Dahiliye

Hipertansiyon Belirtileri: Kimler Risk Altındadır?

Hipertansiyon belirtileri çoğu zaman fark edilmez ve bu durum hastalığı daha tehlikeli kılar. Koru Hastanesi olarak yüksek tansiyon riskini artıran faktörleri ve risk altındaki grupları sunuyoruz.

Hipertansiyon, dünya genelinde en yaygın kronik hastalıklardan biri olup, kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin en önemli modifiye edilebilir risk faktörüdür. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, küresel ölçekte yaklaşık 1.28 milyar yetişkin hipertansiyon ile yaşamaktadır ve bu sayı 2025 yılı itibarıyla 1.56 milyar'a ulaşması öngörülmekteydi. "Sessiz katil" olarak nitelendirilen hipertansiyon, hastaların büyük çoğunluğunda belirgin semptom vermeden yıllar boyunca hedef organ hasarına yol açar. Hipertansif bireylerin %46'sı tanısından habersizdir, tanı alanların ise yalnızca %42'si tedavi almaktadır. Türkiye'de TEKHARF ve PatenT çalışmalarına göre, erişkin nüfusta hipertansiyon prevalansı %30-32 civarındadır ve bu oran 65 yaş üzerinde %60-70'e yükselmektedir. Hipertansiyonun erken tanısı, etkin tedavisi ve özellikle risk altındaki bireylerin belirlenmesi, halk sağlığı açısından stratejik öneme sahiptir.

Hipertansiyon Nedir?

Hipertansiyon, arteriyel kan basıncının sürekli olarak normal kabul edilen değerlerin üzerinde seyretmesi durumudur. Güncel kılavuzlara göre, klinik ortamda ölçülen sistolik kan basıncının ≥140 mmHg ve/veya diyastolik kan basıncının ≥90 mmHg olması hipertansiyon olarak tanımlanır. Amerikan Kardiyoloji Koleji (ACC/AHA) 2017 kılavuzu ise eşik değeri 130/80 mmHg'ye düşürmüştür. Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC/ESH) ve Türk Kardiyoloji Derneği ise 140/90 mmHg eşiğini kullanmaya devam etmektedir.

Kan basıncı sınıflaması şu şekildedir:

  • Optimal: Sistolik <120 mmHg ve diyastolik <80 mmHg. Kardiyovasküler riskin en düşük olduğu aralıktır.
  • Normal: Sistolik 120-129 mmHg ve/veya diyastolik 80-84 mmHg.
  • Yüksek normal: Sistolik 130-139 mmHg ve/veya diyastolik 85-89 mmHg. Bu gruptaki bireyler hipertansiyon gelişimi açısından yakın izlem gerektirir.
  • Evre 1 hipertansiyon: Sistolik 140-159 mmHg ve/veya diyastolik 90-99 mmHg.
  • Evre 2 hipertansiyon: Sistolik 160-179 mmHg ve/veya diyastolik 100-109 mmHg.
  • Evre 3 hipertansiyon: Sistolik ≥180 mmHg ve/veya diyastolik ≥110 mmHg. Acil veya ivedi tedavi gerektirebilir.

Hipertansiyonun %90-95'i esansiyel (primer) hipertansiyon olup, tanımlanabilir bir neden saptanamaz. Kalan %5-10'u ise sekonder hipertansiyon olarak adlandırılır ve altta yatan spesifik bir neden mevcuttur.

Kimler Risk Altındadır? Hipertansiyon Risk Faktörleri

Hipertansiyon gelişim riski, birçok modifiye edilebilir ve modifiye edilemez faktörün etkileşimi ile belirlenir. Risk faktörlerinin erken dönemde tanınması, primer korunma stratejilerinin etkin uygulanması açısından kritik öneme sahiptir.

