Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda INR Takibi

Üzerine, çocuk yaş grubunda farklı seyir gösterebilen ve doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur. Tanı süreci ve dikkat edilmesi gerekenlere göz atın.

Çocuklarda INR takibi, kan pıhtılaşma sürecinin değerlendirilmesinde kullanılan ve özellikle uzun süreli antikoagülan ilaç kullanan pediatrik hastalarda büyük önem taşıyan bir laboratuvar izleminin adıdır. INR, yani Uluslararası Normalleştirilmiş Oran, protrombin zamanı ölçümünün dünya genelinde standart bir biçimde yorumlanabilmesi için geliştirilmiş bir hesaplama yöntemidir. Pediatrik yaş grubunda bu parametre, doğuştan kalp hastalıkları nedeniyle ameliyat olan, kalp kapağı protezi yerleştirilen, derin ven trombozu öyküsü bulunan veya çeşitli pıhtılaşma bozuklukları nedeniyle warfarin başta olmak üzere K vitamini antagonisti ilaç alan çocuklarda düzenli olarak değerlendirilmektedir. Çocukların erişkinlerden farklı bir hemostatik profil göstermesi, ilaç metabolizmasının yaşa göre belirgin değişkenlik taşıması ve büyüme sürecinin sürekli devam ediyor olması, bu izlemi pediatrik hematoloji pratiğinin özenle yürütülen alanlarından biri hâline getirmektedir.

Pıhtılaşma sisteminin gelişimsel özellikleri, pediatrik INR izleminin yetişkin uygulamalarından ayrılmasına neden olan temel etkenlerdendir. Yenidoğan döneminde K vitaminine bağımlı faktörler olan II, VII, IX ve X faktörlerinin plazma düzeyleri yetişkinlere kıyasla daha düşük seyretmekte, bu durum yaşamın ilk aylarında doğal olarak uzamış protrombin zamanı değerleri oluşturabilmektedir. Süt çocukluğu ve okul öncesi dönemde pıhtılaşma faktörlerinin düzeyleri kademeli biçimde olgunlaşmakta, ergenlik döneminde ise yetişkin değerlerine yaklaşmaktadır. Bu gelişimsel hemostaz kavramı, pediatrik hastalarda INR sonuçlarının değerlendirilmesinde yaşa uygun referans aralıklarının kullanılmasını gerekli kılmaktadır. Aksi durumda, normal kabul edilebilecek bir değer hatalı yorumlanabilmekte ya da gerçek bir antikoagülasyon eksikliği gözden kaçabilmektedir.

Çocuklarda warfarin tedavisinin başlatılması kararı, çok disiplinli bir değerlendirme sürecinin sonucunda alınmaktadır. Mekanik kalp kapağı taşıyan çocuklar, Fontan tipi cerrahi geçirenler, tekrarlayıcı tromboembolik olay öyküsü bulunan hastalar ve bazı edinsel veya kalıtsal trombofili tanılarıyla izlenen olgular bu yaklaşımın temel adaylarındandır. Hedeflenen INR aralığı, altta yatan duruma göre belirlenmekte ve çoğu durumda 2,0 ile 3,5 arasında bir bant içinde tutulmaya çalışılmaktadır. Mekanik mitral kapak takılı çocuklarda hedef aralık genellikle daha yüksek tutulurken, venöz tromboembolizm sonrası sekonder profilakside daha alt sınırlarda bir hedef tercih edilebilmektedir. Bu hedeflerin belirlenmesinde uluslararası pediatrik kılavuzlar ve hastanın bireysel risk profili birlikte değerlendirilmektedir.

İzlem sıklığı, tedavinin başlangıç döneminde ve idame döneminde belirgin farklılık göstermektedir. Warfarin başlanan bir çocukta ilaç dozunun stabilize olması genellikle birkaç haftalık bir süreci kapsamakta, bu dönemde INR ölçümleri günlük veya iki günde bir yapılabilmektedir. Hedef aralığa ulaşıldıktan sonra ölçüm aralıkları kademeli olarak uzatılmakta, klinik durumun stabil seyrettiği hastalarda iki ila dört haftada bir kontrol yeterli kabul edilebilmektedir. Ancak çocukların büyüme hızı, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, enfeksiyon dönemleri ve eşlik eden ilaç kullanımı doz gereksinimini kısa sürede değiştirebildiğinden, izlem aralıklarının bireyselleştirilmesi önerilmektedir. Özellikle iştahsızlık, ishal veya antibiyotik kullanımı söz konusu olduğunda kontrol sıklığı artırılmaktadır.

