Fıtık boğulması (inkarsere herni), karın duvarındaki bir defektten dışarı çıkmış olan organ veya dokuların geri redükte edilememesi ve bu yapıların vasküler beslenmesinin tehlikeye girmesi durumunu tanımlar. Bu klinik tablo, genel cerrahi ve acil tıp pratiğinde en sık karşılaşılan ve en hızlı müdahale gerektiren akut karın sendromlarından birini oluşturmaktadır. Boğulmuş fıtık, tedavi edilmediği takdirde strangülasyon, iskemi, nekroz ve nihayetinde perforasyon ile sonuçlanarak hayatı tehdit eden bir seyir izleyebilir.
Patofizyolojik açıdan değerlendirildiğinde, fıtık boğulması birkaç aşamada gelişir. İlk aşamada, fıtık kesesi içindeki yapılar — genellikle ince barsak ansları veya omentum — karın duvarındaki defektten protrüde olur. İkinci aşamada, fıtık halkasının dar yapısı nedeniyle venöz dönüş engellenir; bu durum ödem gelişimine ve fıtık içeriğinin daha da şişmesine yol açar. Üçüncü aşamada arteriyel kan akımı da kompromize olur ve iskemik süreç başlar. Son aşamada ise transmural nekroz, bakteriyel translokasyon ve perforasyon meydana gelebilir. Bu kaskad, saatler içinde gelişebileceğinden erken tanı ve acil cerrahi müdahale hayat kurtarıcıdır.
İnkarsere fıtık ile strangüle fıtık arasındaki ayrımın klinik olarak yapılması güçtür ancak prognostik açıdan kritik öneme sahiptir. İnkarsere fıtıkta henüz vasküler kompromis gelişmemiştir ve manuel redüksiyon denenebilir. Strangüle fıtıkta ise vasküler beslenme bozulmuştur, iskemi ve nekroz riski yüksektir ve acil cerrahi endikasyonu mevcuttur. Klinik pratikte bu iki durumu kesin olarak ayırt etmek her zaman mümkün olmadığından, inkarsere fıtığa yaklaşımda strangülasyon ihtimali daima göz önünde bulundurulmalıdır.
Epidemiyoloji ve Risk Faktörleri
Fıtık boğulması, tüm fıtık olgularının yaklaşık yüzde dört ila yüzde on arasında görülmektedir. İnguinal fıtıklar en sık boğulma riski taşıyan fıtık tipidir ve tüm boğulmuş fıtıkların yaklaşık yüzde altmışını oluşturur. Femoral fıtıklar ise daha az sıklıkta görülmelerine karşın boğulma oranları çok daha yüksektir; femoral fıtıkların yaklaşık yüzde kırk ila yüzde elli oranında boğulma ile prezente olduğu bildirilmektedir. İnsizyon fıtıkları, umbilikal fıtıklar ve internal herniler de boğulma riski taşıyan diğer önemli fıtık tipleridir.
Risk faktörleri arasında ileri yaş, kadın cinsiyet (özellikle femoral fıtıklarda), kronik öksürük, kronik kabızlık, ağır kaldırma, obezite, asit varlığı, geçirilmiş abdominal cerrahi ve bağ dokusu hastalıkları sayılabilir. Ayrıca uzun süredir redükte edilmeden bırakılmış büyük fıtıklarda yapışıklıklar gelişmesi ve fıtık halkasının daralması boğulma riskini artırmaktadır. Neonatal ve pediatrik yaş grubunda konjenital diyafragma fıtıkları ve umbilikal fıtıklar boğulma açısından özellikle dikkat gerektiren klinik tablolardır.
Yaşlı ve çoklu komorbiditesi olan hastalarda fıtık boğulmasının mortalitesi belirgin şekilde yüksektir. Bu hasta grubunda gecikmiş başvuru, atipik prezentasyon ve azalmış fizyolojik rezerv, klinik tablonun ağırlaşmasına katkıda bulunur. Literatürde strangüle fıtıklarda genel mortalite oranı yüzde üç ila yüzde on arasında bildirilmekte olup, barsak rezeksiyonu gerektiren olgularda bu oran yüzde yirmiye kadar çıkabilmektedir.
Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Boğulmuş fıtığın klinik prezentasyonu, fıtığın lokalizasyonuna, boğulma süresine ve içeriğine göre değişkenlik gösterir. Klasik prezentasyonda hasta, daha önceden bilinen veya yeni fark edilen bir fıtık bölgesinde ani başlangıçlı, şiddetli ve sürekli ağrı ile başvurur. Ağrı, basit bir fıtığın intermittant ve hafif ağrısından farklı olarak devamlıdır ve giderek artan bir seyir izler.
Fizik muayenede fıtık bölgesinde gergin, hassas, redükte edilemeyen ve üzerindeki ciltte eritem veya renk değişikliği gözlenebilen bir kitle saptanır. Kitle üzerinde ısı artışı palpe edilebilir. Karın muayenesinde distansiyon, yaygın hassasiyet ve defans bulguları eşlik edebilir. Barsak seslerinin değerlendirilmesinde başlangıçta artmış peristaltizm duyulabilirken, ileus gelişmesi durumunda barsak sesleri azalır veya kaybolur.
Semptomlar arasında bulantı, kusma, obstipasyon ve abdominal distansiyon ön plandadır. İnce barsak obstrüksiyonu gelişmiş olgularda kusma erken dönemde ortaya çıkar ve başlangıçta biliyöz, ilerleyen dönemde fekaloid karakter kazanabilir. Kolon içeriğinin boğulması durumunda ise obstipasyon daha belirgin bir semptom olarak karşımıza çıkar. Strangülasyon gelişmiş olgularda sistemik enflamatuar yanıt sendromu bulguları olan taşikardi, ateş, hipotansiyon ve lökositoz tabloya eklenebilir.
Richter fıtığı gibi özel durumlarda barsağın sadece antimezenterik kenarının boğulması söz konusu olabilir ve bu durumda tam bir mekanik obstrüksiyon tablosu gelişmeyebilir. Bu durum tanıda gecikmeye ve dolayısıyla komplikasyon oranlarının artmasına neden olabilmektedir. Klinisyenin bu atipik prezentasyonlar konusunda farkındalığı, erken tanı ve uygun tedavi açısından büyük önem taşımaktadır.
Tanısal Yaklaşım ve Görüntüleme
Fıtık boğulmasının tanısı öncelikle klinik değerlendirmeye dayanır. Anamnez ve fizik muayene bulguları çoğu olguda tanı koydurucudur. Ancak obez hastalarda, atipik prezentasyonlarda ve internal hernilerde görüntüleme yöntemlerine başvurulması gerekebilir. Tanısal süreçte zaman kaybını minimize etmek, klinik yaklaşımın temel ilkesidir.
Laboratuvar incelemelerinde tam kan sayımı, C-reaktif protein, laktat düzeyi, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, serum elektrolitleri ve kan gazı analizi istenmelidir. Lökositoz ve CRP yüksekliği enflamatuar süreci, laktat yüksekliği ise doku iskemisini gösterebilir. Metabolik asidoz varlığı, ileri iskemi veya nekrozu düşündürmelidir. Ancak bu parametrelerin normal olması strangülasyonu dışlamaz; özellikle erken dönemde laboratuvar bulguları normal sınırlarda kalabilir.
Direkt karın grafisi, mekanik barsak obstrüksiyonunun değerlendirilmesinde ilk basamak görüntüleme yöntemi olarak kullanılabilir. Hava-sıvı seviyeleri, dilate barsak ansları ve distal gaz azlığı obstrüksiyonu düşündüren bulgulardır. Ancak direkt grafinin sensitivitesi sınırlıdır ve normal bulgu, obstrüksiyonu dışlamaz.
Bilgisayarlı tomografi, boğulmuş fıtığın tanısında en değerli görüntüleme yöntemidir. BT ile fıtık lokalizasyonu, içeriği, barsak duvarı kalınlığı, kontrastlanma paterni, mezenterik ödem, serbest sıvı varlığı ve barsak duvarında pnömatozis gibi strangülasyon bulguları detaylı olarak değerlendirilebilir. İntravenöz kontrast madde kullanımı, barsak duvarı perfüzyonunun değerlendirilmesi açısından önemlidir. Kontrast tutulumunda azalma veya yokluk, vasküler kompromisi gösterir. Ultrasonografi ise özellikle inguinal ve femoral bölge fıtıklarında, çocuk hastalarda ve gebelerde tercih edilebilecek non-invaziv bir yöntemdir.