Modifiye Edilemez Risk Faktörleri

  • Yaş: Hipertansiyon prevalansı yaşla doğrusal olarak artar. Erkeklerde 55 yaş, kadınlarda 65 yaş üzerinde risk belirgin biçimde yükselir. Yaşlanma ile birlikte arteriyel duvar sertliği artar, endotelyal fonksiyon bozulur ve baroreseptör duyarlılığı azalır. İzole sistolik hipertansiyon, yaşlı popülasyonda en sık karşılaşılan hipertansiyon tipidir.
  • Aile öyküsü: Birinci derece akrabalarda (anne, baba, kardeş) hipertansiyon varlığı, riski 2-4 kat artırır. Hipertansiyonun kalıtımsal komponenti %30-50 olarak tahmin edilmektedir. Birden fazla genin etkileşimi ile belirlenen poligenik bir yatkınlık söz konusudur.
  • Irk ve etnisite: Afrikan kökenli bireyler, hipertansiyon prevalansı ve şiddeti açısından en yüksek risk grubunu oluşturur. Bu popülasyonda hipertansiyon daha erken yaşta başlar, daha ciddi seyreder ve hedef organ hasarı daha sık gelişir. Tuz duyarlılığı, düşük renin aktivitesi ve vasküler reaktivite artışı bu farka katkıda bulunan mekanizmalar olarak tanımlanmıştır.
  • Cinsiyet: Premenopozal dönemde kadınlarda östrojenin koruyucu etkisi nedeniyle hipertansiyon prevalansı erkeklerden düşüktür. Menopoz sonrası bu fark ortadan kalkar ve kadınlarda prevalans erkekleri yakalar veya geçer.

Modifiye Edilebilir Risk Faktörleri

  • Obezite: Beden kitle indeksi (BKI) >30 kg/m² olan bireylerde hipertansiyon riski 2-6 kat artmıştır. Özellikle santral (viseral) obezite, bel çevresi erkeklerde >102 cm, kadınlarda >88 cm olması, periferik obeziteye kıyasla daha güçlü bir risk faktörüdür. Artmış adipoz doku, renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi (RAAS) aktivasyonu, sempatik sinir sistemi hiperaktivitesi, insülin direnci ve leptin aracılı mekanizmalar yoluyla kan basıncını yükseltir.
  • Sedanter yaşam tarzı: Haftada 150 dakikadan az orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapan bireyler, aktif bireylere kıyasla %30-50 daha yüksek hipertansiyon riskine sahiptir. Fiziksel inaktivite, vasküler sertlik artışı, endotelyal disfonksiyon ve otonom sinir sistemi dengesizliğine katkıda bulunur.
  • Yüksek sodyum alımı: Günlük 5 gramın üzerinde (yaklaşık 2 gram sodyum) tuz tüketimi, kan basıncını anlamlı biçimde yükseltir. Türkiye'de ortalama günlük tuz tüketimi 15-18 gram olup, önerilen miktarın 3-4 katıdır. Sodyum, ekstraselüler sıvı hacmini artırarak ve vasküler düz kas tonusunu değiştirerek hipertansiyona katkıda bulunur.
  • Düşük potasyum alımı: Potasyum, sodyumun hipertansif etkisini dengeleyici rol oynar. Yeterli potasyum alımı (günde 3.5-5 gram), natriürez artışı ve vasküler düz kas gevşemesi yoluyla kan basıncını düşürür. Muz, avokado, patates, ıspanak ve baklagiller potasyumdan zengin gıdalardır.
  • Alkol tüketimi: Erkeklerde günde 2 birimden fazla, kadınlarda 1 birimden fazla düzenli alkol tüketimi hipertansiyon riskini artırır. Alkol, sempatik aktivasyonu artırır, kortizol salınımını stimüle eder ve vasküler endotel fonksiyonunu bozar.
  • Sigara: Her bir sigara içimi, akut olarak kan basıncını 5-10 mmHg yükseltir. Kronik sigara kullanımı, endotelyal disfonksiyon, arteriyel sertlik artışı ve ateroskleroz hızlanması yoluyla hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık riskini belirgin biçimde artırır.
  • Kronik stres: Psikososyal stres, sempatik sinir sistemi aktivasyonu ve hipotalamo-hipofizer-adrenal (HPA) aks stimülasyonu yoluyla kan basıncını yükseltir. İş stresi, sosyal izolasyon ve düşük sosyoekonomik düzey, hipertansiyon gelişimi ile ilişkili psikososyal faktörlerdir.
  • Obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS): OSAS, dirençli hipertansiyonun en sık nedenidir. Tekrarlayan intermittant hipoksi, sempatik aktivasyonu artırır, RAAS'ı stimüle eder ve endotelyal disfonksiyona yol açar. Hipertansiyon hastalarının %30-40'ında OSAS saptanmaktadır.

