Sürekli batma ve gözde bir şey varmış hissi, göz kırpınca artan rahatsızlık
- Şiddetli ağrı, gözü açık tutamama ve refleks olarak kısma
- Bol sulanma ve ışığa bakamama
- Gözün beyazında, özellikle kornea çevresinde kızarıklık
- Cisim merkezdeyse bulanık görme, ışıklarda halelenme
Bazı belirtiler, sorunun yüzeysel bir yabancı cisimden daha fazlası olabileceğini düşündürür. Görmede belirgin kayıp, göz bebeğinin şeklinin bozulması, gözden sıvı sızması hissi, gözün beyazında koyu renkli bir alan görülmesi veya ağrının olağandışı şiddette olması, parçacığın göz içine girmiş olabileceğini akla getirir. Yüksek hızla gelen bir metal parçası bazen çok az ağrı yapar ve hasta durumu hafife alabilir; bu nedenle mekanizma her zaman sorgulanmalıdır.
Yabancı Cisim Gözde Kalırsa Ne Olur?
Korneada kalan bir yabancı cisim, zamanla birden fazla soruna yol açar. İlk ve en yakın tehlike enfeksiyondur. Parçacık, epitel bariyerini delerek girmiştir ve bu geçit, mikropların stromaya ulaşması için açık bir kapı oluşturur. Cismin kendisi de yüzeyinde bakteri, mantar sporu veya toprak kalıntısı taşıyor olabilir. Saatler ve günler içinde bu bölgede beyazımsı bir infiltrat, yani mikrobik birikinti gelişebilir. Bu tablo ilerlerse kornea ülseri adı verilen ve stromayı eriten ciddi bir enfeksiyona dönüşür.
İkinci sorun, sürekli mekanik tahriştir. Her göz kırpmada kapak, çıkıntı yapan parçacığa sürtünür. Bu sürtünme hem epitelin çevre alanlarda da soyulmasına hem de kapak iç yüzeyinde tahrişe yol açar. Sonuçta yaralanma alanı, ilk kaçan cismin boyutundan çok daha geniş bir alana yayılır.
Metal parçacıklarda özel bir sorun devreye girer: oksitlenme. Demir içeren bir parça, gözyaşının nemli ortamında hızla paslanmaya başlar. Bu pas, çevre dokuya sızar ve korneada kalıcı kahverengi bir halka bırakır. Aynı zamanda pas ürünleri hücreler için toksiktir ve iyileşmeyi engeller. Bu süreç saatler içinde başlar ve kaçma anından yaklaşık bir gün sonra pas halkası belirgin hale gelir.
Uzun süre kalan cisim, iltihabi bir yanıtı tetikler. Kornea normalde damarsız bir dokudur ve saydamlığını buna borçludur. Ancak kronik tahriş, kornea kenarındaki damarların merkeze doğru büyümesine yol açar. Bu damarlanma, korneanın saydamlığını kalıcı biçimde azaltır ve ileride kornea nakli gerekirse başarı şansını düşürür.
İltihabın gözün iç yapılarına yayılması da mümkündür. Uzun süre tedavisiz kalan olgularda irisin iltihaplanması gelişir, ön kamarada hücreler birikir, ileri durumlarda göz bebeği ile lens arasında yapışıklıklar oluşur. Bu yapışıklıklar göz bebeğinin şeklini kalıcı olarak bozabilir ve basınç yükselmesine zemin hazırlar.
Nihayetinde stroma tabakasına inen her hasar, iz bırakarak iyileşir. Bu iz, görme ekseninin dışındaysa fark edilmez. Ancak tam merkezdeyse, ışığın düzgün kırılmasını engeller ve kalıcı bulanıklık, kamaşma ve düzensiz astigmatizma yaratır. Erken çıkarılan bir cisim, çoğu zaman epitelin yüzeysel katmanıyla sınırlı kalır ve iz bırakmadan iyileşir. Bekletilen cisim ise hem daha derine iner hem de çevresinde daha geniş bir hasar alanı oluşturur. Bu nedenle zamanlama, sonucu belirleyen en önemli etkendir.
