Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuk Lösemisinde Beyin ve Sinir Sistemi Tutulumu

Çocuklarda Lösemide Santral Sinir Sistemi Tutulumu, çocuk yaş grubunda farklı seyir gösterebilen ve doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur.

Çocukluk çağı lösemileri, kemik iliğinde olgunlaşmamış kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla seyreden hematolojik kötü huylu hastalıklar grubunun başında gelir. Bu hastalıkların önemli bir kısmı akut lenfoblastik lösemi (ALL) tanısı ile karşımıza çıkarken, akut miyeloid lösemi (AML) ikinci sıklıkta görülen alt tip olarak değerlendirilir. Hastalığın doğası gereği kemik iliğinde başlayan süreç, kısa zaman içinde kan dolaşımı aracılığıyla farklı organlara yayılma eğilimi gösterebilir. Bu yayılım bölgeleri arasında merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik dokusu, çocuk hematoloji ve onkoloji pratiğinde ayrı bir öneme sahiptir. Beyin ve sinir sistemi tutulumu, hastalığın klinik seyrini, izlem stratejisini ve uzun dönem yaşam kalitesini doğrudan etkileyen kritik bir alan olarak kabul edilir.

Merkezi sinir sistemi tutulumu, lösemik blastların beyin omurilik sıvısına (BOS), beyin zarlarına (meninksler), kraniyal sinirlere ya da nadiren beyin parankimine yerleşmesi şeklinde tanımlanır. Çocuk lösemilerinde tanı anında belirgin sinir sistemi tutulumu sıklığı yaklaşık yüzde üç ile beş arasında bildirilirken, tedavi süresince koruyucu önlemler alınmazsa relaps oranlarının çok daha yüksek seyrettiği bilinmektedir. Bu nedenle merkezi sinir sistemi, gizli hastalık odağı olarak kabul edilen ayrıcalıklı bir bölge olarak değerlendirilir. Kan-beyin bariyerinin sistemik kemoterapötik ajanların yeterli düzeyde geçişine izin vermemesi, bu bölgenin lösemik hücreler için adeta bir sığınak görevi görmesine yol açar ve özel yaklaşım gerektirir.

Lösemik hücrelerin merkezi sinir sistemine ulaşma yolları üzerinde uzun yıllardır araştırmalar sürdürülmektedir. Güncel bilgilere göre blastlar; doğrudan kemik iliğinden kafatası kemiklerine, oradan da köprü venleri aracılığıyla meninkslere geçebilmektedir. Bunun yanı sıra dolaşımdaki blastların koroid pleksus damarları üzerinden BOS içine taşınması da olası mekanizmalardan biri olarak öne sürülmektedir. Bazı adezyon molekülleri, kemokinler ve özellikle CXCR4-CXCL12 sinyal yolağı, lösemik hücrelerin sinir sistemi dokusuna yapışmasını ve burada yerleşmesini kolaylaştırır. Bu moleküler süreçlerin daha iyi anlaşılması, gelecekte hedefe yönelik koruyucu yaklaşımların geliştirilmesine zemin hazırlayacak güncel araştırma başlıklarından birini oluşturmaktadır.

Sinir sistemi tutulumunun klinik yansımaları geniş bir yelpazede ortaya çıkabilmektedir. Bazı çocuklarda tanı anında hiçbir nörolojik bulgu saptanmazken, BOS incelemesinde blast hücrelerinin görülmesi ile sessiz tutulum tespit edilebilir. Belirti gösteren olgularda en sık karşılaşılan yakınmalar arasında inatçı baş ağrısı, sabah saatlerinde belirginleşen bulantı ve kusma, görmede bulanıklaşma, çift görme, dengesizlik, ense sertliği ve davranış değişiklikleri yer alır. Kraniyal sinir tutulumlarında özellikle yüz felci, göz hareketlerinde kısıtlılık ya da işitme azlığı dikkat çekici bulgular arasında sayılır. Küçük yaş grubundaki çocuklarda ise huzursuzluk, beslenme güçlüğü ve fontanel kabarıklığı gibi daha silik ipuçlarının değerlendirilmesi gerekebilir.