Sekonder Hipertansiyon Nedenleri

Sekonder hipertansiyon, tanımlanabilir ve potansiyel olarak tedavi edilebilir bir nedene bağlıdır. Özellikle 30 yaş altında başlayan hipertansiyon, dirençli hipertansiyon (üç farklı sınıf antihipertansif dahil diüretik ile hedef değere ulaşılamama) veya ani kötüleşen hipertansiyon durumlarında sekonder nedenler araştırılmalıdır.

  • Renal arter stenozu: En sık neden aterosklerotik renal arter stenozu'dur (yaşlı hastalarda). Genç kadınlarda ise fibromusküler displazi ön plana çıkar. Renal perfüzyon basıncının düşmesi, RAAS'ın aktivasyonuna ve hipertansiyona yol açar.
  • Feokromositoma: Adrenal medulladan kaynaklanan katekolamin salgılayan tümördür. Paroksismal hipertansiyon, baş ağrısı, terleme ve çarpıntı triadı karakteristiktir. Tanıda 24 saatlik idrarda veya plazmada metanefrin ve normetanefrin ölçümü kullanılır.
  • Cushing sendromu: Kronik kortizol fazlalığı, hipertansiyon, santral obezite, stria, hiperglisemi ve osteoporoz ile karakterizedir. Tanıda gece tükürük kortizolü, 24 saatlik idrar serbest kortizolü veya düşük doz deksametazon supresyon testi kullanılır.
  • Primer aldosteronizm (Conn sendromu): Adrenal kaynaklı aşırı aldosteron üretimi, hipertansiyon ve hipokalemiye neden olur. Dirençli hipertansiyon hastalarının %5-15'inde saptanır. Aldosteron/renin oranı tarama testi olarak kullanılır.
  • Aort koarktasyonu: Aortanın konjenital daralmasıdır. Üst ekstremitelerde hipertansiyon, alt ekstremitelerde düşük veya alınamayan nabızlar ve radyofemoral nabız gecikmesi karakteristiktir.
  • Tiroid hastalıkları: Hem hipotiroidi (diyastolik hipertansiyon) hem de hipertiroidi (sistolik hipertansiyon, geniş nabız basıncı) kan basıncını etkileyebilir.
  • İlaçlar: Oral kontraseptifler (OKS), nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ), kortikosteroidler, dekonjestanlar (psödoefedrin), eritropoetin (EPO), siklosporin ve tirozin kinaz inhibitörleri hipertansiyona neden olabilir veya mevcut hipertansiyonu kötüleştirebilir.

Belirtiler

Hipertansiyon, çoğu hastada asemptomatik seyreder ve bu nedenle "sessiz katil" olarak adlandırılır. Belirtiler genellikle kan basıncının çok yüksek düzeylere ulaştığında veya hedef organ hasarı geliştiğinde ortaya çıkar.

  • Baş ağrısı: Genellikle sabahları oksipital bölgede hissedilen zonklayıcı baş ağrısı, hipertansiyonun en sık bildirilen semptomu olmakla birlikte, hafif-orta hipertansiyonda bu ilişki tartışmalıdır. Şiddetli hipertansiyonda (%180/120 mmHg üzeri) baş ağrısı daha belirgindir.
  • Baş dönmesi ve vertigo: Özellikle pozisyon değişikliklerinde ortaya çıkan denge bozukluğu bildirilir.
  • Burun kanaması (epistaksis): Hipertansiyon ile doğrudan ilişkisi tartışmalı olmakla birlikte, şiddetli hipertansiyonda nazal mukoza damarlarının rüptürü sonucu görülebilir.
  • Görme bozuklukları: Hipertansif retinopati bulgularına bağlı olarak bulanık görme veya görme kaybı gelişebilir. Papil ödemi, malign hipertansiyonun acil bulgusu olup, görme kaybına yol açabilir.
  • Çarpıntı: Sol ventrikül hipertrofisine bağlı aritmiler ve sempatik hiperaktivite, çarpıntı hissine neden olabilir.
  • Nefes darlığı: Sol ventrikül diyastolik disfonksiyonuna veya kalp yetmezliğine bağlı olarak eforla ortaya çıkan dispne görülebilir.
  • Yüzde kızarma: Emosyonel stres veya sıcak maruziyetinde yüzde kızarma sık yaşanır. Hipertansiyona özgü olmamakla birlikte, feokromositomada katekolamin krizlerinde belirgin olabilir.