Korneal Yabancı Cisim Nasıl Çıkarılır?
İşlem, ayrıntılı bir muayeneyle başlar. Öncelikle görme keskinliği ölçülür; bu, hem mevcut durumu belgelemek hem de sonrasında karşılaştırma yapabilmek için önemlidir. Ardından hasta biyomikroskop, yani yarık lamba adı verilen cihazın önüne oturtulur. Bu cihaz, korneayı yüksek büyütmeyle ve ince bir ışık demetiyle incelemeye olanak tanır. Işık demeti korneaya eğik açıyla düşürülerek cismin hangi derinlikte olduğu belirlenir.
Bu aşamada en kritik soru, parçacığın korneayı delip geçip geçmediğidir. Bunu anlamak için floresein adı verilen bir boya damlatılır ve mavi ışık altında bakılır. Eğer kornea tam kat delinmişse, içeriden sızan sıvı boyayı seyreltir ve bu, ışık altında akan bir dere gibi görünür. Bu bulgu varsa işlem tamamen değişir; artık poliklinikte basit bir çıkarma değil, ameliyathane şartlarında onarım gerekir. Ayrıca göz kapakları çevrilerek altında başka parçacık kalıp kalmadığı kontrol edilir; kapak altında saklı kalan bir toz tanesi, ana cisim çıkarılsa bile şikâyetin sürmesine neden olur.
Çıkarma işlemi öncesinde göze uyuşturucu damla damlatılır. Genellikle iki üç kez, birkaç dakika arayla uygulanır. Damlanın etkisiyle korneanın yüzey duyusu geçici olarak kaybolur. Hasta yarık lamba önünde oturur, alnını ve çenesini destek noktalarına yaslar. Bu pozisyon, başın sabit kalması için gereklidir. Hastadan belirli bir noktaya sabit bakması istenir ve bu talimata uyulması işlemin güvenliği açısından çok önemlidir.
Yüzeyde duran gevşek parçacıklar için ilk seçenek, steril bir pamuk uçlu çubukla nazikçe silmektir. Bu yöntem, epitele en az zarar veren yaklaşımdır ancak sadece yapışmamış cisimler için işe yarar. Serum fizyolojik ile yıkama da yüzeyel tozları uzaklaştırabilir.
Gömülü cisimler için ince uçlu bir iğne veya bu iş için tasarlanmış özel bir uç kullanılır. Cerrah, iğneyi korneaya teğet geçecek biçimde, yani yüzeye paralel bir açıyla yaklaştırır. Bu açı hayati önemdedir; dik yaklaşım korneayı delme riski taşır. İğnenin ucu cismin altına sokulur ve parçacık yukarı doğru kaldırılarak çıkarılır. Bu hareket tek seferde ve kararlı biçimde yapılır; tekrarlayan kazıma girişimleri hasar alanını genişletir.
Bazı hekimler, döner uçlu bir alet olan burr kullanır. Bu cihazın minik elmas uçlu başlığı, cismin çevresindeki pas ve ölü dokuyu nazikçe alır. Alet, kazıma yerine parlatma etkisi yaratır ve daha düzgün bir yüzey bırakır. Ancak fazla kullanılırsa stromaya inebilir; bu nedenle süre sınırlı tutulur.
Cisim çıkarıldıktan sonra oluşan yüzeysel defekt yeniden değerlendirilir. Sınırların düzgün olması, epitelin daha hızlı ve daha düzenli kapanmasını sağlar. İşlem sonunda floresein boya tekrar damlatılarak açık alanın büyüklüğü ölçülür ve kayda geçirilir. Antibiyotikli damla veya merhem uygulanır. Bazı olgularda, özellikle geniş bir alan açıldıysa, konforu artırmak için tedavi amaçlı yumuşak bir kontakt lens takılabilir; bu lens bandaj gibi görev yapar.
