Akut pankreatit, pankreas bezinin ani olarak inflame olması sonucu ortaya çıkan ve acil tıbbi müdahale gerektiren ciddi bir klinik tablodur. Pankreas, karın boşluğunun retroperitoneal bölgesinde yer alan ve hem ekzokrin hem de endokrin fonksiyonları bulunan hayati bir organdır. Ekzokrin fonksiyonu kapsamında sindirim enzimlerini duodenuma salgılarken, endokrin fonksiyonu ile insülin ve glukagon gibi hormonları dolaşıma verir. Akut pankreatitte, normalde inaktif formda salgılanan sindirim enzimleri pankreas parankimi içinde erken aktivasyona uğrayarak otodijesyon sürecini başlatır. Bu patolojik süreç, lokal inflamasyondan başlayarak sistemik inflamatuar yanıt sendromuna ve çoklu organ yetmezliğine kadar ilerleyebilen geniş bir klinik spektrum oluşturur.
Epidemiyolojik veriler, akut pankreatitin acil servis başvurularının önemli bir bölümünü oluşturduğunu göstermektedir. Yıllık insidansı 100.000 kişide 13-45 arasında değişmekte olup, son yıllarda artış eğilimi göstermektedir. Olguların yaklaşık %80'i hafif seyirli interstisyel ödemli pankreatit formunda seyretmekte ve konservatif tedaviye iyi yanıt vermektedir. Ancak %15-20 oranında ağır nekrotizan pankreatit gelişebilmekte ve bu grupta mortalite oranı %15-30'a kadar yükselebilmektedir. Bu nedenle acil serviste erken tanı, doğru risk sınıflaması ve uygun tedavi planlamasının hayati önemi bulunmaktadır.
Etiyoloji ve Risk Faktörleri
Akut pankreatitin en sık iki nedeni safra taşı hastalığı ve alkol kullanımıdır. Biliyer pankreatit, tüm olguların yaklaşık %40-50'sini oluşturmakta ve safra taşının ampulla Vateri'de impakte olması sonucu pankreatik kanal basıncının artmasıyla ortaya çıkmaktadır. Alkolik pankreatit ise olguların %25-35'ini oluşturmakta ve kronik alkol kullanımının asiner hücrelerde toksik metabolitler aracılığıyla doğrudan hasar oluşturmasıyla gelişmektedir.
Diğer etiyolojik faktörler arasında hipertrigliseridemi (serum trigliserid düzeyi >1000 mg/dL), hiperkalsemi, endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi (ERCP) sonrası iyatrojenik pankreatit, ilaçlara bağlı pankreatit (azatioprin, valproik asit, ACE inhibitörleri, tiazid diüretikler), otoimmün pankreatit, travma, pankreas divisum gibi anatomik varyasyonlar ve enfeksiyöz nedenler sayılabilir. Olguların %10-15'inde etiyolojik neden saptanamaz ve bu grup idiyopatik pankreatit olarak sınıflandırılır. Genetik yatkınlık da önemli bir faktör olup PRSS1, SPINK1, CFTR ve CTRC gen mutasyonları pankreatit gelişim riskini artırmaktadır.
Patofizyoloji
Akut pankreatitin patofizyolojisi, tripsinojenin asiner hücre içinde erken aktivasyonuyla başlayan karmaşık bir süreçtir. Normal koşullarda tripsinojen, pankreatik kanaldan duodenuma ulaştıktan sonra enteropeptidaz tarafından tripsine dönüştürülür. Ancak patolojik durumlarda intraselüler kalsiyum artışı, lizozomal enzimlerle kolokalizasyon ve oksidatif stres gibi mekanizmalar tripsinojenin hücre içinde erken aktivasyonuna yol açar. Aktive olan tripsin, diğer zimojenleri de kaskad şeklinde aktive ederek fosfolipaz A2, elastaz ve karboksipeptidaz gibi enzimlerin açığa çıkmasına neden olur.
Aktivasyona uğrayan pankreatik enzimler, pankreas parankiminde otodijesyona yol açarak hücre nekrozu, vasküler hasar ve interstisyel ödem oluşturur. Bu lokal hasar, nükleer faktör kappa B (NF-κB) yolağının aktivasyonuyla proinflamatuar sitokinlerin (TNF-α, IL-1β, IL-6, IL-8) salınımını tetikler. Sitokin fırtınası olarak adlandırılan bu süreç, sistemik inflamatuar yanıt sendromuna (SIRS) ve ardından kompansatuar anti-inflamatuar yanıt sendromuna (CARS) yol açabilir. Ağır olgularda kapiller kaçış sendromu, üçüncü boşluğa sıvı kaybı, hipovolemi ve organ perfüzyonunun bozulması gelişebilmekte, bu durum çoklu organ disfonksiyon sendromuna ilerleyebilmektedir.