Tanı ve Doğrulama

Hipertansiyon tanısı, tek bir ölçüm ile konmaz. Doğru tanı için standardize koşullarda yapılan çoklu ölçümler ve doğrulama yöntemleri gereklidir.

  • Klinik kan basıncı ölçümü: En az iki farklı vizitte, her vizitte en az iki ölçüm yapılmalıdır. Hasta 5 dakika istirahat etmiş olmalı, sırtı yaslanmalı, kolu kalp hizasında desteklenmeli ve uygun boyutta manşon kullanılmalıdır.
  • Ambulatuvar kan basıncı monitörizasyonu (ABPM): 24 saatlik sürekli kan basıncı ölçümü, hipertansiyon tanısında altın standart olarak kabul edilmektedir. Beyaz önlük hipertansiyonu (klinik ortamda yüksek, ev ölçümlerinde normal) ve maskeli hipertansiyon (klinik ortamda normal, ev ölçümlerinde yüksek) tanılarında vazgeçilmezdir. 24 saatlik ortalama ≥130/80 mmHg, gündüz ortalaması ≥135/85 mmHg, gece ortalaması ≥120/70 mmHg hipertansiyon olarak değerlendirilir.
  • Ev kan basıncı ölçümü: Hastanın kendi ortamında üst kol tipi otomatik cihaz ile yaptığı ölçümlerdir. ≥135/85 mmHg ortalama değeri hipertansiyon olarak kabul edilir. Sabah ve akşam, en az 7 günlük ölçüm serisi önerilir.

Hedef Organ Hasarı Değerlendirmesi

Hipertansiyon tanısı konulan her hastada hedef organ hasarının araştırılması, tedavi stratejisinin belirlenmesi ve prognozun öngörülmesi açısından zorunludur.

  • Kalp: Sol ventrikül hipertrofisi (SVH), hipertansiyonun en önemli kardiyak komplikasyonudur. Ekokardiyografi ile sol ventrikül kitle indeksi değerlendirilir. SVH varlığı, kardiyovasküler olay riskini 2-4 kat artırır. Diyastolik disfonksiyon ve atriyal fibrilasyon da sık eşlik eden bulgulardır.
  • Göz: Hipertansif retinopati, fundoskopik muayene ile değerlendirilir. Keith-Wagener-Barker sınıflaması dört evrede tanımlanır: Evre I (arteriolar daralma), Evre II (arteriovenöz çaprazlanma), Evre III (kanamalar ve eksüdalar), Evre IV (papil ödemi). Evre III-IV bulgular, acil tedavi gerektiren malign hipertansiyonu gösterir.
  • Böbrek: Hipertansif nefropati, böbrek yetmezliğinin en sık ikinci nedenidir. Albüminüri (mikroalbümin/kreatinin oranı >30 mg/g), erken böbrek hasarının göstergesidir. Serum kreatinin yüksekliği ve tahmini GFH azalması, ilerleyici böbrek hasarını yansıtır.
  • Beyin: Hipertansiyon, iskemik inme ve hemorajik inmenin en önemli risk faktörüdür. Geçici iskemik atak (TIA), laküner infarkt, vasküler demans ve hipertansif ensefalopati, serebrovasküler hedef organ hasarının spektrumunu oluşturur.
  • Periferik arter hastalığı (PAH): Ayak bileği-kol basınç indeksi (ABI) ile değerlendirilir. ABI <0.9, periferik arter hastalığını gösterir ve yaygın aterosklerozun bir göstergesidir.

Ayırıcı Tanı

  • Beyaz önlük hipertansiyonu: Klinik ortamda yüksek ölçülen ancak ev veya ABPM ölçümlerinde normal olan kan basıncı. Hastaların %15-30'unda görülür. Gerçek hipertansiyon gelişimi açısından takip gerektirir.
  • Maskeli hipertansiyon: Klinik ortamda normal ancak ev veya ABPM ölçümlerinde yüksek olan kan basıncı. Prevalansı %10-15 civarındadır ve kardiyovasküler risk, sürekli hipertansiyona benzerdir.
  • Anksiyete ve panik atak: Akut anksiyete atakları, geçici kan basıncı yüksekliğine neden olabilir. Tekrarlayan ölçümlerde normotansiyon teyit edilmelidir.
  • Ağrı ve akut stres: Akut ağrı durumlarında refleks sempatik aktivasyona bağlı kan basıncı yüksekliği gelişebilir. Ağrının giderilmesi ile kan basıncı normalleşir.

