Akut mezenter iskemi (AMİ), mezenterik vasküler yapıların ani tıkanması veya ciddi hipoperfüzyonu sonucunda bağırsak duvarında iskemik hasar gelişmesiyle karakterize, yüksek mortalite oranına sahip bir vasküler acildir. Gastrointestinal sistem acilleri arasında en ölümcül tablolardan biri olan bu durum, erken tanı konulamaması halinde transmural nekroz, perforasyon, sepsis ve multiorgan yetmezliği ile sonuçlanabilir. Mortalite oranları, tanıdaki gecikmeye bağlı olarak %60 ile %80 arasında değişmekte olup, erken müdahale ile bu oran %25 seviyelerine kadar düşürülebilmektedir.
Akut mezenter iskeminin klinik önemi, sadece yüksek mortalitesinden değil, aynı zamanda tanı güçlüğünden de kaynaklanmaktadır. Hastaların önemli bir kısmında başlangıç semptomları nonspesifik olup, fizik muayene bulguları ile orantısız şiddetli karın ağrısı klasik bir uyarı işareti olmasına rağmen, bu bulgunun yokluğu tanıyı ekarte ettirmez. Acil servis hekimlerinin bu patolojiyi ayırıcı tanıda üst sıralarda tutması, gereksiz zaman kaybını önlemek açısından hayati önem taşımaktadır.
Bu makalede akut mezenter iskeminin etiyolojisi, patofizyolojisi, klinik prezentasyonu, tanısal yaklaşımları, tedavi stratejileri ve prognostik faktörleri kapsamlı biçimde ele alınacaktır.
Epidemiyoloji ve Risk Faktörleri
Akut mezenter iskemi, tüm akut karın tablolarının yaklaşık %1-2 kadarını oluşturmakla birlikte, 65 yaş üstü popülasyonda insidansı belirgin şekilde artmaktadır. Yaşlanan nüfusla birlikte kardiyovasküler komorbiditelerin artması, bu patolojinin görülme sıklığını giderek yükseltmektedir. Kadın-erkek dağılımı eşit olmakla beraber, arteriyel embolik formda kadın predominansı gözlenmektedir.
Risk faktörleri etiyolojik alt tiplere göre farklılık göstermektedir. Arteriyel embolide en önemli risk faktörü atriyal fibrilasyon olmak üzere, kapak hastalıkları, dilate kardiyomiyopati, yakın geçirilmiş miyokard enfarktüsü, ventrikül anevrizması ve kardiyak kateterizasyon prosedürleri sayılabilir. Arteriyel trombozda ateroskleroz, periferik arter hastalığı, diabetes mellitus, hiperlipidemi ve sigara kullanımı ön plandadır. Venöz trombozda ise portal hipertansiyon, herediter trombofililer (protein C, protein S, antitrombin III eksikliği, Faktör V Leiden mutasyonu), oral kontraseptif kullanımı, malignite ve intraabdominal inflamatuvar durumlar risk artışına neden olmaktadır.
Non-oklüzif mezenter iskemi (NOMİ) açısından ise düşük kardiyak output durumları, uzun süreli hipotansiyon, vazopressör kullanımı, hemodiyaliz, kardiyopulmoner bypass cerrahisi ve ciddi dehidratasyon önemli predispozan faktörler arasında yer almaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda COVID-19 enfeksiyonunun da mezenterik tromboz riskini artırdığı bildirilmektedir.
Etiyoloji ve Sınıflandırma
Akut mezenter iskemi, altta yatan vasküler patolojiye göre dört ana kategoride sınıflandırılmaktadır:
Arteriyel Emboli
Tüm AMİ vakalarının yaklaşık %40-50 kadarını oluşturan en sık nedendir. Emboliler çoğunlukla kardiyak kaynaklı olup, atriyal fibrilasyon en yaygın etiyolojik faktördür. Emboli genellikle süperior mezenterik arterin (SMA) orijininden 3-10 cm distalinde, orta kolik arterin çıkış yerinin hemen ötesinde tıkanmaya yol açar. Bu anatomik özellik nedeniyle jejunum ve proksimal ileum korunurken, distal jejunum, ileum ve sağ kolon iskemiye maruz kalır.
Arteriyel Tromboz
Vakaların %20-35 kadarından sorumlu olan bu form, genellikle önceden var olan aterosklerotik lezyonlar zemininde gelişir. Tromboz sıklıkla SMA orijininde, ostium düzeyinde oluşur ve daha geniş bir bağırsak segmentini etkiler. Bu hastalarda kronik mezenterik iskemi öyküsü (postprandiyal ağrı, kilo kaybı, yemek korkusu) sıklıkla sorgulandığında ortaya çıkar.