Nekrotizan pankreatitte pankreas parankiminde ve peripankreatik dokularda koagülasyon nekrozu gelişir. İlk 1-2 hafta içinde steril nekroz tablosu hakimken, 2-4. haftalardan itibaren nekrotik alanların enfekte olma riski artmaktadır. Enfekte nekroz, sepsis ve septik şok gelişimiyle mortaliteyi belirgin şekilde artıran bir komplikasyondur.
Klinik Bulgular ve Semptomatoloji
Akut pankreatitin kardinal semptomu, epigastrik bölgede başlayan ve sıklıkla sırta yayılan şiddetli karın ağrısıdır. Ağrı genellikle ani başlangıçlı olup saatler içinde maksimum şiddetine ulaşır. Hastalar tipik olarak öne eğilme pozisyonunda rahatlama tarif ederler çünkü bu pozisyon retroperitoneal basıncı azaltır. Ağrı sürekli karakterde olup kolik tarzı değildir ve genellikle yemek sonrası ya da alkol alımı sonrası ortaya çıkar. Bulantı ve kusma hastaların %80-90'ında eşlik eden semptomlardır ve kusma sonrası ağrıda rahatlama olmaz; bu özellik, peptik ülser ve biliyer kolik gibi diğer üst gastrointestinal patolojilerden ayırıcı tanıda önemli bir ipucudur.
Fizik muayenede epigastrik hassasiyet ve defans saptanır. Ağır olgularda abdominal distansiyon, azalmış veya kaybolmuş bağırsak sesleri ve peritoneal irritasyon bulguları gözlenebilir. Retroperitoneal kanama varlığında Grey Turner belirtisi (flank bölgesinde ekimoz) ve Cullen belirtisi (periumbilikal ekimoz) saptanabilir; ancak bu bulgular genellikle ilk 48-72 saat sonrasında ortaya çıkar ve ağır hemorajik pankreatiti düşündürür. Sistemik bulgular arasında taşikardi, hipotansiyon, takipne, ateş ve dehidratasyon bulguları yer alır. Ağır olgularda konfüzyon, oligüri ve solunum sıkıntısı gibi organ disfonksiyonu bulguları gelişebilir.
Biliyer pankreatitte sarılık ve konjunktival ikter eşlik edebilirken, alkolik pankreatitte kronik karaciğer hastalığı bulguları (palmar eritem, spider anjiom, jinekomasti) saptanabilir. Hipertrigliseridemiye bağlı pankreatitte eruptif ksantomlar ve lipemia retinalis görülebilir. Bu fizik muayene bulgularının sistematik değerlendirilmesi, etiyolojik tanıya yönlendirmede klinisyene önemli ipuçları sağlamaktadır.
Tanı Kriterleri ve Laboratuvar Değerlendirmesi
Akut pankreatit tanısı, Revize Atlanta Sınıflamasına göre aşağıdaki üç kriterden en az ikisinin karşılanmasıyla konulur: pankreatit ile uyumlu karakteristik karın ağrısı, serum amilaz veya lipaz değerlerinin normalin üst sınırının en az üç katına yükselmesi ve görüntüleme yöntemlerinde pankreatit ile uyumlu bulguların saptanması. Bu kriterlerden ilk ikisinin birlikte bulunması durumunda tanı için görüntüleme zorunlu değildir.
Serum lipaz, pankreatit tanısında amilaza göre daha yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Lipaz semptom başlangıcından 4-8 saat sonra yükselmeye başlar, 24 saatte pik yapar ve 8-14 gün boyunca yüksek kalabilir. Amilaz ise daha erken yükselip daha çabuk normale döner. Her iki enzimin yükseklik derecesi hastalığın şiddetiyle korelasyon göstermez; bu nedenle seri enzim takibi klinik seyrin değerlendirilmesinde güvenilir bir parametre değildir.
