Kalp ve Damar Cerrahisi

Aşırı Terleme Ameliyatı

El, koltuk altı ve yüz aşırı terlemesinde torakoskopik yolla sempatik zincirin kesilmesi ile terleme kalıcı olarak durdurulur.

Hiperhidroz, kişinin fizyolojik gereksiniminin çok üzerinde ter üretmesiyle ortaya çıkan ve günlük yaşamı, mesleki performansı, sosyal etkileşimleri belirgin biçimde bozan bir otonom sinir sistemi hastalığıdır. Avuç içleri sürekli ıslak, kağıt ve elektronik cihazlar zarar görüyor, tokalaşmaktan kaçınılıyor, koltuk altında görünür lekeler oluşuyor ve bazı hastalarda buna eşlik eden yüz kızarması (fasiyal blushing) sosyal fobiye kadar uzanan psikiyatrik tabloya yol açıyorsa, konservatif tedavilerin ötesine geçmek kaçınılmaz olur. Endoskopik torasik sempatektomi (ETS), toraks boşluğuna küçük torakoskopik portlardan girilerek paravertebral olukta uzanan sempatik zincirin belirli seviyeden bloke edildiği, günümüzde primer fokal hiperhidrozun kalıcı tedavisinde altın standart kabul edilen mikrocerrahi girişimdir. Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğinde ETS uygulaması; nöroanatomik seviyelendirmenin doğru yapılması, çift lümenli endotrakeal entübasyonla tek akciğer ventilasyonunun güvenli sağlanması, ganglion tanımlamasının yüksek çözünürlüklü optikle netleştirilmesi ve kompanzatuar terleme riskinin hastayla ayrıntılı paylaşılması esaslarına dayanır. Bu metin; primer ve sekonder hiperhidrozun ayrımından T2, T3, T4 seviyelerinin klinik karşılığına, klip ve kesi tekniklerinin karşılaştırılmasından pnömotoraks ve Horner sendromu gibi komplikasyonlara, iki taraflı girişimin zamanlamasından resempatektomi olasılığına kadar konuyu bir cerrahi karar süreci gibi ele almaktadır.

Primer Hiperhidroz ile Sekonder Terleme Arasındaki Fark ETS Kararını Nasıl Etkiler?

Endoskopik torasik sempatektomi kararı verilmeden önce yanıtlanması gereken en kritik soru, hastanın terleme tablosunun primer mi yoksa sekonder kaynaklı mı olduğudur. Primer fokal hiperhidroz; genellikle çocukluk çağı ya da adolesan dönemde başlayan, avuç içi, koltuk altı, ayak tabanı ve daha az sıklıkla yüz gibi belirli bölgelerde sınırlı kalan, uykuda kaybolan, aile öyküsü çoğunlukla pozitif olan ve altta yatan sistemik bir hastalıkla ilişkilendirilemeyen bir tablodur. Bu grup hasta, ETS'nin ideal aday havuzudur; çünkü sempatik uyarının hedef ekrin ter bezleri üzerindeki etkisi anatomik olarak kesildiğinde şikayet neredeyse tam olarak ortadan kalkar. Sekonder hiperhidroz ise hipertiroidi, feokromositoma, diyabetik otonom nöropati, karsinoid sendrom, tüberküloz, lenfoma, kronik alkol tüketimi, menopoz veya bazı antidepresan ilaçlar gibi altta yatan bir etkene bağlıdır ve terleme sıklıkla generalize dağılım gösterir, geceleri sürer, yaş grubu daha ileridir.

Sekonder terleme tablosu tanınmadan sempatektomi uygulanması hem etkisiz kalır hem de altta yatan patolojinin gecikmiş tanısı nedeniyle hasta zarar görür. Bu nedenle ameliyat öncesi değerlendirmede detaylı öykü, sistemik muayene, tiroid fonksiyon testleri, açlık kan şekeri ve HbA1c, gerekiyorsa 24 saatlik idrarda katekolamin metabolitleri ve toraks görüntülemesi ihmal edilmez. Hillel Adar Kaplan kriterleri ya da uluslararası konsensus önerileri, primer hiperhidroz tanısı için en az altı ay süren, haftada en az bir kez ortaya çıkan, bilateral ve simetrik, günlük aktiviteleri bozan, 25 yaş öncesinde başlayan, uykuda sonlanan ve aile öyküsü içeren bulguların kombinasyonunu arar.

Primer tanısı konfirme edilen hastada dahi ETS kararı doğrudan değildir; şikayetin şiddeti hiperhidroz hastalık şiddeti ölçeği (HDSS) ile derecelendirilir, konservatif basamak tedavileri denenir ve hasta cerrahi girişimin geri dönüşümsüz karakteri konusunda bilgilendirilir. Sekonder tablo dışlanmadan sempatektomiye geçmek, kompanzatuar terleme gibi kalıcı yan etki riskinin bilinen bir zeminde bile artması nedeniyle etik ve klinik olarak kabul edilmez. Ameliyat öncesi süreç, dolayısıyla, cerrahiye ne kadar yaklaştırılırsa yaklaştırılsın, aslında hastanın gerçek adaylığını netleştiren bir filtreleme sürecidir.