Non-Oklüzif Mezenter İskemi (NOMİ)
Vakaların %20-30 kadarını oluşturan bu form, mekanik bir vasküler tıkanıklık olmaksızın splanknik hipoperfüzyon sonucunda gelişir. Kardiyojenik şok, septik şok, hipovolemi ve yoğun vazopressör kullanımı başlıca nedenlerdir. Yoğun bakım hastalarında sıklıkla karşılaşılan bu tip, tanı konulması en güç olan formdur.
Mezenterik Venöz Tromboz
Vakaların %5-15 kadarından sorumlu olan bu formda süperior mezenterik ven ve dalları trombüsle tıkanır. Venöz konjesyon, bağırsak duvarında ödem, hemoraji ve sonuçta iskemiye yol açar. Diğer formlara göre daha sinsi seyirli olup, subakut prezentasyonlar görülebilir.
Patofizyoloji
Mezenterik iskeminin patofizyolojisi, bağırsak duvarının oksijen sunumu ile talebi arasındaki dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Normal koşullarda splanknik dolaşım, kardiyak debinin %20-25 kadarını alır ve postprandiyal dönemde bu oran %35 seviyelerine ulaşabilir. Bağırsak mukozası, villus uçlarındaki karşıakım mekanizması nedeniyle hipoksiye özellikle duyarlıdır.
İskemik süreç başladığında, ilk 30 dakika içinde mukozal bariyer bütünlüğü bozulmaya başlar. Epitelyal hücreler, oksidatif stresin etkisiyle apoptoza ve nekroza uğrar. Bu süreçte intraluminal bakteriler ve endotoksinler, bozulmuş mukozal bariyerden sistemik dolaşıma transloke olur. Bakteriyel translokasyon, sistemik inflamatuvar yanıt sendromuna (SIRS) ve sepsise zemin hazırlar.
İskeminin altı saati aşması durumunda transmural nekroz gelişir. Bu aşamada bağırsak duvarının tüm katmanları geri dönüşümsüz hasar görür. Nekrotik bağırsak segmentinden salınan laktat, potasyum, fosfor ve sitokinler sistemik toksisiteye yol açar. Reperfüzyon hasarı da patofizyolojinin önemli bir bileşenidir; iskemik dokuya kan akımının yeniden sağlanmasıyla serbest oksijen radikalleri oluşur ve paradoks olarak doku hasarı derinleşir.
Splanknik vazokonstriksiyon, özellikle NOMİ formunda patofizyolojinin merkezindedir. Düşük kardiyak output durumlarında renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi ve sempatik sinir sistemi aktivasyonu, mezenterik vazokonstriksiyona neden olur. Bu kompansatuvar mekanizma, hayati organların perfüzyonunu korumak adına bağırsak perfüzyonunu feda eder.
Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Akut mezenter iskeminin klinik bulguları, iskeminin tipine, süresine ve etkilenen bağırsak segmentinin genişliğine göre değişkenlik gösterir. Ancak bazı klasik özellikler, klinisyeni bu tanıya yönlendirmelidir.
Erken Dönem Bulguları
En karakteristik bulgu, fizik muayene ile orantısız şiddette karın ağrısıdır. Hasta şiddetli ağrıdan yakınırken, karın muayenesinde belirgin hassasiyet veya peritoneal irritasyon bulguları saptanmayabilir. Bu uyumsuzluk, tanı için güçlü bir ipucu niteliğindedir. Ağrı genellikle periumbilikal veya epigastrik bölgede lokalizedir ve ani başlangıçlıdır, özellikle embolik formda.
Bulantı, kusma ve diyare erken dönemde sıklıkla eşlik eder. Hastaların bir kısmında bağırsak hipermotilitesine bağlı olarak başlangıçta sulu veya kanlı diyare görülebilir. Abdominal distansiyon ilerleyen saatlerde belirginleşir.
İlerlemiş Dönem Bulguları
İskeminin ilerlemesiyle birlikte peritoneal irritasyon bulguları ortaya çıkar. Defans, rebound hassasiyet ve bağırsak seslerinin kaybolması, transmural nekrozun geliştiğine işaret eder. Rektal muayenede gizli veya aşikar kan saptanabilir. Hemodinamik instabilite, taşikardi, hipotansiyon ve oligüri, sistemik toksisite göstergeleridir.