Örnek alımı sürecinin standardizasyonu, güvenilir INR sonuçları elde edilebilmesi açısından kritik bir aşama olarak öne çıkmaktadır. Venöz kan örneğinin uygun antikoagülan tüpe doğru oranda alınması, tüpün karıştırılması, taşıma süresinin ve sıcaklığın laboratuvar standartlarına uygun olması, sonuçların doğruluğunu doğrudan etkilemektedir. Pediatrik hastalarda damar yolu açma güçlüğü, az hacimli numune alımı ve uzun süreli izlemin getirdiği venöz erişim zorlukları zaman zaman parmak ucundan kapiller örnek alınmasıyla çalışan taşınabilir cihazların kullanımını gündeme getirmektedir. Bu noktada kullanılan cihazlar, doğru kalibrasyon ve kalite kontrol süreçleriyle desteklendiğinde okul çağındaki çocuklar ve adolesanlar için pratik bir izlem seçeneği olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak cihaz sonuçlarının periyodik olarak laboratuvar ölçümleriyle karşılaştırılması önerilmektedir.

Beslenme alışkanlıkları, çocuklarda INR değerlerinin dalgalanmasında en sık karşılaşılan etkenlerden biri olarak bilinmektedir. K vitamini açısından zengin yeşil yapraklı sebzelerin tüketim miktarındaki ani değişiklikler warfarin etkinliğini doğrudan etkileyebilmektedir. Ispanak, brokoli, lahana, brüksel lahanası, marul ve maydanoz gibi besinlerin aşırı ya da çok az tüketilmesi hedef aralıktan sapmaya neden olabilmektedir. Bu nedenle pediatrik hastalara ve ailelerine, bu besinlerin tamamen kısıtlanması yerine günlük tüketimde tutarlı bir miktarın korunmasına yönelik beslenme danışmanlığı sunulmaktadır. Ayrıca enerji içecekleri, bitkisel çaylar, soya ürünleri ve bazı multivitamin preparatlarının da pıhtılaşma süreciyle etkileşime girebileceği unutulmamaktadır. Diyet sürekliliğinin sağlanması, doz ayarlamalarını öngörülebilir kılmaktadır.

İlaç etkileşimleri, pediatrik INR izleminin en dikkat gerektiren boyutlarından biridir. Antibiyotiklerden trimetoprim-sulfametoksazol, metronidazol, makrolidler ve bazı sefalosporinler warfarin etkisini belirgin biçimde artırabilmektedir. Antifungal ilaçlar, nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar, bazı antiepileptikler ve mide koruyucu preparatlar da pıhtılaşma parametrelerini etkileyebilmekte, INR değerlerinin beklenmedik biçimde yükselmesine veya düşmesine yol açabilmektedir. Çocuğun reçeteli veya reçetesiz aldığı tüm ilaçların hekimle paylaşılması, olası etkileşimlerin önceden öngörülerek doz ayarlamasının planlanması açısından önemlidir. Reçetesiz satılan ağrı kesicilerin, soğuk algınlığı preparatlarının ve bitkisel takviyelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği bilinmektedir.

Çocukluk çağı enfeksiyonları, ateşli hastalıklar ve gastrointestinal sistem rahatsızlıkları INR değerlerinde geçici dalgalanmalara neden olabilmektedir. Ateşli dönemlerde karaciğer protein sentezindeki değişiklikler, ishal sırasında bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma ve K vitamini emilimindeki düşüşler, warfarin etkinliğinin artmasıyla sonuçlanabilmektedir. Bu durum, akut hastalık dönemlerinde planlanan kontrol tarihinden bağımsız olarak ek INR ölçümlerinin yapılmasını gerektirebilmektedir. Aşı uygulamaları sonrasında oluşabilecek geçici inflamatuar yanıtlar da bazı çocuklarda pıhtılaşma parametrelerini etkileyebilmekte, ancak bu etki çoğu durumda klinik açıdan anlamlı düzeye ulaşmamaktadır. Genel ilke olarak, alışılmadık herhangi bir klinik tablo gelişiminde laboratuvar kontrolünün öne çekilmesi önerilmektedir.

Doz ayarlama süreci, pediatrik INR yönetiminin teknik açıdan en hassas aşamalarındandır. Çocuklarda warfarin gereksinimi, vücut ağırlığı ile doğrudan ilişkili olmakla birlikte yaş, genetik faktörler, eşlik eden hastalıklar ve diyet alışkanlıklarına göre belirgin değişkenlik göstermektedir. Doz değişiklikleri genellikle haftalık toplam doz üzerinden hesaplanmakta ve küçük yüzdelik oranlarda yapılmaktadır. Ani ve büyük doz değişiklikleri, INR değerlerinde aşırı dalgalanmalara yol açabildiğinden tercih edilmemektedir. Bazı merkezlerde, bilgisayar destekli doz hesaplama programları pediatrik popülasyonda doz ayarlamasının daha tutarlı yapılabilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu yazılımlar, hastanın geçmiş INR değerlerini, doz öyküsünü ve hedef aralığını birlikte değerlendirerek öneri sunmaktadır.