Sempatik Zincirin Hangi Seviyesi (T2, T3, T4) Hangi Terleme Bölgesi için Kesilir?

Torakal sempatik zincir, kot başlarının hemen medialinde paravertebral yağ dokusu içinde uzanan bir sinir yapısıdır ve her seviyedeki ganglion, kendine özgü bir cilt bölgesinin sudomotor innervasyonunu yönetir. T2 ganglionu esas olarak yüz ve saçlı deri terlemesi ile fasiyal blushing yanıtından sorumlu iken, T3 ganglionu avuç içi terlemesinin baskın kontrol seviyesidir. T4 ise koltuk altı terlemesinin daha selektif yönetildiği düzey olarak öne çıkar. Bu anatomik dağılım, sempatektomi seviyelendirmesinin şikayete göre kişiselleştirilmesini zorunlu kılar; tek tip bir cerrahi yaklaşımın tüm hastalar için uygun olmadığını gösterir.

Palmar hiperhidroz izole şikayet ise, güncel International Society of Sympathetic Surgery (ISSS) önerileri T3 seviyesinden tek düzey sempatik interrupt işlemini önermektedir. Klasik dönemde T2-T4 arasında geniş bir blokaj tercih edilirdi; ancak bu kadar geniş seviyelendirmenin kompanzatuar terleme sıklığını dramatik biçimde artırdığı görüldüğünden, mümkün olan en dar ve en distal seviye çağdaş yaklaşımın temeli olmuştur. Yüz terlemesi ve blushing için T2 seçilirken, yalnızca aksiller şikayet için T4 ya da T4-T5 uygulaması hem kompanzatuar riski azaltır hem de hedef bölgede yeterli etkiyi sağlar.

Bu seviyelendirmenin cerrahi olarak doğru saptanabilmesi için, kot başları toraks boşluğunda net biçimde tanımlanmalıdır. Genellikle ikinci kot başı hizasındaki ganglion T2, üçüncü kot başı seviyesindeki T3 kabul edilir; ancak anatomik varyasyonlar mevcuttur ve stellat ganglionun konumu iyi bilinmezse yanlış seviyelendirme Horner sendromuna yol açabilir. Kot başının plevra üzerinden görünen tümseği referans alınır, elektrokoter ya da klipsleme buranın hemen distalinden uygulanır ve gerekli olduğu durumlarda Kuntz sinir gibi aksesuar sempatik lifler dikkatle taranıp bloke edilir. Doğru seviyelendirme, ETS'nin başarı oranını yüzde doksanların üzerine çıkarırken kompanzatuar terleme yükünü azaltan tek başına en önemli faktördür.

El Terlemesinde ETS Sonrası Kuruluk Ne Kadar Sürede Başlar?

Palmar hiperhidroz için ETS uygulanan hastaların en dikkat çekici klinik gözlemlerinden biri, kuruluğun ameliyat masasında dahi başlaması olabilmesidir. Sempatik zincir T3 seviyesinden kesildiği anda ya da klip yerleştirildiği anda, hemşirenin monitörden hasta elini tuttuğunda avuç içi sıcaklığında belirgin bir artış ve nem düşüşü fark edilir. Bu değişim, sempatik tonusun ani ortadan kalkmasıyla vazokonstriksiyonun çözülmesi ve sudomotor uyarının kesilmesinin klinik yansımasıdır. Cerrahi bitimden itibaren hasta uyandırıldığında avuç içleri sıcak, kuru ve pembe renklidir; ilk saatlerde bu değişim çoğunlukla kalıcı olarak yerleşir.

Postoperatif ilk günden itibaren avuç içi kuruluğu genellikle stabildir; bazı hastalarda ilk hafta içinde geçici olarak hafif bir nem hissi bildirilir. Bu, çoğunlukla ganglion çevresindeki ödemin tam çözülmemesine ya da lokal iyileşme reaksiyonuna bağlıdır ve iki ile üç hafta içinde tam kuruluk yerine oturur. Klip yöntemi kullanıldıysa, mekanik olarak sempatik iletim engellenmiş olduğundan etki nispeten daha hızlı ve tam ortaya çıkarken; koter ile termal ablasyon uygulandığında birinci hafta içinde nöronal dejenerasyon süreci tamamlanır ve kalıcı denervasyon oluşur.

Hastalar tipik olarak, uzun yıllardır sürekli ıslak olan avuç içlerinin ilk kez tam olarak kuru kalmasını beklenmedik bir psikolojik rahatlama olarak tanımlar. Sosyal etkileşim, klavye kullanımı, kağıt işleri, spor ve çift ilişkilerindeki iyileşme yalnızca aylar içinde değil, taburculuk gününden itibaren belirgin hale gelir. Bu hızlı yanıt, ETS'nin diğer nöromodülatör tedavilere kıyasla tercih edilmesinin en somut nedenlerinden biridir; hastanın haftalarca yavaş bir düzelme beklemeye ihtiyacı yoktur, kuruluk cerrahiyle eş zamanlıdır.

Kompansatuar Terleme Nedir ve Sırt, Karın, Uyluk Bölgesinde Neden Ortaya Çıkar?

