Kalp ve Damar Cerrahisi

CRT-D / CRT-P Cihazı İmplantasyonu

İleri kalp yetmezliğinde kardiyak resenkronizasyon cihazı ile sol ve sağ ventrikül eş zamanlı uyarılarak ejeksiyon fraksiyonu iyileştirilir.

Kalp yetmezliği, günümüz kardiyolojisinin en önemli mortalite ve morbidite nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Optimal medikal tedaviye rağmen semptomatik kalan, ejeksiyon fraksiyonu düşük ve elektriksel iletim bozukluğu gösteren hastalarda kardiyak resenkronizasyon tedavisi (CRT) yaşam kalitesini iyileştiren, hastane yatışlarını azaltan ve seçilmiş hastalarda mortaliteyi belirgin biçimde düşüren bir tedavi yaklaşımıdır. İlgili bölümlerde CRT-P ve CRT-D cihaz implantasyonu, ileri düzey elektrofizyoloji laboratuvarında invaziv kardiyoloji ve kalp cerrahisi uzmanlarının koordinasyonuyla gerçekleştirilmekte; koroner sinüs venografisi eşliğinde sol ventrikül elektrodunun optimal yerleşimi, biventriküler senkronizasyonun ekokardiyografik doğrulaması ve postoperatif uzun süreli takip bütüncül bir protokol dahilinde yürütülmektedir. Bu içerik, cihaz endikasyonları, teknik yerleştirme detayları, biventriküler uyarımın fizyolojik temelleri, yanıtsızlık nedenleri, komplikasyon önleme stratejileri ve jeneratör değişimi ile MR uyumluluğu gibi güncel konuları kapsamlı biçimde ele almak amacıyla hazırlanmıştır.

CRT-D ile CRT-P Cihazı Arasındaki Temel Fark Nedir?

Kardiyak resenkronizasyon tedavisinde kullanılan iki temel cihaz tipi bulunmaktadır. CRT-P (Cardiac Resynchronization Therapy Pacemaker), sadece resenkronizasyon amaçlı biventriküler uyarı verebilen, defibrilasyon fonksiyonu bulunmayan bir kalp pili tipidir. Sağ atriyum, sağ ventrikül ve koroner sinüs aracılığıyla sol ventrikülün lateral duvarına yerleştirilen üç elektrot ile iki ventrikülü eş zamanlı olarak uyararak elektromekanik senkronizasyonu sağlamayı hedefler. Bu cihaz özellikle ileri yaş, yandaş hastalıklar nedeniyle beklenen yaşam süresi kısıtlı olan veya ani kardiyak ölüm riski nispeten düşük olarak öngörülen hastalarda tercih edilmektedir.

CRT-D (Cardiac Resynchronization Therapy Defibrillator) ise resenkronizasyon fonksiyonuna ek olarak implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) özelliği taşıyan hibrit bir cihazdır. Bu cihaz ventriküler taşikardi ve ventriküler fibrilasyon gibi hayatı tehdit eden aritmileri algılayabilir, antitaşikardik uyarı (ATP) ile sonlandırmayı deneyebilir ve gerekli hallerde yüksek enerjili şok tedavisi uygulayarak ani kardiyak ölümü engelleyebilir. Ejeksiyon fraksiyonu belirgin düşük, iskemik veya non-iskemik dilate kardiyomiyopatili, MADIT-CRT ve RAFT çalışmalarında tanımlanan primer korunma kriterlerini karşılayan hastalarda öncelikli olarak CRT-D tercih edilmektedir.

İki cihaz arasındaki tercih kararı sadece elektriksel kriterlere değil, aynı zamanda hastanın komorbiditeleri, beklenen yaşam süresi, aritmi öyküsü ve tedaviye yanıt beklentisi gibi çok boyutlu değerlendirmelere dayanır. İskemik kardiyomiyopatili genç hastalar, sürekli olmayan ventriküler taşikardi öyküsü olanlar veya elektrofizyolojik çalışmada uyarılabilir aritmisi bulunanlar için CRT-D genellikle daha uygun bir seçenek olurken, ileri yaş, ciddi böbrek yetmezliği veya kısa yaşam beklentisi durumunda CRT-P tercih edilebilir. Cihaz maliyetleri, jeneratör boyutu, pil ömrü ve komplikasyon profilleri de karar sürecinde göz önünde bulundurulan parametrelerdir.

Kardiyak Resenkronizasyon Tedavisi Hangi Ejeksiyon Fraksiyonu Değerinde Önerilir?

