Anestezi ve Reanimasyon

Yoğun Bakımda Beslenme Değerlendirmesi

Yoğun bakım hastalarının beslenme durumunun değerlendirilmesi, risk skorları ve enerji-protein gereksinimi planlaması için yazımızı inceleyin.

Yoğun bakım ünitelerinde takip edilen hastalarda beslenme durumunun kapsamlı biçimde değerlendirilmesi, kritik bakım sürecinin temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ağır travma, sepsis, büyük cerrahi girişimler, akut solunum yetmezliği veya çoklu organ disfonksiyonu gibi tablolarla yoğun bakıma kabul edilen hastalarda metabolik tablo hızla değişmekte, vücudun enerji ve protein gereksinimi belirgin biçimde artmaktadır. Bu nedenle beslenme değerlendirmesinin yatışın ilk saatlerinden itibaren sistematik şekilde yapılması, sonraki dönemde uygulanacak beslenme planının bilimsel zeminde şekillenmesine olanak tanır.

Kritik hastalık sürecinde organizmada hipermetabolik ve hiperkatabolik bir yanıt gözlenir. İskelet kası kütlesi hızla erimeye başlar, viseral protein havuzu daralır, akut faz reaktanlarının üretimi artar ve bağışıklık sisteminin işleyişi olumsuz yönde etkilenir. Bu metabolik kasırga olarak tanımlanan dönemde yetersiz veya aşırı kalori uygulaması; yara iyileşmesinde gecikme, mekanik ventilasyon süresinde uzama, hastane kökenli enfeksiyonlarda artış ve yoğun bakım yatış süresinin uzaması gibi olumsuz sonuçlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle beslenme değerlendirmesi yalnızca bir beslenme planı oluşturmak için değil, aynı zamanda klinik gidişatın seyrini öngörmek açısından da kritik bir araç olarak değerlendirilir.

Yoğun bakım hastalarında beslenme değerlendirmesinin ilk basamağını ayrıntılı bir öykü oluşturur. Hasta yakınlarından alınan bilgiler doğrultusunda son altı ay içerisindeki istemsiz kilo kayıpları, iştah değişiklikleri, gastrointestinal semptomlar, kronik hastalıklar, geçirilmiş cerrahi öyküleri, kullanılan ilaçlar ve alkol tüketimi gibi parametreler kayıt altına alınır. Özellikle malign hastalıklar, kronik karaciğer hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, inflamatuar bağırsak hastalıkları ve diyabet gibi durumlar mevcut beslenme durumunu doğrudan etkileyen klinik tablolar olarak öne çıkmaktadır. Bu bilgiler ışığında hastanın yoğun bakım kabulü öncesindeki beslenme zemini ortaya konulmuş olur.

Antropometrik ölçümler beslenme değerlendirmesinin klasik bileşenleri arasında yer alır. Boy, ağırlık, beden kütle indeksi ve mümkün olduğunda baldır çevresi, üst kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı gibi ölçümler değerlendirilir. Ancak yoğun bakım hastalarında ödem, asit, sıvı dengesizliği ve mekanik ventilasyon koşulları nedeniyle bu ölçümlerin yorumlanmasında belirli zorluklarla karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle antropometrik veriler tek başına yeterli kabul edilmemekte, biyokimyasal parametreler ve klinik değerlendirme ile birlikte ele alınmaktadır. Hasta yakınlarından öğrenilen son sağlıklı dönem ağırlığı, mevcut ağırlık ile karşılaştırılarak kilo kaybı yüzdesi hesaplanır ve beslenme riskinin belirlenmesinde önemli bir gösterge olarak kullanılır.