Kompanzatuar terleme, endoskopik torasik sempatektominin en sık gündeme gelen ve hastayı en fazla kaygılandıran yan etkisidir. Bu tablo; sempatik zincirin belirli seviyeden bloke edilmesinin ardından, denerve olan cilt bölgesi (avuç içi, aksilla, yüz) artık ısı düzenlemesine katkı sağlayamadığı için, vücudun daha alt bölgelerinden özellikle sırt, karın, gluteal bölge ve uyluklardan görülen ter üretiminin artması biçiminde tanımlanır. Fizyolojik olarak vücut, çekirdek sıcaklığını sabit tutmak için toplam ter üretimini kabaca korumak eğilimindedir ve kaybolan sudomotor kapasitenin bir bölümü, denervasyon dışında kalan bölgelere yeniden dağılır.

Kompanzatuar terlemenin şiddeti çok değişkendir; hastaların büyük çoğunluğunda hafif veya orta düzeyde kalır ve günlük yaşamı bozmaz. Ancak azınlık bir grupta terleme öyle yoğun olabilir ki ETS öncesindeki avuç içi terlemesinden daha rahatsız edici bir hale gelebilir. Bu duruma refleks hiperhidroz da denir ve genellikle T2 dahil geniş seviyelendirme, obezite, sıcak iklim ve genetik yatkınlık ile ilişkilendirilir. Bu nedenle ameliyat öncesi değerlendirmede beden kitle indeksi, terleme haritasının çıkartılması ve hastanın yaşadığı iklim koşullarının sorgulanması pratik değeri yüksek adımlardır.

Kompanzatuar terlemenin patofizyolojisinde termoregülatuar hipotezin yanında santral hipotez de öne sürülür; hipotalamustaki termoregülasyon merkezinin, periferik denervasyon nedeniyle gelen afferent bilginin değişmesi sonucunda alt seviyelerden gelen sudomotor eferentleri artırdığı düşünülür. Klinik pratik açısından anlamlı olan nokta, mümkün olan en distal ve en dar seviye tercih edildiğinde, örneğin izole palmar şikayet için tek düzey T3 uygulandığında, kompanzatuar terleme sıklığı ve şiddetinin belirgin biçimde azaldığıdır. Hastaya bu yan etkinin cerrahiden önce dürüstçe anlatılması, informed consent sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kompansatuar Terleme Riskini Azaltmak için Klip Yöntemi mi Kesi Yöntemi mi Tercih Edilir?

Klip yöntemi ile kesi (elektrokoter ablasyonu) yönteminin karşılaştırılması, ETS literatüründe hâlâ tartışmanın sürdüğü bir konudur; ancak günümüz pratiğinde klip yönteminin en önemli teorik avantajı geri dönüşüm potansiyelidir. Klip uygulandığında sempatik zincir mekanik olarak sıkıştırılır, ancak sinir dokusu koter ile termal olarak yakılmadığı için anatomik bütünlüğünü korur. Şiddetli kompanzatuar terleme geliştiği durumda klipsin çıkarılması ile bir kısım hastada sempatik fonksiyonun kısmen ya da tamamen geri döndüğü, palmar terlemenin kısmen geri geldiği ama kompanzatuar tablonun rahatladığı bildirilmiştir. Bu geri dönüşüm şansı, hastalara ekstra bir güvence sağlar.

Kesi ve elektrokoter yöntemi ise daha ekonomik, uygulaması daha hızlı ve mekanik yabancı cisim bırakmayan bir tekniktir; ancak sinir dokusunun termal hasarı geri döndürülemez. Kompanzatuar terleme geliştiğinde tedavi seçenekleri sınırlıdır, tersine çevirme mümkün değildir. Bu iki yaklaşım arasındaki kompanzatuar terleme oranlarının randomize karşılaştırıldığı çalışmalar, iki teknik arasında istatistiksel olarak belirgin bir fark göstermemiştir; ancak hastanın kararında geri dönüşüm potansiyelinin psikolojik yükü hafifletmesi klipsi ön plana çıkarabilir.

Klip yönteminin dezavantajları da göz ardı edilmemelidir; klips migrasyonu, klips üzerinde granülom oluşumu, klipsin çıkarılması gerektiğinde ilk ameliyatın üzerinden geçen sürede zincir çevresinde oluşan fibrozis nedeniyle reoperasyonun teknik güçlüğü söz konusudur. Klip çıkarma girişiminde sempatik fonksiyonun geri dönme olasılığı, klip kalış süresi uzadıkça azalır; genellikle ilk üç ile altı ay içinde çıkarılan klipslerde geri dönüş şansı yüksek, iki yıl sonrası çıkarılanlarda oldukça düşüktür. Bu bilgi, hastaya kompanzatuar terlemenin varsa erken bildirilmesi gerektiği konusunda pratik bir uyarı olarak paylaşılır ve postoperatif takip aralıkları buna göre planlanır.

Yüz Kızarması (Fasiyal Blushing) Şikayeti Olan Hastalarda ETS Hangi Seviyeden Yapılır?

