Vertigo, toplum genelinde yıllık insidansı (yeni vaka oranı) %3 ila %5 arasında değişen, acil servis başvurularının yaklaşık %4'ünü oluşturan ve bireyin uzaydaki konum algısının bozularak kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissetmesiyle karakterize bir semptomdur. Tıbbi literatürde gerçek bir hastalık olmaktan ziyade bir belirti olarak kabul edilen vertigo, vestibüler sistem (denge sistemi), görsel sistem (görme sistemi) ve propriyoseptif sistem (derin duyu sistemi) arasındaki bilgi uyumsuzluğundan kaynaklanır. Sağlıklı bir denge algısı için bu üç sistemden gelen veriler beyincik (serebellum) ve beyin sapındaki vestibüler çekirdeklerde entegre edilir. Bu entegrasyon sürecinde veya sinyal iletim yollarında meydana gelen herhangi bir aksama, hastada rotasyonel (dönme yönünde) veya lineer (doğrusal kayma yönünde) bir hareket illüzyonuna yol açar. Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Nöroloji kliniklerinin ortak çalışma alanına giren bu klinik tablo, etiyolojisine (nedenlerine) göre periferik (iç kulak kaynaklı) ve santral (merkezi sinir sistemi kaynaklı) olmak üzere iki ana grupta incelenir.
Vertigo Çeşitleri: Periferik ve Santral Vertigo Ayrımı
Klinik pratikte vertigonun doğru teşhis edilmesi ve uygun tedavi protokolünün belirlenmesi için periferik ve santral vertigo ayrımının yapılması ilk ve en kritik adımdır. Periferik vertigo vakaları, tüm baş dönmesi şikayetlerinin yaklaşık %85'ini oluşturur ve doğrudan iç kulaktaki yarım daire kanalları, otolit organlar (utrikül ve sakkül) veya vestibüler sinir (denge siniri) patolojilerinden kaynaklanır. Santral vertigo ise vakaların %15'lik kısmını oluşturarak beyin sapı, beyincik, vestibüler çekirdekler veya bu yapıları birbirine bağlayan merkezi sinir yollarındaki hasarlar neticesinde ortaya çıkar. Periferik vertigoda nistagmus (istemsiz göz titremesi) genellikle tek yönlüdür, fiksasyonla (gözün bir noktaya odaklanmasıyla) baskılanabilir, latent (gecikme) süresi mevcuttur ve yorulma eğilimi gösterir. Santral vertigoda gözlenen nistagmus ise çok yönlü (dikey, yatay veya döner tarzda) olabilir, fiksasyonla baskılanamaz, gecikme süresi göstermez ve tekrarlayan testlerde yorulma belirtisi vermez. Periferik vertigoya sıklıkla kulak çınlaması (tinnitus), işitme kaybı (hipoakuzi) ve kulakta dolgunluk hissi gibi otolojik (kulakla ilgili) semptomlar eşlik ederken; santral vertigoda çift görme (diplopi), konuşma bozukluğu (disartri), yutma güçlüğü (disfaji) ve ataksi (dengesizlik/yürüyüş bozukluğu) gibi nörolojik bulgular ön plandadır.
Periferik Vertigo Nedenleri ve Hastalıkları
Periferik vertigo, iç kulak yapılarının mekanik veya inflamatuar (iltihabi) süreçlerle uyarılması sonucu gelişen hastalıklardan köken alır. Bu grupta yer alan hastalıklar, baş dönmesinin süresi, tetikleyici faktörleri ve eşlik eden işitme bulgularına göre birbirlerinden ayrışır. İç kulaktaki sıvıların (endolenf ve perilenf) basınç dengesizlikleri, enfeksiyonlar, travmalar veya metabolik bozukluklar periferik vestibüler sistemin uyarılma eşiğini değiştirerek beynin yanlış konum sinyalleri almasına neden olur. En sık karşılaşılan periferik vertigo nedenleri arasında Benign Paroksizmal Pozisyonel Vertigo (BPPV), Meniere Hastalığı, Vestibüler Nörit ve Labirentit yer alır. Bu hastalıkların her biri, iç kulak anatomisinde farklı bir bölgeyi ve fizyolojik mekanizmayı etkileyerek kendine özgü klinik tablolar meydana getirir.
