Göğüs travması, toraks bölgesine yönelik künt veya penetran mekanizmalarla oluşan yaralanmaların tümünü kapsayan geniş bir klinik tanımdır. Travma kaynaklı ölümlerin yaklaşık yüzde yirmi beşi doğrudan göğüs travmasına bağlı gelişmekte olup, çoklu travma hastalarının önemli bir kısmında eşlik eden toraks yaralanması bulunmaktadır. Trafik kazaları, yüksekten düşmeler, iş kazaları ve kesici-delici alet yaralanmaları en sık karşılaşılan etyolojik faktörler arasında yer almaktadır. Epidemiyolojik verilere göre, göğüs travması erkeklerde kadınlara kıyasla üç ila dört kat daha sık görülmekte ve en yüksek insidans yirmi ile kırk yaş aralığında saptanmaktadır.
Toraks, vital organların büyük bir bölümünü barındıran kritik bir anatomik bölgedir. Kalp, akciğerler, büyük damarlar, özofagus ve trakeobronşiyal ağaç bu bölgede yer alan ve travmada hasar görebilecek başlıca yapılardır. Göğüs duvarı, kostalar, sternum ve interkostal kaslardan oluşan bir çerçeve ile bu organları mekanik olarak korumaktadır; ancak yeterli kinetik enerji varlığında bu koruyucu bariyerin aşılması kaçınılmazdır. Künt travmada deselerasyon kuvvetleri, kompresyon ve ezilme mekanizmaları ön plandayken, penetran travmada doğrudan doku hasarı ve vasküler yaralanma predominan mekanizmalardır.
Göğüs travmasının morbidite ve mortalite üzerindeki etkisi, yaralanmanın tipi ve şiddetine olduğu kadar hastaya uygulanan ilk müdahalenin zamanlamasına ve kalitesine de doğrudan bağlıdır. Acil servis ortamında hızlı ve sistematik bir değerlendirme, yaşam kurtarıcı girişimlerin gecikmeksizin uygulanması ve multidisipliner yaklaşımın koordineli şekilde yürütülmesi, göğüs travmalı hastanın prognozunu belirleyen temel faktörlerdir.
Patofizyolojik Mekanizmalar ve Sınıflandırma
Göğüs travması, oluşum mekanizmasına göre künt ve penetran travma olmak üzere iki ana kategoride sınıflandırılmaktadır. Künt göğüs travması, tüm göğüs travmalarının yaklaşık yüzde yetmişini oluşturmakta ve en sık motorlu araç kazalarına bağlı olarak gelişmektedir. Penetran göğüs travması ise ateşli silah yaralanmaları ve kesici-delici alet yaralanmalarını kapsamaktadır.
Künt travmada patofizyolojik mekanizmalar üç temel başlık altında incelenmektedir. Birincisi, doğrudan kompresyon mekanizmasıdır; göğüs duvarına uygulanan kuvvet, kosta fraktürlerine, pulmoner kontüzyona ve kardiyak kontüzyona yol açabilmektedir. İkincisi, deselerasyon mekanizmasıdır; ani hız değişikliğine bağlı olarak, farklı yoğunluktaki dokuların birbirine göre yer değiştirmesi sonucunda aortik rüptür, trakeobronşiyal yırtık ve diyafragma rüptürü gibi ciddi yaralanmalar gelişebilmektedir. Üçüncüsü, blast mekanizmasıdır; patlama sonucu oluşan basınç dalgası, özellikle hava içeren organlarda ciddi hasara neden olabilmektedir.
Penetran travmada yaralanmanın ciddiyeti, yaralayıcı ajanın kinetik enerjisi, doku penetrasyon derinliği ve hasar gören anatomik yapılarla doğrudan ilişkilidir. Düşük enerjili yaralanmalarda hasar genellikle yaralayıcı ajanın izlediği yol ile sınırlıyken, yüksek enerjili yaralanmalarda kavitasyon etkisi ile çevre dokularda da geniş hasarlanma meydana gelmektedir. Penetran travmada pnömotoraks, hemotoraks ve kardiyak tamponad en sık karşılaşılan akut patolojilerdir.