Fasiyal blushing, özellikle sosyal ortamlarda beklenmedik anlarda yüz, boyun ve dekolte bölgesinde ortaya çıkan, kontrol edilemeyen kızarma tablosudur ve bazı hastalarda o kadar şiddetli olabilir ki kişi mesleki toplantılardan, kalabalıktan ve sosyal etkileşimden kaçınmaya, hatta iş değişikliğine kadar giden ciddi bir kısıtlanma yaşayabilir. Sempatik zincirin blushing üzerindeki etkisi, yüz vazomotor tonusunun sağlanmasında rol oynayan T2 ganglionu düzeyinden yönetilir; bu nedenle blushing şikayeti dominant olan hastalarda cerrahi seviyelendirmede T2 hedeflenir.

Ancak T2 seviyesi, palmar hiperhidroz için yeğlenen T3 seviyesinden hem daha proksimaldedir hem de stellat gangliona daha yakındır. Bu, iki önemli konsekansı beraberinde getirir: birincisi, Horner sendromu riski T2 girişimlerinde daha yüksektir; ikincisi, kompanzatuar terleme sıklığı da T3 girişimlerine kıyasla belirgin biçimde artmıştır. Bu iki nedenle blushing için sempatektomi kararı, palmar hiperhidroz kararından çok daha ayrıntılı bir psikososyal değerlendirme, konservatif yaklaşımların tüketilmesi ve hastanın kompanzatuar terlemeyi kesinlikle kabul edeceğini deklare etmesi ile şekillenir.

Cerrahi teknik açısından T2 girişiminde stellat ganglionun üst boyu ile T2 ganglionu arasındaki mesafenin dikkatli değerlendirilmesi kritiktir; kot başı düzeyinin doğru identifikasyonu Horner riskinin azaltılmasında belirleyici rol oynar. Bazı deneyimli merkezler blushing için T2 klipsleme, palmar bileşen de eşlik ediyorsa T3 klipsleme kombinasyonunu tercih ederken; yalnızca blushing olan hastalarda T2 tek düzey uygulaması yeterli olabilir. Bu detay ayarlama, sempatektominin standart bir prosedür olmadığını, aksine hastanın şikayet profiline göre modellenmiş bir sinir cerrahisi girişimi olduğunu bir kez daha vurgular.

Koltuk Altı Terlemesinde ETS mi Yoksa Aksiller Cilt Cerrahisi mi Daha Etkilidir?

Aksiller hiperhidroz, koltuk altı bölgesinde belirgin ve rahatsız edici ter üretimi ile karakterize; kıyafet lekelenmeleri, kötü koku ve sosyal kaygı ile seyreden bir tablodur. Bu bölge için tedavi seçenekleri arasında topikal aluminyum klorür preparatları, botulinum toksin enjeksiyonu, mikrodalga tabanlı ekrin bez ablasyonu (miraDry benzeri sistemler), lokal aksiller cilt cerrahisi (subkutan küretaj, liposuction, en-blok eksizyon) ve endoskopik torasik sempatektomi bulunur. İzole aksiller hiperhidrozda ETS seçimi tartışmalıdır; çünkü aksiller ekrin bezleri ve apokrin bezlerin sudomotor kontrolü, palmar bölgeye kıyasla daha karışıktır ve tek başına T4 sempatektomi bazı hastalarda tam etkinlik göstermeyebilir.

Aksiller cilt cerrahisi seçenekleri özellikle miraDry gibi ısı tabanlı sistemler ve subkutan küretaj-liposuction kombinasyonu, ekrin ve apokrin bezleri doğrudan hedef alır ve kompanzatuar terleme oluşturmaz. Bu yönüyle izole aksiller şikayeti olan hastada birinci basamak, girişimsel olmayan ya da lokal bölgeyi hedefleyen yaklaşımlardır. ETS bu grup hastada seçilecekse T4 ya da T4-T5 seviyesinden yapılması, T2 ya da T3 gibi daha proksimal düzeylerde yeterli aksiller etki elde edilememesi ve kompanzatuar riskin yüksek olması nedeniyle bir kez daha vurgulanır.

Palmar ve aksiller terleme birlikte olan hastada ise farklı bir karar süreci işler; T3 seviyesinden yapılan sempatektomi palmar bölgede tam etki sağlar, aksillada ise kısmi düzelme yaratır. Böyle bir durumda hastaya aksiller yanıtın palmar yanıt kadar tam olmayabileceği, kalan koltuk altı terlemesinin botulinum toksin ile takviye edilebileceği önceden anlatılır. Bu karışık tabloda tek başına ETS'nin tüm sorunu çözmediği, kombinasyon planlamasının gerçekçi olduğu bilinir.

Botoks ve İyontoforez Denendikten Sonra ETS'ye Ne Zaman Karar Verilir?

Endoskopik torasik sempatektomi, geri döndürülemez ve kompanzatuar terleme riski taşıyan bir girişim olduğu için, konservatif basamak tedavilerinin denenmemiş olması ETS için pratik olarak geçerli bir kontrendikasyon oluşturur. Birinci basamak yaklaşım, yüksek konsantrasyonlu aluminyum klorür heksahidrat içeren topikal preparatlar ve iyontoforez terapisidir. İyontoforez, özellikle palmar ve plantar hiperhidrozda etkinliği kanıtlanmış, düşük voltajlı elektrik akımının ıslak ortamda uygulandığı bir yöntemdir; haftada üç ile dört seans başlangıç fazı, ardından haftalık idame seansları ile uzun süreli remisyon sağlayabilir.