İşlem Ağrılı mıdır, Anestezi Nasıl Yapılır?
Bu, hastaların en çok merak ettiği ve en çok kaygı duyduğu konudur. Yanıt genellikle rahatlatıcıdır: işlemin kendisi, çoğu hastada beklenenden çok daha az rahatsızlık verir. Bunun nedeni, korneanın yüzey anestezisine çok iyi yanıt vermesidir.
Kullanılan anestezi, damla şeklinde uygulanan yüzeysel bir uyuşturucudur. Bu damla göze damlatıldığında ilk birkaç saniye hafif bir yanma hissi verir; bu his kısa sürer ve ardından korneanın duyusu hızla kaybolur. Etki genellikle otuz saniye ile bir dakika içinde başlar ve on beş, yirmi dakika sürer. İşlem bu süreye rahatlıkla sığar. Gerekirse damla tekrarlanır.
Anestezi etkili olduğunda hasta ağrı hissetmez. Ancak dokunma ve basınç duyusu tamamen kaybolmaz; bu nedenle iğnenin veya çubuğun teması, hafif bir itilme ya da temas hissi olarak algılanabilir. Bu his normaldir ve ağrı anlamına gelmez. Hastaların çoğu, işlem bittiğinde "hissetmedim bile" der.
İşlem sırasında en zor kısım genellikle ağrı değil, gözü açık ve sabit tutabilmektir. Göz kırpma refleksi güçlüdür ve tahriş olmuş bir gözde daha da baskındır. Bu nedenle hekim, göz kapaklarını hafifçe açık tutmak için parmaklarıyla destekleyebilir veya kapak ekartörü adı verilen küçük bir tel takabilir. Ekartör takılırken hafif bir baskı hissedilir; sonrasında rahatsızlık vermez ve gözü kırpma çabasının yorucu olmasını engeller.
Hastanın işbirliği, işlemin güvenliğinin en önemli bileşenidir. Cerrah bir noktaya bakmasını söylediğinde, gözün o noktada sabit kalması gerekir. Ani bir göz hareketi, iğnenin istenmeyen bir noktaya temas etmesine yol açabilir. Bu nedenle işlem sırasında konuşmamak, öksürme veya hapşırma ihtiyacı olursa önceden haber vermek önemlidir. Nefes normal ritimde tutulmalıdır.
Çocuklarda ve işbirliği sağlanamayan hastalarda durum farklıdır. Sabit oturamayan küçük bir çocukta yarık lamba önünde iğneyle çalışmak güvenli değildir. Bu durumlarda çocuk, kısa bir sedasyon veya genel anestezi altında ameliyathanede değerlendirilir. Böylece hem işlem güvenle yapılır hem de çocuk kötü bir deneyim yaşamaz. Çocuğa işlemin öncesinde yaşına uygun, korkutmayan bir dille bilgi verilmesi, gözünün uyuşturulacağının ve canının yanmayacağının anlatılması kaygıyı azaltır.
Anestezi etkisi geçtikten sonra, yani işlemden yaklaşık yarım saat sonra, gözde batma ve sulanma yeniden başlar. Bu, cismin çıkarıldığı yerde açık kalan epitel defektine bağlıdır ve beklenen bir durumdur. Bu dönemdeki rahatsızlık, işlemin başarısız olduğu anlamına gelmez. Genellikle ilk gece en rahatsız edici dönemdir ve ertesi gün belirgin biçimde azalır.
Yabancı Cisim Çıkarma İşlemi Ne Kadar Sürer?
Çıkarma işleminin kendisi, çoğu olguda oldukça kısadır. Yüzeyde duran gevşek bir parçacığın pamuklu çubukla alınması bir dakikadan az sürer. Korneaya gömülü bir metal kıymığının iğneyle çıkarılması, pas halkasının temizliği de dâhil olmak üzere genellikle beş ile on dakika arasında tamamlanır. Karmaşık olgularda, örneğin birden fazla parçacık varsa veya cisim korneanın derinlerine inmişse süre on beş, yirmi dakikaya uzayabilir.