Tanı sürecinde merkezi sinir sistemi tutulumunun belirlenmesi, çok aşamalı bir değerlendirme ile gerçekleştirilir. Lomber ponksiyon olarak adlandırılan işlem, omurilik kanalından alınan BOS örneğinin laboratuvar incelemesine dayanır ve bu inceleme tanıda altın standart olarak kabul edilir. Alınan örnekte hücre sayımı, sitospin yöntemiyle morfolojik değerlendirme ve akım sitometrisi gibi ileri incelemeler yapılır. Hücre sayısı ile blast oranına göre tutulum üç düzeyde sınıflandırılır: CNS-1, CNS-2 ve CNS-3. Bu sınıflama, risk grubunun belirlenmesinde ve tedavi yoğunluğunun ayarlanmasında belirleyici bir öneme sahiptir. Travmatik ponksiyon olarak adlandırılan kanlı örneklerde değerlendirme güçleşebileceğinden, işlemin deneyimli ekipler tarafından yapılması önerilmektedir.

Görüntüleme yöntemleri içinde manyetik rezonans görüntüleme (MR), beyin ve omurilik tutulumunun değerlendirilmesinde tercih edilen yöntemdir. Kontrastlı MR incelemeleri, meninkslerdeki tutulumu, kraniyal sinir kalınlaşmalarını, parankimal kitleleri ve nadiren görülen kloroma (miyeloid sarkom) odaklarını gösterebilir. Bilgisayarlı tomografi (BT) ise daha çok kanama, basınç artışı ya da kemik tutulumlarının değerlendirilmesi gibi acil durumlarda yararlanılan yöntemler arasında yer alır. Göz dibi muayenesi ve odyolojik değerlendirme, kraniyal sinir etkilenmelerinin erken belirlenmesi için tamamlayıcı incelemeler olarak önerilir. Çoklu disiplinli yaklaşımla yürütülen bu değerlendirme süreci, hastalığın yaygınlığını net bir şekilde ortaya koymayı amaçlar.

Akut lenfoblastik löseminin alt tipleri arasında merkezi sinir sistemi tutulumu açısından bazı farklılıklar dikkat çeker. T hücreli ALL olgularında, B prekürsör ALL olgularına kıyasla sinir sistemi tutulumunun daha sık görülebildiği bildirilmiştir. Yüksek lökosit sayısı ile başvuran çocuklar, mediastinal kitle taşıyan olgular, bebeklik dönemi lösemileri ve bazı kromozomal yeniden düzenlenmeleri taşıyan vakalar yüksek riskli grup içinde değerlendirilir. Philadelphia kromozomu pozitifliği, MLL gen yeniden düzenlenmeleri ve hipodiploidi gibi sitogenetik özellikler, hem hastalığın genel seyri hem de sinir sistemi tutulumu riski açısından dikkatle takip edilmesi gereken bulgular arasında sayılmaktadır.

Akut miyeloid lösemi olgularında ise sinir sistemi tutulumu, özellikle iki yaş altı çocuklar, yüksek lökosit sayısı bulunan hastalar ve inv(16), t(8;21) veya 11q23 anomalisi taşıyan alt gruplarda görece daha sık bildirilmektedir. Bu olgularda meninkslerin yanı sıra kemik dokuda kloroma adı verilen kütleler de gelişebilmektedir. Orbital bölge, paraspinal alan ve kafatası kemikleri, kloroma yerleşiminin sık görüldüğü bölgeler arasında değerlendirilir. AML'de görülen sinir sistemi tutulumunun, tedavi yanıtını ve nüks riskini etkilediği bilindiğinden, ALL'deki kadar olmasa da koruyucu yaklaşımların düzenli olarak uygulanması önerilir ve protokoller bu doğrultuda planlanır.