Geç dönemde peritonit bulguları belirginleşir, karın rijid hal alır ve hastada septik şok tablosu gelişir. Bu aşamada mortalite oranı dramatik biçimde yükselir ve cerrahi müdahale yapılsa dahi prognoz oldukça kötüdür.
Alt Tiplere Göre Klinik Farklılıklar
Arteriyel embolide başlangıç ani ve dramatiktir. Hasta genellikle ağrının başlangıç zamanını dakika hassasiyetiyle belirtebilir. Arteriyel trombozda ise hastaların bir kısmında kronik mezenterik iskemi semptomları öyküde mevcuttur; akut atak bu zemine süperpoze olur. Venöz trombozda seyir daha sinsi olup, günler içinde progresif kötüleşen karın ağrısı ile karakterizedir. NOMİ ise genellikle yoğun bakım hastalarında gelişir ve altta yatan kritik hastalık tablosu nedeniyle tanı güçlüğü yaratır.
Tanısal Yaklaşım
Akut mezenter iskemide tanısal süreç, klinik şüphe ile başlar ve görüntüleme yöntemleriyle desteklenir. Tanıdaki her dakikalık gecikme, bağırsak nekrozu riskini artırdığından, sistematik ve hızlı bir değerlendirme algoritması uygulanmalıdır.
Laboratuvar Bulguları
Spesifik bir biyobelirteç bulunmamakla birlikte, birçok laboratuvar parametresi tanıyı destekleyici niteliktedir. Lökositoz (%75-98 oranında) en sık rastlanan laboratuvar bulgusudur. Serum laktat yüksekliği, doku hipoperfüzyonunun ve anaerobik metabolizmanın göstergesi olarak önemli bir belirteçtir; ancak laktat yükselmesi geç bir bulgu olup, normal laktat düzeyi iskemiyi ekarte ettirmez. Metabolik asidoz, özellikle anyon açığı artmış metabolik asidoz, ileri evre iskeminin habercisidir.
D-dimer yüksekliği, trombotik ve embolik formlarda tanıyı destekler ancak spesifisitesi düşüktür. Serum amilaz ve lipaz düzeylerinde hafif yükselmeler görülebilir ve bu durum pankreatit ile karışıklığa neden olabilir. İntestinal fatty acid binding protein (I-FABP) ve citrullin gibi yeni biyobelirteçler araştırma aşamasında olup, klinik pratikte henüz yaygın kullanımları bulunmamaktadır. Kreatin kinaz (CK), laktat dehidrogenaz (LDH) ve fosfor yüksekliği ileri evre iskemi ve nekrozun göstergeleridir.
Görüntüleme Yöntemleri
Kontrastlı bilgisayarlı tomografi anjiyografi (BTA), akut mezenter iskemide altın standart görüntüleme yöntemidir. Sensitivitesi %93-96, spesifisitesi %95-100 arasında bildirilmektedir. BTA ile vasküler tıkanıklığın yeri ve derecesi, bağırsak duvarı değişiklikleri (duvar kalınlaşması veya incelmesi, pnömatozis intestinalis, portal venöz gaz), mezenterik ödem ve asit varlığı değerlendirilebilir.
Direkt batın grafisi, erken dönemde genellikle normal veya nonspesifik bulgular gösterir. İleri evrelerde pnömatozis intestinalis (bağırsak duvarında hava), portal venöz gaz ve serbest hava gibi bulgular saptanabilir. Ultrasonografi, mezenterik arter stenozlarının değerlendirilmesinde kullanılabilir ancak akut durumda tanısal değeri sınırlıdır. Manyetik rezonans anjiyografi (MRA), iyot kontrastı allerjisi olan veya böbrek fonksiyonları bozuk hastalarda alternatif olarak düşünülebilir, ancak BTA kadar hızlı ve pratik değildir.
Konvansiyonel anjiyografi, hem tanısal hem de terapötik amaçla kullanılabilir. Özellikle NOMİ tanısında ve endovasküler tedavi planlamasında değerlidir. Ancak invaziv bir yöntem olması ve zaman kaybına neden olabilmesi nedeniyle, BTA ile tanı konulamayan olgularda tercih edilmektedir.
Ayırıcı Tanı
Akut mezenter iskemi, geniş bir ayırıcı tanı yelpazesine sahiptir ve birçok akut karın patolojisi ile karışabilir. Doğru tanıya ulaşmak için sistematik bir ayırıcı tanı değerlendirmesi yapılmalıdır.