Güncel Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) ve Amerikan Kardiyoloji Koleji (ACC/AHA) kılavuzları, kardiyak resenkronizasyon tedavisi için sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun (LVEF) yüzde otuz beş ve altında olmasını temel kriter olarak belirlemektedir. Bu eşik değeri, MADIT-CRT, RAFT, CARE-HF ve COMPANION gibi çığır açıcı klinik çalışmalarda tanımlanmış ve büyük hasta serilerinde doğrulanmıştır. Ejeksiyon fraksiyonu bu değerin altında olan, optimal medikal tedaviye (ACE inhibitörü/ARB/ARNI, beta bloker, mineralokortikoid reseptör antagonisti, SGLT2 inhibitörü) rağmen semptomatik kalan hastalar CRT için değerlendirmeye alınmalıdır.

Ancak CRT endikasyonu belirlenirken tek başına ejeksiyon fraksiyonu yeterli değildir. QRS süresi, QRS morfolojisi (sol dal bloğu varlığı), NYHA fonksiyonel sınıfı, sinüs ritmi veya atriyal fibrilasyon durumu ve altta yatan etyoloji (iskemik veya non-iskemik) gibi ek parametreler cihaz seçimini şekillendirir. LVEF yüzde otuz beşin altında, QRS süresi 150 milisaniye ve üzerinde ve sol dal bloğu morfolojisi olan hastalarda CRT sınıf 1A endikasyondur. QRS süresi 130-149 milisaniye arasında olanlarda endikasyon daha zayıftır ve klinik yanıt genellikle daha sınırlıdır.

Ejeksiyon fraksiyonu değerlendirmesinde yöntem seçimi de önemlidir. İki boyutlu ekokardiyografi ile yapılan Simpson metodu standart uygulama olmakla birlikte, üç boyutlu ekokardiyografi, kardiyak manyetik rezonans (CMR) ve nükleer görüntüleme yöntemleri daha kesin ölçüm sağlar. Özellikle non-iskemik kardiyomiyopati şüphesi olan hastalarda CMR ile geç gadolinyum tutulumu değerlendirilmesi, miyokardiyal skar dokusu haritalanması ve dolayısıyla CRT yanıtının öngörülmesi açısından değerli bilgiler sunar. Ejeksiyon fraksiyonu üç ay boyunca optimal medikal tedavi altında kalıcı olarak düşük seyreden hastalar, CRT değerlendirmesi için ideal adaylardır.

Sol Dal Bloğu Olan Hastalarda CRT Neden Daha Etkilidir?

Sol dal bloğu (LBBB), kalbin iletim sisteminde His demetinin sol dalında oluşan gecikme veya bloka bağlı olarak sol ventrikülün gecikmiş ve dyssinkron kasılmasına yol açan bir elektriksel bozukluktur. Normal iletimde sol ventrikül septumdan başlayarak neredeyse eş zamanlı olarak kasılırken, LBBB varlığında elektriksel aktivasyon önce sağ ventriküle ulaşır, ardından yavaş miyokardiyal iletim yoluyla sol ventrikülün lateral duvarına geç olarak yayılır. Bu durum septal-lateral duvar arasında belirgin bir zamanlama uyumsuzluğu, mekanik dyssinkroni ve verimsiz pompalama ile sonuçlanır.

Kardiyak resenkronizasyon tedavisi, koroner sinüs aracılığıyla sol ventrikülün lateral veya posterolateral duvarına yerleştirilen elektrot ile geciken sol ventrikül duvarını erken uyararak sağ ventrikül ile senkronize kasılma sağlar. Bu sayede septal-lateral duvar aktivasyonu eş zamanlı hale getirilir, mitral regürjitasyon azalır, sol ventrikül volumları küçülür ve strok volümü artar. LBBB morfolojisi olan hastalarda CRT'ye yanıt oranı yüzde yetmişe kadar çıkabilirken, LBBB olmayan hastalarda bu oran belirgin biçimde düşer.

QRS süresinin 150 milisaniye ve üzerinde olması, LBBB'nin gerçek anlamda mekanik dyssinkroniye yol açtığının en güçlü elektriksel göstergesidir. Strauss kriterleri (V1-V2'de QS veya rS, V5-V6 ve I, aVL'de çentikli veya "notched" R dalgası, QRS ≥140 ms erkek, ≥130 ms kadın) tam LBBB tanısı için kullanılmaktadır. Bu kriterleri karşılayan hastalarda CRT'nin klinik ve ekokardiyografik yanıt olasılığı, sadece QRS uzaması olan intraventriküler iletim gecikmesine (IVCD) sahip hastalara kıyasla çok daha yüksektir. Sağ dal bloğu (RBBB) morfolojisinde ise CRT'den elde edilen yarar oldukça sınırlıdır ve rutin olarak önerilmemektedir.

CRT Cihazı İmplantasyonunda Sol Ventrikül Elektrodu Koroner Sinüse Nasıl Yerleştirilir?