Merkezi sinir sistemine yönelik koruyucu yaklaşımlar, modern lösemi protokollerinin temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Geçmiş yıllarda yaygın olarak başvurulan kraniyal radyoterapi uygulamasının uzun dönemde nörobilişsel etkiler, endokrin sorunlar ve ikincil tümör gelişme riski gibi olumsuz sonuçlara yol açabildiği gösterilmiştir. Bu nedenle güncel yaklaşımda kraniyal radyoterapi yalnızca seçilmiş yüksek riskli olgularla sınırlandırılmış ve büyük ölçüde intratekal kemoterapi uygulamaları ile yüksek doz sistemik metotreksat ve sitarabin protokolleri ön plana geçmiştir. Bu strateji, yan etki yükünü azaltırken sinir sistemi nüks oranlarının düşürülmesine de katkı sağlamaktadır.

İntratekal kemoterapi, lomber ponksiyon yoluyla doğrudan BOS içerisine ilaç verilmesi esasına dayanır. En sık kullanılan ajanlar metotreksat, sitarabin ve kortikosteroidlerdir. Üçlü intratekal uygulama olarak bilinen bu kombinasyon, özellikle yüksek riskli olgularda tercih edilmektedir. Uygulamaların sıklığı ve sayısı, kullanılan protokol ile hastanın risk grubuna göre belirlenir ve idame dönemi boyunca da belirli aralıklarla sürdürülür. İşlemin steril koşullarda, deneyimli ekipler tarafından yapılması, enfeksiyon ve travmatik komplikasyon olasılığını en aza indirir. Çocuklarda kısa süreli anestezi ya da derin sedasyon altında gerçekleştirilen bu uygulamalar, ağrı ve kaygının azaltılması açısından önemli avantajlar sunar ve genel olarak güvenli kabul edilir.

Sistemik kemoterapi içinde merkezi sinir sistemine geçebilen ajanlar ayrı bir öneme sahiptir. Yüksek doz metotreksat infüzyonları, beyin omurilik sıvısında etkin ilaç düzeylerine ulaşılmasını sağlayan başlıca uygulamalar arasındadır. Lökovorin ile yapılan koruyucu desteğin doğru zamanda başlatılması, ilacın istenmeyen etkilerinin azaltılması açısından kritik bir basamak olarak değerlendirilir. Yüksek doz sitarabin ise özellikle T hücreli ALL ve bazı AML alt gruplarında nüks riskinin azaltılmasında önemli yer tutar. Bu protokollerin uygulanmasında sıvı dengesi, idrar pH takibi, böbrek fonksiyonları ve karaciğer enzimleri yakından izlenir; ilaç düzeyi ölçümleri ile dozlar bireysel olarak ayarlanır ve süreç titizlikle yürütülür.

Tedavi süreci boyunca ortaya çıkabilecek nörotoksik etkiler, ayrı bir izlem alanı oluşturur. Metotreksat ilişkili akut, subakut ve geç dönem nörotoksisite tablolarının tanınması büyük önem taşır. Akut dönemde baş ağrısı ve geçici nörolojik bulgular görülebilirken, subakut dönemde inme benzeri tablolarla karşılaşılabilir. Vinkristin uygulamalarına bağlı periferik nöropati, sitarabinin yüksek dozlarında ortaya çıkabilen serebellar bulgular ve asparajinaza bağlı serebral venöz tromboz olasılığı, dikkatle değerlendirilmesi gereken durumlar arasında yer alır. Bu yan etkilerin erken fark edilmesi, gerekli destek yaklaşımlarının zamanında devreye alınmasına ve uzun dönem nörolojik sonuçların korunmasına önemli katkı sağlar.

Çocuk hastaların gelişim sürecinde olması, merkezi sinir sistemi tutulumu ve uygulanan koruyucu yaklaşımların uzun dönem etkilerinin değerlendirilmesinde belirleyici bir etken olarak kabul edilir. Beş yaş altı çocuklar, özellikle de bebeklik döneminde tanı alan olgular, beyin gelişiminin hassas evrelerinde tedavi gördüğünden bilişsel etkilenme açısından daha kırılgan kabul edilir. Dikkat, çalışma belleği, işlem hızı ve okul performansı gibi alanlarda yıllar sonra ortaya çıkabilen değişikliklerin izlenmesi, çocuk nöroloji, nöropsikoloji ve özel eğitim uzmanlarının yer aldığı çok yönlü bir takip programını gerekli kılar. Bu programlar, gelişimsel sorunların erken belirlenmesini ve uygun destek hizmetlerinin başlatılmasını amaçlar.

Endokrin sistem üzerindeki etkiler de uzun dönem izlemde göz önünde bulundurulan başlıklar arasındadır. Hipotalamus-hipofiz aksını etkileyebilecek uygulamalar sonrasında büyüme hormonu eksikliği, erken ya da gecikmiş ergenlik, tiroid fonksiyon değişiklikleri ile karşılaşılabilir. Düzenli boy-kilo izlemi, kemik yaşı değerlendirmesi ve hormon düzeyi ölçümleri, bu olası durumların erken aşamada saptanmasına olanak tanır. Aileler, izlem aralıklarının önemi ve olası belirtilerin tanınması konusunda bilgilendirilir. Ayrıca kemik mineral yoğunluğu takibi, D vitamini ve kalsiyum desteğinin düzenlenmesi gibi koruyucu yaklaşımlar, iskelet sistemi sağlığının korunması açısından tamamlayıcı bir rol üstlenir ve genel iyilik halini destekler.

Nüks olgularında merkezi sinir sistemi tutulumu, izole BOS nüksü, izole parankimal nüks ya da kemik iliği nüksü ile birlikte görülen kombine nüks şeklinde sınıflandırılır. İzole BOS nüksleri, sistemik tedavi ile birlikte yoğunlaştırılmış intratekal protokoller ve seçilmiş olgularda kraniospinal radyoterapi içeren yaklaşımlarla yönetilir. Yüksek riskli ya da tekrarlayan nükslerde allojenik kök hücre nakli seçeneği değerlendirmeye alınır. Son yıllarda CAR-T hücre tedavileri ve bispesifik T hücre yönlendirici antikorlar gibi immünoterapötik yaklaşımlar, sinir sistemine ulaşma potansiyelleri ve etkinlikleri yönünden umut verici sonuçlar göstermekle birlikte, ilgili yan etki profilleri ve uzun dönem güvenliği üzerinde araştırmalar sürdürülmektedir.

Tüm bu süreçte ailelerin bilgilendirilmesi ve sürece dahil edilmesi, klinik yaklaşımın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilir. Lomber ponksiyon sıklığı, koruyucu tedavilerin gerekçeleri, olası yan etkilerin tanınması ve uzun dönem izlem programının önemi açık bir dille aktarılır. Psikososyal destek hizmetleri, okul yaşamına uyum süreci, kardeş ilişkileri ve aile içi iletişim, çocuğun bütüncül iyilik halinin korunmasında belirleyici unsurlar arasında yer alır. Çocuk hematoloji ve onkoloji ekibi, çocuk nörolojisi, radyasyon onkolojisi, endokrinoloji, nöropsikoloji, fizyoterapi ve sosyal hizmet uzmanlarının ortak çalıştığı koordineli yapı, çocuk lösemisinde beyin ve sinir sistemi tutulumunun yönetiminde günümüzün öne çıkan yaklaşımı olarak kabul edilmektedir.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NCI) — Çocukluk Çağı Akut Lenfoblastik Lösemi Tedavisi ve SSS Tutulumucancer.gov/types/leukemia/hp/child-all-treatment-pdq
  2. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Akut Lenfositik Lösemi (Çocuk)ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK459149
  3. St. Jude Children's Research Hospital / PMC (NCBI) — Çocukluk Çağı Lösemisinde Santral Sinir Sistemi Tutulumu ve Yönetimipmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6716351
  4. World Health Organization (WHO) — Çocukluk Çağı Kanseriwho.int/news-room/fact-sheets/detail/cancer-in-children

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

16 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.