Akut pankreatit, epigastrik ağrı ve amilaz yüksekliği ile benzer prezentasyon gösterebilir. Ancak pankreatitte ağrı genellikle sırta yayılım gösterir ve görüntülemede pankreatik inflamasyon bulguları mevcuttur. Akut apandisit, özellikle başlangıçta periumbilikal ağrı ile karışabilir, ancak tipik sağ alt kadran lokalizasyonu ve McBurney hassasiyeti ayırıcı tanıda yardımcıdır.
İntestinal obstrüksiyon, distansiyon ve kusma ile benzer bulgular gösterir; ancak obstrüksiyonda mekanik bir neden (adezyonlar, herni, tümör) gösterilmesi ve görüntülemede geçiş noktasının saptanması tanıyı netleştirir. Perfore peptik ülser, ani başlangıçlı şiddetli epigastrik ağrı ile prezente olabilir; serbest hava varlığı ayırıcı tanıda belirleyicidir.
Aort diseksiyonu, özellikle tip B diseksiyonda mezenterik arter tutulumu ile gerçek bir mezenter iskemisine de neden olabilir. İnferior miyokard enfarktüsü epigastrik ağrı ile prezente olabilir ve elektrokardiyografi ile ayırt edilmelidir. İnflamatuvar bağırsak hastalığı, iskemik kolit, divertikülit ve over torsiyonu da ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken diğer önemli patolojilerdir.
Tedavi Stratejileri
Akut mezenter iskemide tedavi yaklaşımı, hastanın hemodinamik durumuna, iskeminin tipine ve bağırsak viabilitesine göre şekillendirilir. Temel ilke, mümkün olan en kısa sürede mezenterik perfüzyonun yeniden sağlanması ve nekrotik bağırsak segmentlerinin rezeke edilmesidir.
İlk Stabilizasyon ve Medikal Tedavi
Agresif sıvı resüsitasyonu, tedavinin temel taşıdır. Geniş çaplı intravenöz erişim sağlanmalı ve kristaloid solüsyonlar ile hemodinamik stabilizasyon hedeflenmelidir. Geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi, bakteriyel translokasyona karşı erken dönemde başlatılmalıdır; piperasilin-tazobaktam veya karbapenem grubu antibiyotikler tercih edilmektedir. Antikoagülasyon, trombüs propagasyonunu önlemek amacıyla kontrendikasyon yoksa hemen başlatılmalıdır; unfraksiyone heparin infüzyonu standart yaklaşımdır.
Nazogastrik dekompresyon, bağırsak distansiyonunu azaltarak mezenterik perfüzyonu iyileştirir. Ağrı yönetiminde opioid analjezikler kullanılabilir; ancak hemodinamik parametrelerin yakın takibi gereklidir. Vazopressör kullanımından mümkün olduğunca kaçınılmalıdır; zorunlu durumlarda splanknik vazokonstriksiyonu en az etkileyen ajanlar (dobutamin gibi) tercih edilmelidir. Asidozun düzeltilmesi ve elektrolit dengesinin sağlanması da başlangıç tedavisinin önemli bileşenleridir.
Endovasküler Tedavi
Son yıllarda endovasküler girişimler, akut mezenter iskemide giderek artan bir rol üstlenmektedir. Kateter yönlendirmeli tromboliz, perkütan translüminal anjiyoplasti (PTA) ve stentleme, özellikle peritonit bulguları gelişmemiş hastalarda ilk basamak tedavi olarak uygulanabilir. Arteriyel embolide aspirasyon trombektomi veya mekanik trombektomi başarılı sonuçlar vermektedir.
NOMİ tedavisinde intraarteriyel papaverin infüzyonu, splanknik vazokonstriksiyonu çözmede etkili bir yöntemdir. Endovasküler yaklaşımların avantajı, genel anestezi ve laparotomi gereksinimini ortadan kaldırarak, yüksek riskli hasta grubunda morbiditeyi azaltmasıdır. Ancak peritonit bulguları olan veya bağırsak nekrozundan şüphelenilen hastalarda cerrahi eksplorasyon geciktirilmemelidir.
Cerrahi Tedavi
Peritonit bulguları olan, hemodinamik instabil veya endovasküler tedaviye yanıt vermeyen hastalarda cerrahi eksplorasyon endikedir. Cerrahi yaklaşım, vasküler revaskülarizasyon ve nekrotik bağırsak rezeksiyonunu kapsar. Embolektomi veya trombektomi, SMA tıkanıklığının giderilmesinde standart cerrahi yöntemlerdir. Aortomezenterik bypass, özellikle trombotik formda ostial tıkanıklıkların tedavisinde uygulanır.