Ancak hastanın hastanede geçireceği toplam süre bundan daha uzundur. Kayıt ve muayene sırası, ilk değerlendirme, anestezi damlasının etki etmesi için beklenen birkaç dakika, işlemin kendisi, sonrasındaki kontrol ve reçete düzenlenmesi toplandığında genellikle bir saat civarında bir süre ortaya çıkar. Bu nedenle hastaların günü buna göre planlaması yerinde olur.
Süreyi uzatan bazı durumlar vardır. Birden fazla parçacığın kaçtığı olgular en sık örnektir; taşlama sırasında sıçrayan kıvılcımlar genellikle tek değil, çok sayıda mikro parça bırakır. Bu durumda hekim korneayı sistematik biçimde tarar ve her parçayı ayrı ayrı çıkarır. Göz kapağının altına yerleşmiş ek parçacıkların aranması da zaman alır.
Cismin konumu da süreyi etkiler. Korneanın tam merkezindeki bir parçacık, ekstra dikkat gerektirir; çünkü buradaki her fazladan manipülasyon görmeyi etkileyebilecek bir ize dönüşebilir. Kenardaki bir cisim daha rahat çalışılan bir alandadır.
Hastanın işbirliği en büyük değişkendir. Sabit bakabilen bir hastada işlem akıcı ilerler. Kaygılı, sürekli göz kırpan veya başını geri çeken bir hastada aynı işlem çok daha uzun sürebilir ve bazen ameliyathane koşullarına taşınması gerekebilir.
Eğer değerlendirmede parçacığın göz içine girdiği anlaşılırsa, artık farklı bir süreçten söz edilir. Bu durumda hasta ameliyathaneye alınır, genel anestezi verilir ve göz duvarının onarımı yapılır. Böyle bir cerrahi bir ile iki saat sürebilir ve yatış gerektirir. Bu nedenle ilk muayenedeki ayrım, sürenin ne olacağını belirleyen esas noktadır.
Metal Yabancı Cisimlerde Pas Halkası Neden Temizlenir?
Pas halkası, demir içeren bir parçacığın korneada bıraktığı kahverengi-turuncu renkli dairesel bir izdir. Oluşum mekanizması kimyasaldır: demir, gözyaşının nemli ve tuzlu ortamıyla temas ettiğinde oksitlenir. Bu oksitlenme sonucu ortaya çıkan demir tuzları, çevre kornea dokusuna yayılır ve hücrelerin içine sızar. Süreç, parçacık korneaya saplandığı andan itibaren başlar ve saatler içinde ilerler. Kaçma anından yaklaşık on iki, yirmi dört saat sonra halka gözle görülür hale gelir.
Bu birikintinin temizlenmesi gerekmesinin birden fazla nedeni vardır. Birincisi, demir tuzlarının kornea hücreleri için toksik olmasıdır. Bu tuzlar hücre içi enzim sistemlerini bozar ve hücrelerin ölümüne yol açar. Bölgedeki hücre kaybı, epitelin kapanmasını engeller.
İkincisi, epitelin pas üzerinde tutunamamasıdır. Epitel hücreleri, altındaki sağlıklı zemine yapışarak ilerler. Zeminde paslı, ölü bir doku varsa hücreler burada tutunamaz ve kayıp yüzey kapanmaz. Sonuçta yara iyileşmesi gecikir, hastanın batma şikâyeti günlerce sürer ve tekrarlayan erozyon riski artar.
Üçüncüsü, pasın sürekli bir iltihabi uyarı kaynağı olmasıdır. Vücut, bu yabancı kimyasalı temizlemeye çalışırken bölgeye iltihabi hücreler gönderir. Bu kronik uyarı, kornea kenarından yeni damarların büyümesini tetikler. Damarlanma, korneanın saydamlığını kalıcı olarak azaltır.