Acil Servis Başvurusunda İlk Değerlendirme
Göğüs travmalı hastanın acil servis başvurusunda değerlendirilmesi, Advanced Trauma Life Support protokolüne uygun olarak sistematik bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Birincil değerlendirme sırasında hayatı tehdit eden durumların hızla tanımlanması ve eş zamanlı olarak müdahale edilmesi esastır. Havayolu açıklığının değerlendirilmesi, solunum fonksiyonlarının kontrolü, dolaşım durumunun analizi ve nörolojik muayene birincil değerlendirmenin temel bileşenleridir.
Havayolu değerlendirmesinde, servikal vertebra stabilitesinin korunması altında havayolunun açıklığı kontrol edilmelidir. Göğüs travmasına eşlik edebilecek larinks ve trakea yaralanmaları, havayolu obstrüksiyonunun önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Stridor, disfoni, boyunda subkutan amfizem ve hemoptizi varlığında havayolu yaralanması mutlaka düşünülmelidir.
Solunum değerlendirmesinde, inspeksiyonda göğüs duvarının simetrik hareketleri, paradoksal solunum varlığı, açık yaralar ve subkutan amfizem aranmalıdır. Oskültasyonda solunum seslerinin bilateral eşitliği değerlendirilmeli, azalmış veya kaybolmuş solunum sesleri pnömotoraks veya hemotoraks lehine yorumlanmalıdır. Perküsyonda hiperrezonans pnömotoraks, matite ise hemotoraks ile uyumludur. Pulse oksimetri sürekli monitörizasyon sağlanmalı ve arteriyel kan gazı analizi gerektiğinde yapılmalıdır.
Dolaşım değerlendirmesinde, hipotansiyon, taşikardi, juguler venöz dolgunluk ve kalp seslerinin değişikliği dikkatle araştırılmalıdır. Masif hemotoraks ve kardiyak tamponad, göğüs travmasında hemodinamik instabilitenin en sık nedenleridir ve acil müdahale gerektirmektedir. İntravenöz erişim sağlanmalı, sıvı resüsitasyonu başlatılmalı ve gerektiğinde kan transfüzyonu planlanmalıdır.
Hayatı Tehdit Eden Acil Patolojiler
Göğüs travmasında birincil değerlendirme sırasında tanımlanması ve acil olarak müdahale edilmesi gereken altı hayatı tehdit edici durum bulunmaktadır. Bunlar tansiyon pnömotoraks, açık pnömotoraks, masif hemotoraks, yelken göğüs ile pulmoner kontüzyon, kardiyak tamponad ve hava yolu obstrüksiyonudur.
Tansiyon Pnömotoraks
Tansiyon pnömotoraks, plevral boşlukta progresif hava birikimi sonucunda mediastinal yapıların karşı tarafa itilmesi ve venöz dönüşün bozulması ile karakterize, hayatı tehdit eden bir acil durumdur. Klinik bulgular arasında ciddi dispne, taşikardi, hipotansiyon, boyun venlerinde dolgunluk, etkilenen tarafta solunum seslerinin kaybı ve trakeanın karşı tarafa deviasyonu yer almaktadır. Tanı klinik olarak konulmalı ve tedavi radyolojik doğrulama beklenmeden uygulanmalıdır. Acil tedavi, etkilenen tarafta ikinci interkostal aralıktan midklaviküler hattan iğne dekompresyon yapılması ve ardından tüp torakostomi uygulanmasıdır.