Benign Paroksizmal Pozisyonel Vertigo (BPPV - İyi Huylu Pozisyonel Baş Dönmesi)
Benign Paroksizmal Pozisyonel Vertigo (BPPV), klinikte en sık teşhis edilen periferik vertigo türü olup, tüm periferik vertigo vakalarının yaklaşık %50'sini oluşturur. Hastalığın temel patofizyolojisi, iç kulaktaki utrikül adı verilen otolit organda bulunan kalsiyum karbonat kristallerinin (otokoni / kulak kristalleri) yerinden koparak yarım daire kanallarına (semisirküler kanallar) kaçması esasına dayanır. Yerinden oynayan bu kristaller, başın yer çekimine karşı yaptığı hareketlerle (yatakta sağa-sola dönme, yukarı bakma veya öne eğilme) kanal içindeki endolenf sıvısında bir akıntı (endolenfatik akış) başlatır. Bu sıvı hareketi, kanalın ucundaki kupula (jelatinöz kubbe) yapısını ve buradaki tüylü hücreleri uyararak beyne ani ve şiddetli bir dönme sinyali gönderir. BPPV atakları genellikle 10 ila 30 saniye sürer, nadiren 60 saniyeyi aşar ve baş sabit tutulduğunda tamamen geçer. Vakaların %85 ila %90'ında arka (posterior) yarım daire kanalı etkilenirken, %10 ila %12'sinde yatay (lateral/horizontal) kanal, %1 ila %2 gibi çok düşük bir oranda ise üst (anterior/superior) yarım daire kanalı etkilenir. Bu hastalıkta işitme kaybı veya kulak çınlaması gibi kohlear (işitme sistemi ile ilgili) semptomlar kesinlikle görülmez.
Meniere Hastalığı (Endolenfatik Hidrops)
Meniere hastalığı, iç kulaktaki endolenf adı verilen sıvının üretim ve emilim dengesinin bozularak sıvı miktarının patolojik düzeyde artması (endolenfatik hidrops) sonucu gelişen kronik bir hastalıktır. İç kulak membranöz labirentindeki bu aşırı basınç artışı, Reissner membranının yırtılmasına ve potasyumdan zengin endolenf sıvısının perilenf sıvısına karışarak vestibüler sinir liflerinde geçici blokaj yapmasına yol açar. Barany Society kriterlerine göre kesin Meniere tanısı için hastanın en az 20 dakika ile 12 saat arasında süren, en az iki spontan (kendiliğinden gelişen) vertigo atağı yaşamış olması gerekir. Bu ataklara, etkilenen kulakta özellikle pes (kalın/alçak) frekansları tutan ve odyometrik olarak kanıtlanmış sensorinöral işitme kaybı (sinirsel işitme kaybı), kulak çınlaması (tinnitus) ve kulakta dolgunluk/basınç hissi eşlik eder. Hastalık genellikle tek taraflı başlar ancak uzun dönem takipte vakaların %30 ila %50'sinde çift taraflı (bilateral) tutulum gelişebilir. Ataklar arasında hastaların işitme seviyeleri başlangıçta normale dönebilir fakat tekrarlayan krizler zamanla kalıcı ve ilerleyici işitme kaybına yol açar.