Botulinum toksin enjeksiyonu, özellikle aksiller hiperhidrozda başarısı yüksek ve palmar bölgede iğne ağrısı, geçici parmak güçsüzlüğü gibi kısıtları olan bir seçenektir. Etkisi genellikle üç ile altı ay sürer ve tekrarlayan enjeksiyonlar gerekir. İki ile üç yıl süresince yıllık iki ile üç kez botulinum toksin enjeksiyonu yaptıran, iş programını buna göre planlamak zorunda kalan, tolerabilite ya da maliyet nedeniyle bu düzeni sürdüremeyen hasta, ETS için oldukça uygun bir profildir. Sistemik antikolinerjik ilaçlar (glikopirolat, oksibutinin) da denenebilir; ancak ağız kuruluğu, konstipasyon ve akomodasyon bozukluğu gibi yan etkiler günlük yaşamı kısıtladığı için nadir hastalar bu tedaviyi uzun süreli sürdürebilir.

Konservatif basamağın gerçekten "yeterince denenip denenmediği" öznel bir değerlendirmedir. Klinik pratikte kural, hastanın en az iki farklı konservatif yaklaşımı yeterli sürede kullanmış, buna rağmen HDSS 3-4 düzeyinde şikayeti sürüyor ve yaşam kalitesi ölçeklerinde belirgin bozulma devam ediyorsa ETS'nin tartışılabileceğidir. Ayrıca hastanın psikososyal olgunluğu, girişimin geri dönüşümsüz doğasını ve kompanzatuar terleme olasılığını anlaması ve bu riskleri kabullenerek karar vermesi de ameliyat kararında belirleyicidir. Bu değerlendirmeler sağlanmadan yapılan sempatektomi, "başarılı" bir cerrahi sonrasında bile hastadan gelen pişmanlık geri bildirimlerine zemin oluşturur.

Tek Akciğer Ventilasyonu Sırasında Torakoskopik Girişimin Riskleri Nelerdir?

Endoskopik torasik sempatektomi, çift lümenli endotrakeal tüp ya da bronş bloker aracılığıyla ameliyat tarafı akciğerinin havalandırmadan dışlandığı, karşı taraf akciğerin tek başına ventilasyonu sağlanan tek akciğer ventilasyonu (OLV) altında uygulanır. Bu, cerrahın toraks boşluğunu çalışma sahası olarak açık görebilmesi ve paravertebral sempatik zincire güvenli erişebilmesi için gereklidir. Ancak tek akciğer ventilasyonu, kendi başına özel anestezik riskler taşıyan bir uygulamadır ve bu risklerin cerrahi başlamadan önce net olarak yönetilmesi zorunludur.

Tek akciğer ventilasyonu sırasında ventile edilen tek akciğer üzerinde ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluğu artar; hipoksik pulmoner vazokonstriksiyon mekanizması korunmuş olsa bile arteriyel oksijen satürasyonunda düşüş yaşanabilir. Sağlıklı akciğer rezervine sahip genç ve fit hastalarda bu düşüş genellikle klinik olarak anlamsızdır; ancak kronik obstrüktif akciğer hastalığı, sigara öyküsü, obezite ya da restriktif akciğer patolojisi olan hastalarda ciddi desatürasyona yol açabilir. Yüksek FiO2, PEEP uygulaması, dakika ventilasyonunun ayarlanması ve gerekirse sürekli pozitif havayolu basıncının (CPAP) çalışmayan akciğere verilmesi bu riskleri azaltır.

Diğer önemli riskler arasında çift lümenli tüpün yanlış yerleşimi ile karşı akciğerin de kollabe olması, bronş yaralanması, aritmi, hipotansiyon ve ameliyat sonrası atelektazi yer alır. Torakoskopik girişimin kendine özgü riskleri; port giriş yerlerinden interkostal ven yaralanması, akciğer parenkim yaralanması, geniş plevral yapışıklık nedeniyle diseksiyon güçlüğü ve postoperatif uzamış hava kaçağıdır. Bu nedenle ETS öncesi hasta değerlendirmesi yalnızca sinir cerrahisi ve genel cerrahi değil, aynı zamanda göğüs cerrahisi ve anestezi perspektifiyle bir bütün olarak yapılmalı; solunum fonksiyon testi, göğüs radyografisi ve gerektiğinde toraks bilgisayarlı tomografisi ile hastanın torakoskopik girişime uygunluğu kanıtlanmalıdır.

Horner Sendromu Riski ETS Sonrası Hangi Durumlarda Gelişir?

