Kulak Burun Boğaz

Burun Tıkanıklığı

Burun Tıkanıklığı, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen ve özenli bir değerlendirme gerektiren bir durumdur. Konunun ayrıntılarına göz atın.

Burun tıkanıklığı, solunum yollarının üst kısmında yer alan burun boşluğundan geçen havanın kısıtlanması ya da tamamen engellenmesiyle ortaya çıkan yaygın bir sağlık şikayetidir. Kulak burun boğaz polikliniklerine yapılan başvuruların önemli bir bölümünü oluşturan bu durum, kısa süreli enfeksiyonlardan kaynaklanabildiği gibi yapısal bozukluklara, kronik iltihabi süreçlere ya da alerjik reaksiyonlara bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Şikayetin süresi, tek taraflı ya da çift taraflı olması, gün içindeki değişkenliği ve eşlik eden bulgular, altta yatan nedenin belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Nefes almanın en temel yaşam işlevlerinden biri olması nedeniyle burun tıkanıklığı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen, uyku düzenini bozan ve iş verimliliğini düşüren bir tablo olarak değerlendirilmektedir.

Burun boşluğu, dış ortamdan alınan havanın ısıtılması, nemlendirilmesi ve süzülmesi gibi kritik işlevleri üstlenen anatomik bir yapıdır. Bu boşluğun iç yüzeyi silli epitel adı verilen özel bir doku ile döşelidir ve bu doku sürekli olarak mukus üreterek yabancı partikülleri tutmaktadır. Burun boşluğunu ikiye ayıran septum adı verilen orta duvar ile yanlarda konumlanan konka olarak adlandırılan yapılar, hava akımının düzenli biçimde geçmesini sağlamaktadır. Söz konusu anatomik bileşenlerden herhangi birinde ortaya çıkan şişlik, yapısal bozukluk ya da salgı artışı, hava akımının kısıtlanmasına ve tıkanıklık hissine yol açmaktadır. Bu nedenle şikayetin değerlendirilmesinde burun içi anatominin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekli görülmektedir.

Erişkinlerde burun tıkanıklığının en sık karşılaşılan nedenlerinden biri septum deviasyonu olarak bilinen orta duvarın eğriliğidir. Doğuştan gelebilen ya da geçirilmiş travmalar sonrası oluşabilen bu yapısal bozukluk, hava geçişinin dar tarafta belirgin biçimde kısıtlanmasına neden olmaktadır. Hastalar çoğunlukla tek taraflı süregelen bir tıkanıklıktan söz etmekte, bazı olgularda dönüşümlü olarak iki tarafta da nefes almanın güçleştiğinden yakınmaktadır. Deviasyonun derecesi ile şikayetin şiddeti arasında çoğu durumda doğrudan bir ilişki bulunmamakta, hafif eğrilikler dahi eşlik eden konka büyümesi ile birlikte belirgin sıkıntılara yol açabilmektedir. Ayrıntılı endoskopik muayene ve gerektiğinde görüntüleme tetkikleri ile deviasyonun konumu, açısı ve etkilediği bölge belirlenmektedir.

Konka hipertrofisi olarak adlandırılan burun içi etli yapıların büyümesi, tıkanıklık şikayetinin bir diğer sık rastlanan nedenidir. Alt konkaların kronik iltihabi süreçler, alerjik reaksiyonlar ya da uzun süreli damar büzücü sprey kullanımına bağlı olarak büyümesi, hava akımını kısıtlayarak sürekli bir tıkanıklık hissi oluşturmaktadır. Şikayet çoğu durumda gün içinde değişkenlik göstermekte, uzanma sırasında ya da gece saatlerinde belirginleşmektedir. Konka büyümelerinde başlangıçta ilaç yaklaşımıyla süreç yönetilmekte, yetersiz kalan durumlarda ise radyofrekans, koter ya da cerrahi küçültme yöntemleri gündeme gelebilmektedir. Değerlendirmede konka yapısının mukozal mı yoksa kemiksel mi olduğunun belirlenmesi, izlenecek yolun belirlenmesinde önem taşımaktadır.