Vestibüler Nörit (Denge Siniri İltihabı)
Vestibüler nörit, dengeden sorumlu sekizinci kafa çiftinin (nervus vestibulocochlearis) vestibüler dalının akut, tek taraflı ve genellikle non-pürülan (iltihapsız) inflamasyonu ile karakterize bir tablodur. Etiyolojisinde sıklıkla Herpes Simplex Virüs Tip 1 (HSV-1) başta olmak üzere latent (uyku evresindeki) viral enfeksiyonların reaktivasyonu veya üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası gelişen otoimmün süreçler rol oynar. Hastalarda aniden başlayan, 48 ila 72 saat boyunca şiddetini koruyan, yataktan kalkmayı engelleyecek derecede ağır, sürekli rotasyonel baş dönmesi gözlenir. Bu tabloya şiddetli bulantı, kusma ve etkilenen kulağın karşı tarafına doğru hızlı fazı olan spontan yatay-döner (horizontal-torsiyonel) nistagmus eşlik eder. Vestibüler nöritte işitme fonksiyonları tamamen korunmuştur; hastada işitme kaybı veya kulak çınlaması saptanmaz. Akut dönemin ardından, beynin sağlam kulaktan gelen sinyallere uyum sağlama süreci olan merkezi vestibüler kompanzasyon (uyumlanma) mekanizması devreye girer ve hastanın dengesizlik hissi birkaç hafta içinde kademeli olarak geriler.
Labirentit (İç Kulak İltihabı)
Labirentit, iç kulaktaki hem işitme (kohlea) hem de denge (vestibül) organlarının birlikte etkilendiği, yaygın bir inflamasyon tablosudur. Genellikle orta kulak iltihaplarının (otitis media) iç kulağa yayılması (timpanojenik labirentit), menenjit enfeksiyonunun beyin omurilik sıvısı yoluyla iç kulağa ulaşması (meningojenik labirentit) veya kabakulak, kızamık, influenza gibi virüslerin sistemik yayılımı neticesinde oluşur. Labirentit, seröz (toksik) ve pürülan (bakteriyel/cerahatli) olmak üzere iki klinik formda gelişebilir. Seröz labirentitte bakteriyel toksinler yuvarlak veya oval pencere membranından sızarak iç kulakta geçici bir irritasyona neden olur; bu durumda vertigo ve hafif-orta dereceli işitme kaybı geri döndürülebilirdir. Pürülan labirentitte ise bakterilerin kendisi iç kulağa girerek labirent yapılarını harap eder; bu durum ani başlayan, çok şiddetli vertigo, bulantı, kusma ve etkilenen kulakta kalıcı, tam sensorinöral işitme kaybı (anarki) ile sonuçlanır.
Santral Vertigo Nedenleri ve Sistemik Faktörler
Santral vertigo, merkezi sinir sisteminin denge kontrol merkezlerinde meydana gelen yapısal, vasküler (damarsal) veya demiyelinizan (sinir kılıfı hasarı ile giden) bozukluklar sonucu ortaya çıkar. Bu vertigo türünde baş dönmesi genellikle periferik vertigoya göre daha hafif şiddette hissedilir ancak hastanın dengesini koruma yeteneği çok daha fazla bozulmuştur ve desteksiz ayakta durması neredeyse imkansızdır. Santral vertigonun patofizyolojisinde nöronal sinyal iletimindeki aksamalar, serebellar (beyincikle ilgili) koordinasyon kaybı ve beyin sapındaki çekirdeklerin iskemiye (kansızlığa) maruz kalması yer alır. Erken teşhis edilmediğinde hayati risk oluşturabilen santral vertigo nedenleri arasında vestibüler migren, serebrovasküler olaylar (inme ve geçici iskemik ataklar), multipl skleroz ve serebellopontin köşe tümörleri bulunur.