Tedavi

Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Yaşam tarzı modifikasyonları, hipertansiyon tedavisinin temel taşıdır ve tüm evrelerde farmakolojik tedaviye ek olarak uygulanmalıdır. Epidemiyolojik veriler, her 10 mmHg sistolik kan basıncı düşüşünün inme riskinde %20, koroner arter hastalığı riskinde %17 ve kalp yetmezliği riskinde %28 azalma ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

  • DASH diyeti (Dietary Approaches to Stop Hypertension): Meyve, sebze, tam tahıl, düşük yağlı süt ürünleri, balık ve kümes hayvanlarından zengin; doymuş yağ, şeker ve kırmızı etten düşük bir beslenme modelidir. DASH diyetinin sistolik kan basıncını 8-14 mmHg düşürdüğü gösterilmiştir.
  • Tuz kısıtlaması: Günlük tuz alımının 5 gramın altına (2 gram sodyum) düşürülmesi, sistolik kan basıncında 2-8 mmHg azalma sağlar. İşlenmiş gıdalar, hazır çorbalar, turşu, salamura ve fast-food, gizli tuz kaynaklarının başında gelir.
  • Kilo kontrolü: Fazla kilolu ve obez hastalarda vücut ağırlığının %5-10 azaltılması, sistolik kan basıncında 5-20 mmHg düşüş sağlayabilir. Her 1 kg kilo kaybı, yaklaşık 1 mmHg kan basıncı düşüşüne karşılık gelir.
  • Düzenli egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet) veya 75 dakika yüksek yoğunlukta egzersiz önerilir. Düzenli egzersiz, sistolik kan basıncını 4-9 mmHg düşürür. İzometrik egzersizlerin (el sıkma egzersizi) de kan basıncı üzerinde olumlu etkileri gösterilmiştir.
  • Alkol kısıtlaması: Erkeklerde günde 2 birim, kadınlarda 1 birim ile sınırlandırılması önerilir. Aşırı alkol tüketiminin azaltılması, sistolik kan basıncında 2-4 mmHg düşüş sağlar.
  • Sigara bırakma: Sigaranın doğrudan kronik hipertansiyona neden olma etkisi tartışmalı olmakla birlikte, kardiyovasküler riskin azaltılmasında en etkili yaşam tarzı müdahalesidir. Sigara bırakmanın kardiyovasküler risk azaltma etkisi, kan basıncı düşüşünden bağımsız ve çok daha büyüktür.
  • Stres yönetimi: Mindfulness meditasyonu, progresif kas gevşeme, derin solunum egzersizleri ve bilişsel davranışçı terapi, kronik stresin kan basıncı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmada yardımcı olabilir.

Farmakolojik Tedavi

Yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kan basıncına ulaşılamadığında veya yüksek kardiyovasküler risk varlığında farmakolojik tedavi başlanır. Birinci basamak antihipertansif ilaç sınıfları şunlardır:

  • ACE inhibitörleri (ACE-i): Ramipril, perindopril, enalapril. Diyabetik nefropati ve kalp yetmezliğinde tercih edilir.
  • Anjiyotensin reseptör blokerleri (ARB): Valsartan, irbesartan, telmisartan. ACE-i intoleransında (öksürük) alternatiftir.
  • Kalsiyum kanal blokerleri (KKB): Amlodipin, lerkanidipin. Yaşlı hastalarda ve izole sistolik hipertansiyonda etkilidir.
  • Tiazid/tiazid benzeri diüretikler: İndapamid, klortalidon. Tuz duyarlı hipertansiyonda ve yaşlılarda tercih edilir.
  • Beta-blokerler: Metoprolol, nebivolol, bisoprolol. Kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı ve taşiaritmilerde ek endikasyon oluştururken, birinci basamak monoterapi olarak artık önerilmemektedir.

Komplikasyonlar

Kontrol altına alınmayan hipertansiyon, zamanla birçok organ sisteminde geri dönüşümsüz hasara yol açar.