Açık Pnömotoraks
Açık pnömotoraks, göğüs duvarında trakea çapının üçte ikisinden büyük bir defekt varlığında gelişmektedir. Bu durumda atmosferik hava, inspiryum sırasında defektten plevral boşluğa girmekte ve ventilasyon ciddi şekilde bozulmaktadır. Acil tedavi, defektin üç tarafından tespit edilen oklüzif bir pansuman ile kapatılmasıdır; bu uygulama, inspiryumda havanın girişini engellerken ekspiryumda havanın çıkışına izin vermektedir. Definitif tedavi, tüp torakostomi uygulaması ve göğüs duvarı defektinin cerrahi onarımıdır.
Masif Hemotoraks
Masif hemotoraks, plevral boşlukta 1500 mililitreden fazla kan birikmesi veya tüp torakostomi sonrasında saatte 200 mililitreden fazla drenaj olması olarak tanımlanmaktadır. En sık nedeni interkostal arter veya internal mammarian arter yaralanmasıdır; ancak büyük damar ve hiler yaralanmalar da masif hemotoraksa yol açabilmektedir. Klinik tabloda hipovolemik şok bulguları, etkilenen tarafta solunum seslerinin azalması ve perküsyonda matite saptanmaktadır. Tedavide eş zamanlı sıvı resüsitasyonu ve tüp torakostomi uygulanmalı, endikasyon varlığında acil torakotomi planlanmalıdır.
Kosta Fraktürleri ve Yelken Göğüs
Kosta fraktürleri, göğüs travmasının en sık görülen yaralanma tipidir ve tüm künt göğüs travmalarının yaklaşık yüzde kırkında saptanmaktadır. Üst kotaların fraktürleri yüksek enerjili travmayı işaret etmekte ve büyük damar yaralanması açısından uyarıcı olmalıdır. Alt kosta fraktürlerinde ise dalak ve karaciğer yaralanması riski göz önünde bulundurulmalıdır. Multipl kosta fraktürleri, özellikle yaşlı hastalarda, ciddi ağrı, atelektazi, pnömoni ve solunum yetmezliği gelişimi açısından önemli risk faktörleridir.
Yelken göğüs, üç veya daha fazla komşu kostanın her birinin iki veya daha fazla noktadan kırılması sonucunda oluşan, göğüs duvarının bir segmentinin bütünlüğünü kaybettiği klinik tablodur. Etkilenen segment, solunumun geri kalan göğüs duvarından bağımsız ve paradoksal şekilde hareket etmektedir. Yelken göğüste morbidite ve mortalitenin temel belirleyicisi, alttaki pulmoner kontüzyonun yaygınlığıdır. Tedavide yeterli analjezi sağlanması, pulmoner tuvalet uygulanması ve gerektiğinde pozitif basınçlı ventilasyon desteği verilmesi esastır. Epidural analjezi, interkostal sinir blokajı ve hasta kontrollü analjezi yöntemleri, ağrı yönetiminde etkin seçenekler arasında yer almaktadır.
Pulmoner kontüzyon, künt göğüs travmasının en sık görülen potansiyel öldürücü komplikasyonudur. Alveolar hemoraji ve ödem, gaz değişiminde bozulmaya ve progressif hipoksemiye yol açmaktadır. Kontüzyonun klinik bulguları travmadan saatler sonra belirginleşebilmekte ve ilk radyolojik değerlendirmede gözden kaçabilmektedir. Bilgisayarlı tomografi, pulmoner kontüzyonun erken ve duyarlı tanısında konvansiyonel radyografiden üstündür. Tedavide sıvı yönetimi dikkatli şekilde dengelenmeli, gereksiz aşırı sıvı yüklemesinden kaçınılmalı ve oksijen desteği ile mekanik ventilasyon gerektiğinde uygulanmalıdır.