Hemogram, C-reaktif protein (CRP), prokalsitonin, karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon testleri, serum kalsiyum, trigliserid düzeyi ve arteriyel kan gazı analizi rutin olarak istenmelidir. CRP değerinin 48. saatte 150 mg/L üzerinde olması ağır pankreatit gelişimi açısından prediktif bir değere sahiptir. Hematokrit değerinin >44 olması hemokoncentrasyonu ve yetersiz sıvı resüsitasyonunu gösterirken, kan üre azotu (BUN) yüksekliği de ağır seyir ile ilişkilendirilmiştir. Karaciğer fonksiyon testlerinde ALT değerinin normalin üç katından fazla yükselmesi, biliyer etiyoloji lehine güçlü bir bulgu olup pozitif prediktif değeri %95'in üzerindedir.
Skorlama Sistemleri ve Prognostik Değerlendirme
Akut pankreatitin şiddet değerlendirmesinde çeşitli skorlama sistemleri kullanılmaktadır. Ranson kriterleri, başvuru anında ve 48. saatte değerlendirilen toplam 11 parametreden oluşur. Başvuru anındaki kriterler yaş >55, lökosit >16.000/mm³, kan glukozu >200 mg/dL, LDH >350 IU/L ve AST >250 IU/L iken; 48 saat içinde değerlendirilen kriterler hematokrit düşüşü >%10, BUN artışı >5 mg/dL, kalsiyum <8 mg/dL, PaO₂ <60 mmHg, baz açığı >4 mEq/L ve tahmini sıvı sekestrasyonu >6 litredir. Üç veya daha fazla kriterin pozitif olması ağır pankreatiti düşündürür.
APACHE II (Acute Physiology and Chronic Health Evaluation II) skoru, 12 fizyolojik parametre, yaş ve kronik sağlık durumunu değerlendiren kapsamlı bir skorlama sistemidir. Başvuru anında hesaplanabilmesi ve dinamik olarak tekrarlanabilmesi önemli avantajlarıdır. APACHE II skorunun ≥8 olması ağır pankreatit riski ile ilişkilendirilmiştir. BISAP (Bedside Index for Severity in Acute Pancreatitis) skoru ise BUN >25 mg/dL, bozulmuş mental durum, SIRS varlığı, yaş >60 ve plevral efüzyon parametrelerinden oluşan daha pratik bir skorlama sistemidir ve acil servis koşullarında hızlı değerlendirme imkanı sunar.
Revize Atlanta Sınıflamasına göre akut pankreatit şiddeti üç kategoride değerlendirilir:
- Hafif akut pankreatit: Organ yetmezliği ve lokal veya sistemik komplikasyon bulunmaz. Olguların çoğunluğunu oluşturur ve genellikle ilk hafta içinde düzelir.
- Orta şiddetli akut pankreatit: Geçici organ yetmezliği (48 saatten kısa süren) ve/veya lokal komplikasyonlar mevcuttur. Sistemik komplikasyonlar eşlik edebilir.
- Ağır akut pankreatit: Persistan organ yetmezliği (48 saatten uzun süren) bulunur. Modifiye Marshall skorlama sistemi ile organ yetmezliği değerlendirilir ve tek veya çoklu organ tutulumu olabilir.
Görüntüleme Yöntemleri
Akut pankreatitin tanı ve evrelemesinde görüntüleme yöntemleri kritik bir role sahiptir. Abdominal ultrasonografi, biliyer etiyolojinin değerlendirilmesinde ilk tercih edilmesi gereken modalitedir. Safra kesesi taşı, koledok taşı ve safra yolları dilatasyonunun saptanmasında yüksek duyarlılığa sahiptir. Ancak pankreasın retroperitoneal yerleşimi ve bağırsak gazlarının oluşturduğu artefaktlar nedeniyle pankreas parankiminin değerlendirilmesinde sınırlı kalmaktadır.
Kontrastlı bilgisayarlı tomografi (BT), akut pankreatitin şiddetini belirlemede ve komplikasyonları saptamada altın standart görüntüleme yöntemidir. Ancak semptom başlangıcından sonraki ilk 72 saatte nekrozun tam olarak demarka olmamış olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve erken BT çekiminin nekroz yaygınlığını olduğundan az gösterebileceği akılda tutulmalıdır. BT Şiddet İndeksi (CTSI) veya modifiye versiyonu olan Modifiye BT Şiddet İndeksi (MCTSI), pankreatik inflamasyon, nekroz yaygınlığı ve ekstrapankreatik komplikasyonları puanlayarak prognostik değerlendirme sağlar.