Dördüncüsü, temizlenmeyen pasın kalıcı bir leke bırakmasıdır. Görme ekseninin ortasındaki kahverengi bir iz, ışığın düzgün geçmesini engeller, kamaşma ve bulanıklık yaratır.
Temizleme işlemi, iğne ucuyla nazik kazıma veya döner uçlu burr aleti ile yapılır. Burr, elmas kaplı ince bir başlıkla paslı dokuyu parlatarak alır ve daha düzgün bir yüzey bırakır. Bu işlemde denge önemlidir: pasın tamamen çıkarılması istenir, ancak fazla derine inmek stromaya zarar verir ve iz bırakır. Bu nedenle bazı olgularda hekim, çok derinde ve görme ekseninde olan bir pas artığını ilk seansta zorlamamayı, birkaç gün beklemeyi tercih eder. Bekleme sırasında pas, kornea hücrelerinin doğal göç hareketiyle yüzeye doğru itilir ve daha kolay temizlenir. Bu, işlemin eksik yapıldığı anlamına gelmez; aksine dokuyu koruyan bilinçli bir yaklaşımdır.
İşlemden Sonra İyileşme Süreci Nasıldır?
İyileşmenin merkezinde epitel tabakasının yenilenmesi vardır. Bu tabaka, vücudun en hızlı yenilenen dokularından biridir. Kornea kenarındaki kök hücre havuzundan üretilen yeni hücreler, açık kalan alanın kenarlarından merkeze doğru kayarak ilerler ve bir örtü gibi yüzeyi kapatır. Küçük bir defekt yirmi dört ile kırk sekiz saat içinde kapanır. Daha geniş alanlarda bu süre üç, dört güne uzayabilir.
Anestezinin etkisi geçtikten sonra, yani işlemden yaklaşık yarım saat sonra batma ve sulanma yeniden başlar. Bu, açık epitel defektinin sinir uçlarını açıkta bırakmasından kaynaklanır. İlk gece genellikle en rahatsız edici dönemdir; uykuda göz kapağı hareketleri tahrişi artırır. İkinci gün belirgin bir rahatlama hissedilir ve üçüncü güne gelindiğinde çoğu hasta neredeyse normale döner.
Kızarıklık, batmadan daha uzun sürer. Genellikle üç ile yedi gün içinde geriler. Işığa hassasiyet de birkaç gün devam eder ve güneş gözlüğü kullanmak bu dönemde konforu artırır.
Damla tedavisi genellikle antibiyotikli bir damla ile yapılır ve beş ile yedi gün kullanılır. Bu, açık epitel defektinden mikrop girmesini önlemek içindir ve şikâyet geçse bile süresi tamamlanmalıdır. Bazı olgularda göz bebeğini geçici genişleten bir damla eklenir; bu, ışık hassasiyetine yol açan kas spazmını gevşetir ve ağrıyı azaltır. Bu damla kullanıldığında görme birkaç gün bulanık olur ve bu geçicidir.
Kontrol muayenesi, epitelin kapandığını doğrulamak ve enfeksiyon belirtisi olup olmadığını görmek için önemlidir. Genellikle işlemden bir ile üç gün sonra planlanır. Pas artığı bırakıldıysa, bu kontrolde kalan kısım temizlenir.
Bazı hastalar iyileştikten sonraki haftalarda, özellikle sabah uyanırken gözde ani bir batma hissi tarif eder. Bu, tekrarlayan erozyon adı verilen bir durumdur ve yeni epitelin alttaki zemine tam yapışamamasından kaynaklanır. Genellikle kendiliğinden geçer; sürerse yağ bazlı gece merhemleri ile tedavi edilir.