Beslenme durumunun nesnel biçimde sınıflandırılabilmesi için uluslararası kabul görmüş tarama araçlarından yararlanılmaktadır. Yoğun bakım popülasyonunda en yaygın kullanılan araç NUTRIC skorlamasıdır. Bu skorlama sisteminde yaş, APACHE II skoru, SOFA skoru, eşlik eden hastalık sayısı ve yoğun bakım yatışına kadar geçen hastane yatış süresi gibi parametreler değerlendirilir. Yüksek NUTRIC skoru, agresif beslenme desteğinden fayda görme olasılığı yüksek olan hasta grubunu işaret eder. Bunun yanı sıra NRS 2002 ve MUST gibi tarama araçları da klinik pratikte tercih edilebilmektedir. Söz konusu araçların bir arada değerlendirilmesi, beslenme riskinin çok boyutlu şekilde ortaya konulmasına olanak tanır.

Laboratuvar tetkiklerinin beslenme değerlendirmesindeki rolü dikkatli biçimde yorumlanmalıdır. Albümin, prealbümin, transferrin ve retinol bağlayıcı protein gibi viseral proteinler geçmişte beslenme göstergesi olarak sıkça kullanılmıştır. Ancak kritik hastalık sürecinde bu proteinlerin düzeyi beslenme durumundan çok inflamatuar yanıtın şiddetini yansıtmaktadır. C-reaktif protein yükselmesi ile birlikte albümin düşüşü, akut faz yanıtının bir göstergesi olarak değerlendirilir. Bu nedenle güncel kılavuzlar, viseral proteinlerin beslenme durumunun değil, inflamasyonun bir belirteci olduğunu vurgulamaktadır. Elektrolit dengesi, glisemik kontrol, üre, kreatinin, karaciğer enzimleri, lipid profili, magnezyum, fosfor ve trigliserid düzeyleri ise beslenme desteğinin planlanması ve izleminde belirleyici parametreler arasındadır.

Enerji ihtiyacının belirlenmesi yoğun bakım beslenme değerlendirmesinin en kritik basamaklarından biridir. Altın standart yöntem olarak indirekt kalorimetre kabul edilmektedir. Bu yöntem, hastanın oksijen tüketimi ve karbondioksit üretimi üzerinden gerçek dinlenme enerji harcamasını ölçer ve aşırı beslenme ya da yetersiz beslenme riskini en aza indirir. İndirekt kalorimetrenin bulunmadığı koşullarda Harris-Benedict, Mifflin-St Jeor, Penn State veya Ireton-Jones gibi denklemler tercih edilebilir. Ancak söz konusu denklemler özellikle obez hastalarda, ödemli olgularda ve sepsis tablosundaki kişilerde gerçek enerji harcamasını olduğundan farklı tahmin edebilmektedir. Bu nedenle hesaplama yöntemi seçilirken hastanın klinik tablosu titizlikle göz önünde bulundurulmalıdır.

Protein gereksinimi de kritik hastalarda özel bir öneme sahiptir. Kas kütlesinin korunması, immün fonksiyonların sürdürülmesi ve yara iyileşmesinin desteklenmesi açısından yeterli protein alımı belirleyici bir faktör olarak öne çıkar. Güncel kılavuzlar yoğun bakım hastaları için günlük 1,2 ile 2,0 gram arasında kilogram başına protein alımı önermektedir. Yanık, çoklu travma, açık karın takibi yapılan hastalar ve sürekli renal replasman tedavisi alan olgularda bu gereksinim daha da artabilmektedir. Buna karşılık ileri evre kronik karaciğer yetmezliği veya akut böbrek yetmezliği bulunan ancak diyaliz almayan hastalarda protein alımı bireysel olarak değerlendirilmelidir.

