Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda PTT Uzaması

Çocuklarda PTT Uzaması Üzerine, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Detaylı bilgi için sayfa içeriğini.

Aktive parsiyel tromboplastin zamanı, klinik pratikte aPTT ya da PTT olarak adlandırılan ve kanın pıhtılaşma sürecindeki içsel yolak ile ortak yolağın işlevselliğini değerlendirmek amacıyla başvurulan temel laboratuvar parametrelerinden biridir. Çocuk yaş grubunda PTT uzaması, ebeveynlerin sıklıkla kaygıyla karşıladığı bir bulgu olmakla birlikte çoğu durumda ciddi bir altta yatan hastalığa işaret etmez. Bu testin uzun çıkması, bazen yalnızca teknik bir örnekleme sorununu yansıtırken bazen kalıtsal pıhtılaşma faktörü eksikliklerinin, edinsel koagülasyon bozukluklarının ya da geçici antikor varlığının erken habercisi olabilmektedir. Çocuk hematoloji polikliniklerine yönlendirilen olgularda bu parametrenin doğru yorumlanması, ileri incelemelerin planlanması ve gereksiz girişimlerden kaçınılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Pıhtılaşma sisteminin işleyişi, damar duvarındaki hasarın ardından trombositlerin yapışması ile başlayan ve fibrin ağının oluşumuyla sonuçlanan ardışık bir kaskattan ibarettir. Bu kaskatın içsel yolağında XII, XI, IX ve VIII numaralı faktörler görev alırken, ortak yolakta X, V, II ve I numaralı faktörler işlev görür. aPTT testi, sitratlı plazmaya kontakt aktivatör ve fosfolipid eklenerek pıhtı oluşum süresinin saniye cinsinden ölçülmesi prensibine dayanır. Çocuklarda referans aralıkları yaşla birlikte değişkenlik gösterdiğinden, özellikle yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde yetişkin değerleriyle karşılaştırma yapılması yanıltıcı olabilmektedir. Sağlıklı yenidoğanlarda fizyolojik olarak K vitamini bağımlı faktörlerin düşük düzeylerde bulunması nedeniyle hafif uzamalar normal kabul edilebilir.

Çocukluk çağında PTT uzamasının en sık karşılaşılan kalıtsal nedenleri arasında Hemofili A ve Hemofili B yer almaktadır. X kromozomuna bağlı çekinik geçiş gösteren bu hastalıklar, sırasıyla faktör VIII ve faktör IX eksikliği ile karakterize olup ağırlıklı olarak erkek çocukları etkilemektedir. Hastalığın klinik şiddeti, eksik faktörün plazma düzeyine göre hafif, orta ve ağır olarak sınıflandırılır. Ağır formda kendiliğinden gelişen eklem içi kanamalar, kas içi hematomlar ve uzamış cilt altı morarmalar tipik bulgular arasında sayılırken hafif formlarda yalnızca cerrahi girişim ya da diş çekimi sonrasında belirginleşen kanama eğilimi gözlenebilir. Tanıda PTT uzaması ön planda olup özgül faktör düzeyi ölçümleri kesin tanıyı koymaya olanak tanımaktadır.

Von Willebrand hastalığı, çocuklarda en sık görülen kalıtsal kanama bozukluğu olarak öne çıkmakta ve bazı alt tiplerinde PTT uzamasına eşlik eden burun kanamaları, diş eti kanamaları ile uzamış adet kanamaları gibi mukokütanöz kanama bulguları gözlenmektedir. Von Willebrand faktörünün hem trombosit adezyonunda hem de faktör VIII'in plazmada taşınmasında rol oynaması, klinik tablonun heterojen bir görünüm kazanmasına yol açmaktadır. Tanı sürecinde von Willebrand faktör antijen düzeyi, ristosetin kofaktör aktivitesi ve faktör VIII düzeyi birlikte değerlendirilmekte, alt tip ayrımı için multimer analizi yapılabilmektedir. Otozomal geçiş özelliği nedeniyle her iki cinsiyette de görülebilmesi, ailelerin genetik danışmanlık almasını gerektiren bir özellik olarak öne çıkmaktadır.