- Antibiyotikli damlayı şikâyet geçse de belirtilen süre boyunca kullanmak
- Kontrol muayenesine gitmek, özellikle pas artığı bırakıldıysa
- Artan ağrı, kızarıklık, çapaklanma veya görme kaybında beklemeden başvurmak
- İlk günlerde güneş gözlüğü kullanarak ışık hassasiyetini yönetmek
İşlem Sonrası Nelere Dikkat Edilmeli ve Damla Kullanılmalı mı?
İşlem sonrası dönemde en önemli kural, gözü ovalamamaktır. Yeni oluşan epitel çok incedir ve alttaki zemine henüz tam yapışmamıştır. Ovalama, bu taze örtüyü bir halı gibi katlayıp kaldırabilir ve iyileşen alan yeniden açılabilir. Batma hissi ovalama isteği yaratır; bu istek bilinçli olarak bastırılmalıdır. Kaşıntı rahatsız edici düzeydeyse, gözü ovmak yerine soğuk ve temiz bir kompres uygulanabilir.
Damla kullanımı iyileşmenin en kritik bileşenidir ve mutlaka gereklidir. Antibiyotikli damla, açık kalan yüzeyden mikrop girmesini engeller ve genellikle günde dört ile altı kez, beş ile yedi gün boyunca kullanılır. Damlayı doğru uygulamak önemlidir: eller yıkanır, baş hafifçe geriye yatırılır, alt kapak parmakla aşağı çekilerek küçük bir cep oluşturulur ve damla bu cebe damlatılır. Damlalığın ucu göze, kirpiğe veya parmağa değdirilmemelidir; değerse şişenin içeriği kirlenir. Damlattıktan sonra göz nazikçe kapatılır ve bir dakika kadar beklenir.
Birden fazla damla varsa, aralarında en az beş dakika beklenmelidir. Aksi takdirde ikinci damla birincisini yıkayıp götürür ve ikisi de etkisiz kalır. Merhem verilmişse en sona bırakılır; çünkü merhem bir tabaka oluşturarak sonraki damlaların emilmesini engeller.
Kontakt lens kullanıcıları için özel bir kural vardır: epitel tamamen kapanıp hekim izin verene kadar lens takılmamalıdır. Açık bir yüzeyin üzerine lens takmak, oksijen geçişini azaltır ve mikropların üremesi için ideal bir ortam yaratır; bu ciddi enfeksiyona yol açabilir. Genellikle en az bir hafta beklenir. Ayrıca eski lens ve lens kabı değiştirilmeli, solüsyon yenilenmelidir.
Su ile temas ilk günlerde sınırlandırılmalıdır. Duş alınabilir ancak suyun ve şampuanın doğrudan göze kaçmaması için dikkat edilmelidir. Havuz, deniz, göl ve hamam en az bir hafta, hekimin verdiği süre boyunca uygun değildir. Musluk suyunda ve havuz suyunda bulunabilen bazı mikroorganizmalar, açık kornea yüzeyi için ciddi tehlike oluşturur.
İşe dönüş, işin türüne bağlıdır. Masa başı çalışma bir iki gün içinde mümkündür; ekran süresi uzunsa göz kuruluğu artabileceği için yapay gözyaşı damlası yardımcı olur. Toz, kıymık veya kimyasal riski taşıyan işlere dönüş, epitel tamamen kapandıktan ve hekim onay verdikten sonra yapılmalıdır. Bu döndükten sonra, koruyucu gözlük artık tercih değil zorunluluk olarak görülmelidir.
Makyaj, özellikle göz çevresi ürünleri, en az bir hafta kullanılmamalıdır. Rimel ve göz kalemi parçacıkları taze yüzeye yapışabilir. Ayrıca eski makyaj ürünleri bakteri taşıyabilir.
Aşağıdaki belirtiler ortaya çıkarsa beklemeden başvurmak gerekir: ağrının azalmak yerine artması, kızarıklığın yoğunlaşması, sarı-yeşil çapak gelmesi, görmenin bulanıklaşması, gözde beyaz bir leke fark edilmesi veya ışık hassasiyetinin şiddetlenmesi. Bunlar enfeksiyon gelişiminin işaretleri olabilir ve erken müdahale ile kolayca kontrol altına alınırken, geciktiğinde kalıcı iz bırakabilir.