Horner sendromu; ipsilateral ptozis (üst göz kapağı düşmesi), miyozis (pupil daralması), enoftalmus (göz küresinin içeri çekilmesi izlenimi) ve fasiyal anhidroz üçlüsü ile karakterize, servikotorasik sempatik yolun herhangi bir seviyede kesintiye uğraması sonucu ortaya çıkan ciddi bir nörolojik komplikasyondur. ETS sonrası Horner sendromu, stellat ganglionun (servikotorasik ganglion) ya da bu gangliondan çıkan preganglionik ya da postganglionik liflerin cerrahi seviyelendirme sırasında yaralanması ile gelişir.

Stellat ganglion, servikal alt sempatik ganglion ile T1 ganglionunun kaynaşması sonucu ortaya çıkan üçgen ya da yıldız benzeri bir yapıdır ve genellikle birinci kot başının hemen üst kısmında yerleşir. Sempatektomi sırasında en yaygın hata, seviyelendirmenin bir kot yukarı kaymasıdır; ikinci kot başı zannedilerek yapılan girişim aslında birinci kot başı düzeyinden yapıldığında stellat ganglion doğrudan zedelenir. Bu nedenle intraoperatif kot başlarının net görülmesi, gerekirse şüpheli durumlarda proksimale bir sağlama alanı bırakılması ve stellat ganglion yakınında herhangi bir termal enerji uygulamasından kaçınılması temel prensiptir.

Horner sendromu geliştiğinde tabloların bir kısmı geçici olabilir; termal hasar yerine mekanik traksiyon ya da lokal ödem nedeniyle sempatik yol geçici olarak inhibe olmuşsa haftalar içinde düzelme görülebilir. Ancak gerçek anatomik yaralanma söz konusuysa Horner sendromu kalıcıdır ve halihazırda tedavisi sınırlıdır; kozmetik olarak ptozis düzeltici cerrahiler denenebilir. Blushing için T2 seviyesinden yapılan girişimlerde Horner riski, T3 ya da T4 seviyesinden yapılanlara göre belirgin biçimde yüksektir; bu nedenle bu grup hastada hem hasta bilgilendirmesi hem cerrahi teknik detay ekstra özen gerektirir.

İki Taraflı ETS Aynı Seansda mı Yoksa Ayrı Seansda mı Uygulanmalıdır?

Primer hiperhidroz, tanım gereği bilateral ve simetrik bir tablodur; palmar ya da aksiller şikayet neredeyse her zaman iki taraflıdır. Bu nedenle ETS tek seansta iki taraflı olarak planlanır ve bu, günümüz standart pratiktir. İki tarafın ayrı seanslarda yapılması, iki ayrı genel anestezi, iki ayrı torakoskopik giriş, iki ayrı hastane yatışı ve iki ayrı iyileşme süreci anlamına gelir; bunun tek seansta yapılan bilateral girişime kıyasla belirgin avantajı yoktur, aksine hem hasta hem sağlık sistemi için yük daha büyüktür.

Tek seans bilateral ETS'nin klinik güvenliği yıllar içinde geniş vaka serileriyle kanıtlanmıştır. Ameliyat süresi ortalama yetmiş beş ile doksan dakika arasında değişir, hastanın pozisyonu genellikle beach chair ya da yarı oturur pozisyondur; bu pozisyon apeks bölgesine ulaşımı kolaylaştırır ve akciğerin yer çekimiyle bir miktar aşağıya çekilmesini sağlar. Bir tarafta işlem tamamlandıktan sonra çift lümenli tüp ile diğer akciğer havalandırılırken, işlem yapılan taraftaki akciğer yeniden şişirilir ve karşı tarafa geçilir. Bu geçiş, deneyimli anestezi ekibinde birkaç dakika içinde tamamlanır.

Ancak iki taraflı ETS'nin aynı seansta uygulanması, iki taraflı bir tarafa özgü bir komplikasyon oluşursa (örneğin bir tarafta pnömotoraks gelişimi) diğer tarafın da benzer riske girmesi anlamına gelebilir; bu nedenle yüksek riskli hasta profillerinde (ciddi KOAH, akciğer parenkim patolojisi, geçirilmiş toraks cerrahisi) iki seans tercih edilebilir. Standart primer hiperhidroz hastasında ise tek seans yaklaşım hem ekonomik hem klinik açıdan üstündür ve rutin öneridir. Postoperatif dönemde her iki hemitoraks için ayrı ayrı radyografi kontrolü ve pnömotoraks değerlendirmesi ihmal edilmez.

ETS Sonrası El ve Yüzde Aşırı Kuruluk Görülür mü ve Kalıcı mıdır?

Endoskopik torasik sempatektomi sonrasında beklenen ve arzu edilen bir sonuç, avuç içi ve gerektiğinde yüz bölgesindeki aşırı terlemenin ortadan kalkması ve bu bölgelerin normal düzeyde kuru kalmasıdır. Ancak bazı hastalarda bu kuruluk beklenenden fazla olabilir; avuç içleri özellikle kışın soğuk havada aşırı kuru, çatlak eğilimli ve nem uygulaması gerektiren bir hale gelebilir. Bu tablonun sıklığı genel olarak düşüktür; ancak bildiren hastalarda günlük yaşamı etkileyecek düzeyde olabilir.