Alerjik rinit, mevsimsel ya da yıl boyu süren burun tıkanıklığı şikayetlerinin arkasında yer alan yaygın bir tablodur. Polen, ev tozu akarı, hayvan tüyü ya da küf sporları gibi tetikleyicilere karşı gelişen aşırı duyarlılık, burun içi mukozanın ödemlenmesine, saydam ve bol miktarda akıntıya, hapşırık ataklarına ve kaşıntıya yol açmaktadır. Alerjik zeminde gelişen tıkanıklık genellikle iki taraflıdır ve tetikleyici etkenle karşılaşma sonrası kısa süre içinde belirginleşmektedir. Deri testleri ya da spesifik IgE ölçümleri ile sorumlu alerjenin belirlenmesi, izlenecek yaklaşımın kişiye özgü biçimde planlanmasına olanak sağlamaktadır. Ortamın alerjenlerden arındırılması, uygun ilaç seçimleri ve gerekli durumlarda uygulanan aşı yaklaşımı, süreçte kullanılan başlıca seçenekler arasında yer almaktadır.

Enfeksiyöz nedenler arasında akut viral rinit yani halk arasında nezle olarak bilinen tablo, kısa süreli burun tıkanıklığının en yaygın nedenidir. Virüslerin burun mukozasında yol açtığı iltihabi yanıt, mukoza ödemi ve mukus üretiminde artış ile kendini göstermektedir. Şikayet çoğunlukla birkaç gün içinde kendiliğinden geriler; ancak on günden uzun süren, koyu renkli akıntı, yüzde basınç hissi ve ateşin eşlik ettiği tablolarda bakteriyel sinüzit olasılığı gündeme gelmektedir. Sinüzit, burun çevresindeki hava boşluklarının iltihaplanması sonucu oluşan bir durumdur ve kronikleşmesi halinde burun tıkanıklığı süreklilik kazanabilmektedir. Endoskopik muayene ve gerektiğinde bilgisayarlı tomografi ile sinüslerin durumu değerlendirilmektedir.

Nazal polipler, burun ve sinüs mukozasından köken alan iyi huylu, üzüm salkımı görünümündeki oluşumlardır. Kronik iltihabi süreçlerin uzun sürmesi sonucu gelişen bu yapılar, burun boşluğunu doldurarak belirgin bir tıkanıklık tablosuna neden olabilmektedir. Poliplerin varlığında koku alma duyusunda azalma ya da tamamen kaybolma, geniz akıntısı ve baş ağrısı gibi ek bulgular da eşlik edebilmektedir. Astım ve aspirin duyarlılığı ile birlikte görülen polip tabloları özel bir klinik grup olarak değerlendirilmektedir. Yaklaşım, poliplerin boyutuna, yaygınlığına ve eşlik eden hastalıklara göre belirlenmekte; ilaç yaklaşımı yetersiz kaldığında endoskopik cerrahi seçenekleri gündeme gelebilmektedir. Süreç sonrası nüksün önlenmesi için uzun süreli takip gerekli görülmektedir.

Çocukluk çağında burun tıkanıklığının en sık nedenlerinden biri adenoid vejetasyon olarak bilinen geniz eti büyümesidir. Genizde bulunan lenfoid dokunun aşırı büyümesi, hava yolunu daraltarak burundan nefes almayı güçleştirmektedir. Ağızdan solunum, horlama, uyku sırasında nefes duraklamaları, işitmede azalma ve tekrarlayan orta kulak iltihapları bu tabloya eşlik edebilmektedir. Uzun süren ağız solunumu, yüz iskeletinin gelişimini olumsuz etkileyerek dar damak, açık kapanış ve diş dizilim bozuklukları gibi kalıcı değişikliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuklarda burun tıkanıklığı şikayetinin erken dönemde değerlendirilmesi, hem yaşam kalitesi hem de büyüme gelişim açısından önem taşımaktadır. Muayene ve gerektiğinde görüntüleme ile geniz etinin boyutu belirlenmektedir.