Sol ventrikül elektrodunun (LV lead) yerleştirilmesi, CRT implantasyonunun teknik olarak en zorlu ve uzun süren aşamasıdır. İşlem sol subklavyen ven veya aksiller ven aracılığıyla venöz erişim sağlanmasıyla başlar. Uzun kılavuz kateter sağ atriyuma ilerletilir ve koroner sinüs ostiumunun tanımlanması yapılır. Koroner sinüs ostiumu sağ atriyumun tabanında, triküspit kapağın posteromedial komissurunun hemen üstünde yer alır ve Thebesian valv ile kısmen örtülü olabilir. Ostium kanülasyonu için genellikle EP kateter veya özel şekilli kılavuz kılıflar kullanılır.

Kanülasyon başarıyla gerçekleştirildikten sonra oklüzif balon kateter ile koroner sinüsün retrograd venografisi yapılır. Bu görüntüleme, koroner sinüsün kolateral dallarını, lateral, posterolateral, orta kardiyak ven ve büyük kardiyak ven yapılarını ortaya koyar. İdeal LV lead pozisyonu, sol ventrikülün en geç aktive olan bölgesine (genellikle bazal veya orta lateral/posterolateral segment) karşılık gelen bir koroner sinüs dalıdır. Apikal yerleşimden mümkün olduğunca kaçınılması gerekir çünkü apikal pozisyon CRT yanıtsızlığı ile ilişkilendirilmektedir.

Elektrot yerleştirildikten sonra pacing eşiği, empedans, R dalgası amplitüdü ve frenik sinir stimülasyonu değerlendirilir. Yüksek pacing eşiği, düşük R dalgası veya frenik sinir uyarımı varsa elektrot başka bir dalda tekrar denenir. Modern kuadripolar LV elektrotlar, dört farklı pacing vektörü sunarak elektrot repozisyonu gerektirmeden programlamayla pacing konfigürasyonunun optimize edilmesine olanak tanır. Bu teknoloji, hem işlem süresini kısaltır hem de postoperatif frenik sinir uyarımı gibi komplikasyonların yönetimini kolaylaştırır. Zor anatomi durumunda epikardiyal LV lead cerrahi yolla, mini torakotomi veya video torakoskopik yaklaşımla yerleştirilebilir ve bu yöntem koroner sinüs anatomisi uygun olmayan seçilmiş hastalarda hayat kurtarıcı bir alternatiftir.

Biventriküler Uyarı ile Kalp Kasılması Nasıl Senkronize Edilir?

Biventriküler uyarım, sağ ventrikül apikal elektrodu ile sol ventrikül koroner sinüs elektrodunun eş zamanlı veya programlanmış zaman farkıyla uyarılması prensibine dayanır. Sinüs ritminde çalışan hastalarda, önce atriyal elektrodun P dalgasını algılamasının ardından belirlenen atriyoventriküler (AV) gecikme süresi kadar bekleyip her iki ventrikül eş zamanlı olarak uyarılır. Bu protokol, atriyal kontraksiyonun ventrikül dolumuna optimum katkı yapmasını sağlarken septal-lateral duvar arasındaki elektriksel gecikmeyi ortadan kaldırır.

Ventriküller arası (VV) zamanlama, sağ ve sol ventrikül uyarıları arasındaki farkı tanımlar. Standart programlamada bu değer sıfır (eş zamanlı) olarak ayarlanır, ancak ekokardiyografik veya elektrogram tabanlı optimizasyon ile hastaya özgü değerler belirlenebilir. Bazı hastalarda sol ventrikülün sağ ventrikülden 20-40 milisaniye önce uyarılması daha etkili senkronizasyon sağlarken, bir kısım hastada tam ters bir yaklaşım gerekli olabilir. Bu bireysel varyasyon, LV elektrodunun yerleşim konumuna, altta yatan iletim gecikmesinin doğasına ve miyokardiyal skar dağılımına bağlıdır.

Etkili biventriküler uyarım için hedef, uyarımın kalbin toplam kasılmalarının yüzde doksan sekizinin üzerinde olmasıdır. Bu oran altında kalan hastalarda CRT'den beklenen klinik yarar önemli ölçüde azalır. Uyarım oranını düşüren en önemli nedenler atriyal fibrilasyon, sık ventriküler ekstrasistoller ve fizyolojik kendi ileti sisteminin devreye girmesidir. Atriyal fibrilasyonlu hastalarda AV nod ablasyonu ile "ablate and pace" stratejisi uygulanarak uyarım oranı maksimize edilebilir. Cihaz sayacındaki biventriküler uyarım yüzdesi, takip randevularının vazgeçilmez bir parametresidir ve yüzde doksan sekizin altındaki değerlerde nedeni araştırılmalıdır.

Cihaz Takıldıktan Sonra QRS Süresi Ne Kadar Kısalır?