Vestibüler Migren
Vestibüler migren, çocuklarda ve erişkinlerde tekrarlayan spontan vertigo ataklarının en yaygın santral nedenlerinden biridir ve genel popülasyonun yaklaşık %1'ini etkiler. Uluslararası Baş Ağrısı Derneği (IHS) ve Barany Society kriterlerine göre vestibüler migren tanısı için hastada orta veya ağır şiddette, 5 dakika ile 72 saat arasında süren en az 5 vertigo atağının gerçekleşmiş olması gerekir. Ayrıca bu atakların en az %50'sine migrenöz baş ağrısı, fotofobi (ışık hassasiyeti), fonofobi (ses hassasiyeti) veya görsel aura (göz önünde ışık çakmaları) eşlik etmelidir. Hastaların büyük bir kısmında çocukluk çağında taşıt tutması (kinetozis) öyküsü mevcuttur. Vestibüler migrenin mekanizmasında trigeminovasküler sistemin aktivasyonu, beyin sapındaki vestibüler çekirdeklerin aşırı duyarlılığı ve kortikal yayılan depresyon (sinir hücresi aktivite dalgası) rol oynar. Tedavisinde migren profilaksisi (önleyici tedavi) ajanları olan beta-blokerler, kalsiyum kanal blokerleri ve trisiklik antidepresanlar kullanılır.
Serebrovasküler Hastalıklar (Beyin Damar Hastalıkları ve İnme)
Vertebrobaziler arter sistemi, beyin sapını, beyinciği ve iç kulağı besleyen ana damar ağıdır; bu sistemdeki tıkanıklıklar veya kanamalar akut santral vertigonun en kritik nedenleridir. Geçici İskemik Atak (GİA), beyin sapı veya beyinciğe giden kan akımının geçici olarak kesilmesiyle oluşur ve 24 saatten kısa süren (genellikle dakikalar içinde sonlanan) vertigo krizleri ile kendini gösterir. Posterior İnferior Serebellar Arter (PICA) tıkanıklığı sonucu gelişen Wallenberg sendromu (lateral medüller enfarkt), santral vertigonun klasik bir örneğidir. Bu sendromda hastada vertigo ve nistagmusa ek olarak ipsilateral (hasarla aynı tarafta) yüzde ağrı ve ısı duyusu kaybı, kontralateral (karşı tarafta) gövdede ağrı ve ısı kaybı, disfaji (yutma güçlüğü), disartri (konuşma bozukluğu) ve Horner sendromu (miyozi, ptozis, anhidroz) görülür. Serebellar infarktüs (beyincik felci) ise akut vestibüler nöriti taklit eden şiddetli vertigo ile başlayabilir ancak hastada belirgin bir gövde ataksisi (yana doğru yıkılma) mevcuttur.
Multipl Skleroz (MS) ve Tümörler
Multipl Skleroz (MS), merkezi sinir sistemindeki miyelin kılıflarının otoimmün mekanizmalarla yıkımı (demiyelinizasyon) ile seyreden kronik bir hastalıktır ve MS hastalarının yaklaşık %20'sinde ilk başvuru semptomu vertigodur. Beyin sapındaki vestibüler sinir giriş bölgesinde (giriş zonu) veya vestibüler çekirdeklerin bulunduğu alanlarda oluşan demiyelinizan plaklar, sinir iletim hızını yavaşlatarak vertigoya yol açar. Serebellopontin köşe tümörleri ise yavaş büyüyen iyi huylu neoplaziler olup, en sık rastlananı sekizinci kafa çiftinin kılıfından köken alan Akustik Nöromdur (Vestibüler Schwannom). Bu tümörler yıllık ortalama 1 ila 2 milimetre hızla büyüdüğü için, vestibüler sistemdeki kayıp beyin tarafından yavaş yavaş kompanze edilir; bu nedenle akut bir vertigo atağından ziyade ilerleyici, kronik bir dengesizlik hissi yaratır. Akustik nöromun en tipik klinik sunumu, tek taraflı ve ilerleyici sensorinöral işitme kaybı ile birlikte görülen yüksek frekanslı (tiz) kulak çınlamasıdır.