Acil Servis Yönetimi ve İlk Müdahale
Acil servise boğulmuş fıtık ön tanısıyla başvuran hastada sistematik bir yaklaşım uygulanmalıdır. İlk değerlendirmede hastanın hemodinamik stabilitesi, vital bulguları ve genel durumu hızla değerlendirilmelidir. Hemodinamik instabilite varlığında resüsitasyon öncelikli olarak başlatılmalıdır.
Damar yolu açılarak kristalloid sıvı infüzyonu başlanmalı, nazogastrik sonda takılarak mide dekompresyonu sağlanmalı ve idrar sondası yerleştirilerek saatlik idrar takibi yapılmalıdır. Ağrı yönetimi için uygun analjezik tedavi planlanmalıdır; opioid analjezikler ağrı kontrolünde etkili olmakla birlikte, barsak motilitesi üzerine olumsuz etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Antiemetik tedavi, bulantı ve kusması olan hastalarda semptomatik rahatlama sağlar.
İnkarsere fıtıkta strangülasyon bulguları yoksa ve boğulma süresi kısa ise manuel redüksiyon denenebilir. Manuel redüksiyon girişimi öncesinde hastaya Trendelenburg pozisyonu verilmeli, yeterli analjezi ve kas gevşemesi sağlanmalıdır. Redüksiyon işlemi nazik ve kontrollü bir şekilde yapılmalı, aşırı güç uygulanmamalıdır. Fıtık kesesi boynu çevresinde nazikçe basınç uygulayarak içeriğin karın boşluğuna geri itilmesi hedeflenir. Başarılı redüksiyon sonrası hasta gözlem altında tutulmalı ve peritonit bulguları açısından yakından takip edilmelidir.
Manuel redüksiyonun kontrendike olduğu durumlar şunlardır: strangülasyon şüphesi, uzun süreli boğulma öyküsü (altı saatten fazla), lokal cilt değişiklikleri (eritem, siyanoz), sistemik sepsis bulguları ve peritonit tablosu. Bu durumlarda redüksiyon girişimi nekrotik barsak segmentinin karın içine itilmesine ve perforasyon, peritonit veya septik şok gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle strangülasyon şüphesi olan olgularda doğrudan cerrahi müdahaleye yönelilmelidir.
Cerrahi Tedavi Endikasyonları ve Zamanlama
Boğulmuş fıtıkta cerrahi tedavi endikasyonları kesin ve göreceli olarak iki grupta değerlendirilir. Kesin cerrahi endikasyonlar arasında başarısız redüksiyon girişimi, strangülasyon bulguları, peritonit tablosu, barsak obstrüksiyonu bulguları ve sistemik sepsis yer almaktadır. Bu durumlardan herhangi birinin varlığında acil cerrahi müdahale geciktirilmemelidir.
Cerrahi zamanlaması, klinik tablonun ciddiyetine göre belirlenir. Strangülasyon bulguları olan olgularda altın standart, tanıdan itibaren en geç altı saat içinde operasyona alınmasıdır. Cerrahi müdahaledeki her saatlik gecikme, barsak nekrozu ve rezeksiyon gereksinimi riskini artırmaktadır. Literatürde semptom başlangıcından cerrahiye kadar geçen sürenin kırk sekiz saati aşması durumunda mortalite oranlarının belirgin şekilde yükseldiği bildirilmektedir.
Preoperatif hazırlık kapsamında sıvı resüsitasyonu, elektrolit dengesizliklerinin düzeltilmesi, geniş spektrumlu antibiyotik profilaksisi ve tromboembolizm profilaksisi uygulanmalıdır. Antibiyotik seçiminde gram negatif ve anaerop etkili ajanlara yönelinmelidir; seftriakson-metronidazol kombinasyonu veya ampisilin-sulbaktam uygun seçenekler arasındadır. Hastanın komorbiditeleri değerlendirilmeli ve anestezi ekibi bilgilendirilmelidir.
Cerrahi Teknikler ve İntraoperatif Değerlendirme
Boğulmuş fıtık cerrahisinde kullanılacak teknik, fıtığın tipi, lokalizasyonu, boğulma süresi ve hastanın genel durumuna göre belirlenir. Açık cerrahi yaklaşım, acil durumlarda en sık tercih edilen yöntemdir. İnguinal fıtıklarda inguinal insizyon ile, femoral fıtıklarda inguinal veya krural yaklaşım ile, umbilikal ve insizyon fıtıklarında ise fıtık üzerinden vertikal veya transvers insizyon ile eksplorasyona başlanır.