Aşırı kuruluğun mekanizması, sempatik denervasyonun ekrin ter bezleri üzerindeki uyarıyı tümüyle kesmesi ve bu bezlerin kimyasal olarak inaktif hale gelmesidir. Hafif nem, cilt bariyer fonksiyonu için gereklidir; tam kuruluk cildin doğal koruyucu lipit tabakasında zayıflamaya ve dış etkenlerden kolay etkilenmeye zemin hazırlar. Hastalara postoperatif dönemde düzenli nemlendirici kullanmaları, özellikle sabun kullanımını sınırlandırmaları ve yumuşak, yağ bazlı ürünleri tercih etmeleri önerilir. Yüz bölgesinde de benzer şekilde aşırı kuruluk gelişebilir; özellikle T2 seviyesinden yapılan sempatektomilerden sonra fasiyal ter üretimi belirgin biçimde azalır.

Bu durumun kalıcı olup olmadığı sorusu klinik olarak önemlidir. Elektrokoter ile termal ablasyon yapılan hastalarda kuruluk büyük çoğunlukla kalıcıdır; klip yönteminde ise klip çıkarma girişimi ile bir miktar geri dönüş sağlanabilir. Ancak "aşırı kuruluk" tek başına klip çıkarılması için yeterli bir endikasyon olarak kabul edilmez; genellikle nemlendirici kullanımı ile yönetilebilir ve hasta zaman içinde bu duruma alışır. Klip çıkarma esas olarak şiddetli kompanzatuar terleme durumu için saklanır; aşırı kuruluk için müdahale, çoğunlukla dermatolojik destekle sınırlıdır. Hastalara ameliyat öncesi bu sonucun beklendiği ve kalıcı olabileceği açıkça anlatılır.

Pnömotoraks Gelişirse Göğüs Tüpü Takılması Gerekir mi?

Torakoskopik girişim doğası gereği ameliyat sırasında toraks boşluğuna hava girişini içerir; ancak port giriş yerlerinin kapatılması, işlem sonunda karşı akciğerin manuel ventilasyon ile şişirilmesi ve son port çıkışında toraks boşluğunun küçük bir kateter aracılığıyla boşaltılması ile hava tamamıyla evakue edilmeye çalışılır. Bu manevralara rağmen ETS sonrasında bir miktar rezidüel pnömotoraks oluşumu görülebilir; küçük bir pnömotoraks (apeks bölgesinde iki santimetreden az) genellikle gözlem ile kendiliğinden emilir ve tüp gerektirmez.

Pnömotoraksın klinik olarak anlamlı olup olmadığını belirleyen faktörler; boyutu, hastanın solunum semptomları, oksijen satürasyonu ve zaman içindeki değişimidir. Postoperatif ilk saatlerde çekilen akciğer grafisinde saptanan küçük pnömotoraks eğer semptomsuz ise hasta yatak istirahati, oksijen desteği ve seri grafi takibi ile izlenir. Basitleştirilmiş bir kural olarak orta ve büyük boyutlu pnömotoraks (üç santimetreden fazla ya da hastanın solunum sıkıntısı, taşikardi, hipoksi ile seyreden hali) göğüs tüpü drenajı gerektirir.

Göğüs tüpü uygulaması gerektiğinde genellikle küçük çaplı bir pigtail kateter ya da klasik göğüs tüpü kullanılır; su altı drenaj sistemi ile bağlanır ve hava kaçağı ile birlikte pnömotoraksın çözülme süreci takip edilir. Çoğu vakada bir ile üç gün içinde tüp çekilebilir ve komplikasyon çözülür. Uzamış hava kaçağı nadirdir ve akciğer parenkim yaralanması, ameliyat sırasında fark edilmemiş bir apikal bül ya da bronkoplevral fistül düşündürür; bu durumda toraks bilgisayarlı tomografi ve gerekirse tekrar torakoskopik girişim planlanır. Hastanın taburculuk öncesinde kontrol akciğer grafisi ile pnömotoraksın çözüldüğü belgelenmeli, taburculuk sonrası ilk hafta içinde solunum sıkıntısı, göğüs ağrısı ya da öksürük gibi semptomlar bildirilirse acil değerlendirmeye alınmalıdır.

ETS Sonrası Terleme Tekrar Başlarsa Reoperasyon (Resempatektomi) Mümkün müdür?

Endoskopik torasik sempatektominin ilk uygulamasından sonra semptomların kısmen ya da tamamen geri dönüşü, literatürde bildirilen bir olgudur; sıklığı yüzde birden yüzde beşe kadar değişen oranlarda raporlanır. Bu geri dönüş, birkaç farklı mekanizmadan kaynaklanabilir. Birincisi ve en yaygını, ilk cerrahide sempatik iletimin tam kesilmemiş olması; özellikle Kuntz siniri gibi aksesuar sempatik yolların ilk operasyonda bloke edilmemesi ve zaman içinde bu yollar üzerinden sudomotor uyarının yeniden aktif hale gelmesidir.