Vertigo Belirtileri ve Eşlik Eden Semptomlar
Vertigo tanımı gereği bir hareket illüzyonudur ve hastalar tarafından sıklıkla "etraftaki eşyaların dönmesi", "yerin ayaklarının altından kayması", "boşlukta sallanma" veya "bir yana doğru çekilme" şeklinde ifade edilir. Bu birincil belirtiye, vestibüler sistem ile otonom sinir sistemi ve okülomotor (göz hareketleri) sistem arasındaki nöral bağlantılar nedeniyle çok sayıda ikincil semptom eşlik eder. Vertigonun klinik tablosunu tamamlayan ve hekime tanısal ipuçları veren başlıca belirtiler şunlardır:
- Nistagmus (İstemsiz Göz Titremesi): Gözlerin bir yöne doğru yavaşça kayması ve ardından hızlı bir düzeltici hareketle başlangıç pozisyonuna dönmesi şeklinde gerçekleşen ritmik hareketlerdir. Nistagmusun yönü, hızı ve fiksasyonla değişimi vertigonun periferik mi yoksa santral mi olduğunu belirlemede en önemli objektif parametredir.
- Otonom Semptomlar: Vestibüler çekirdeklerin beyin sapındaki vagus siniri çekirdeği ile olan bağlantıları nedeniyle, vertigo atakları sırasında şiddetli bulantı, kusma, soğuk terleme, solukluk, barsak hareketlerinde artış ve geçici tansiyon dalgalanmaları (hipotansiyon veya hipertansiyon) sıklıkla gözlenir.
- Postural İzolasyon ve Ataksi (Dengesizlik): Vertigo sırasında hastanın uzaydaki dikey konum algısı bozulduğu için ayakta durmakta zorlanır, yürürken bir tarafa doğru sapma gösterir veya desteksiz yürüyemez hale gelir.
- Otolojik Belirtiler: İç kulak kaynaklı vertigolarda (özellikle Meniere ve Labirentit) baş dönmesine tek veya çift taraflı işitme kaybı, kulakta yüksek veya alçak frekanslı çınlama (tinnitus) ve kulak içinde dolgunluk/basınç hissi eşlik eder.
- Nörolojik Defisitler: Santral vertigo olgularında beyin sapı ve serebellar yapıların etkilenmesine bağlı olarak çift görme (diplopi), yüz yarısında uyuşma (hipoestezi), yutma ve konuşma kaslarında felç (disfaji/disartri) ve ekstremitelerde (kol ve bacaklarda) güç kaybı ortaya çıkar.
Vertigo Tanı Yöntemleri ve Otolojik Testler
Vertigo şikayetiyle başvuran bir hastada doğru tanıya ulaşmak için sistematik bir değerlendirme protokolü uygulanır. Tanı süreci, ayrıntılı bir tıbbi öykü (anamnez) alımı ile başlar; baş dönmesinin süresi, sıklığı, tetikleyici faktörleri ve eşlik eden semptomlar sorgulanır. Ardından hastaya kapsamlı bir fizik muayene, nöro-otolojik muayene ve laboratuvar şartlarında gerçekleştirilen objektif vestibüler testler uygulanır. Modern tıp teknolojileri, iç kulaktaki yarım daire kanallarının ve otolit organların fonksiyonlarını ayrı ayrı analiz etmeye olanak tanımaktadır.
Klinik ve Nöro-Otolojik Muayene
Nöro-otolojik muayene, vertigonun kaynağını belirlemede en hızlı ve maliyetsiz tanı aracıdır. Muayene kapsamında ilk olarak hastanın spontan nistagmusunun varlığı ve özellikleri incelenir. Ardından uygulanan Head Impulse Testi (HIT - Baş İtme Testi), vestibülo-oküler refleksi (VOR - baş hareket ederken gözlerin hedefte sabit kalmasını sağlayan refleks) değerlendirir; hastanın başı aniden bir yana çevrildiğinde gözlerin hedefi kaçırıp düzeltici bir sekme (sakkad) yapması, o taraftaki iç kulak fonksiyonunun azaldığını gösterir. BPPV şüphesi olan hastalarda tanısal provokasyon manevraları uygulanır. Arka yarım daire kanalı BPPV'si için Dix-Hallpike manevrası yapılır; hasta oturur pozisyondan başı 45 derece yana çevrilerek hızlıca sırtüstü yatırılır ve baş 20 derece geriye sarkıtılır. Bu pozisyonda nistagmusun latent (gecikme) süresi, yönü (yukarı vuran ve dönen tarzda) ve süresi izlenir. Yatay yarım daire kanalı BPPV'si için ise Supine Roll (Sırtüstü Döndürme) testi uygulanarak horizontal nistagmus araştırılır.