İntraoperatif değerlendirmede en kritik basamak, boğulmuş barsak segmentinin viabilitesinin belirlenmesidir. Fıtık kesesi açıldıktan ve içerik serbestleştirildikten sonra barsak segmenti sıcak serum fizyolojik kompreslerle sarılarak on beş ila yirmi dakika beklenir. Bu süre sonunda barsağın rengi, peristaltizmi ve mezenterik vasküler nabızların varlığı değerlendirilir. Canlı barsak pembe-kırmızı renkte olup aktif peristaltizm gösterir ve mezenterik pulsasyon palpe edilir. Nekrotik barsak ise siyah-mor renkte, atonik ve pulsasyonsuz bir görünüm sergiler.
Barsak viabilitesinin şüpheli olduğu durumlarda intravenöz fluorescein enjeksiyonu sonrası Wood lambası ile değerlendirme veya intraoperatif Doppler ultrasonografi gibi yardımcı yöntemler kullanılabilir. İndosiyanin yeşili anjiyografi de vasküler perfüzyonun değerlendirilmesinde giderek artan bir kullanım alanı bulmaktadır.
Nekrotik barsak segmenti saptanan olgularda barsak rezeksiyonu ve anastomoz uygulanır. Rezeksiyon sınırları, sağlam barsak dokusunu içerecek şekilde yeterli genişlikte olmalıdır. Kontamine cerrahi alanlarda primer mesh onarımı tartışmalı olmakla birlikte, güncel literatürde biyolojik mesh veya sentetik mesh kullanımının kabul edilebilir sonuçlar verdiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak ciddi kontaminasyon ve peritonit varlığında primer doku onarımı veya aşamalı onarım stratejileri tercih edilebilir.
Laparoskopik yaklaşım, deneyimli merkezlerde seçilmiş olgularda uygulanabilmektedir. Laparoskopik onarımın avantajları arasında daha iyi görüntüleme imkanı, karşı taraf fıtığının eş zamanlı değerlendirilmesi, azalmış yara enfeksiyonu oranı ve daha erken iyileşme süresi sayılabilir. Ancak ciddi distansiyon, hemodinamik instabilite veya yaygın peritonit varlığında laparoskopik yaklaşım kontrendikedir.
Komplikasyonlar ve Morbidite Yönetimi
Fıtık boğulmasının komplikasyonları preoperatif, intraoperatif ve postoperatif dönemde ortaya çıkabilir. Preoperatif dönemde barsak nekrozu, perforasyonu, fekal peritonit ve septik şok en ciddi komplikasyonlardır. Bu komplikasyonlar, tanı ve tedavideki gecikmeyle doğrudan ilişkilidir.
Postoperatif dönemde yara yeri enfeksiyonu, barsak anastomoz kaçağı, intraabdominal apse, derin ven trombozu, pulmoner emboli, pnömoni ve çoklu organ yetmezliği gelişebilir. Yara yeri enfeksiyonu, özellikle barsak rezeksiyonu yapılan ve kontamine cerrahi alanlarda gerçekleştirilen onarımlarda en sık görülen komplikasyondur. Enfeksiyon oranını azaltmak için cilt altı doku irrigasyonu, geciktirilmiş primer kapama veya sekonder iyileşmeye bırakma stratejileri uygulanabilir.
Anastomoz kaçağı, barsak rezeksiyonu yapılan olgularda mortaliteyi belirgin şekilde artıran bir komplikasyondur. Kaçak oranını minimize etmek için anastomozun iyi perfüze, gerilim altında olmayan barsak segmentleri arasında yapılması, cerrahi tekniğe özen gösterilmesi ve malnütrisyonun düzeltilmesi önemlidir. Yüksek riskli olgularda koruyucu stoma oluşturulması düşünülebilir.
Fıtık nüksü, uzun vadeli takipte karşılaşılan önemli bir sorundur. Nüks oranları kullanılan onarım tekniğine göre değişkenlik gösterir. Mesh ile onarımda nüks oranları primer doku onarımına kıyasla belirgin olarak düşüktür. Ancak kontamine alanlarda mesh kullanımı enfeksiyon riskini artırabilir ve bu denge klinik karar verme sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır.