Kardiyak Yaralanmalar ve Tamponad
Kardiyak tamponad, perikard boşluğunda kan veya sıvı birikmesi sonucunda kalbin diyastolik dolumunun kısıtlanması ve kardiyak outputun düşmesi ile karakterize bir acil durumdur. Penetran göğüs travmasında daha sık görülmekle birlikte, künt travmada da gelişebilmektedir. Beck triadı olarak bilinen hipotansiyon, boyun venlerinde dolgunluk ve kalp seslerinin derinden duyulması klasik klinik bulgulardır; ancak tüm bileşenlerin bir arada bulunması her zaman mümkün olmayabilir. Yatak başı ultrasonografi, perikard sıvısının hızlı ve güvenilir bir şekilde tespit edilmesinde son derece değerli bir tanı aracıdır.
Kardiyak tamponadda acil tedavi, perikardiyosentez veya acil torakotomi ile perikardın dekompresyonudur. Subksifoid yaklaşımla uygulanan perikardiyosentez, geçici olarak hemodinamik stabilizasyon sağlayabilmektedir; ancak definitif tedavi cerrahi müdahaledir. Penetran kardiyak yaralanmalarda, özellikle sol ventrikül ve sağ ventrikül yaralanmalarında, acil torakotomi ve kardiyorafi hayat kurtarıcı olabilmektedir.
Künt kardiyak yaralanma, miyokardiyal kontüzyondan kardiyak rüptüre kadar geniş bir spektrumda değerlendirilmektedir. Miyokardiyal kontüzyon en sık görülen künt kardiyak yaralanmadır ve klinik olarak göğüs ağrısı, aritmi ve kardiyak enzim yüksekliği ile prezente olabilmektedir. Elektrokardiyografide ritim bozuklukları, ST-T değişiklikleri ve ileti defektleri saptanabilmektedir. Sürekli kardiyak monitörizasyon ve ekokardiyografik değerlendirme bu hastaların takibinde büyük önem taşımaktadır. Valvüler yaralanmalar, septal defektler ve koroner arter hasarı, künt kardiyak travmanın daha nadir fakat ciddi komplikasyonlarıdır.
Büyük Damar Yaralanmaları
Travmatik aort yaralanması, künt göğüs travmasının en ölümcül komplikasyonlarından biridir ve hastaların büyük çoğunluğu olay yerinde hayatını kaybetmektedir. Hastaneye ulaşan hastalarda ise aortik istmus bölgesinde inkomplet yırtık en sık karşılaşılan patolojidir. Yüksek hızlı deselerasyon mekanizması, aortun ligamentum arteriyosum düzeyinde fiksasyon noktasında maksimal stres oluşturmakta ve yırtığa yol açmaktadır.
Aort yaralanması şüphesinde, ayakta çekilen posteroanteriyor akciğer grafisinde mediastinal genişleme, sol apikal şapka bulgusu, aortik düğmenin silikleşmesi, sol ana bronşun aşağıya deplasmanı ve özofagus deviasyonu gibi dolaylı bulgular aranmalıdır. Bilgisayarlı tomografi anjiyografi, tanıda altın standart olarak kabul edilmekte ve yüksek duyarlılık ile özgüllük sunmaktadır. Hemodinamik olarak stabil hastalarda tanının doğrulanması ve tedavi planlamasının yapılması için bu tetkik mutlaka gerçekleştirilmelidir.
Travmatik aort yaralanmasının tedavisinde, cerrahi onarım ve endovasküler stent-greft uygulaması temel seçeneklerdir. Son yıllarda endovasküler yaklaşım, özellikle eşlik eden yaralanmaları bulunan hastalarda, daha düşük morbidite oranları ile öne çıkmaktadır. Ameliyat öncesi dönemde agresif antihipertansif tedavi ile aortik duvar stresi minimalize edilmelidir. Sistolik kan basıncının 100 mmHg altında tutulması ve kalp hızının kontrol altına alınması hedeflenmektedir.