Odyolojik Değerlendirmeler
İşitme sisteminin değerlendirilmesi, periferik vertigo tiplerinin ayırt edilmesinde hayati öneme sahiptir çünkü kohlea ve vestibül iç kulakta anatomik olarak bitişiktir. Saf Ses Odyometrisi (işitme testi) ile hastanın her iki kulaktaki hava ve kemik yolu işitme eşikleri 125 Hertz (Hz) ile 8000 Hz arasındaki frekanslarda ölçülür. Meniere hastalığında tipik olarak düşük frekanslarda (250-1000 Hz) sensorinöral işitme kaybı saptanırken, akustik nöromda yüksek frekanslarda tek taraflı işitme kaybı gözlenir. Timpanometri ve Akustik Refleks testleri ile orta kulak basıncı ve kulak zarının mobilitesi (hareketliliği) ölçülerek orta kulak patolojileri dışlanır. Konuşmayı Ayırt Etme (Speech Discrimination) skorlarının düşüklüğü, retrokohlear (işitme siniri kaynaklı) bir lezyona işaret edebilir.
İleri Vestibüler Testler
Teknolojik gelişmeler sayesinde vestibüler sistemin farklı bölümlerini objektif olarak ölçen ileri laboratuvar testleri tanı sürecinde yaygın olarak kullanılmaktadır:
- Videonystagmography (VNG - Videonistagmografi): Hastaya takılan kızılötesi kameralı özel bir gözlük vasıtasıyla, karanlıkta ve aydınlıkta göz hareketlerinin kaydedilmesi esasına dayanır. VNG protokolü içinde yer alan Kalorik Test sırasında, dış kulak yoluna sırasıyla sıcak (44°C) ve soğuk (30°C) su veya hava verilerek yatay yarım daire kanalında endolenf akımı uyarılır. İki kulak arasındaki yanıt farkı Jongkees formülü ile hesaplanır; farkın %25 veya üzerinde olması, yanıtı az olan kulakta tek taraflı vestibüler kayıp (kanal parezisi) olduğunu gösterir.
- Video Head Impulse Test (vHIT): Yüksek hızlı kameralar aracılığıyla, hekimin hastanın başına uyguladığı ani ve küçük açılı hareketler sırasında gözün uyum yeteneğini (VOR kazancını) milisaniyeler düzeyinde ölçer. Bu test, altı yarım daire kanalının her birini ayrı ayrı değerlendirebilen tek yöntemdir.
- Vestibular Evoked Myogenic Potentials (VEMP - Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller): Yüksek sesli uyaranlara karşı kaslarda oluşan refleks yanıtları ölçer. Boyun kasından (sternokleidomastoid) kaydedilen c-VEMP, sakkül ve inferior (alt) vestibüler sinir fonksiyonunu; göz altı kaslarından kaydedilen o-VEMP ise utrikül ve superior (üst) vestibüler sinir fonksiyonunu gösterir.
- Elektrokokleografi (ECochG): İç kulaktaki sıvı basınç artışını (endolenfatik hidrops) değerlendirmek için kohleadaki elektriksel potansiyelleri ölçer. Summating Potential (SP) ile Action Potential (AP) oranının (SP/AP oranı) 0.40'ın üzerinde olması Meniere hastalığını destekler.