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve manyetik rezonans kolanjiopankreatografi (MRCP), özellikle koledok taşının değerlendirilmesinde, BT kontrastına alerjisi olan hastalarda ve gebelik gibi radyasyon maruziyetinden kaçınılması gereken durumlarda tercih edilir. Endoskopik ultrasonografi (EUS) ise küçük koledok taşları ve mikrolitiyazisin saptanmasında MRCP'ye üstün duyarlılık göstermekte ve aynı seansta terapötik girişim imkanı sunmaktadır.
Acil Servis Yönetimi ve Resüsitasyon
Akut pankreatitli hastanın acil servis yönetiminde sistematik bir yaklaşım benimsenmelidir. İlk değerlendirmede havayolu, solunum ve dolaşımın (ABC) güvence altına alınması ve hemodinamik stabilizasyonun sağlanması önceliklidir. Ağır olgularda yoğun bakım ünitesine erken transferin mortaliteyi azalttığı gösterilmiştir.
Agresif intravenöz sıvı resüsitasyonu, akut pankreatit tedavisinin temel taşıdır. Pankreatik ve peripankreatik inflamasyon, kapiller geçirgenlik artışı ve üçüncü boşluğa sıvı kaçışı nedeniyle hastalar ciddi intravasküler volüm kaybı yaşarlar. Güncel kılavuzlar, ilk 12-24 saat içinde yeterli sıvı replasmanının yapılmasını önermektedir. Laktatlı Ringer solüsyonu, anti-inflamatuar etkileri nedeniyle izotonik sodyum klorür solüsyonuna tercih edilmektedir. Sıvı tedavisinin etkinliği, idrar çıkışı (hedef >0.5 mL/kg/saat), kalp hızı, ortalama arteriyel basınç, hematokrit değeri ve BUN düzeyi ile monitörize edilmelidir. Aşırı agresif sıvı tedavisinin abdominal kompartman sendromu, pulmoner ödem ve sıvı yüklenmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.
Ağrı yönetimi, hasta konforunu sağlamanın ötesinde solunum fonksiyonlarının korunması ve stres yanıtının azaltılması açısından da önemlidir. Opioid analjezikler, akut pankreatit ağrısında ilk basamak tedavi olarak önerilmektedir. Morfinin Oddi sfinkterinde spazm yapabileceği endişesi klinik çalışmalarla desteklenmemiş olup, güncel kanıtlar morfinin güvenle kullanılabileceğini göstermektedir. Hasta kontrollü analjezi (PCA) sistemleri ağır olgularda etkin ağrı kontrolü sağlayabilir. Multimodal analjezi yaklaşımı kapsamında parasetamol ve non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar adjuvan olarak kullanılabilir; ancak böbrek fonksiyonlarının yakın takibi gerekmektedir.
Bulantı ve kusma kontrolü için antiemetik tedavi uygulanmalı ve oral alımı tolere edemeyen hastalarda nazogastrik dekompresyon düşünülmelidir. Ancak rutin nazogastrik tüp uygulamasının klinik yarar sağlamadığı kanıtlanmıştır ve sadece ileus veya ciddi abdominal distansiyon varlığında endikedir.
Beslenme Desteği ve Nutrisyonel Yaklaşım
Akut pankreatitte beslenme stratejisi son yıllarda önemli bir paradigma değişimine uğramıştır. Geleneksel "pankreas istirahatı" yaklaşımı yerini erken enteral beslenme stratejisine bırakmıştır. Hafif akut pankreatitte hastanın ağrısı azaldığında ve bulantı-kusma kontrol altına alındığında oral beslenmeye düşük yağlı, yumuşak gıdalarla başlanması önerilmektedir. Erken oral beslenmenin hastanede kalış süresini kısalttığı ve komplikasyon oranlarını azalttığı randomize kontrollü çalışmalarla gösterilmiştir.
Ağır akut pankreatitte oral beslenmenin tolere edilemediği durumlarda enteral beslenme, parenteral beslenmeye tercih edilmelidir. Enteral beslenme, bağırsak mukoza bütünlüğünü koruyarak bakteriyel translokasyonu önler, bağırsak ilişkili lenfoid dokunun fonksiyonunu destekler ve enfeksiyöz komplikasyon riskini azaltır. Nazojejunal tüp ile verilen enteral beslenmenin nazogastrik yolla verilen beslenmeye belirgin bir üstünlüğü gösterilememiştir; bu nedenle nazogastrik yol da kabul edilebilir bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Parenteral beslenme, yalnızca enteral beslenmenin kontrendike olduğu veya tolere edilemediği durumlarda başvurulması gereken bir seçenek olarak kılavuzlarda yer almaktadır.