Pnömotoraks ve Hemotoraks Yönetimi
Basit pnömotoraks, viseral veya parietal plevranın yaralanması sonucunda plevral boşlukta hava birikmesidir. Küçük ve semptomatik olmayan pnömotorakslarda konservatif izlem tercih edilebilirken, büyük pnömotorakslarda ve mekanik ventilasyon planlanan hastalarda tüp torakostomi uygulanmalıdır. Tüp torakostomi, beşinci interkostal aralıkta anterior aksiller hattan, ilgili kostanın üst kenarından güvenli üçgen bölgesine yerleştirilmelidir. Tüpün pozisyonu radyolojik olarak doğrulanmalı ve kapalı su altı drenaj sistemine bağlanmalıdır.
Hemotoraks, plevral boşlukta kan birikmesidir ve göğüs travmasında sık karşılaşılan bir patolojidir. Hemodinamik stabilitesi bozulmamış hastalarda, küçük hemotorakslarda konservatif izlem uygulanabilmektedir; ancak orta ve büyük hemotorakslarda tüp torakostomi ile drenaj sağlanmalıdır. Yetersiz drenaj sonucunda pıhtılaşmış hemotoraks, empiyem ve fibrotoraks gibi komplikasyonlar gelişebilmektedir. Video yardımlı torakoskopik cerrahi, pıhtılaşmış hemotoraksın erken dönem tedavisinde minimal invaziv ve etkin bir seçenek olarak değerlendirilmektedir.
Tüp torakostomi sonrası takipte, drenaj miktarının saatlik olarak izlenmesi, hava kaçağının değerlendirilmesi ve seri akciğer grafilerinin çekilmesi büyük önem taşımaktadır. Masif hemotoraks kriterleri karşılandığında veya devam eden kanama saptandığında, acil torakotomi endikasyonu gündeme gelmektedir. Torakotomi endikasyonları arasında başlangıçta 1500 mililitreden fazla drenaj, saatte 200 mililitreden fazla devam eden kanama, hemodinamik instabilite ve kardiyak tamponad yer almaktadır.
Diyafragma ve Özofagus Yaralanmaları
Travmatik diyafragma rüptürü, hem künt hem de penetran göğüs travmasında görülebilen ve sıklıkla gözden kaçabilen bir yaralanmadır. Sol hemidiyafragma, karaciğerin sağ taraftaki koruyucu etkisi nedeniyle daha sık yaralanmaktadır. Künt travmada geniş radyal yırtıklar oluşurken, penetran travmada küçük lineer defektler meydana gelmektedir. Akut dönemde tanı konulamaması halinde, abdominal organların toraksa herniasyonu ve strangülasyon gibi ciddi geç komplikasyonlar gelişebilmektedir.
Diyafragma rüptürünün tanısında, akciğer grafisinde diyafragma konturunun düzensizliği, toraks içinde abdominal organ görüntüsü ve nazogastrik tüpün toraks içinde seyretmesi gibi bulgular yol gösterici olabilmektedir. Bilgisayarlı tomografinin tanısal duyarlılığı değişken olmakla birlikte, multiplanar rekonstrüksiyon görüntüleri tanı oranını artırmaktadır. Definitif tedavi, diyafragmatik defektin cerrahi onarımıdır ve primer sütürasyon veya prostetik yama ile gerçekleştirilebilmektedir.
Özofagus yaralanması, göğüs travmasının nadir fakat potansiyel olarak fatal bir komplikasyonudur. Penetran travmada daha sık görülmekte ve genellikle eşlik eden trakea veya büyük damar yaralanmaları ile birlikte saptanmaktadır. Klinik bulgular arasında boyun ağrısı, disfaji, subkutan amfizem, mediastinal amfizem ve plevral effüzyon yer almaktadır. Tanı gecikmesi mediastinit, sepsis ve çoklu organ yetmezliği ile sonuçlanabilmektedir. Erken cerrahi onarım ve geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi, prognozun iyileştirilmesinde kritik öneme sahiptir.