Başarılı bir CRT implantasyonunun akut elektriksel göstergelerinden biri, biventriküler uyarım altında QRS süresinin belirgin biçimde kısalmasıdır. Preoperatif dönemde 160-200 milisaniye arasında olan QRS süresi, optimal LV elektrot pozisyonu ve doğru programlama ile 120-140 milisaniyeye kadar inebilir. QRS süresinde 20-40 milisaniyelik veya bazal değere göre yaklaşık yüzde on beş oranındaki kısalma, akut biventriküler senkronizasyonun sağlandığını gösterir ve genellikle uzun vadeli klinik yanıt ile korele bulunmaktadır.

Ancak QRS kısalması tek başına klinik başarının kesinliği değildir. Bazı hastalarda QRS süresi belirgin kısalmasa bile ekokardiyografik olarak sol ventrikül volumlarında azalma, ejeksiyon fraksiyonunda iyileşme ve mitral regürjitasyonda gerileme gözlenebilir. Buna karşılık QRS önemli oranda kısaldığı halde klinik iyileşme sağlanmayan olgular da mevcuttur. Bu durum, elektriksel senkronizasyon ile mekanik senkronizasyon arasında birebir örtüşme olmadığını, altta yatan miyokardiyal skar dokusu ve strüktürel değişikliklerin de yanıtı belirlediğini göstermektedir.

Kronik takipte QRS süresi ve morfolojisi periyodik olarak değerlendirilir. Yeni gelişen sol veya sağ dal bloğu, elektrot dislokasyonu, pacing eşiğinde yükselme veya cihazın uyarım vektöründe değişiklik QRS morfolojisini etkileyebilir. Kuadripolar elektrotlar sayesinde farklı pacing vektörleri denenerek en dar QRS'yi veren konfigürasyon programlanır. Bu "QRS-guided" optimizasyon, ekokardiyografik optimizasyona kıyasla daha pratik ve tekrarlanabilir bir yaklaşım olarak günlük pratikte kabul görmektedir.

CRT Yanıtsızlığı Nedir ve Hangi Hastalarda Daha Sık Görülür?

CRT yanıtsızlığı, cihaz implantasyonunu takiben altı ay içinde beklenen klinik veya ekokardiyografik iyileşmenin sağlanamaması olarak tanımlanır. Genel populasyonda CRT'ye klinik yanıt oranı yüzde altmış-yetmiş civarındayken, hastaların yaklaşık üçte biri "non-responder" grubunda yer alır. Yanıt tanımı çok boyutludur; NYHA sınıfında en az bir kategori iyileşme, egzersiz kapasitesinde artış, kalp yetmezliği kaynaklı hastane yatışlarında azalma ve ekokardiyografik olarak sol ventrikül end-sistolik volumünde en az yüzde on beş küçülme klinik yanıt kriterleri arasında sayılır.

Yanıtsızlığın en önemli nedenlerinden biri suboptimal LV elektrot pozisyonudur. Apikal veya orta septal bölgeye yerleştirilen elektrotlar, lateral veya posterolateral pozisyona kıyasla belirgin biçimde daha düşük yanıt oranlarıyla ilişkilidir. Miyokardiyal skar bölgesi üzerine denk gelen elektrot yerleşimi, uyarımın etkin biçimde yayılamaması nedeniyle senkronizasyona katkı sağlamaz. Preprosedürel kardiyak MR ile skar haritalaması, yanıtsızlığı önceden öngörme ve elektrot yerleşim stratejisini kişiselleştirme olanağı sunmaktadır.

Diğer önemli yanıtsızlık nedenleri arasında sağ dal bloğu morfolojisi, QRS süresinin 150 milisaniyenin altında olması, iskemik etyoloji, geniş miyokardiyal skar alanı, ileri sol atriyum dilatasyonu, atriyal fibrilasyon ve biventriküler uyarım oranının düşük olması sayılabilir. Kadın hastalar ve non-iskemik dilate kardiyomiyopatili hastalar, MADIT-CRT çalışmasında da gösterildiği gibi CRT'ye daha iyi yanıt verme eğilimindedir. Non-responder grubu için AV/VV optimizasyonu, multipoint pacing, konduksiyon sistemi pacinginin (LBBAP) alternatif olarak düşünülmesi ve medikal tedavi optimizasyonu gibi çok yönlü stratejiler uygulanabilir.

Cihaz İmplantasyonu Sonrası NYHA Fonksiyonel Sınıfında Ne Kadar İyileşme Beklenir?

