Çocuk Endokrinolojisi

Ergende Östrojen Replasman Tedavisi

Amenore Adölesanda Süreci, Östrojen Replasman, Endikasyonları ve Takip, doğru zamanlamada başvuru ile daha rahat yönetilebilen bir tablodur.

Ergenlik dönemi, çocukluktan erişkinliğe geçişi simgeleyen ve hipotalamus-hipofiz-gonad ekseninin yeniden etkinleşmesiyle başlayan karmaşık bir gelişim sürecidir. Bu dönemde kız çocuklarında over kaynaklı östrojen üretiminin başlaması, ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkması, boy uzaması atağı, kemik mineralizasyonu ve psikososyal olgunlaşma açısından belirleyici bir rol üstlenmektedir. Ancak bazı kız çocuklarında çeşitli nedenlerle over fonksiyonu yetersiz kalabilmekte, östrojen üretimi yeterli düzeye ulaşamamakta ve ergenlik doğal seyrinde ilerleyememektedir. Bu tablolarda dış kaynaklı östrojen verilmesi yoluyla fizyolojik ergenliğin taklit edilmesi yaklaşımı, çocuk endokrinolojisi pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Östrojen replasmanı olarak adlandırılan bu uygulama, eksikliğin giderilmesinden çok büyüme, kemik sağlığı, üreme organlarının gelişimi ve psikososyal uyumun desteklenmesi amacıyla planlanan, bireyselleştirilmiş bir tıbbi yaklaşım niteliği taşımaktadır.

Östrojen eksikliğinin ergenlik döneminde en sık karşılaşılan nedenleri arasında Turner sendromu, saf gonadal disgenezi, galaktozemi, otoimmün ooforit, geçirilmiş kemoterapi veya pelvik radyoterapi öyküsü ve hipogonadotropik hipogonadizm tabloları yer almaktadır. Turner sendromunda olguların büyük bir bölümünde overler bağ dokusuna dönüşmüş haldedir ve spontan püberte gözlenmesi nadiren mümkün olmaktadır. Hipogonadotropik hipogonadizm zemininde ise sorun hipofizer ya da hipotalamik düzeyde olup over dokusu yapısal olarak korunmuş olabilmektedir. Kallmann sendromu, kraniyofarengioma sonrası gelişen panhipopituitarizm, kronik sistemik hastalıklara bağlı işlevsel hipogonadizm ve yoğun fiziksel aktiviteyle ilişkili tablolarda da östrojenizasyonun gecikmesi söz konusu olabilmektedir. Tüm bu farklı etiyolojik zeminler, replasman planlamasının başlangıcında ayrıntılı bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

Tanısal süreçte öncelikle bekleneni karşılamayan püberte gelişiminin ya da primer amenorenin ayrıntılı şekilde sorgulanması önerilmektedir. On üç yaşına dek meme gelişiminin başlamamış olması, püberte başlamış olmakla birlikte beş yılı aşkın süredir menarşın gerçekleşmemiş olması veya başlangıçtan sonra ilerlemenin durması durumlarında endokrinolojik değerlendirme gerekli görülmektedir. Bu çerçevede serum FSH, LH, estradiol düzeyleri, tiroid fonksiyon testleri, prolaktin ve gerektiğinde kromozom analizi istenmektedir. Yüksek gonadotropin düzeylerine eşlik eden düşük estradiol değerleri primer over yetmezliğine işaret ederken, baskılanmış gonadotropinler santral kaynaklı bir sorunu düşündürmektedir. Pelvik ultrasonografi ile uterus ve over boyutları değerlendirilmekte, kemik yaşı tayini ile büyüme potansiyeli analiz edilmekte, gerekli olgularda hipofizer manyetik rezonans görüntüleme yapılmaktadır. Bütüncül bir değerlendirme tamamlanmadan replasmana başlanması doğru bulunmamaktadır.

Östrojen replasmanının başlatılma zamanı, kullanılan preparat ve doz artış şeması, hastanın altta yatan tanısına, kemik yaşına, boy uzama potansiyeline ve psikososyal hazır oluşuna göre bireyselleştirilmektedir. Genel yaklaşım, sağlıklı akranlarda gözlenen fizyolojik ergenlik seyrinin olabildiğince taklit edilmesi yönündedir. Bu nedenle başlangıçta çok düşük dozlarda östrojen uygulanmakta, ardından iki yıllık bir süreç boyunca aşamalı doz artışlarıyla erişkin replasman dozuna ulaşılmaktadır. Erken ve yüksek dozlarda başlanması durumunda epifizlerin erken kapanması ve nihai boyun olumsuz etkilenmesi söz konusu olabilmektedir. Geç başlanması ise psikososyal uyum sorunları, kemik mineral yoğunluğunun yetersiz kazanılması ve uterus gelişiminin geride kalması gibi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu denge, deneyimli çocuk endokrinolojisi ekiplerince titizlikle gözetilmelidir.

Günümüz pediatrik endokrinoloji pratiğinde transdermal östrojen preparatlarının özellikle başlangıç döneminde tercih edilmesi yönünde belirgin bir eğilim bulunmaktadır. Bu tercihin temelinde, transdermal uygulamanın karaciğer ilk geçiş etkisini atlaması, fizyolojik estradiol düzeylerine daha uygun bir biyoyararlanım sağlaması ve tromboemboli ile karbonhidrat metabolizması üzerindeki etkilerinin daha sınırlı olması yatmaktadır. Düşük dozlu estradiol bantları gece boyunca uygulanmakta, ilerleyen dönemde gündüz uygulamasına geçilmekte ve doz aşamalı olarak artırılmaktadır. Oral estradiol formları da kullanılabilmekte, ancak metabolik yük açısından transdermal yaklaşımın gerisinde kalmaktadır. Eskiden yaygın kullanılan etinilestradiol içeren preparatların pediatrik replasmanda yeri giderek azalmaktadır. Konjuge östrojenler bazı merkezlerde tercih edilse de standart yaklaşım haline gelmemiştir.

Replasman sürecinin ikinci yılında ya da çığır niteliğinde meme gelişimi sağlandığında progesteron eklenmesi gündeme gelmektedir. Östrojen replasmanına progesteronun zamanında eklenmesi, endometriyal güvenliğin sağlanması ve düzenli çekilme kanamalarının oluşturulması açısından gerekli görülmektedir. Tek başına östrojen kullanımı uzun dönemde endometriyal hiperplazi ile sonuçlanabildiğinden, uterusu mevcut olan tüm olgularda kombine rejime geçilmektedir. Mikronize progesteron ya da didrogesteron gibi preparatlar tercih edilebilmekte, doz ve süre menstrüel siklusu taklit edecek biçimde planlanmaktadır. Çekilme kanamalarının başlamasının ardından kombine oral kontraseptiflere geçilmesi bazı olgularda gündeme gelse de pediatrik popülasyonda fizyolojik dozlu estradiol-progesteron kombinasyonlarının uzun süreli kullanımı daha güvenli kabul edilmektedir.

Turner sendromu, östrojen replasmanının en dikkatle planlanması gereken klinik tablolardan birini oluşturmaktadır. Bu olgularda büyüme hormonu tedavisiyle eş zamanlı bir yönetim gerekli olduğundan, östrojen başlangıcının zamanlaması özellikle önem taşımaktadır. Geleneksel olarak boy kazanımının korunması amacıyla ergenliğin geciktirilmesi yaklaşımı benimsenmiş olsa da güncel veriler, on bir-on iki yaşlarında düşük doz transdermal östrojenin başlatılmasının hem nihai boyu olumsuz etkilemediğini hem de psikososyal gelişimi desteklediğini göstermektedir. Kemik mineral yoğunluğunun yeterli düzeyde kazanılabilmesi açısından da bu zamanlama önemli görülmektedir. Kardiyovasküler ve renal anomaliler eşlik ettiğinden, replasman öncesinde ayrıntılı kardiyolojik değerlendirme yapılması önerilmektedir.

Hipogonadotropik hipogonadizm zemininde gelişen östrojen eksikliğinde ise yaklaşım, üreme potansiyelinin korunması hedefiyle birlikte ele alınmaktadır. Bu olgularda over dokusu işlevsel olarak korunmuş olabildiğinden, ileri yaşlarda fertilite amacıyla gonadotropin uygulamaları gündeme gelebilmektedir. Ergenlik döneminde ise pulsatil GnRH veya doğrudan östrojen replasmanı seçenekleri bireysel duruma göre değerlendirilmektedir. Kraniyofarengioma cerrahisi sonrası gelişen panhipopituitarizm tablolarında çok yönlü hormonal eksiklikler eş zamanlı olarak yönetilmekte, östrojen replasmanı diğer eksikliklerin dengelenmesinin ardından devreye alınmaktadır. Kortizol replasmanının yetersiz olduğu durumlarda östrojen başlatılması adrenal krize zemin hazırlayabileceğinden, bu sıralama önemli görülmektedir.

Geçirilmiş kemoterapi ya da pelvik radyoterapi öyküsü bulunan kız çocuklarında over rezervinin değerlendirilmesi ayrı bir uzmanlık alanı gerektirmektedir. Alkilleyici ajanların yüksek dozlarda kullanıldığı protokoller, total vücut ışınlaması ve pelvik radyoterapi sonrası prematür over yetmezliği gelişme olasılığı belirgin biçimde artmaktadır. Bu olgularda anti-Müllerian hormon düzeyleri ve antral folikül sayımı gibi parametrelerle over rezervi izlenmekte, ergenliğin başlamadığı ya da ilerleyemediği durumlarda erken dönemde replasman planlanmaktadır. Onkolojik öykü, replasmanın güvenliği açısından da titizlikle değerlendirilmekte, östrojen reseptör pozitif tümör öyküsü bulunan olgularda multidisipliner konsültasyonla karar verilmektedir.

Östrojen replasmanı süresince düzenli izlem büyük önem taşımaktadır. İlk altı aylık dönemde üç ayda bir, ardından altı ayda bir, stabil dönemde ise yılda bir kontrol önerilmektedir. Bu izlemlerde meme gelişimi Tanner evrelemesi ile değerlendirilmekte, boy ve kilo takibi yapılmakta, kan basıncı ölçümleri kayıt altına alınmaktadır. Estradiol, FSH, LH düzeyleri ile karaciğer fonksiyon testleri, lipid profili ve tiroid fonksiyon testleri belirli aralıklarla tekrarlanmaktadır. Kemik mineral yoğunluğunun değerlendirilmesi amacıyla iki-üç yıllık aralıklarla DEXA tetkiki istenebilmektedir. Pelvik ultrasonografi ile uterus boyutlarının ve endometriyal kalınlığın izlenmesi de rutin takip kapsamında yer almaktadır.

Replasman tedavisinin yan etki profili büyük ölçüde dozla ilişkili olarak şekillenmektedir. Başlangıç dönemindeki meme hassasiyeti, hafif baş ağrısı, bulantı ve duygusal dalgalanmalar genellikle geçici nitelikte değerlendirilmekte ve doz titrasyonu ile yönetilmektedir. Transdermal preparatlarda uygulama bölgesinde lokal cilt reaksiyonları gözlenebilmektedir. Oral formlarda nadiren karaciğer enzim yükselmeleri, safra taşı oluşumuna yatkınlık ve tromboemboli riskinde artış raporlanmıştır. Migrenli olgularda preparat seçimi ve doz ayarı dikkatle yapılmakta, aurasız migren formlarında transdermal uygulama tercih edilmektedir. Tromboembolik hastalık öyküsü, trombofili varlığı, dekompanse karaciğer hastalığı ve östrojene duyarlı malignite öyküsü bulunan olgularda yaklaşım yeniden gözden geçirilmektedir.

Psikososyal boyut, östrojen replasmanının çoğu kez göz ardı edilen ancak son derece kritik bir bileşeni olarak öne çıkmaktadır. Ergenlik gelişimi yaşıtlarından geride kalan bir kız çocuğu, beden imajına ilişkin kaygılar, sosyal dışlanma hissi, akademik motivasyon kaybı ve özgüven sorunlarıyla karşılaşabilmektedir. Bu nedenle replasman süreci yalnızca biyolojik bir müdahale olarak değil, çocuğun bütüncül gelişimini destekleyen bir yaklaşım olarak ele alınmaktadır. Aileye yönelik bilgilendirme, eğitim ortamıyla işbirliği ve gerektiğinde çocuk ruh sağlığı uzmanı desteği sürecin önemli bileşenleri arasında yer almaktadır. Hasta ve ailenin tanıyı kabullenme süreci, replasmana uyumu doğrudan etkilemektedir.

Uzun dönem perspektifte, ergenlikte başlatılan östrojen replasmanının erişkin yaşlara kadar sürdürülmesi gerekli görülmektedir. Doğal menopoz yaşı olarak kabul edilen elli yaş civarına kadar replasmanın devam ettirilmesi, kardiyovasküler sağlığın korunması, kemik mineral yoğunluğunun sürdürülmesi, üriner ve genital sistem trofisinin desteklenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu süreçte doz ayarlamaları yaşam dönemine, eşlik eden hastalıklara ve bireysel toleransa göre düzenlenmektedir. Erişkin yaşa geçişle birlikte pediatrik endokrinoloji izleminden erişkin endokrinoloji ve jinekoloji izlemine yapılan geçişin planlı biçimde gerçekleştirilmesi, tedavi sürekliliği açısından kritik kabul edilmektedir.

Fertilite konusu, östrojen replasmanı alan ergenlerin ve ailelerinin sıkça gündeme getirdiği bir başlıktır. Primer over yetmezliği bulunan olgularda spontan gebelik olasılığı oldukça sınırlı olmakla birlikte tümüyle olanaksız sayılmamaktadır. Turner sendromu olgularında nadiren spontan gebelikler bildirilmiş olsa da fertilite hedefli durumlarda günümüzde oosit donasyonu yoluyla yardımcı üreme teknikleri başvurulan bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Hipogonadotropik hipogonadizm zemininde ise uygun protokollerle ovülasyon indüksiyonu başarıyla uygulanabilmektedir. Bu nedenle ergenlik döneminde başlatılan östrojen replasmanı süresince fertilite konusunda gerçekçi ve umut verici bir bilgilendirme yapılması, ileri yaşlarda üreme sağlığı seçeneklerinin değerlendirilmesi için kapı aralayan bir süreç olarak ele alınmaktadır.

Sonuç olarak ergende östrojen replasmanı, salt bir hormon eksikliğinin giderilmesinin çok ötesinde anlamlar taşıyan, çocuğun fiziksel, hormonal, ruhsal ve sosyal gelişimini bütüncül biçimde destekleyen bir yaklaşımla yönetilen kapsamlı bir süreçtir. Etiyolojinin doğru saptanması, replasmanın uygun zamanda ve uygun preparatla başlatılması, fizyolojik doz titrasyonu, progesteronun zamanında devreye alınması ve düzenli izlem bu sürecin temel basamaklarını oluşturmaktadır. Çocuk endokrinolojisi, jinekoloji, psikiyatri ve gerektiğinde genetik bilim dallarının işbirliği içinde yürüttüğü multidisipliner bir çerçevede sürecin yönetilmesi, hem kısa vadeli gelişimsel hedeflerin hem de uzun dönem sağlık çıktılarının korunması bakımından belirleyici görülmektedir.

Kaynakça

  1. National Institute of Child Health and Human Development (NICHD) — Turner sendromu tanı ve tedavisinichd.nih.gov/health/topics/turner
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Primer over yetmezliğincbi.nlm.nih.gov/books/NBK499830
  3. American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG) — Primer over yetmezliği yönetimiacog.org/clinical/clinical-guidance/committee-opinion/articles/2017/05/hormone-therapy-in-primary-ovarian-insufficiency
  4. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine — Gecikmiş ergenlikmedlineplus.gov/ency/article/001173.htm

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.