Radyolojik Görüntüleme Yöntemleri
Vertigo tanısında radyolojik görüntüleme, özellikle santral vertigo şüphelerini doğrulamak veya dışlamak amacıyla kullanılır. Kontrastlı (ilaçlı) Beyin ve Temporomandiler/İç Kulak Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), serebellopontin köşe tümörlerinin (akustik nörom), multipl skleroz plaklarının, beyin sapı infarktlarının ve serebellar malformasyonların (Chiari malformasyonu gibi) teşhisinde en duyarlı yöntemdir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) ise temporal kemik anatomisini, yarım daire kanallarındaki kemik erozyonlarını (örneğin üst yarım daire kanalı dehissansı - SSCD) ve kronik orta kulak iltihabına bağlı gelişen kolestatomlu labirent fistüllerini değerlendirmede tercih edilir.
Vertigo Tedavi Seçenekleri ve Yöntemleri
Vertigo tedavisi, altta yatan nedene göre planlanan, semptomları kontrol altına almayı ve hastanın yaşam kalitesini yeniden artırmayı hedefleyen çok yönlü bir süreçtir. Tedavi yaklaşımları mekanik manevraları, ilaç tedavilerini, vestibüler rehabilitasyon egzersizlerini ve dirençli vakalarda cerrahi müdahaleleri kapsar. Tedavinin başarısı, doğru tanı konulması ve hastanın tedavi protokolüne tam uyum sağlaması ile doğrudan ilişkilidir.
Repozisyon Manevraları (Kanal Temizleme Manevraları)
BPPV tedavisinde ilaçların yeri yok denecek kadar azdır; bu hastalığın birincil ve en etkili tedavisi, yerinden oynayan kristalleri yarım daire kanallarından utriküle geri döndürmeyi amaçlayan fiziksel repozisyon manevralarıdır. Muayene odasında hekim tarafından uygulanan bu manevralar, yer çekimi yardımıyla kristallerin kanal içindeki hareketini yönlendirir:
- Epley Manevrası: Arka yarım daire kanalı kanalitiazis (serbest kristal) olgularında kullanılır. Hasta sırasıyla başı 45 derece etkilenen tarafa çevrilerek yatırılır, ardından baş 90 derece karşıya döndürülür, vücut da başla birlikte yan döndürülerek yere doğru bakması sağlanır ve hasta bu pozisyondan doğrultulur. İlk uygulamada başarı oranı %85 ila %90 arasındadır.
- Semont Manevrası: Arka kanal kupulolitiazis (kupulaya yapışık kristal) olgularında, kristalleri yapıştığı yerden sökmek için hızlı gövde hareketleriyle uygulanan sert bir manevradır.
- Lempert (Roll) Manevrası: Yatay (lateral) yarım daire kanalı BPPV'sinin tedavisinde, hastanın sırtüstü pozisyonda kendi ekseni etrafında 360 derece döndürülmesi esasına dayanır.
- Gufoni Manevrası: Yatay kanal BPPV'sinin farklı alt tiplerinde (jeotropik veya apojeotropik nistagmus durumlarında) hastanın hızla yan yatırılması ve başının aşağı veya yukarı çevrilmesi ile uygulanır.
Medikal Tedavi (İlaç Tedavisi)
Vertigoda ilaç tedavisi, hastalığın akut semptomlarını hafifletmek, atağın süresini kısaltmak ve eşlik eden otonomik şikayetleri kontrol altına almak amacıyla kullanılır. İlaç seçiminde etken madde sınıfları ve kullanım süreleri büyük önem taşır:
- Vestibüler Baskılayıcılar (Supresanlar): Antihistaminikler (dimenhidrinat, meklizin) ve benzodiazepiler (diazepam, alprazolam), beyin sapındaki vestibüler çekirdeklerin uyarılabilirliğini azaltarak baş dönmesini ve bulantıyı baskılar. Bu ilaçların kullanımı, beynin kendi denge mekanizmasını yeniden kurmasını (vestibüler kompanzasyonu) geciktirmemek için akut dönemde
Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.
Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümünde uzman hekimlerimiz, Baş Dönmesi (Vertigo) ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.