CRT'nin klinik başarısı en somut biçimde NYHA fonksiyonel sınıfındaki iyileşme ile değerlendirilir. Preoperatif dönemde NYHA III veya ambulatuar IV sınıfında olan hastaların yaklaşık yüzde altmış-yetmişinde altı ay içinde en az bir sınıf iyileşme gözlenir. NYHA III'ten II'ye, hatta seçilmiş olgularda I'e gerileme mümkündür. Bu iyileşme sadece semptomlara değil, egzersiz toleransına, günlük yaşam aktivitelerine ve genel yaşam kalitesine de yansır. Altı dakika yürüme testi mesafesinde 40-60 metre artış ve pik oksijen tüketiminde (VO2 max) belirgin iyileşme raporlanmaktadır.

Klinik iyileşmenin yanı sıra hastane yatışlarında da anlamlı azalma sağlanmaktadır. Kalp yetmezliği kaynaklı yatışlar CRT ile yüzde otuz-kırk oranında azalmakta, bu durum hem hastanın yaşam kalitesini artırmakta hem de sağlık sisteminin yükünü hafifletmektedir. Mortalite üzerine olan etki daha uzun vadede belirginleşir; COMPANION ve CARE-HF çalışmalarında CRT-D grubunda tüm nedenli mortalitede belirgin azalma dokümante edilmiştir. RAFT çalışmasında NYHA II hastalarda CRT-D'nin CRT-P'ye kıyasla ek mortalite yararı sağladığı gösterilmiştir.

Süper yanıt veren (super-responder) hastalar özel bir alt grup oluşturur. Bu hastalarda ejeksiyon fraksiyonu yüzde elli ve üzerine çıkabilir, sol ventrikül volumları normale yakın değerlere geriler ve NYHA I sınıfına ulaşılır. Süper yanıt genellikle non-iskemik etyoloji, kadın cinsiyet, LBBB morfolojisi, QRS süresi 150 milisaniye ve üzeri, geç sunum olmayan yeni tanılı hastalık ve ileri sol atriyum dilatasyonu bulunmayan hastalarda gözlenir. Süper yanıt veren hastalarda CRT-D endikasyonu yeniden değerlendirilmeli ve seçilmiş olgularda gelecekteki jeneratör değişimlerinde CRT-P'ye "downgrade" düşünülebilir.

CRT-D Cihazının Şok Verme Fonksiyonu Hangi Aritmilerde Devreye Girer?

CRT-D cihazı, biventriküler uyarım fonksiyonuna ek olarak implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) özellikleri taşır ve hayatı tehdit eden ventriküler aritmileri algılayarak sonlandırma yeteneğine sahiptir. Cihaz sürekli olarak intrakardiyak elektrogramları analiz eder, kalp hızı ve morfoloji tabanlı algoritmalar aracılığıyla ventriküler taşikardi (VT) ve ventriküler fibrilasyonu (VF) diğer supraventriküler aritmilerden ayırt etmeye çalışır. Farklı algılama zonları programlanabilir; monomorfik ventriküler taşikardi için VT zonu, hızlı ventriküler taşikardi için VF zonu ve gerektiğinde intermediate bir "hızlı VT" zonu tanımlanabilir.

Şok tedavisine başvurmadan önce cihaz genellikle antitaşikardik uyarım (ATP) protokolünü devreye sokar. ATP, taşikardi hızından biraz daha yüksek frekansta yapılan kısa bir uyarı serisi ile reentry devresini kırmayı ve aritmiyi ağrısız biçimde sonlandırmayı amaçlar. Monomorfik VT'lerin büyük çoğunluğu ATP ile sonlandırılabilir ve bu durum hem hastanın konfor düzeyini artırır hem de pil ömrünü uzatır. ATP başarısız olduğunda veya hemodinamik olarak stabil olmayan hızlı aritmilerde cihaz yüksek enerjili defibrilasyon şoku uygular. Şok enerjisi genellikle 30-40 Joule aralığında programlanır ve gerektiğinde ardışık şoklar verilebilir.

Yanlış şok, ICD'nin en rahatsız edici komplikasyonlarından biridir ve hastanın psikososyal iyilik hali üzerinde önemli olumsuz etkiler yaratır. Atriyal fibrilasyon veya diğer supraventriküler taşikardilerin hızlı ventriküler yanıt ile birlikte olması, T dalgası oversensing'i, elektrot arızası ve elektromanyetik girişim yanlış şok nedenleri arasındadır. Modern algoritmalar (rate stability, sudden onset, morfoloji analizi, ventrikül-atriyum ilişkisi) ve uzun algılama süreleri ile yanlış şok oranı belirgin biçimde azaltılmıştır. MADIT-RIT çalışması, uzun süreli algılama ve yüksek eşik ile programlamanın hem yanlış şokları hem de mortaliteyi azalttığını göstermiştir.

Sol Ventrikül Elektrodunun Yerinden Oynaması (Dislokasyon) Riski Nedir?