Daha nadir görülen kalıtsal pıhtılaşma faktörü eksiklikleri arasında faktör XI eksikliği, faktör XII eksikliği, prekallikrein eksikliği ve yüksek molekül ağırlıklı kininojen eksikliği sayılabilir. Faktör XII, prekallikrein ve yüksek molekül ağırlıklı kininojen eksikliklerinde belirgin PTT uzaması gözlenmesine karşın klinikte kanama eğilimi nadiren ortaya çıkar; bu durum, söz konusu faktörlerin in vivo hemostazda sınırlı rol oynamasıyla açıklanmaktadır. Faktör XI eksikliği ise özellikle bazı etnik topluluklarda daha sık görülmekte ve değişken bir kanama fenotipiyle seyretmektedir. Bu nadir eksikliklerin ayırıcı tanısı, karışım çalışması ve özgül faktör düzeyleri ile titizlikle yürütülmektedir.

Edinsel nedenler arasında çocukluk çağında en sık karşılaşılan tablolardan biri, geçici antifosfolipid antikorlarının varlığıdır. Lupus antikoagülanı olarak adlandırılan bu antikorlar, genellikle viral enfeksiyonların ardından ortaya çıkmakta ve laboratuvar düzeyinde PTT uzamasına neden olmasına karşın klinikte kanama eğilimi yerine bazen tam tersi bir trombotik eğilimle ilişkilendirilmektedir. Çocuklarda enfeksiyon sonrası gelişen geçici lupus antikoagülanı çoğu durumda birkaç hafta ya da ay içinde kendiliğinden kaybolur ve özgül bir müdahale gerektirmez. Ancak antikorun kalıcı olması, otoimmün hastalıklarla birlikteliğin araştırılması açısından dikkatli bir izlem sürecini zorunlu kılmaktadır.

K vitamini eksikliği, çocukluk döneminde PTT uzamasına yol açabilen önemli edinsel nedenlerden biridir. Yenidoğan döneminde profilaktik K vitamini uygulanmamış bebeklerde geç başlangıçlı K vitamini eksikliğine bağlı kanama gözlenebilmekte, bu tablo özellikle intrakranial kanama gibi ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Daha büyük çocuklarda uzamış antibiyotik kullanımı, malabsorbsiyon sendromları, kistik fibrozis, çölyak hastalığı, kronik karaciğer hastalığı ve safra yolu tıkanıklıkları K vitamini eksikliğine zemin hazırlayan klinik durumlar arasında yer almaktadır. Bu olgularda hem PTT hem de protrombin zamanı birlikte uzama eğilimi gösterir ve K vitamini replasmanı ile kısa süre içinde düzelme sağlanabilmektedir.

Karaciğer hastalıkları, pıhtılaşma faktörlerinin önemli bir kısmının bu organda sentezlenmesi nedeniyle PTT uzamasının altında yatan bir diğer önemli edinsel nedendir. Akut karaciğer yetmezliği, kronik hepatit, siroz ve metabolik karaciğer hastalıkları faktör sentezini bozarak hem PTT hem de PT değerlerinde uzamaya yol açabilir. Yaygın damar içi pıhtılaşma sendromu olarak bilinen ve sepsis, travma, malignite ya da obstetrik komplikasyonlar zemininde gelişebilen DİK tablosu da çocuklarda hem pıhtılaşma faktörlerinin tüketimi hem de trombositopeni ile karakterize karmaşık bir koagülopati tablosu oluşturmaktadır. Bu olgularda PTT uzamasına eşlik eden D-dimer yüksekliği ve fibrinojen düşüklüğü tanıya yönlendirici niteliktedir.