Kuntz siniri, T2 ve T3 seviyelerinde ana sempatik zincire paralel uzanabilen, ancak varlığı ve konumu değişken olan aksesuar bir sinir yapısıdır. Anatomik varyasyonlar bu sinirin farklı hastalarda farklı konumlarda bulunmasına yol açar; ilk cerrahide görülmeyen bir Kuntz siniri, ameliyat sonrası aylar içinde palmar terlemenin kısmi olarak geri dönmesinin en tipik nedenidir. Bu tanı, ameliyat sonrası kuruluğun ardından aynı bölgede yeniden başlayan terleme öyküsü ve fizik muayene ile konulur. Resempatektomi kararı verilmeden önce hasta yeniden dikkatle değerlendirilir ve semptomların gerçekten sudomotor kaynaklı olduğu, örneğin anksiyete kaynaklı yeni bir tablonun eklenmediği ayırt edilir.

Reoperasyon teknik olarak mümkündür; ancak ilk cerrahi sonrasında toraks boşluğunda oluşan plevral yapışıklıklar, fibrozis ve kot başı düzeyinde skar dokusu diseksiyonu zorlaştırır. Reoperasyonda hedef, ilk cerrahide gözden kaçmış rezidüel sempatik lifleri, Kuntz sinirini ya da eksik seviyelendirmeyi tamamlamaktır. Klip yöntemi ile ilk cerrahi yapıldıysa klipsin doğru yerde olup olmadığı gözden geçirilir. Reoperasyonun başarısı, ilk cerrahiye kıyasla nispeten daha düşüktür ve komplikasyon riski daha yüksektir; bu nedenle karar hastaya net olarak paylaşılır ve alternatif olarak botulinum toksin gibi tamamlayıcı yaklaşımlar da tartışılır. Reoperasyon deneyimli ellerde ve dikkatli planlama ile başarılı olabilse de, ilk cerrahinin uygun ilk cerrahi olduğu prensibi geçerliliğini korur; bu nedenle ilk operasyonun doğru seviyelendirme, tam ganglion identifikasyonu ve aksesuar sinir taraması ile eksiksiz yapılması reoperasyon gerekliliğini büyük ölçüde ortadan kaldırır.

Endoskopik torasik sempatektomi, primer fokal hiperhidrozun ve blushingin doğru seçilmiş hastasında yaşam kalitesini dramatik biçimde artıran, avuç içleri sürekli ıslak nedeniyle yıllarca sosyal ve mesleki kaçınma yaşamış kişilerin haftalar içinde el sıkışmayı öğrendiği, klavye ıslanmadan yazı yazabildiği, kalem tutmanın rutin hale geldiği bir cerrahi girişimdir. Ancak bu başarı, cerrahinin hangi seviyede yapılacağı kararının doğru verilmesine, sekonder hiperhidrozun titizlikle dışlanmasına, konservatif basamak tedavilerinin denenmesine ve hastanın kompanzatuar terleme, aşırı kuruluk, Horner sendromu, pnömotoraks gibi risklerin farkında olarak bilinçli onam vermesine bağlıdır. Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğinde ETS uygulaması; yüksek çözünürlüklü torakoskop, çift lümenli endotrakeal entübasyonla güvenli tek akciğer ventilasyonu, kot başı bazlı seviyelendirme, klip ve kesi seçenekleri arasında hastaya özgü karar, Kuntz sinir taraması ve postoperatif erken mobilizasyon ilkelerine dayanır; iki taraflı girişim standart olarak tek seansta planlanır ve pnömotoraks taraması taburculuk öncesinde radyografik olarak belgelenir.

Bu metin, hiperhidroz ve fasiyal blushing tanısı almış ya da bu şikayetlerle uzun süredir yaşayan kişilerin, endoskopik torasik sempatektomi hakkında bilgi edinmesi ve bir cerrahi görüşme öncesinde soracakları soruları netleştirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Terleme şikayetinizin primer mi sekonder mi olduğu, hangi seviyeden sempatektomi yapılacağı, klip mi kesi mi tercih edileceği, kompanzatuar terleme yaşama olasılığınız ve bunun sizin yaşam koşullarınızda ne anlama geleceği yalnızca sizin özgeçmişinizi, muayene bulgularınızı, önceki tedavi denemelerinizi ve psikososyal beklentilerinizi bir arada değerlendirebilecek bir kalp ve damar cerrahisi hekimi tarafından belirlenebilir. Bu içerik hiçbir zaman bir hekim muayenesinin, endikasyon değerlendirmesinin, cerrahi kararın ve postoperatif takibin yerini tutmaz; şikayetiniz varsa bir hekime başvurunuz ve sempatektomi kararını hekiminizle birlikte, tüm risklerini ve beklentilerinizi tartışarak veriniz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Endoskopik torasik sempatektomi ve hiperhidroz cerrahisincbi.nlm.nih.gov/books/NBK555978
  2. MedlinePlus - U.S. National Library of Medicine (NLM) — Aşırı terleme (hiperhidroz)medlineplus.gov/sweat.html
  3. National Health Service (NHS) — Aşırı terleme tedavisi ve sempatektominhs.uk/conditions/excessive-sweating-hyperhidrosis
  4. Mayo Clinic — Hiperhidroz tanı ve cerrahi tedavi seçeneklerimayoclinic.org/diseases-conditions/hyperhidrosis/diagnosis-treatment/drc-20367173

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kalp ve Damar Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.