Yapısal nedenler arasında değerlendirilen bir diğer başlık, doğuştan gelen ya da sonradan gelişen burun valv yetmezlikleridir. Burun kanadının iç kısmında yer alan ve hava akımının en dar geçtiği bölge olarak tanımlanan valv bölgesindeki zayıflık, nefes alma sırasında burun kanatlarının içeri çökmesine neden olmaktadır. Özellikle derin nefes alındığında belirginleşen bu tablo, geçmişte uygulanan estetik girişimler sonrası da ortaya çıkabilmektedir. Değerlendirmede Cottle manevrası olarak bilinen basit muayene yöntemi ile valv bölgesinin katkısı belirlenmekte, gerektiğinde ileri tetkikler planlanmaktadır. Süreç yönetiminde bandaj uygulamalarından cerrahi güçlendirme yöntemlerine kadar çeşitli seçenekler bulunmaktadır.

Hormonal değişiklikler de burun tıkanıklığı tablosunda göz ardı edilmemesi gereken bir etkendir. Gebelik döneminde östrojen düzeylerindeki artış, burun mukozasında damarsal dolgunluğa ve ödeme yol açarak gebelik rinitine neden olabilmektedir. Genellikle gebeliğin ikinci yarısında belirginleşen ve doğumdan sonraki ilk haftalarda gerileyen bu tablo, ilaç kullanımının kısıtlı olması nedeniyle özel bir yaklaşım gerektirmektedir. Benzer şekilde tiroid işlevlerindeki değişiklikler, doğum kontrol ilaçlarının kullanımı ve menopoz dönemi de burun mukozasında değişikliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle şikayetin değerlendirilmesinde hormonal durumun sorgulanması, göz ardı edilmemesi gereken bir adım olarak öne çıkmaktadır.

İlaca bağlı rinit olarak adlandırılan tablo, uzun süreli damar büzücü burun spreyi kullanımı sonrası ortaya çıkan ve ilacın kesilmesiyle şiddetlenen bir bağımlılık halidir. Başlangıçta hızlı ve etkili bir rahatlama sağlayan bu sprey grubu, birkaç günden uzun süre kullanıldığında burun mukozasının ilaca alışmasına ve etkinin kısalmasına neden olmaktadır. Hastalar giderek daha sık ve daha yüksek dozda ilaç kullanmakta, sprey bırakıldığında ise şiddetli bir tıkanıklık ile karşılaşmaktadır. Bu döngünün kırılması için kademeli ilaç azaltımı, kortikosteroid içerikli spreyler ve gerektiğinde ek yaklaşımlar planlanmaktadır. Kullanım süresinin on günü aşmaması, bu tablonun önlenmesinde en önemli önlem olarak kabul edilmektedir.

Sistemik hastalıkların burun mukozası üzerindeki etkileri de değerlendirme sürecinde göz önünde bulundurulmaktadır. Kontrolsüz seyreden diyabet, hipotiroidi, otoimmün hastalıklar ve bazı bağ dokusu hastalıkları burun mukozasında değişikliklere ve tıkanıklık şikayetlerine yol açabilmektedir. Nadir görülmekle birlikte granülomatöz hastalıklar, sarkoidoz ve bazı vaskülit tabloları da burun boşluğunda kalıcı değişikliklere neden olabilmektedir. Tek taraflı, ilerleyici, kanamalı ya da olağan dışı bulgularla seyreden tıkanıklık tablolarında ise burun boşluğu ve çevresindeki iyi ya da kötü huylu kitlelerin dışlanması gerekmektedir. Bu nedenle uzun süren, ilaca yanıtsız ya da alışılmadık seyir gösteren şikayetler ayrıntılı biçimde değerlendirilmektedir.