Özel Hasta Gruplarında Yaklaşım
Pediatrik yaş grubunda fıtık boğulması en sık indirekt inguinal fıtıklarda görülür. Özellikle bir yaş altı erkek bebeklerde boğulma riski yüksektir. Çocuklarda manuel redüksiyon başarı oranı erişkinlere kıyasla daha yüksektir ve sedasyon altında redüksiyon girişimi ilk basamak tedavi olarak önerilmektedir. Başarılı redüksiyon sonrası elektif onarım kırk sekiz ila yetmiş iki saat içinde planlanmalıdır. Redüksiyon başarısız olduğunda acil cerrahi müdahale endikasyonu vardır.
Geriatrik hastalarda fıtık boğulması yüksek morbidite ve mortalite ile seyretmektedir. İleri yaş, çoklu komorbidite, azalmış fizyolojik rezerv ve gecikmiş başvuru bu hasta grubunda kötü prognostik faktörlerdir. Yaşlı hastalarda atipik prezentasyon sık görülür; ağrı algısının azalması nedeniyle başvuru gecikmesi ve tanı güçlükleri yaşanabilir. Bu nedenle geriatrik hastalarda fıtık boğulması ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir.
Gebelerde fıtık boğulması nadir olmakla birlikte, büyüyen uterusun karın içi basıncını artırması nedeniyle özellikle üçüncü trimesterde risk artışı söz konusudur. Gebelerde görüntüleme yöntemi olarak ultrasonografi tercih edilmeli, bilgisayarlı tomografi ancak zorunlu durumlarda uygulanmalıdır. Cerrahi müdahalede hem anne hem de fetus güvenliği göz önünde bulundurulmalı ve obstetri ekibi ile multidisipliner yaklaşım benimsenmelidir.
İmmünsüpresif hastalarda, kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda ve sirozlu hastalarda fıtık boğulması özel dikkat gerektirmektedir. Asitli hastalarda umbilikal fıtık boğulması sık görülür ve cerrahi tedavide yüksek komplikasyon oranları bildirilmektedir. Bu hasta grubunda preoperatif optimizasyon, asit kontrolü ve beslenme desteği önem taşımaktadır.
Prognoz ve Takip Stratejileri
Fıtık boğulmasının prognozu, tanı zamanlaması, cerrahi müdahalenin hızı ve hastanın genel durumu ile doğrudan ilişkilidir. Erken tanı konulan ve altı saat içinde opere edilen olgularda prognoz genellikle iyidir ve mortalite oranı yüzde birin altındadır. Ancak tanı ve tedavide gecikme olduğunda, özellikle barsak nekrozu ve rezeksiyon gerektiği durumlarda mortalite belirgin şekilde artar.
Postoperatif takip protokolü, yapılan cerrahinin genişliğine göre bireyselleştirilmelidir. Komplikasyonsuz onarım sonrası hastalar genellikle birinci ila üçüncü gün taburcu edilebilir. Barsak rezeksiyonu yapılan olgularda hastanede kalış süresi daha uzundur ve oral beslenmeye geçiş enteral fonksiyonların geri dönüşüne göre planlanır. Taburculuk sonrası birinci hafta, birinci ay ve üçüncü ayda poliklinik kontrolleri önerilmektedir.
Uzun vadeli takipte fıtık nüksü, yapışıklık ileusu ve insizyon fıtığı gelişimi açısından hastalar bilgilendirilmelidir. Hastaların ağır kaldırma, kronik öksürük ve kabızlık gibi intraabdominal basıncı artıran durumlardan kaçınmaları konusunda eğitim verilmelidir. Fıtık onarımı sonrası fiziksel aktiviteye dönüş, yapılan cerrahinin tipine ve hastanın iyileşme sürecine göre planlanmalıdır.
Güncel Literatür ve Kanıt Temelli Yaklaşımlar
Fıtık boğulmasının yönetiminde kanıt temelli tıp ilkeleri doğrultusunda güncel kılavuzlar ve konsensüs raporları yol gösterici olmaktadır. European Hernia Society ve World Society of Emergency Surgery tarafından yayımlanan kılavuzlarda acil fıtık cerrahisinin temel ilkeleri ve öneriler detaylı olarak ele alınmaktadır.