Hedef INR aralığının üzerine çıkılması durumunda izlenecek yaklaşım, değerin yüksekliğine ve hastada kanama bulgusu olup olmamasına göre belirlenmektedir. Hafif yüksekliklerde warfarin dozunun azaltılması veya bir ya da iki dozun atlanması yeterli olabilmektedir. Daha belirgin yüksekliklerde oral K vitamini desteği gündeme gelebilmekte, aktif kanama varlığında ise taze donmuş plazma veya protrombin kompleks konsantresi gibi ileri girişimler değerlendirilmektedir. Bu yaklaşımların her biri, çocuğun klinik durumu, mekanik kapak varlığı gibi tromboz riski yüksek tabloların bulunup bulunmaması ve eşlik eden tıbbi sorunlar göz önünde bulundurularak bireyselleştirilmektedir. Acil müdahale gerektiren durumlarda hızlı laboratuvar erişimi ve deneyimli pediatrik hematoloji ekibiyle iletişim önem kazanmaktadır.

INR değerinin hedef aralığın altında seyretmesi de en az yüksek değerler kadar dikkatle ele alınması gereken bir durumdur. Düşük değerler, çocuğu tromboz riskine açık bırakabilmekte, özellikle mekanik kapak protezi taşıyan hastalarda kapak trombozu gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Doz uyumsuzluğu, ilaç alımının atlanması, K vitamini açısından zengin besinlerin tüketiminde artış, bazı ilaçların eklenmesi ve emilim bozuklukları bu duruma yol açabilen başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Doz artışı genellikle haftalık toplam dozun küçük bir oranı kadar yapılmakta ve birkaç gün içinde tekrar kontrol planlanmaktadır. Köprüleme amaçlı düşük molekül ağırlıklı heparin uygulaması, risk profili yüksek hastalarda hedef aralığa ulaşılana dek değerlendirilebilen bir yaklaşımdır.

Aile eğitimi, pediatrik INR izleminin başarısını belirleyen unsurların başında gelmektedir. Çocuğun ilacını her gün aynı saatte alması, doz değişikliklerinin yazılı olarak kayıt altına alınması, kontrol tarihlerine uyulması ve olası kanama bulgularının erken fark edilmesi konusunda ailelerin bilgilendirilmesi gerekmektedir. Diş eti kanamaları, burun kanamaları, ciltte beklenmedik morluklar, idrar veya dışkı renginde değişiklik, baş ağrısı ve dengesizlik gibi belirtilerin sağlık ekibiyle paylaşılması önemlidir. Travma riski taşıyan sporlardan kaçınılması, diş hekimi ve cerrahi girişimler öncesinde mutlaka pediatrik hematoloji ekibiyle iletişime geçilmesi ve seyahatler sırasında ilacın yeterli miktarda yanında bulundurulması da eğitim programlarının kapsamında yer almaktadır. Yapılandırılmış eğitim materyallerinin kullanımı, ailelerin sürece uyumunu güçlendirmektedir.

Okul yaşamı, pediatrik antikoagülan kullanan hastaların günlük yaşamında özel bir alan oluşturmaktadır. Beden eğitimi derslerinde temas içeren sporlardan uzak durulması, ders sırasında doz saatinin atlanmaması ve okul hemşiresinin çocuğun tedavisi hakkında bilgilendirilmiş olması önerilmektedir. Bisiklete binerken kask kullanımı, paten ve kaykay gibi etkinliklerde koruyucu ekipmanların eksiksiz tercih edilmesi, kafa travması riskini azaltmaktadır. Adolesan dönemde sosyal yaşamın çeşitlenmesi, alkol kullanımı, doğum kontrol yöntemleri ve dövme gibi uygulamalar konusunda hekimle açık bir iletişim kurulması, riskli durumların önceden tartışılmasını sağlamaktadır. Bu dönemde tedaviye uyumun azalabileceği bilindiğinden, izlem aralıkları ve görüşme içeriği yaş grubuna uyarlanmaktadır.

Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde INR takibi, kendine özgü zorluklar barındırmaktadır. Bu yaş grubunda warfarin kullanımı çoğu durumda tercih edilmemekte, alternatif olarak düşük molekül ağırlıklı heparin tercih edilmektedir. Ancak nadir görülen bazı endikasyonlarda warfarin başlanması gerektiğinde, doz titrasyonu güçleşmekte, anne sütü alan bebeklerde K vitamini içeriğine bağlı dalgalanmalar gözlenebilmekte ve venöz kan alımının pratik güçlükleri ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle bu yaş grubundaki hastaların izlemi, deneyimli pediatrik hematoloji merkezlerinde yürütülmektedir. Tartım, beslenme kayıtları ve büyüme eğrisinin yakından izlenmesi, doz ayarlama kararlarında değerli bilgi sağlamaktadır.