  • Serebrovasküler olaylar: İskemik ve hemorajik inme, hipertansiyonun en yıkıcı komplikasyonlarıdır. Hipertansiyon, tüm inmelerin %50-60'ından sorumludur.
  • Koroner arter hastalığı: Ateroskleroz hızlanması, miyokart enfarktüsü ve anjina pektoris riskini artırır.
  • Kalp yetmezliği: Sol ventrikül hipertrofisi, diyastolik ve sistolik disfonksiyon ile kalp yetmezliği gelişir.
  • Kronik böbrek hastalığı: Nefroskleroz, diyabetten sonra son dönem böbrek yetmezliğinin en sık ikinci nedenidir.
  • Periferik arter hastalığı: Ekstremite iskemisi, klodikasyo intermittans ve kritik bacak iskemisi gelişebilir.
  • Aort diseksiyonu: Hipertansiyon, aort diseksiyonunun en önemli risk faktörüdür ve acil cerrahi müdahale gerektirebilir.
  • Hipertansif aciller: Malign hipertansiyon, hipertansif ensefalopati, akut pulmoner ödem ve eklampsi, acil kan basıncı düşürülmesini gerektiren hayatı tehdit eden durumlardır.

Korunma

  • Erken yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıkları: Çocukluk ve ergenlik döneminde düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve sağlıklı kilo, yetişkinlikte hipertansiyon gelişim riskini azaltır.
  • Toplum düzeyinde tuz azaltma politikaları: Gıda endüstrisinde tuz içeriğinin azaltılması, etiketleme düzenlemeleri ve halk sağlığı kampanyaları, popülasyon düzeyinde kan basıncı düşüşü sağlayabilir.
  • Düzenli kan basıncı taraması: 18 yaş üzerinde her bireyin yılda en az bir kez kan basıncı ölçtürmesi önerilir. Risk faktörü taşıyanlarda daha sık ölçüm gereklidir.
  • OSAS taraması: Dirençli hipertansiyon, obezite ve horlama öyküsü olan hastalarda uyku apnesi araştırılmalıdır.
  • Psikososyal destek: Kronik stres altındaki bireylere stres yönetimi stratejileri ve gerektiğinde psikolojik destek sağlanmalıdır.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

  • Kan basıncı ≥140/90 mmHg: Farklı zamanlarda yapılan ölçümlerde tekrarlayan yüksek değerler saptandığında dahiliye veya kardiyoloji uzmanına başvurulmalıdır.
  • Şiddetli baş ağrısı ile birlikte yüksek tansiyon: Özellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan, bulantı ve görme bozukluğu eşlik eden baş ağrısı, hipertansif acil olabilir.
  • Göğüs ağrısı veya nefes darlığı: Yüksek tansiyon ile birlikte göğüs ağrısı veya nefes darlığı, acil tıbbi değerlendirme gerektirir.
  • Bulanık görme veya görme kaybı: Ani başlangıçlı görme bozuklukları, hipertansif retinopati veya serebrovasküler olayı düşündürür.
  • Genç yaşta (<30) saptanan hipertansiyon: Sekonder hipertansiyon nedenlerinin araştırılması gerekir.
  • Dirençli hipertansiyon: Üç farklı sınıf ilaca (biri diüretik) rağmen hedef kan basıncına ulaşılamıyorsa, sekonder neden araştırması ve tedavi revizyonu için uzman değerlendirmesi gerekir.
  • Hipertansif kriz bulguları: Kan basıncı >180/120 mmHg ile birlikte şiddetli baş ağrısı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bulanık görme, konfüzyon veya burun kanaması durumunda acil servise başvurulmalıdır.

Hipertansiyon, erken tanı, etkin yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun farmakolojik tedavi ile kontrol altına alınabilen, ancak ihmal edildiğinde ciddi organ hasarına ve ölüme yol açabilen bir hastalıktır. Risk faktörlerinin bilinmesi ve hedef popülasyonların taranması, primer korunmanın temelini oluşturur. Koru Hastanesi Kardiyoloji ve Dahiliye bölümlerinde, hipertansiyon tanısı, risk değerlendirmesi, hedef organ hasarı taraması ve bireyselleştirilmiş tedavi planlaması konularında kapsamlı sağlık hizmeti sunulmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu