Çocuk Endokrinolojisi

Büyüme Hormonu Eksikliğinde Erişkinliğe Geçiş

Büyüme Hormonu Eksikliği Süreci ve Geçiş Dönemi ve Erişkinliğe Geçişte Yönetim, çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir.

Büyüme hormonu eksikliği, çocukluk döneminde tanı alan hastaların önemli bir kısmında erişkinlik çağında da klinik takip gerektirebilen bir endokrin durumdur. Hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan büyüme hormonunun yetersiz üretildiği bu tabloda, çocukluk yıllarında uygulanan izlem ve hormon desteği protokolleri belirli bir çerçevede yürütülürken, erişkinliğe geçiş sürecinde değerlendirme parametrelerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Geçiş dönemi olarak tanımlanan bu evre, genellikle epifiz hatlarının kapanmasının ardından başlayan ve metabolik olgunlaşmanın tamamlandığı yaklaşık yirmili yaşların başına kadar süren özel bir klinik penceredir.

Çocukluk çağında büyüme hormonu eksikliği tanısı alan hastaların erişkin yaşamlarına aktarımı sırasında, çocuk endokrinolojisi ile erişkin endokrinolojisi arasındaki iletişimin sürekliliği belirleyici bir rol üstlenir. Bu süreçte hastaların boy uzaması tamamlanmış olsa dahi büyüme hormonunun metabolik, kardiyovasküler ve psikososyal etkilerinin değerlendirilmesi sürdürülür. Erişkin dönemde büyüme hormonunun yağ dokusu dağılımı, kemik mineral yoğunluğu, kas kitlesi, lipid profili ve yaşam kalitesi üzerindeki etkileri çocukluk dönemindekinden farklı bir önem kazanır. Bu nedenle geçiş döneminde yapılan kapsamlı yeniden değerlendirme, hastanın ileriki yıllardaki klinik izleminin yönünü belirleyici nitelik taşır.

Geçiş döneminin başlangıcı için kesin bir kronolojik yaş sınırından söz etmek mümkün değildir. Çoğu durumda kız hastalarda yaklaşık 16, erkek hastalarda 18 yaş civarında lineer büyümenin tamamlandığı kabul edilir; ancak bu süreç bireysel farklılıklar göstermektedir. Klinik pratikte epifiz hatlarının kapanması, son bir yıl içerisindeki büyüme hızının yılda iki santimetrenin altına inmesi ve kemik yaşının kronolojik yaşa yaklaşması, geçiş döneminin başladığına dair temel göstergeler arasında yer almaktadır. Bu noktada büyüme hormonu desteğinin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar verilmesi için hastanın yeniden değerlendirilmesi önerilir.

Erişkinliğe geçiş sürecinde yapılması önerilen yeniden değerlendirme, çocukluk çağı tanısının doğrulanması esasına dayanır. Çocukluk döneminde izole idiyopatik büyüme hormonu eksikliği tanısı almış olan hastaların önemli bir bölümünde, erişkin dönemde yapılan provokasyon testlerinde büyüme hormonu rezervinin yeterli düzeylere ulaştığı gözlemlenmektedir. Bu hastalarda hormon desteğinin sonlandırılması düşünülebilir. Buna karşılık konjenital hipopituitarizm, çoklu hipofiz hormon eksiklikleri, hipofiz bezini etkileyen yapısal anomaliler, cerrahi ya da radyoterapi öyküsü bulunan hastalarda eksikliğin kalıcı olma olasılığı belirgin biçimde yüksektir ve bu grupta yeniden test ihtiyacı sınırlı kalabilmektedir.

Yeniden değerlendirme aşamasında en sık başvurulan yöntemlerden biri insülin tolerans testidir. Bu test, hipoglisemiye karşı hipofizer büyüme hormonu yanıtını ölçen referans yöntem olarak kabul edilir; ancak hipoglisemi riskinin yönetilmesi gerektiğinden yalnızca deneyimli merkezlerde, kontrollü koşullarda uygulanması gerekmektedir. Alternatif olarak glukagon stimülasyon testi ve büyüme hormonu salgılatıcı hormon ile arjinin kombinasyonu gibi seçenekler de klinik pratikte yer almaktadır. Test seçimi hastanın eşlik eden durumlarına, merkezin imkânlarına ve klinik öyküye göre yapılır. Tek başına bazal serum insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyinin tanı koymak için yeterli olmadığı, ancak çoklu hipofiz hormon eksikliği bulunan hastalarda düşük düzeyin destekleyici bilgi sağladığı bildirilmektedir.