Görüntüleme Yöntemleri ve Tanısal Yaklaşım
Göğüs travmasında görüntüleme, tanının doğrulanması ve yaralanmaların haritalanması açısından vazgeçilmez bir bileşendir. Ayakta çekilen posteroanteriyor akciğer grafisi, ilk değerlendirmede standart görüntüleme yöntemidir ve pnömotoraks, hemotoraks, mediastinal genişleme, kosta fraktürleri ve pulmoner kontüzyon gibi patolojilerin hızlı taranmasını sağlamaktadır. Supin pozisyonda çekilen anteroposterior grafide ise pnömotoraks ve hemotoraksın gözden kaçabileceği unutulmamalıdır.
Bilgisayarlı tomografi, göğüs travmasında en kapsamlı bilgiyi sunan görüntüleme yöntemidir. Pulmoner kontüzyonun erken tespiti, gizli pnömotoraks ve hemotoraksın belirlenmesi, aort ve büyük damar yaralanmalarının değerlendirilmesi, vertebra ve sternum fraktürlerinin saptanması ve mediastinal yapıların detaylı incelenmesi bilgisayarlı tomografinin başlıca avantajlarıdır. Kontrastlı çalışmalar, vasküler yaralanmaların değerlendirilmesinde mutlaka tercih edilmelidir.
Focused Assessment with Sonography in Trauma uygulaması, perikard sıvısının, plevral sıvının ve peritoneal serbest sıvının yatak başında hızla değerlendirilmesini sağlayan noninvaziv bir tanı yöntemidir. Extended FAST protokolü ile bilateral pnömotoraks taraması da gerçekleştirilebilmektedir. Ultrasonografinin taşınabilirliği, tekrarlanabilirliği ve radyasyon içermemesi önemli avantajlarıdır. Deneyimli ellerde yüksek duyarlılık ve özgüllük değerlerine ulaşılabilmektedir.
- Posteroanterior akciğer grafisi: İlk basamak, hızlı tarama için standart yöntemdir
- Bilgisayarlı tomografi: Detaylı değerlendirme, vasküler yaralanma ve gizli patolojiler için altın standart yöntemdir
- FAST ultrasonografi: Yatak başı hızlı değerlendirme, perikard ve plevral sıvı tespiti için kullanılmaktadır
- Anjiyografi: Vasküler yaralanma şüphesinde tanısal ve girişimsel amaçlı uygulanmaktadır
- Bronkoskopi: Trakeobronşiyal yaralanma şüphesinde tanı ve değerlendirme amaçlı kullanılmaktadır
- Ekokardiyografi: Kardiyak yaralanma, tamponad ve valvüler hasarın değerlendirilmesinde uygulanmaktadır
Tedavi Stratejileri ve Cerrahi Endikasyonlar
Göğüs travmasının tedavi yaklaşımı, yaralanmanın tipine, şiddetine ve hastanın klinik durumuna göre konservatif veya cerrahi olarak planlanmaktadır. Göğüs travmalı hastaların büyük çoğunluğu, yaklaşık yüzde seksen beşi, tüp torakostomi ve destek tedavisi ile konservatif olarak yönetilebilmektedir. Cerrahi müdahale, belirli endikasyonlar varlığında hayat kurtarıcı niteliktedir ve geciktirilmemelidir.
Konservatif Tedavi Prensipleri
Konservatif tedavinin temel bileşenleri arasında yeterli analjezi, solunum fizyoterapisi, oksijen desteği, sıvı yönetimi ve tromboembolik profilaksi yer almaktadır. Ağrı kontrolü, özellikle kosta fraktürlü hastalarda, yeterli solunum fonksiyonunun sürdürülmesi için kritik öneme sahiptir. Yetersiz analjezi, sığ solunum, atelektazi, sekresyon retansiyonu ve pnömoni gelişimine zemin hazırlamaktadır. Multimodal analjezi yaklaşımı, sistemik analjeziklerin yanı sıra rejyonel anestezi tekniklerinin kombinasyonunu içermekte ve üstün ağrı kontrolü sağlamaktadır.