Sol ventrikül elektrodu dislokasyonu, CRT implantasyonunun en sık komplikasyonlarından biridir ve literatürde yüzde iki ile yedi arasında değişen oranlarda bildirilmektedir. Dislokasyon genellikle implantasyondan sonraki ilk otuz gün içinde meydana gelir ve elektrodun koroner sinüs dalından geri kaçması, proksimal migrasyonu veya farklı bir venöz dala kayması şeklinde ortaya çıkabilir. Koroner sinüs anatomisinin karmaşıklığı, uygun boyutlarda dal olmaması, geniş venöz yatak ve mekanik stres dislokasyon riskini artıran faktörlerdir.

Dislokasyonun erken klinik belirtileri arasında biventriküler uyarımın kaybı, semptomların yeniden ortaya çıkması, cihaz sorgulamasında pacing eşiğinde artış ve QRS morfolojisinde değişiklik sayılabilir. Klinik şüphe durumunda göğüs röntgeni ile elektrot pozisyonu değerlendirilir ve gerekirse floroskopi eşliğinde ayrıntılı inceleme yapılır. Dislokasyon dokümante edildiğinde reoperasyon planlanır ve elektrot repozisyonu veya yeni bir dala yerleştirme gerçekleştirilir.

Dislokasyon riskini azaltmak için pasif fiksasyon (S-şekilli veya kanatlı elektrotlar) ve aktif fiksasyon (yan destek mekanizmalı) tasarımları geliştirilmiştir. Kuadripolar elektrotlar, farklı pacing vektörleri sayesinde küçük dislokasyonlarda bile yeterli uyarımın sürdürülmesine imkan tanır. İmplantasyon sırasında elektrodun mümkün olduğunca distal ve stabil bir konumda sabitlenmesi, koroner sinüs ostiumunda yeterli gerginlik payı bırakılması ve postoperatif dönemde ilk 4-6 hafta boyunca sol kol ile ağır kaldırma, yüzme, aşırı zorlanma gibi hareketlerden kaçınılması dislokasyon riskini azaltan pratik önlemlerdir.

Frenik Sinir Uyarımı Komplikasyonu Nasıl Önlenir?

Frenik sinir uyarımı, sol ventrikül elektrodunun anatomik olarak frenik sinire yakın bir venöz dala yerleşmesinden kaynaklanan rahatsız edici bir komplikasyondur. Sol frenik sinir, perikard boyunca aşağıya doğru ilerlerken sol ventrikülün lateral ve posterolateral duvarına yakın seyreder. Bu bölgeye yerleştirilen LV elektrot, biventriküler uyarım sırasında frenik siniri de uyararak diyafragmatik kasılmalara, hıçkırık benzeri sensasyonlara ve göğüs duvarında sarsıntı hissine neden olur. Hastalar genellikle bu durumu "karnımda vuruntu" veya "hıçkırık" olarak tanımlar.

İmplantasyon sırasında yüksek voltajlı test uyarısı uygulanarak frenik sinir uyarımı olup olmadığı değerlendirilir. Uyarım eşiği düşük ise (pacing eşiğine yakın) elektrot pozisyonu değiştirilir veya farklı bir koroner sinüs dalı denenir. Ancak intraoperatif değerlendirme sırasında hastanın supin pozisyonda ve genellikle sedasyon altında olması nedeniyle bazı olgularda frenik sinir uyarımı postoperatif dönemde ortaya çıkabilir. Bu durum özellikle hasta ayağa kalktığında, derin nefes aldığında veya vücut pozisyonu değiştiğinde belirgin hale gelir.

Postoperatif frenik sinir uyarımının yönetiminde kuadripolar LV elektrotları önemli bir devrim yaratmıştır. Bu elektrotlar dört farklı elektrot ucu üzerinden sunulan çoklu pacing vektörleri sayesinde, elektrot repozisyonu gerekmeksizin sadece programlama değişikliği ile frenik sinir uyarımından kaçınılmasına olanak tanır. Farklı katot-anot kombinasyonları denenerek en yüksek frenik uyarım eşiği ve en düşük LV pacing eşiği veren vektör seçilir. Bu strateji, hem hasta konforunu artırır hem de reoperasyon gereksinimini büyük ölçüde ortadan kaldırır. Programlama değişikliği ile çözülemeyen ısrarcı vakalarda cerrahi repozisyon veya epikardiyal LV lead alternatif olarak düşünülür.

Cihaz Programlaması ve AV/VV Optimizasyonu Neden Önemlidir?

CRT'nin klinik başarısı büyük ölçüde postoperatif programlama ile belirlenir. Standart fabrika ayarları her hastaya optimal yanıt sağlamayabilir; bireysel anatomiye, elektrot pozisyonuna ve altta yatan patolojiye göre AV gecikme ve VV zamanlaması ince ayar gerektirir. AV gecikme, atriyal uyarımdan ventriküler uyarıma kadar geçen süreyi tanımlar ve ventrikül dolumu için atriyal katkının maksimize edilmesine olanak tanır. Çok kısa AV gecikme atriyal kasılmanın mitral kapak kapanmasından önce kesilmesine, çok uzun AV gecikme ise ventriküler dolumun yetersiz kalmasına ve mitral yetmezliğine yol açar.