Komplikasyonlar ve Yönetimi
Akut pankreatitin komplikasyonları lokal ve sistemik olmak üzere iki ana grupta incelenir. Lokal komplikasyonlar arasında akut peripankreatik sıvı koleksiyonu, pankreatik psödokist, akut nekrotik koleksiyon ve sınırlandırılmış nekroz (walled-off necrosis) yer alır. Bu komplikasyonların doğru sınıflandırılması tedavi planlamasında belirleyici rol oynar.
Akut peripankreatik sıvı koleksiyonu, hastalığın ilk 4 haftasında gelişen, belirgin bir duvarı olmayan homojen sıvı birikimi olup çoğunlukla spontan rezolüsyon gösterir. Dört haftayı aşan ve kapsülle çevrili koleksiyonlar pankreatik psödokist olarak adlandırılır. Semptomatik psödokistlerde endoskopik, perkütan veya cerrahi drenaj seçenekleri değerlendirilir. Nekrotik koleksiyonlarda ise solid debrisin varlığı nedeniyle sadece drenaj yeterli olmayabilir ve nekrozektomi gerekebilir.
Enfekte nekroz, ağır pankreatitin en korkulan komplikasyonlarından biridir ve mortalite oranını belirgin şekilde artırır. Klinik olarak septik tablonun gelişmesi ve BT'de nekrotik alanda gaz kabarcıklarının görülmesi enfekte nekrozu düşündürür. Tanıda BT eşliğinde ince iğne aspirasyonu ve aspirat kültürü altın standart olmakla birlikte, güncel pratikte klinik bulgular ve görüntüleme bulguları bir arada değerlendirilerek karar verilmektedir. Tedavide geniş spektrumlu antibiyotikler başlanmalı ve minimal invaziv yaklaşımlarla (perkütan drenaj, endoskopik nekrozektomi, video yardımlı retroperitoneal debridman) kaynak kontrolü sağlanmalıdır. Step-up yaklaşımı olarak adlandırılan bu strateji, doğrudan açık cerrahiye kıyasla daha düşük komplikasyon ve mortalite oranlarıyla ilişkilendirilmiştir.
Sistemik komplikasyonlar arasında organ yetmezlikleri ön plana çıkar:
- Akut solunum sıkıntısı sendromu (ARDS): Pulmoner kapiller geçirgenlik artışı ve inflamatuar mediyatörlerin etkisiyle gelişir. Mekanik ventilasyon ve akciğer koruyucu ventilasyon stratejileri gerekebilir.
- Akut böbrek hasarı: Hipovolemi, hipotansiyon ve nefrotoksik mediyatörlere bağlı gelişir. Erken ve yeterli sıvı resüsitasyonu önleyici yaklaşımın temelini oluşturur.
- Kardiyovasküler yetmezlik: Miyokardiyal depresyon yapan sitokinler ve hipovolemi nedeniyle gelişir. Vazopresör desteği ve invaziv hemodinamik monitorizasyon gerektirebilir.
- Dissemine intravasküler koagülasyon (DİK): Koagülasyon kaskadının yaygın aktivasyonu sonucu gelişen ve hem trombotik hem hemorajik komplikasyonlara yol açabilen ciddi bir durumdur.
- Abdominal kompartman sendromu: İntra-abdominal basınç artışına bağlı gelişen ve organ perfüzyonunu bozan bir komplikasyon olup, mesane basıncı ölçümü ile monitörize edilmelidir.
Biliyer Pankreatitte Özel Yaklaşım
Biliyer pankreatit, acil servis pratiğinde sıklıkla karşılaşılan ve spesifik yönetim algoritmaları gerektiren bir klinik tablodur. Biliyer etiyoloji düşünülen hastalarda erken ERCP endikasyonu dikkatle değerlendirilmelidir. Akut biliyer pankreatite eşlik eden kolanjit varlığında veya persistan safra yolu obstrüksiyonu saptandığında acil ERCP (24 saat içinde) endikedir. Kolanjit bulgusu olmayan biliyer pankreatitte rutin erken ERCP'nin klinik sonuçları iyileştirmediği randomize kontrollü çalışmalarla gösterilmiştir.