Tanı sürecinde ayrıntılı öykü alınması, şikayetin başlangıç zamanı, süresi, gün içindeki değişkenliği ve eşlik eden bulguların sorgulanması temel adımdır. Ön burun muayenesinin ardından esnek ya da sert endoskoplar ile burun boşluğunun tamamı görüntülenmekte, septum, konkalar, orta meatus ve geniz bölgesi ayrıntılı biçimde değerlendirilmektedir. Gerekli görülen olgularda paranazal sinüs bilgisayarlı tomografisi ile sinüslerin durumu ve anatomik varyasyonlar incelenmektedir. Alerji şüphesinde deri testleri ya da kan tetkikleri, koku alma bozukluklarında ise özel koku testleri planlanabilmektedir. Nazal endoskopi ve akustik rinometri gibi işlevsel testler, hava akımının nesnel biçimde ölçülmesine olanak sağlamaktadır.

Yaklaşım seçenekleri, altta yatan nedene, şikayetin süresine ve hastanın genel sağlık durumuna göre kişiye özgü biçimde planlanmaktadır. Alerjik zeminli tablolarda antihistaminikler, kortikosteroid içerikli burun spreyleri ve lökotrien reseptör antagonistleri kullanılabilmektedir. Enfeksiyöz süreçlerde tuzlu su ile burun yıkama uygulamaları, uygun ilaç seçimleri ve gerektiğinde antibiyotik yaklaşımı gündeme gelmektedir. Yapısal bozukluklarda ise septoplasti, konka küçültme yöntemleri, endoskopik sinüs cerrahisi ve fonksiyonel burun cerrahisi gibi seçenekler değerlendirilmektedir. Cerrahi yaklaşımlar günümüzde büyük ölçüde endoskopik yöntemlerle gerçekleştirilmekte, bu sayede dıştan iz bırakmadan ilerleyen bir süreç sağlanabilmektedir. Süreç sonrası tuzlu su uygulamaları ve düzenli poliklinik kontrolleri, iyileşme sürecinin desteklenmesinde önem taşımaktadır.

Günlük yaşamda alınabilecek önlemler, şikayetin şiddetinin azaltılmasına katkı sağlayan önemli bir başlıktır. Yatak odasının nemlendirilmesi, ev tozu akarına karşı yatak örtülerinin sık aralıklarla yüksek sıcaklıkta yıkanması, halı ve tüylü eşyaların azaltılması, evcil hayvanların yatak odasına alınmaması gibi çevresel düzenlemeler alerjik zeminli tablolarda belirgin katkı sağlamaktadır. Sigara dumanına maruziyetin önlenmesi, keskin kokulardan ve kimyasal tahriş edicilerden uzak durulması, yeterli sıvı alımı ve düzenli tuzlu su ile burun yıkama uygulamaları, mukoza sağlığının korunmasında yararlı olarak kabul edilmektedir. Uyku sırasında baş kısmının hafifçe yükseltilmesi de gece ortaya çıkan tıkanıklık şikayetlerinin azaltılmasına katkı sağlayabilmektedir.

Uzun süreli ihmal edilen burun tıkanıklığı tablolarının, kronik ağız solunumuna bağlı ağız kuruluğu, diş eti sorunları, horlama, obstrüktif uyku apnesi, gündüz yorgunluğu ve dikkat sorunları gibi ikincil etkiler oluşturabildiği bilinmektedir. Çocukluk çağında ise büyüme geriliği, öğrenme güçlükleri ve yüz iskeleti gelişiminde bozukluklar gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle iki haftadan uzun süren, giderek kötüleşen ya da eşlik eden bulgularla seyreden şikayetlerde kulak burun boğaz uzmanına başvurulması önerilmektedir. Erken dönemde yapılan değerlendirme, altta yatan nedenin belirlenmesine ve kişiye özgü bir yaklaşımın planlanmasına olanak sağlamakta; bu sayede hem şikayetin yönetimi hem de yaşam kalitesinin korunması açısından belirgin katkı elde edilebilmektedir.

Kaynakça

  1. MedlinePlus — Burun tıkanıklığı (Stuffy or runny nose)medlineplus.gov/ency/article/003049.htm
  2. Mayo Clinic — Nasal congestion belirtisimayoclinic.org/symptoms/nasal-congestion/basics/definition/sym-20050644
  3. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Nasal Congestionncbi.nlm.nih.gov/books/NBK541086

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.