Cerrahi Müdahale Endikasyonları
Acil torakotomi endikasyonları kesin olarak belirlenmiş olup şu durumları kapsamaktadır:
- Kardiyak tamponad: Perikardiyosenteze yanıt vermeyen veya penetran kardiyak yaralanma düşünülen durumlarda acil müdahale gerekmektedir
- Masif hemotoraks: Başlangıçta 1500 mililitreden fazla drenaj veya saatte 200 mililitreden fazla devam eden kanama varlığında cerrahi planlanmalıdır
- Büyük damar yaralanması: Aort ve ana dallarının yaralanmalarında hemodinamik duruma göre acil veya geciktirilmiş cerrahi uygulanmaktadır
- Trakeobronşiyal yaralanma: Büyük hava yolu yaralanmalarında cerrahi onarım gerekmektedir
- Özofagus perforasyonu: Erken cerrahi onarım mediastinit riskini azaltmaktadır
- Yelken göğüs: Ciddi göğüs duvarı instabilitesinde cerrahi fiksasyon düşünülebilmektedir
- Diyafragma rüptürü: Tanı konulduktan sonra cerrahi onarım planlanmalıdır
Acil departman torakotomisi, penetran göğüs travmasında kardiyak arrest gelişen veya arrest yakın hastalarda uygulanabilen son çare bir girişimdir. Sol anterolateral torakotomi insizyonu ile gerçekleştirilen bu prosedürde, perikardın açılması, kardiyak masaj, hiler klamplama ve aort kros-klempi gibi hayat kurtarıcı manevralar uygulanabilmektedir. Künt travmada acil departman torakotomisinin sağkalım oranları penetran travmaya kıyasla belirgin şekilde düşüktür.
Komplikasyonlar, İzlem ve Koru Hastanesi Yaklaşımı
Göğüs travması sonrasında gelişebilecek komplikasyonların erken tanınması ve etkin yönetimi, hastaların uzun dönem prognozunu doğrudan etkilemektedir. Erken dönem komplikasyonlar arasında atelektazi, pnömoni, akut respiratuar distres sendromu, pulmoner emboli ve sepsis yer almaktadır. Geç dönem komplikasyonlar ise kronik ağrı sendromu, restriktif akciğer hastalığı, empiyem ve fibrotoraks olarak sıralanabilmektedir.
Atelektazi ve pnömoni, özellikle kosta fraktürlü yaşlı hastalarda en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Agresif pulmoner tuvalet, erken mobilizasyon, insantif spirometri kullanımı ve yeterli analjezi ile bu komplikasyonların insidansı önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Akut respiratuar distres sendromu, ciddi pulmoner kontüzyonlu hastalarda gelişebilmekte ve yoğun bakım takibi gerektirmektedir. Akciğer koruyucu ventilasyon stratejileri, düşük tidal volüm uygulaması ve uygun pozitif ekspiryum sonu basıncı titasyonu, bu hastaların yönetiminde temel prensiplerdir.
Göğüs travmalı hastaların izleminde, klinik değerlendirmenin yanı sıra seri laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme çalışmaları düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır. Hemogram, koagülasyon parametreleri, arteriyel kan gazı analizi ve biyokimyasal belirteçler takipte kullanılan başlıca laboratuvar testleridir. Taburculuk sonrasında poliklinik kontrollerinde solunum fonksiyon testleri, kontrol görüntüleme ve klinik değerlendirme yapılmalıdır.
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, göğüs travmalı hastaların değerlendirilmesinde en güncel protokolleri ve kanıta dayalı tıp ilkelerini titizlikle uygulamaktadır. Multidisipliner yaklaşım çerçevesinde acil tıp, göğüs cerrahisi, kardiyovasküler cerrahi, anesteziyoloji ve yoğun bakım ekiplerinin koordineli çalışması ile hastalarımıza en yüksek standartlarda tanı ve tedavi hizmeti sunulmaktadır.