Beslenme yolunun belirlenmesi değerlendirmenin ayrılmaz bir parçasıdır. Gastrointestinal sistemin işlevsel olduğu hastalarda enteral beslenme yolu öncelikli olarak tercih edilir. Enteral yol; bağırsak mukoza bütünlüğünün korunması, bakteriyel translokasyonun azaltılması ve immün fonksiyonların sürdürülmesi açısından parenteral yola kıyasla belirgin avantajlar sunar. Gastrointestinal sistemin kullanılamadığı, ciddi malabsorpsiyonun bulunduğu veya hemodinamik instabilitenin enteral beslenmeyi olanaksız kıldığı durumlarda ise parenteral beslenme devreye alınır. Bazı olgularda enteral ve parenteral yöntemlerin kombine biçimde uygulanması gerekebilmektedir. Bu kararlar, hastanın güncel klinik durumu, gastrointestinal tolerans göstergeleri ve hemodinamik stabilitesi üzerinden şekillendirilir.

Refeeding sendromu riskinin değerlendirilmesi de kapsamlı beslenme değerlendirmesinin temel bileşenlerinden biridir. Uzun süre aç kalmış, kronik alkol bağımlılığı bulunan, anoreksiya nervoza tanısı taşıyan veya ileri yaşta belirgin kilo kayıp öyküsü olan hastalarda beslenmenin yeniden başlatılması ciddi metabolik komplikasyonlara yol açabilmektedir. Fosfor, magnezyum ve potasyum düzeylerinde ani düşüşler; kardiyak aritmiler, solunum yetmezliği ve nörolojik bulgularla seyredebilen tabloya zemin hazırlayabilir. Bu nedenle risk altındaki hastalarda beslenme desteği düşük kalori ile başlatılarak kademeli biçimde artırılır ve elektrolit replasmanı yakın takiple sürdürülür.

Beslenme intoleransının izlemi yoğun bakım sürecinde sürekli yapılması gereken bir değerlendirme alanı olarak öne çıkar. Gastrik rezidüel hacim, abdominal distansiyon, kusma, ishal, kabızlık ve bağırsak sesleri düzenli aralıklarla kayıt altına alınır. Yüksek gastrik rezidüel hacim varlığı, prokinetik ajan kullanımı, post-pilorik beslenme tüpü yerleştirilmesi veya beslenme hızının azaltılması gibi yaklaşımları gündeme getirebilir. Ayrıca proton pompa inhibitörleri, sedatif ilaçlar, opioid analjezikler ve katekolaminler gibi sıkça kullanılan ajanların gastrointestinal motilite üzerindeki etkileri de değerlendirme sürecinde göz önünde bulundurulur.

Mikrobesin durumu da yoğun bakım hastalarında ihmal edilmemesi gereken bir alan olarak değerlendirilir. D vitamini, B12 vitamini, folik asit, çinko, selenyum, demir ve C vitamini gibi mikrobesinlerin düzeyleri uzun yatış süresi olan hastalarda anlamlı biçimde düşebilir. Sürekli renal replasman tedavisi alan olgularda suda çözünen vitaminlerin ve eser elementlerin kaybı artmakta, bu durum hedefe yönelik replasmanı gerekli kılmaktadır. Tiamin replasmanı özellikle refeeding sendromu riski taşıyan hastalarda ve uzun süre parenteral beslenme alan olgularda Wernicke ensefalopatisinin önlenmesi açısından özel bir öneme sahiptir.

Vücut kompozisyonunun değerlendirilmesinde son yıllarda ultrasonografi ve biyoelektrik impedans analizi gibi yatak başı uygulanabilen yöntemler yaygınlaşmaktadır. Kuadriseps kası kalınlığının ultrasonografik ölçümü, yoğun bakım sürecinde gelişen kas erimesinin nicel olarak değerlendirilmesine olanak tanır. Bilgisayarlı tomografi görüntülerinde üçüncü lomber vertebra düzeyindeki kas alanı üzerinden yapılan değerlendirme ise sarkopeninin tanımlanmasında değerli bir araç olarak kabul edilmektedir. Sarkopeni varlığı; mekanik ventilasyondan ayrılma sürecinde güçlük, yoğun bakım yatış süresinde uzama ve taburculuk sonrası fonksiyonel iyileşmede gecikme gibi sonuçlarla ilişkilendirilmektedir.