Yeni nesil oral antikoagülanların pediatrik popülasyondaki kullanımı son yıllarda artan biçimde araştırılmaktadır. Doğrudan oral antikoagülan olarak adlandırılan bu ilaçlar, rutin INR izlemi gerektirmemesi ve diyetle etkileşimlerinin daha sınırlı olması nedeniyle dikkat çekmektedir. Ancak çocuklarda kullanım deneyimi henüz warfarin kadar geniş değildir ve her endikasyon için onaylanmış preparat bulunmamaktadır. Mekanik kalp kapağı taşıyan hastalarda warfarin hâlâ standart yaklaşım olma özelliğini korumaktadır. Hangi hasta grubunun bu yeni preparatlardan fayda görebileceği, pediatrik hematoloji ekibi tarafından bireysel olarak değerlendirilmektedir. Süregelen klinik çalışmalar, gelecekte tedavi seçeneklerinin daha da çeşitlenebileceğine işaret etmektedir.

Cerrahi girişimler ve invaziv tıbbi işlemler öncesinde antikoagülan tedavinin düzenlenmesi, ayrı bir planlama sürecini gerektirmektedir. Diş çekimi, endoskopik işlemler, biyopsi ve elektif ameliyatlardan önce warfarin dozunun belirli bir süre öncesinden kesilmesi veya azaltılması, gerekli görülürse köprüleme amaçlı düşük molekül ağırlıklı heparin başlanması planlanmaktadır. İşlem sonrası yeterli hemostaz sağlandıktan sonra warfarine yeniden geçiş yapılmakta, hedef aralığa ulaşılana dek köprüleme tedavisi sürdürülmektedir. Bu süreçlerin pediatrik hematoloji, cerrahi ekip ve anestezi uzmanlarının iş birliğiyle yürütülmesi, kanama ve tromboz risklerinin dengelenmesi açısından önemlidir. Acil girişim gereken durumlarda ise hızlı geri çevirme yöntemleri devreye alınmaktadır.

Uzun süreli antikoagülan kullanımının pediatrik hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkileri de göz ardı edilmemektedir. Sık laboratuvar kontrolleri, sosyal etkinliklerde dikkatli olma gerekliliği, beslenme alışkanlıklarındaki düzen ihtiyacı ve travma kaygısı çocukların ve ailelerinin günlük yaşamını etkileyebilmektedir. Bu nedenle izlem süreçlerinin yalnızca laboratuvar değerleriyle sınırlı kalmaması, psikososyal destek, yaşam tarzı danışmanlığı ve aile içi iletişimin güçlendirilmesi gibi bütüncül unsurları da içermesi önerilmektedir. Adolesan döneme geçişte tedavi sorumluluğunun kademeli olarak çocuğa aktarılması, ileri yaşlarda uyum sorunlarının azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Çok disiplinli ekip yaklaşımı, bu sürecin sağlıklı yürütülmesinde belirleyici rol üstlenmektedir.

Pediatrik INR takibinin başarısı, deneyimli bir sağlık ekibinin varlığı, düzenli laboratuvar erişimi, aile ile kurulan güvene dayalı iletişim ve sürekli güncellenen klinik bilgi birikiminin bir araya gelmesiyle mümkün olmaktadır. Her çocuğun pıhtılaşma profilinin, ilaç metabolizmasının ve yaşam koşullarının farklı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, izlem planının bireyselleştirilmesi temel ilke olarak öne çıkmaktadır. Hedef aralıkta geçirilen sürenin uzatılması, tromboembolik ve hemorajik olayların azaltılmasıyla doğrudan ilişkili kabul edilmektedir. Bu nedenle hem klinik karar süreçlerinin hem de hasta ve aile eğitiminin sürekli geliştirilmesi, pediatrik antikoagülan yönetiminin önemli bileşenleri arasında yer almaya devam etmektedir.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — INR (Uluslararası Normalleştirilmiş Oran) ve izlemincbi.nlm.nih.gov/books/NBK507707
  2. American College of Chest Physicians (CHEST) — Çocuklarda antitrombotik tedavi kılavuzujournal.chestnet.org/article/S0012-3692(12)60129-2/fulltext
  3. MedlinePlus - National Library of Medicine (NLM) — Protrombin zamanı ve INR testimedlineplus.gov/lab-tests/prothrombin-time-test-and-inr-ptinr

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

22 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.