Erişkinliğe geçişte hormon desteğinin sürdürüldüğü hastalarda dozajın çocukluk dönemine göre yeniden ayarlanması temel bir yaklaşımdır. Çocukluk çağında büyüme hızını desteklemek amacıyla kullanılan görece yüksek dozlar, erişkin dönemde metabolik etkiler ve yan etki riski göz önüne alınarak kademeli olarak azaltılır. Erişkin başlangıç dozları genellikle düşük tutulur ve serum insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyleri, klinik yanıt ile yan etki profili izlenerek titre edilir. Kadın hastalarda, özellikle oral östrojen kullanımı söz konusu olduğunda, büyüme hormonu duyarlılığı azalabildiği için doz gereksinimi farklılaşabilmektedir. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve eşlik eden hormon eksiklikleri de doz belirlenmesinde dikkate alınır.

Geçiş döneminde kemik sağlığının izlenmesi öncelikli konular arasında değerlendirilir. Doruk kemik kitlesine ulaşma süreci yaklaşık otuzlu yaşların başına kadar devam eder ve büyüme hormonu bu sürecin önemli düzenleyicilerinden biridir. Çocukluk çağında uygun şekilde izlenmiş hastalarda dahi geçiş döneminde hormon desteğinin erken kesilmesinin kemik mineral yoğunluğunda yetersizliğe yol açabildiği bildirilmektedir. Bu nedenle özellikle kalıcı eksikliği bulunan hastalarda hormon desteğinin sürdürülmesi, kemik döngüsünün izlenmesi ve gerekli görüldüğünde kemik mineral yoğunluğu ölçümünün yapılması önerilmektedir. Kalsiyum ve D vitamini düzeylerinin de düzenli aralıklarla değerlendirilmesi, kemik sağlığının korunmasına katkı sağlar.

Vücut bileşimindeki değişiklikler erişkin dönem büyüme hormonu eksikliğinin belirgin özellikleri arasındadır. Yağ kitlesinde, özellikle viseral yağ dokusunda artış, yağsız vücut kitlesinde azalma ve kas gücünde gerileme bu hastalarda sıklıkla gözlenmektedir. Geçiş döneminde hormon desteğinin sürdürülmesi, vücut bileşiminin daha dengeli bir profilde tutulmasına ve yağsız kitlenin korunmasına yardımcı olur. Bununla birlikte hormon desteğinin tek başına yeterli olmadığı, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleri ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir bütünün parçası olduğu vurgulanmaktadır.

Kardiyovasküler risk profili, geçiş dönemindeki bir diğer önemli izlem alanıdır. Erişkin başlangıçlı büyüme hormonu eksikliği bulunan hastalarda lipid profilinde olumsuz değişiklikler, endotel fonksiyon bozukluğu ve arteriyel sertlik artışı bildirilmektedir. Çocukluktan erişkinliğe geçiş döneminde bu parametrelerin düzenli izlenmesi, ileride ortaya çıkabilecek metabolik sorunların erken dönemde fark edilmesine olanak tanır. Hormon desteğinin sürdürüldüğü hastalarda lipid profilinde olumlu yönde değişiklikler gözlemlenebilmekte; ancak bireysel yanıtın değişkenlik göstermesi nedeniyle düzenli laboratuvar takibi sürdürülür. Tansiyon, açlık glukozu, glikozillenmiş hemoglobin ve karaciğer enzimlerinin de izlem kapsamında değerlendirilmesi önerilmektedir.

Psikososyal değerlendirme, geçiş döneminde sıklıkla göz ardı edilen ancak hasta yaşam kalitesi açısından belirleyici bir alandır. Büyüme hormonu eksikliği bulunan genç erişkinlerde yorgunluk, motivasyon eksikliği, sosyal etkileşimde çekingenlik ve yaşam kalitesinde düşüklük gibi durumlar bildirilmektedir. Çocukluk döneminde aile odaklı yürütülen tıbbi süreçten erişkinliğin bireysel sorumluluk gerektiren yapısına geçiş, hastalar için psikolojik olarak zorlayıcı olabilmektedir. Bu nedenle geçiş döneminin yalnızca biyokimyasal değil, aynı zamanda psikososyal bir bütün olarak ele alınması önerilir. Yaşam kalitesi ölçeklerinin değerlendirmeye dâhil edilmesi, eğitim ve meslek yaşamına uyum sürecinin desteklenmesi bu kapsamda değer taşır.