İlaç kullanımına bağlı PTT uzaması da klinik pratikte sıkça karşılaşılan bir durumdur. Heparin tedavisi başta olmak üzere doğrudan trombin inhibitörleri ve bazı oral antikoagülan ajanlar PTT değerini belirgin biçimde uzatabilir. Hastane yatışlarında santral venöz katater kullanılan çocuklarda kateterin heparin ile yıkanması, kontaminasyon yoluyla yanıltıcı sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenle örneklemenin periferik bir damardan yapılması ve laboratuvarın olası heparin kontaminasyonu konusunda bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Preanalitik hatalar arasında yetersiz hacim, hemoliz, geç santrifüj ve uygunsuz sitrat oranı gibi etkenler de yanlış uzamış sonuçlara yol açabilmekte ve gereksiz incelemelere zemin hazırlayabilmektedir.

Pıhtılaşma faktörlerine karşı gelişen inhibitör antikorların varlığı, hem hemofili hastalarında replasman tedavisinin bir komplikasyonu olarak hem de daha önce sağlıklı çocuklarda kazanılmış hemofili tablosu şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Edinsel hemofili çocuklarda son derece nadir görülmekle birlikte, açıklanamayan PTT uzaması ve yeni başlayan kanama bulguları olan olgularda mutlaka göz önünde bulundurulması gereken bir tanı olarak değerlendirilmektedir. İnhibitör varlığının saptanmasında karışım çalışması temel bir basamak olup hasta plazmasının normal plazma ile karıştırılmasının ardından PTT değerinin düzelmemesi inhibitör varlığını düşündürmektedir.

Tanı yaklaşımı, ayrıntılı bir anamnez ile başlamaktadır. Kanama öyküsünün niteliği, sıklığı, başlangıç yaşı, ailesel kanama hikayesi, geçirilmiş cerrahi girişimler sırasında ortaya çıkan komplikasyonlar, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden hastalıklar dikkatlice sorgulanmaktadır. Mukokütanöz kanama bulgularının ön planda olması daha çok trombosit işlev bozuklukları ya da von Willebrand hastalığını düşündürürken, derin doku ve eklem içi kanamaların belirgin olması pıhtılaşma faktörü eksikliklerine işaret etmektedir. Fizik muayenede ekimoz dağılımı, peteşi varlığı, eklem şişlikleri, hepatosplenomegali ve lenfadenopati değerlendirilmekte; bu bulgular ayırıcı tanının şekillenmesinde önemli ipuçları sunmaktadır.

Laboratuvar incelemesinin temel basamaklarından biri olan karışım çalışmasında hasta plazması eşit oranda normal plazma ile karıştırılır ve PTT yeniden ölçülür. Sonucun düzelmesi faktör eksikliğine, düzelmemesi ise inhibitör varlığına işaret eder. Bu basit ancak değerli test, sonraki tetkiklerin yönünü belirlemekte ve gereksiz panel taramalarının önüne geçmektedir. İçsel yolak faktörlerinin özgül düzey ölçümleri, von Willebrand paneli, lupus antikoagülanı testleri, antikardiyolipin antikorları ve beta-2 glikoprotein antikorları gibi ileri inceleme yöntemleri klinik şüpheye göre planlanmaktadır. Trombosit fonksiyon testleri ve gerektiğinde genetik analizler de tanı algoritmasının ileri basamaklarında yer almaktadır.

Çocuk hematoloji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme sürecinde, izole PTT uzaması ile birlikte kanama bulgusu olmayan olgularda genellikle faktör XII, prekallikrein ya da yüksek molekül ağırlıklı kininojen eksikliği ve geçici lupus antikoagülanı ön planda düşünülmektedir. Hem PTT hem PT uzamış olgularda K vitamini eksikliği, karaciğer hastalığı, DİK ve ortak yolak faktör eksiklikleri ayırıcı tanıda yer almaktadır. Kanama bulgularının eşlik ettiği izole PTT uzamasında ise hemofili A, hemofili B, faktör XI eksikliği ve von Willebrand hastalığı öncelikli olarak araştırılmaktadır. Bu yapılandırılmış yaklaşım sayesinde tanısal süreç hem hızlandırılmakta hem de aile için belirsizlik dönemi kısaltılmaktadır.