Bağırsak viabilitesinin değerlendirilmesi, cerrahi esnasında kritik bir karar noktasıdır. Bağırsak rengi, peristaltizm varlığı, mezenterik arter pulsasyonu ve Wood lambası altında fluoresein perfüzyon değerlendirmesi, viabilite tayininde kullanılan yöntemlerdir. Şüpheli viabilite durumunda damage control cerrahi stratejisi uygulanarak, 24-48 saat sonra planlı second-look laparotomi gerçekleştirilir. Bu yaklaşım, gereksiz geniş rezeksiyonları önleyerek kısa bağırsak sendromu riskini azaltır.
Masif bağırsak nekrozu durumunda geniş rezeksiyon kaçınılmaz olabilir. Kalan bağırsak uzunluğu 200 cm altına düştüğünde kısa bağırsak sendromu gelişme riski belirgin şekilde artar. Anastomoz güvenliğinden emin olunamayan durumlarda stoma oluşturulması tercih edilmelidir.
Postoperatif Bakım ve Komplikasyonlar
Cerrahi sonrası dönemde yoğun bakım takibi esastır. Hemodinamik monitörizasyon, sıvı-elektrolit dengesinin sürdürülmesi, devam eden antibiyoterapi ve antikoagülasyon tedavinin temel bileşenleridir. Parenteral nütrisyon, bağırsak fonksiyonlarının geri dönüşüne kadar beslenme desteği sağlar.
Erken postoperatif komplikasyonlar arasında yara yeri enfeksiyonu, anastomoz kaçağı, intraabdominal apse, trombüs rekürrensi ve sepsis sayılabilir. Reperfüzyon hasarına bağlı olarak akut böbrek yetmezliği, akut respiratuar distres sendromu (ARDS) ve dissemine intravasküler koagülasyon (DİK) gibi sistemik komplikasyonlar gelişebilir.
Geç dönem komplikasyonlar arasında kısa bağırsak sendromu, bağırsak striktürleri, adezyonlara bağlı intestinal obstrüksiyon ve nütrisyonel eksiklikler yer almaktadır. Kısa bağırsak sendromu gelişen hastalarda uzun süreli parenteral nütrisyon gereksinimi doğar ve bu durum katetere bağlı enfeksiyonlar, karaciğer yetmezliği ve metabolik komplikasyonlar açısından ek risk oluşturur.
İkinci bakış (second-look) laparotomi, ilk cerrahiden 24-48 saat sonra planlanan ve bağırsak viabilitesinin yeniden değerlendirilmesini amaçlayan bir prosedürdür. Bu yaklaşım, başlangıçta sınırda canlılık gösteren segmentlerin kesin değerlendirmesini sağlar ve gereksiz rezeksiyonları önler. Klinik durumda kötüleşme olsun ya da olmasın, planlanan second-look laparotomiden vazgeçilmemelidir.
Prognoz ve Mortalite Belirleyicileri
Akut mezenter iskemide prognoz, tanı zamanlaması, iskeminin tipi ve yayılımı, hastanın genel durumu ve eşlik eden komorbiditeler tarafından belirlenir. Semptom başlangıcından tedaviye kadar geçen süre, en güçlü prognostik faktördür. Altı saat içinde müdahale edilen vakalarda mortalite %25-30 iken, 12 saati aşan gecikmelerde %70-90 seviyelerine ulaşır.
İskeminin tipine göre prognoz farklılıklar gösterir. Mezenterik venöz tromboz en iyi prognoza sahip olup, mortalite oranı %20-30 arasındadır. Arteriyel emboli ve trombozda mortalite %50-70 arasında değişirken, NOMİ en kötü prognoza sahip olup mortalite %70-90 oranlarına ulaşabilir. NOMİ hastalarında yüksek mortalitenin temel nedeni, altta yatan ciddi komorbidite yükü ve tanıdaki gecikmedir.
Kötü prognostik faktörler arasında ileri yaş, çoklu organ yetmezliği, metabolik asidoz, yüksek laktat düzeyleri, peritonit bulguları, geniş bağırsak nekrozu ve cerrahi sırasında nonviabl bağırsak segmentinin uzunluğu sayılabilir. Preoperatif serum laktat düzeyinin 2 mmol/L üzerinde olması, artmış mortalite ile ilişkilendirilmiştir.