Korneal Yabancı Cisim İz Bırakır ve Görmeyi Etkiler mi?
İz kalıp kalmayacağını belirleyen temel etken, hasarın hangi derinliğe indiğidir. Kornea katmanları farklı iyileşme özelliklerine sahiptir ve bu fark, sonucu doğrudan belirler.
Hasar yalnızca epitel tabakasıyla sınırlıysa, iyileşme iz bırakmadan gerçekleşir. Epitel, yenilenme kapasitesi çok yüksek bir dokudur ve kendini eskisi gibi kurar. Yüzeysel bir toz tanesinin bıraktığı sıyrık bu gruba girer ve birkaç gün içinde tamamen düzelir.
Hasar stromaya inmişse durum değişir. Stroma, düzenli dizilmiş kolajen liflerden oluşur ve bu düzen saydamlığın nedenidir. Yaralandığında, onarımı yapan hücreler yeni kolajen üretir; ancak bu yeni lifler orijinal düzenli dizilimi tam olarak taklit edemez. Rastgele dizilmiş lifler ışığı saçar ve bölge grimsi-beyaz bir görünüm alır. Bu, kalıcı bir izdir ve zamanla soluklaşsa da tümüyle kaybolmaz.
İzin görmeyi etkileyip etkilemeyeceği ise konumuyla belirlenir. Kornea kenarında, göz bebeği alanının dışında kalan bir iz, ışığın yolunda değildir ve görmeyi etkilemez. Kişi bu izin varlığını çoğu zaman fark bile etmez. Buna karşılık tam merkezde, göz bebeğinin ortasına denk gelen bir iz, ışığın retinaya düzgün odaklanmasını engeller. Sonuçta bulanıklık, kamaşma, ışıklar çevresinde halelenme ve gözlükle tam düzeltilemeyen düzensiz astigmatizma ortaya çıkabilir.
İzin büyüklüğü ve yoğunluğu da önemlidir. Küçük ve soluk bir iz, üzerinden geçen ışığın çoğunu geçirir ve etkisi sınırlı kalır. Yoğun, beyaz bir iz ise ışığı belirgin biçimde bloke eder ve saçar.
İyi haber şudur: kornea izleri zaman içinde bir miktar silikleşir. İlk aylarda daha belirgin olan iz, altı ay ile bir yıl içinde soluklaşır ve buna paralel görme de biraz düzelebilir. Bu nedenle iz nedeniyle ek girişim kararı, en az altı ay beklenerek verilir.
Görmeyi belirgin etkileyen izler için seçenekler mevcuttur. Yüzeysel izlerde fototerapötik keratektomi adı verilen lazer uygulaması, izi buharlaştırarak düzgün bir yüzey oluşturabilir. Düzensiz astigmatizma yaratan izlerde sert veya skleral kontakt lensler, kornea yüzeyindeki düzensizliği örterek görmeyi belirgin biçimde iyileştirebilir. Çok derin ve yoğun izlerde kornea nakli gündeme gelebilir; ancak bu, yabancı cisimlere bağlı olgularda oldukça nadirdir.
Genel tabloya bakıldığında, zamanında çıkarılan yüzeysel bir yabancı cismin görmeyi kalıcı olarak etkileme ihtimali düşüktür. Sorun yaratan olgular, genellikle günlerce bekletilen, enfeksiyon eklenen ya da baştan çok derine inmiş parçacıklardır. Bu da erken başvurunun neden bu kadar önemli olduğunu gösterir.
Gözde Yabancı Cisim Varken Neler Yapılmamalıdır?
Kalıcı hasarların önemli bir bölümü, cismin kendisinden değil, ilk anda yapılan yanlış müdahalelerden kaynaklanır. Bu nedenle yapılmaması gerekenler, en az tedavi kadar önemlidir.