Hafif biliyer pankreatitte kolesistektominin aynı hastane yatışı sırasında (indeks kolesistektomi) yapılması, nüks pankreatit riskini %50-75 oranında azaltmakta ve güvenli bir yaklaşım olarak önerilmektedir. Ağır biliyer pankreatitte ise kolesistektomi, inflamasyonun rezolüsyonundan sonra, genellikle 6-8 hafta sonrasında planlanmalıdır. Cerrahi adayı olmayan hastalarda endoskopik sfinkterotomi, nüks pankreatit riskini azaltmak amacıyla alternatif bir yaklaşım olarak uygulanabilir.
Antibiyotik Kullanımı ve Enfeksiyon Kontrolü
Akut pankreatitte profilaktik antibiyotik kullanımı tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Güncel kanıtlar ve uluslararası kılavuzlar, hafif ve orta şiddetli akut pankreatitte profilaktik antibiyotik kullanımını önermemektedir. Nekrotizan pankreatitte dahi profilaktik antibiyotiklerin enfekte nekroz gelişimini veya mortaliteyi azalttığına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır.
Antibiyotik tedavisi, enfekte nekroz, kolanjit, bakteriyemi veya diğer ekstrapankreatik enfeksiyonların (pnömoni, üriner sistem enfeksiyonu, kateter ilişkili enfeksiyon) varlığında endikedir. Enfekte nekrozda karbapenemler (imipenem-silastatin, meropenem), kinolonlar (siprofloksasin) ve metronidazol gibi pankreas dokusuna iyi penetre olan antibiyotikler tercih edilmelidir. Antifungal tedavi, uzun süreli antibiyotik kullanan ve klinik yanıt alınamayan hastalarda fungal süperenfeksiyon olasılığı göz önünde bulundurularak eklenebilir.
Probiyotik kullanımının akut pankreatitte faydalı olabileceği hipotezi, PROPATRIA çalışmasının probiyotik grubunda mortalite artışı saptamasıyla çürümüş olup, akut pankreatitte probiyotik kullanımı önerilmemektedir.
Taburculuk Kriterleri ve İzlem Planı
Akut pankreatitli hastanın taburculuğuna karar vermede belirli kriterlerin karşılanması gerekmektedir. Hastanın oral beslenmeyi tolere edebilmesi, ağrının oral analjeziklerle kontrol altında olması, ateşin düşmesi ve vital bulguların stabil seyretmesi temel taburculuk ön koşullarıdır. Laboratuvar parametrelerinde düzelme eğilimi gözlenmeli ancak tam normalizasyon beklenmesine gerek yoktur.
Taburculuk sonrası izlem planı, altta yatan etiyolojiye göre bireyselleştirilmelidir. Biliyer pankreatitte kolesistektomi planlaması yapılmalı, alkolik pankreatitte alkol bırakma programına yönlendirme sağlanmalı, hipertrigliseridemik pankreatitte lipid düşürücü tedavi optimize edilmelidir. Nüks atakların önlenmesinde etiyolojik faktörün ortadan kaldırılması en etkili stratejidir. İdiyopatik pankreatit olgularında ileri etiyolojik araştırma (EUS, genetik testler, IgG4 düzeyi) planlanmalıdır.
Hastaların taburculuk öncesinde beslenme önerileri, ilaç uyumu ve alarm semptomları konusunda detaylı bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Kontrol muayenesi genellikle 2-4 hafta sonrasına planlanmalı ve klinik durum ile görüntüleme bulgularının değerlendirilmesi yapılmalıdır. Ağır pankreatit geçiren hastalarda uzun dönemde ekzokrin pankreas yetmezliği ve diyabetes mellitus gelişim riski bulunduğundan, bu komplikasyonlar açısından da uzun süreli izlem programı oluşturulmalıdır.
Koru Hastanesi Acil Servis Birimi
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut pankreatit gibi hayati önem taşıyan acil durumların tanı ve tedavisinde en güncel kanıta dayalı protokolleri uygulayarak hastalarımıza en üst düzeyde tıbbi bakım sunmaktadır. Multidisipliner yaklaşım anlayışıyla gastroenteroloji, genel cerrahi, radyoloji ve yoğun bakım birimleri ile koordineli çalışan acil servis ekibimiz, her hastanın bireysel ihtiyaçlarına uygun kapsamlı değerlendirme ve tedavi planlaması yapmaktadır.