Beslenme planının uygulanmasının ardından düzenli yeniden değerlendirme yapılması, sürecin başarısı açısından belirleyici bir unsurdur. Hedeflenen kalori ve protein miktarının ne kadarına ulaşıldığı, gastrointestinal tolerans göstergeleri, glisemik kontrol, sıvı dengesi, elektrolit değerleri ve klinik tablonun seyri günlük olarak gözden geçirilir. Yoğun bakım sürecinde hastanın metabolik durumu hızla değişebildiğinden, beslenme planının da bu değişimlere uyumlu biçimde güncellenmesi gerekmektedir. Erken akut fazda permisif underfeeding olarak adlandırılan düşük kalorili beslenme yaklaşımı tercih edilirken, akut fazın sonrasında hedef kalori miktarına kademeli olarak ulaşılması önerilmektedir.

Multidisipliner yaklaşım, yoğun bakım beslenme değerlendirmesinin başarısında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Anestezi ve reanimasyon uzmanları, klinik beslenme uzmanları, diyetisyenler, eczacılar, hemşireler ve fizyoterapistlerin katkı sunduğu beslenme destek ekipleri, kapsamlı değerlendirme ve takip süreçlerini yürütmektedir. Bu ekip yapısı; kararların bilimsel kanıtlara dayalı biçimde alınmasını, komplikasyonların erken dönemde fark edilmesini ve beslenme desteğinin hasta için en uygun biçimde sürdürülmesini olanaklı kılar. Erken mobilizasyon ve fiziksel rehabilitasyon programlarıyla bütünleştirilen beslenme desteği, kas kütlesinin korunmasına ve fonksiyonel iyileşmeye katkı sağlayan bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Taburculuk planlaması aşamasında beslenme değerlendirmesi farklı bir boyut kazanır. Yoğun bakımdan servise nakledilen hastalarda yeme ve yutma fonksiyonlarının değerlendirilmesi, oral alıma geçiş sürecinin planlanması ve gerektiğinde geçici enteral destek yollarının sürdürülmesi gibi konular gündeme gelir. Uzun süreli entübasyon sonrasında ortaya çıkabilen yutma güçlüğü, aspirasyon riskini artırabildiğinden, oral alıma geçiş öncesinde yutma değerlendirmesi yapılması önerilmektedir. Taburculuk sonrası dönemde de beslenme takibinin sürdürülmesi, post-yoğun bakım sendromu tablosunun fonksiyonel sonuçları üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.

Sonuç olarak yoğun bakımda beslenme değerlendirmesi, kritik bakımın yalnızca destekleyici bir bileşeni değil, hastanın iyileşme sürecini doğrudan etkileyen kapsamlı bir klinik yaklaşımdır. Erken ve sistematik biçimde uygulanan beslenme değerlendirmesi; metabolik ihtiyaçların doğru tanımlanmasına, beslenme desteğinin bireyselleştirilmesine, komplikasyonların azaltılmasına ve yoğun bakım sürecinin daha olumlu bir gidişat göstermesine zemin hazırlamaktadır. Bilimsel kanıtlara dayalı kılavuzların izlenmesi, multidisipliner ekip çalışmasının benimsenmesi ve teknolojik gelişmelerin pratiğe yansıtılması, bu alanda elde edilen klinik sonuçların iyileşmeye katkı sağlamasında belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır.

Kaynakça

  1. European Society for Clinical Nutrition and Metabolism (ESPEN) — Yoğun bakımda klinik beslenme rehberiespen.org/guidelines-home/espen-guidelines
  2. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Kritik hastada beslenme değerlendirmesincbi.nlm.nih.gov/books/NBK537221
  3. MedlinePlus (NIH National Library of Medicine) — Enteral ve parenteral beslenmemedlineplus.gov/nutritionalsupport.html
  4. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Erişkinde beslenme desteği rehberinice.org.uk/guidance/cg32

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Anestezi ve Reanimasyon Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.