Geçiş döneminin başarılı yürütülebilmesi için multidisipliner yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir. Çocuk endokrinoloğu, erişkin endokrinoloğu, beslenme uzmanı, fizyoterapist ve gerektiğinde psikoloji uzmanlarının iş birliği içinde çalışması süreçten alınan klinik fayda açısından önemlidir. Hasta dosyalarının ayrıntılı biçimde aktarılması, daha önce uygulanmış görüntüleme ve laboratuvar tetkiklerinin paylaşılması, tedavi öyküsünün eksiksiz bilinmesi geçişin sorunsuz tamamlanmasına katkıda bulunur. Geçişin tek bir randevu ile değil, planlanmış bir izlem süreci olarak yürütülmesi önerilmektedir.

Çoklu hipofiz hormon eksikliği bulunan hastalarda büyüme hormonunun yanı sıra tiroid, kortizol, gonadal ve antidiüretik hormon eksenlerinin de eş zamanlı izlenmesi gerekmektedir. Bu hastalarda eksikliklerin birbirini etkileyen yapısı, geçiş dönemini daha karmaşık hâle getirmektedir. Örneğin tiroid hormon replasmanının yetersiz olduğu hastalarda büyüme hormonu yanıtının olduğundan düşük çıkabilmesi, kortizol eksikliğinin yeterince tedavi edilmediği durumlarda büyüme hormonu desteğinin metabolik dengeleri etkileyebilmesi söz konusudur. Bu nedenle hipofizer aksların bütüncül biçimde değerlendirilmesi, doğru karar verilmesi açısından gerekli görülür.

Hormon desteğinin yan etki profili geçiş döneminde dikkatle izlenir. Sıvı tutulumu, eklem ağrıları, parestezi, karpal tünel sendromu benzeri yakınmalar görece yüksek dozlarda gözlemlenebilen yan etkilerdir. Bu nedenle erişkin döneme geçişte doz titrasyonu kademeli yapılır ve hasta yakınmaları ışığında doz yeniden düzenlenir. Glukoz metabolizması üzerindeki olası etkiler nedeniyle açlık glukozu ve insülin direnci göstergeleri de periyodik olarak değerlendirilir. Geçiş döneminde nadiren görülmekle birlikte, malignite öyküsü bulunan hastalarda hormon desteği kararı onkoloji ekibiyle birlikte yeniden gözden geçirilmesi gereken özel bir durumdur.

Geçiş döneminde hastanın eğitimi sürecin sürdürülebilirliği açısından merkezi bir öneme sahiptir. Çocukluk döneminde tedaviyi büyük ölçüde aileler yönetirken, erişkinliğe geçişle birlikte hastanın kendi tedavisi üzerinde sorumluluk üstlenmesi beklenir. Enjeksiyon tekniği, ilaç saklama koşulları, dozun atlanması durumunda izlenecek yol, kontrol randevularının düzenli sürdürülmesi gibi konularda yapılandırılmış eğitim verilmesi önerilmektedir. Bu eğitim, hastanın tedaviye uyumunu artırırken kontrolsüz doz değişikliklerinin önüne geçilmesine de yardımcı olur.

Sonuç olarak büyüme hormonu eksikliğinde erişkinliğe geçiş dönemi, yalnızca boy uzamasının tamamlanmasıyla sonlanan bir süreç değil, metabolik, kemiksel, kardiyovasküler ve psikososyal boyutlarıyla bütüncül biçimde ele alınması gereken özel bir klinik aşamadır. Çocuk endokrinolojisi ile erişkin endokrinolojisi arasındaki koordineli iş birliği, ayrıntılı yeniden değerlendirme protokolleri, bireyselleştirilmiş doz titrasyonu ve düzenli izlem bu süreçte belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Geçiş döneminin planlı yürütülmesi, hastaların erişkin yaşamlarında daha dengeli bir metabolik profile ve yaşam kalitesine ulaşmasına katkı sağlar.

Kaynakça

  1. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Büyüme hormonu eksikliğiniddk.nih.gov/health-information/endocrine-diseases/acromegaly
  2. StatPearls, National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Büyüme hormonu eksikliğincbi.nlm.nih.gov/books/NBK430685
  3. MedlinePlus, National Library of Medicine (NLM) — Büyüme hormonu eksikliğimedlineplus.gov/ency/article/001176.htm
  4. Mayo Clinic — Hipopituitarizm ve hipofiz hormon eksikliklerimayoclinic.org/diseases-conditions/hypopituitarism/symptoms-causes/syc-20351645

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.