Yönetim sürecinde altta yatan nedenin niteliğine göre bireyselleştirilmiş bir plan oluşturulmaktadır. Hemofili tanısı alan olgularda eksik faktörün rekombinant ya da plazma kaynaklı konsantrelerle yerine konması temel yaklaşım olarak benimsenmektedir. Profilaktik uygulama protokolleri, ağır formda eklem hasarının önlenmesine katkı sağlar ve yaşam kalitesinin korunmasında belirleyici rol oynamaktadır. Von Willebrand hastalığında alt tipe göre desmopressin uygulaması ya da konsantre preparatlar gündeme gelebilmekte, antifibrinolitik ajanlar mukozal kanamaların yönetiminde destekleyici olarak kullanılabilmektedir. K vitamini eksikliğinde replasman, karaciğer hastalıklarında ise altta yatan duruma yönelik destek yaklaşımları ön plandadır.

Çocuklarda PTT uzaması saptanan olguların izleminde multidisipliner bir bakış açısı benimsenmektedir. Çocuk hematoloji uzmanı, çocuk diş hekimi, ortopedi uzmanı, fizyoterapist ve psikososyal destek ekibinin birlikte çalışması, hastalığın uzun dönem yönetiminde önemli katkılar sunmaktadır. Aileye yönelik eğitim programları, kanama atağının erken tanınması, ev içi güvenlik önlemleri, fiziksel aktivite önerileri ve aşı uygulamaları sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda farkındalık oluşturmaktadır. Okul çağı çocuklarında öğretmen ve okul sağlık personelinin bilgilendirilmesi, beklenmeyen durumlarla karşılaşıldığında hızlı ve doğru müdahalenin yapılabilmesine olanak tanımaktadır.

Cerrahi girişim ya da invaziv işlem öncesi dönemde PTT uzaması saptanan çocuklarda ayrıntılı bir hematolojik değerlendirme yapılması, perioperatif kanama riskinin öngörülmesi açısından kritik bir adımdır. Diş çekimi, tonsillektomi, sünnet ve ortopedik girişimler gibi işlemler öncesinde tanının netleştirilmesi ve gerektiğinde profilaktik faktör replasmanı ya da antifibrinolitik desteğin planlanması, komplikasyonların azalmasına katkı sağlamaktadır. Bu süreçte hasta ile ilgilenen tüm hekimlerin koordineli biçimde çalışması, hem işlem güvenliğinin artırılmasında hem de iyileşmenin sorunsuz ilerlemesinde belirleyici bir rol üstlenmektedir.

Sonuç olarak, çocuklarda saptanan PTT uzaması geniş bir ayırıcı tanı yelpazesini gerektiren ve dikkatli bir klinik değerlendirmeyle ele alınması gereken laboratuvar bulgusu niteliğindedir. Preanalitik etkenlerden kalıtsal pıhtılaşma bozukluklarına, edinsel koagülopatilerden ilaç etkilerine kadar pek çok farklı durum bu tabloya yol açabilmektedir. Çocuk hematoloji uzmanı tarafından sistematik bir yaklaşımla yürütülen tanı süreci, hem gereksiz girişimlerin önüne geçilmesini hem de altta yatan ciddi hastalıkların erken dönemde fark edilmesini olanaklı kılmaktadır. Ailelerin sürece aktif katılımı, izlem ve yönetim planının başarısı açısından önemli bir bileşen olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakça

  1. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls — Aktive Parsiyel Tromboplastin Zamanı (aPTT) değerlendirmesincbi.nlm.nih.gov/books/NBK507703
  2. MedlinePlus (NIH National Library of Medicine) — Parsiyel Tromboplastin Zamanı (PTT) testimedlineplus.gov/lab-tests/partial-thromboplastin-time-ptt-test
  3. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Çocuklarda kanama bozuklukları ve tanıcdc.gov/hemophilia/about/index.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.