Güncel araştırmalar, boğulmuş fıtıkta biyolojik mesh kullanımının kontamine alanlarda kabul edilebilir sonuçlar verdiğini göstermektedir. Ancak uzun vadeli nüks oranları konusunda daha fazla randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır. Sentetik mesh kullanımının kontamine alanlardaki güvenliği konusunda da giderek artan olumlu veriler mevcuttur; retromüsküler veya preperitoneal yerleşimli mesh uygulamalarının enfeksiyon riskini azalttığı bildirilmektedir.
Laparoskopik ve robotik cerrahi yaklaşımların acil fıtık cerrahisindeki rolü giderek genişlemektedir. Laparoskopik yaklaşımın acil inguinal fıtık onarımında uygulanabilirliği ve güvenliği çeşitli çalışmalarda gösterilmiş olmakla birlikte, geniş çaplı randomize kontrollü çalışma verileri henüz sınırlıdır. Robotik cerrahinin bu alandaki potansiyel avantajları araştırma konusu olmaya devam etmektedir.
Damage control surgery prensiplerinin ağır sepsis ve peritonit tablosundaki boğulmuş fıtık olgularında uygulanması güncel bir yaklaşımdır. Bu strateji kapsamında ilk operasyonda enfeksiyon kaynağının kontrolü ve rezeksiyon uygulanırken, anastomoz ve karın duvarı onarımı ikinci seans cerrahiye ertelenmektedir. Bu yaklaşım, kritik hastalarda cerrahi stresi minimize ederek sağkalımı artırabilir.
Önleme Stratejileri ve Hasta Eğitimi
Fıtık boğulmasının önlenmesinde en etkili strateji, tanı konulan fıtıkların uygun zamanda elektif olarak onarılmasıdır. Asemptomatik veya minimal semptomatik fıtıklarda bekle-gör yaklaşımı belirli koşullarda uygulanabilir olmakla birlikte, boğulma riski taşıyan fıtıklarda (özellikle femoral fıtıklar ve dar boyunlu fıtıklar) erken elektif onarım önerilmektedir. Elektif koşullarda yapılan fıtık onarımının morbidite ve mortalitesi, acil koşullarda yapılan onarıma kıyasla çok daha düşüktür.
Hasta eğitimi, boğulma riskinin azaltılmasında ve erken başvurunun sağlanmasında kritik öneme sahiptir. Fıtık tanısı almış hastalara boğulma belirtileri (ani ağrı artışı, kitle üzerinde renk değişikliği, bulantı-kusma, redükte edememe) hakkında bilgi verilmeli ve bu belirtiler ortaya çıktığında derhal acil servise başvurmaları gerektiği vurgulanmalıdır. Erken başvuru, başarılı redüksiyon şansını artırır ve komplikasyon oranlarını düşürür.
Fıtık gelişimini önlemeye yönelik genel öneriler arasında sağlıklı vücut ağırlığının korunması, kronik öksürük ve kabızlığın tedavi edilmesi, ağır kaldırma sırasında doğru tekniklerin kullanılması ve karın duvarı kaslarını güçlendiren egzersizlerin yapılması yer almaktadır. Cerrahi sonrası insizyon fıtığı gelişiminin önlenmesi için karın kapama tekniğine özen gösterilmesi, yara yeri enfeksiyonunun önlenmesi ve erken dönemde aşırı fiziksel aktiviteden kaçınılması önemlidir.
Acil Durumlarda Multidisipliner Yaklaşımın Önemi
Boğulmuş fıtık yönetiminde multidisipliner ekip yaklaşımı hasta sonuçlarını iyileştirmektedir. Acil tıp uzmanı, genel cerrah, anesteziyolog, yoğun bakım uzmanı ve radyoloğun koordineli çalışması, hızlı tanı ve etkin tedavi açısından belirleyicidir. Özellikle komorbid hastalıkları olan ve yüksek riskli olgularda preoperatif değerlendirmenin multidisipliner olarak yapılması, perioperatif komplikasyonların azaltılmasına katkıda bulunur.
Acil cerrahi hizmetlerinin organizasyonu ve erişilebilirliği de hasta sonuçlarını doğrudan etkileyen faktörler arasındadır. Yirmi dört saat acil cerrahi hizmeti sunabilen, yeterli altyapı ve deneyimli ekibe sahip merkezlerde boğulmuş fıtık olgularının yönetimi daha başarılı sonuçlar vermektedir. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, fıtık boğulması ve diğer acil cerrahi durumların tanı ve tedavisinde güncel kanıt temelli yaklaşımları uygulayarak, hastalarımıza en yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır.