Gözü ovalamak, listenin en başında gelir. Batma hissi güçlü bir ovalama isteği yaratır; ancak bu hareket, korneada duran parçacığı bir zımpara gibi yüzeye sürter. Sonuçta ilk anda küçük bir noktada duran cisim, geniş bir alanı çizerek daha derine gömülür. Ovalama, en sık ve en zararlı hatadır.
Cismi kendi kendine çıkarmaya çalışmak, ikinci ciddi hatadır. Cımbız, iğne, kürdan, mendil ucu, çakı veya benzeri araçlarla girişim, korneayı delme riski taşır. Kornea yarım milimetre kalınlığındadır ve ayna karşısında, büyütme ve anestezi olmadan yapılan bir müdahale kolayca kontrolden çıkar. Yakınların yardımıyla yapılan bu girişimler, sıklıkla ilk durumdan çok daha kötü bir tabloyla sonuçlanır.
Gözü sıkıca bandajlamak ya da kapatmak, hasta yardım almadan önce yapmaması gereken bir davranıştır. Kapalı ve nemli ortam, mikropların üremesi için elverişli bir zemin oluşturur. Ayrıca kapağın baskısı, korneada duran cismi daha da bastırabilir. Delici bir yaralanma şüphesi varsa göz asla bastırılmamalı; yalnızca temiz ve sert bir siperlik, örneğin bir plastik bardağın kesilmiş tabanı, göz çukurunun kemik kenarına oturtularak koruma sağlanmalıdır.
Gelişigüzel damla kullanmak da sakıncalıdır. Evde bulunan eski damlalar, özellikle kortizonlu olanlar, açık bir kornea yüzeyinde enfeksiyonu hızlandırabilir ve iyileşmeyi geciktirebilir. Kimin için, ne zaman yazıldığı bilinmeyen damlalar kullanılmamalıdır. Anne sütü, tükürük, soğan suyu, zeytinyağı veya çeşitli bitkisel karışımlar gibi geleneksel uygulamalar ciddi enfeksiyon riski taşır ve kesinlikle kaçınılmalıdır.
Musluk suyu ile uzun süreli yıkama da tartışmalıdır. Kimyasal bir madde kaçmışsa bol suyla yıkama hayat kurtarıcıdır. Ancak katı bir parçacık söz konusuysa, musluk suyunda bulunabilen bazı mikroorganizmalar açık yüzey için tehlike oluşturur. Bu durumda tercih, temiz serum fizyolojik veya suni gözyaşıdır.
Kontakt lensi zorla çıkarmaya çalışmak da riskli olabilir. Lens korneaya yapışmışsa veya altında parçacık sıkışmışsa, zorlama epiteli koparabilir. Lens rahat çıkmıyorsa zorlanmamalı, durum hekime bildirilmelidir.
Son olarak, beklemek ve şikâyetin geçmesini ummak da bir hatadır. Özellikle metal parçacıklarda her geçen saat, pas halkasının büyümesi anlamına gelir. Ayrıca uyuşturucu damla bulup kendi kendine kullanmak son derece tehlikelidir; bu damlalar tekrarlanan kullanımda korneanın iyileşmesini durdurur ve kalıcı hasara yol açar. Ağrının kesilmesi, sorunun geçtiği anlamına gelmez; yalnızca uyarı sistemini kapatır.
- Gözü ovalamak, sürtmek veya sıkıca kapatmak
- Cımbız, iğne, mendil gibi araçlarla kendi kendine çıkarmaya çalışmak
- Eski, kortizonlu veya başkasına yazılmış damlaları kullanmak
- Bitkisel karışım, süt, tükürük gibi geleneksel yöntemleri denemek
- Uyuşturucu damlayı tekrar tekrar kendi başına kullanmak
- Şikâyetin kendiliğinden geçmesini bekleyerek başvuruyu ertelemek
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.