VV optimizasyonu ise sağ ve sol ventrikül elektrotları arasındaki uyarım zamanlamasını ayarlar. Ekokardiyografik yöntemler (aortik VTI ölçümü, mitral inflow paternleri, doku doppler analizi) ile hastanın strok volumünü maksimize eden VV gecikme belirlenebilir. Alternatif olarak intrakardiyak elektrogram tabanlı otomatik optimizasyon algoritmaları (SmartDelay, QuickOpt, AdaptivCRT gibi) her cihaz sorgulamasında hastanın anatomik ve elektriksel özelliklerine göre AV ve VV değerlerini otomatik ayarlayabilmektedir. AdaptivCRT algoritmasının klinik yanıtı ve hastaneye yatışları azalttığı çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.

Optimizasyon süreci tek bir seansta tamamlanmaz. İlk implantasyon sonrası bir-üç ay içinde ilk optimizasyon, altı ayda ekokardiyografik yanıt değerlendirmesi ve gerektiğinde yıllık kontrol optimizasyonları önerilmektedir. Hastanın kalp yapısında meydana gelen ters yeniden şekillenme (reverse remodeling) süreci boyunca optimal AV/VV değerleri değişebilir. Yanıtsız hastalarda multipoint pacing (aynı LV elektrodunun iki farklı ucundan eş zamanlı uyarım) veya konduksiyon sistemi pacinginin CRT'ye entegrasyonu (LOT-CRT, HOT-CRT gibi hibrit yaklaşımlar) yeni ufuklar açmaktadır. Cihaz programlaması, CRT tedavisinin dinamik ve süregelen bir bileşenidir.

Pil Ömrü Dolunca Jeneratör Değişimi Nasıl Yapılır?

CRT jeneratörlerinin pil ömrü kullanım yoğunluğuna, uyarım eşiklerine, uyarım yüzdesine ve şok tedavisi gereksinimine bağlı olarak beş ile on iki yıl arasında değişir. CRT-P cihazlarında sadece uyarım fonksiyonu olduğu için pil ömrü genellikle daha uzunken, CRT-D cihazlarında yüksek voltajlı defibrilasyon kapasitörleri ve şok enerji rezervi nedeniyle pil tüketimi daha fazladır. Cihaz sorgulamalarında ERI (Elective Replacement Indicator) ve EOL (End of Life) göstergeleri takip edilir ve ERI ulaşıldığında planlı jeneratör değişimi için hazırlık yapılır.

Jeneratör değişimi, ilk implantasyona kıyasla daha kısa ve teknik olarak daha basit bir prosedürdür. Cerrahi cep açılarak eski jeneratör çıkarılır, elektrotlar dikkatlice ayrılır, yeni jeneratöre bağlanır ve pace fonksiyonları test edilir. Bu işlem sırasında elektrot testleri (pacing eşiği, empedans, algılama, defibrilasyon eşiği) tekrarlanır ve elektrotlarda herhangi bir sorun tespit edilirse gerekli müdahale yapılır. Enfeksiyon riski jeneratör değişimlerinde ilk implantasyona kıyasla daha yüksek olduğu için sıkı aseptik teknik, cep irrigasyonu ve antibiyotik profilaksisi kritik önem taşır.

Jeneratör değişimi sırasında yeni cihaz teknolojilerinin (MR uyumluluk, gelişmiş algılama algoritmaları, uzaktan izleme) avantajlarından faydalanılabilir. Ayrıca hastanın klinik durumu yeniden değerlendirilerek CRT-D'den CRT-P'ye downgrade veya tersine ihtiyaç halinde upgrade kararı verilebilir. Süper yanıt gösteren, ejeksiyon fraksiyonu normale yaklaşan ve aritmi yükü olmayan hastalarda CRT-P jeneratörü tercih edilebilir. Buna karşılık, ilerleyen dönemde aritmi geliştiren veya EF'si yeniden düşen hastalarda CRT-D upgrade gerekebilir. Jeneratör değişimi kararı çok disiplinli bir yaklaşımla, hastanın klinik durumu, yaşam beklentisi ve tercihleri göz önüne alınarak verilmelidir.

MR Uyumlu CRT Cihazları ile Manyetik Rezonans Çekimi Güvenli midir?

Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), pek çok tıbbi durumun tanısında yerini alan kritik bir görüntüleme yöntemidir. Ancak geleneksel kalp pilleri ve CRT cihazları, güçlü manyetik alanın oluşturabileceği ısınma, dislokasyon, elektromagnetik girişim ve cihaz malfonksiyonu riskleri nedeniyle uzun yıllar boyunca MR çekimi için kesin kontrendikasyon olarak kabul edilmiştir. Ancak son on beş yılda geliştirilen MR uyumlu (MR-conditional) CRT cihazları, belirli koşullar altında güvenli MR çekimine olanak tanımaktadır.

MR uyumlu cihazlar özel ferromanyetik olmayan malzemelerden üretilmiş jeneratör kılıfı, modifiye elektrot yapısı ve MR ortamında oluşabilecek istenmeyen algılama ve uyarımı önleyen özel bir "MR modu" içerir. MR modu aktive edildiğinde cihaz asenkron uyarım (VOO, DOO) veya kapalı algılama moduna geçirilir; ICD'nin taşiaritmi tedavisi devre dışı bırakılır. Bu sayede MR ortamındaki gürültü ve elektromanyetik girişimden etkilenmeden hastanın güvenliği sağlanır. MR çekimi sonrası cihaz normal programlamasına geri döndürülür ve fonksiyonlar yeniden test edilir.

MR çekimi kararı verilmeden önce cihazın MR uyumlu olduğu üretici bilgileri ile doğrulanmalı, tesla değeri (genellikle 1.5T; bazı cihazlar 3T uyumludur), sekans kısıtlamaları ve vücut bölgesi sınırları göz önünde bulundurulmalıdır. İşlem öncesi cihaz sorgulaması, MR modu aktivasyonu, çekim süresince kalp ritim monitorizasyonu ve işlem sonrası cihaz yeniden değerlendirmesi standart protokoldür. Elektrofizyoloji ekibi ile radyoloji departmanının koordineli çalışması, MR uyumlu CRT cihazı taşıyan hastaların güvenli görüntülenmesinin temelini oluşturur. MR uyumsuz eski jeneratör cihazları taşıyan hastalarda, klinik olarak zorunlu MR endikasyonu durumunda özel merkezlerde risk-yarar dengesi gözetilerek çekim yapılabilmektedir.

İlgili bölümlerde CRT-P ve CRT-D cihaz implantasyonu, güncel kılavuz önerileri ışığında, ileri elektrofizyoloji laboratuvarı imkanları ve deneyimli invaziv kardiyoloji ile kalp cerrahisi uzman kadrosu ile gerçekleştirilmektedir. Preoperatif dönemde ekokardiyografik değerlendirme, kardiyak MR ile skar haritalaması, koroner anjiyografi ve elektrofizyolojik değerlendirme bütüncül olarak yürütülerek her hastaya özgü cihaz tipi ve implantasyon stratejisi belirlenmektedir. İmplantasyon sonrası uzun süreli takip programı; uzaktan cihaz izleme, periyodik ekokardiyografik yanıt değerlendirmesi, AV/VV optimizasyonu, komplikasyon yönetimi ve gerektiğinde reoperatif müdahaleleri kapsayacak biçimde tasarlanmıştır. Amacımız, kalp yetmezliği hastalarımızın hem yaşam kalitesini artırmak hem de mortalite ve morbidite yükünü belirgin biçimde azaltmaktır.

Bu içerikte sunulan bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amacını taşımakta olup hiçbir şekilde kişisel tıbbi tanı, tedavi veya hekim muayenesinin yerini tutmaz. CRT-P veya CRT-D cihaz endikasyonu, yalnızca kapsamlı klinik değerlendirme, ileri görüntüleme yöntemleri ve elektrofizyolojik incelemelerin birlikte yorumlanmasıyla, deneyimli hekimler tarafından hastanın bireysel durumuna göre konulabilir. Kalp yetmezliği semptomları yaşayan, nefes darlığı, egzersiz kapasitesinde azalma, ödem, çarpıntı veya senkop atakları geçiren okuyucularımızın bu belirtileri ihmal etmeksizin bir kardiyoloji uzmanına başvurması ve gerekli değerlendirmelerin yaptırılması hayati önem taşımaktadır. Cihaz implantasyonu kararının, tedavi seçeneklerinin ve olası komplikasyonların değerlendirilmesi için lütfen doğrudan hekiminize danışınız.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. American Heart Association (AHA) — Kardiyak resenkronizasyon tedavisi (biventriküler kalp pili)heart.org/en/health-topics/heart-failure/treatment-options-for-heart-failure/cardiac-resynchronization-therapy-crt
  2. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Kalp pili ve resenkronizasyon cihazlarınhlbi.nih.gov/health/pacemakers
  3. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Biventriküler pacemaker (CRT) implantasyonuncbi.nlm.nih.gov/books/NBK536994
  4. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Kalp yetmezliğinde ICD ve CRT kullanımı rehberinice.org.uk/guidance/ta314

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kalp ve Damar Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.