Sağ kalım oranlarını iyileştirmede en kritik faktör, erken tanı ve hızlı müdahaledir. Multidisipliner yaklaşım, acil servis hekimi, girişimsel radyolog, vasküler cerrah ve yoğun bakım uzmanının koordineli çalışmasını gerektirir. Kurumsal protokollerin oluşturulması ve acil servis ekiplerinin bu konuda farkındalığının artırılması, sağ kalım oranlarını anlamlı düzeyde iyileştirebilir.
Güncel Gelişmeler ve Gelecek Perspektifleri
Akut mezenter iskemide tanı ve tedavi yaklaşımları sürekli gelişmektedir. Biyobelirteç araştırmaları, erken tanı için spesifik ve sensitif göstergelerin keşfine odaklanmaktadır. İntestinal fatty acid binding protein (I-FABP), ischemia-modified albumin (İMA), D-laktat ve citrullin düzeyleri, gelecekte klinik pratikte kullanılabilecek potansiyel biyobelirteçler arasındadır. Özellikle I-FABP, enterosit hasarının erken bir göstergesi olarak umut vaat etmektedir.
Dual-enerji bilgisayarlı tomografi (DEBT), bağırsak duvarı perfüzyonunun daha doğru değerlendirilmesini sağlayarak, erken iskemik değişikliklerin tespitinde konvansiyonel BTA ya üstünlük sağlayabilir. Yapay zeka destekli görüntü analiz sistemleri, radyolojik bulguların hızlı ve doğru yorumlanmasında yardımcı araçlar olarak geliştirilmektedir.
Endovasküler teknikler giderek daha sofistike hale gelmektedir. Yeni nesil mekanik trombektomi cihazları, farmakomekanikal tromboliz kateterleri ve biyoabsorbabl stentler, tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Hibrit ameliyathaneler, endovasküler ve açık cerrahi yaklaşımların aynı seansta uygulanmasına olanak tanıyarak, tedavi esnekliğini artırmaktadır.
Mezenterik iskemide organ koruma stratejileri de araştırma gündemindedir. İskemik önkoşullama, farmakolojik kondisyonlama ve hipotermik perfüzyon gibi yöntemler, deneysel düzeyde umut verici sonuçlar göstermektedir. Kök hücre tedavisi ve doku mühendisliği yaklaşımları, kısa bağırsak sendromu gelişen hastaların uzun vadeli tedavisinde devrim yaratma potansiyeli taşımaktadır.
Klinik Yaklaşım Önerileri ve Kapanış
Akut mezenter iskemi, acil servis pratiğinde karşılaşılan en zorlu ve en yüksek mortaliteye sahip patolojilerden biridir. Bu tablonun yönetiminde en temel ilke, yüksek klinik şüphe ile erken tanı koymak ve zaman kaybetmeksizin uygun tedavi algoritmalarını başlatmaktır. Altmış beş yaş üzerinde, kardiyovasküler risk faktörleri bulunan ve fizik muayene bulguları ile orantısız şiddetli karın ağrısı olan her hastada akut mezenter iskemi akla gelmelidir.
Tanısal süreçte kontrastlı BTA ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemidir ve klinik şüphe durumunda laboratuvar sonuçları beklenmeksizin çekilmelidir. Tedavide hızlı sıvı resüsitasyonu, antibiyoterapi ve antikoagülasyon başlangıç tedavisinin temel bileşenleri olup, peritonit bulguları olmayan hastalarda endovasküler yaklaşımlar giderek daha fazla ön plana çıkmaktadır. Peritonit veya bağırsak nekrozu şüphesinde cerrahi eksplorasyon geciktirilmemelidir.
Multidisipliner ekip çalışması, akut mezenter iskeminin başarılı yönetiminde vazgeçilmez bir unsurdur. Acil servis hekiminin zamanında tanı koyması, girişimsel radyoloğun endovasküler müdahale uygulaması, vasküler cerrahın revaskülarizasyon ve rezeksiyon kararını vermesi ve yoğun bakım uzmanının postoperatif bakımı yürütmesi, bu zincirin halkaları olarak koordineli biçimde çalışmalıdır.
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut mezenter iskemi dahil tüm vasküler acil durumların erken tanısı ve etkin tedavisi için 7/24 hizmet vermekte olup, multidisipliner ekip yaklaşımı ve ileri teknolojik donanımla hastaların en iyi klinik sonuçlara ulaşmasını hedeflemektedir.



