Odyoloji

Yenidoğan İşitme Taraması

Odyolojide Yenidoğan Tarama Programı, doğru zamanlamada başvuru ile daha rahat yönetilebilen bir tablodur. Konunun ayrıntılarına göz atın.

Yenidoğan işitme tarama programı, doğumdan sonraki ilk günlerde uygulanan, işitme kaybının erken dönemde saptanmasını amaçlayan sistematik bir sağlık hizmetidir. İşitme, bebeğin dil gelişimi, bilişsel becerileri, sosyal etkileşim kapasitesi ve akademik başarısı için belirleyici bir duyusal işlev olarak değerlendirilir. Doğuştan gelen işitme kayıpları, dış görünüşte belirgin bir bulgu vermediğinden aile tarafından fark edilmesi güçtür; bu nedenle organize bir tarama programı olmadan tanının aylar hatta yıllarca gecikebildiği bilinmektedir. Söz konusu program, ülkemizde de standart yenidoğan bakımının bir parçası olarak yaygın biçimde uygulanmakta ve doğum yapılan sağlık kuruluşlarında bebek taburcu edilmeden önce gerçekleştirilmektedir. Programın temel amacı, kalıcı işitme kaybı olan yenidoğanların yaşamın ilk aylarında belirlenmesi, ileri değerlendirme için uygun merkezlere yönlendirilmesi ve gerektiğinde erken müdahale hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanmasıdır.

Doğuştan gelen kalıcı işitme kaybının sıklığı, sağlıklı yenidoğanlar arasında binde bir ile üç arasında değişmekte, yoğun bakım öyküsü bulunan bebeklerde ise bu oranın belirgin şekilde arttığı bildirilmektedir. Bu istatistiksel yük dikkate alındığında, işitme kaybının çocukluk çağının en sık karşılaşılan doğuştan durumlarından biri olduğu görülmektedir. Görme, metabolik hastalıklar veya kalp anomalileri gibi diğer taranan durumlarla karşılaştırıldığında, işitme kaybının görülme sıklığının benzer hatta bazı durumlarda daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası pediatri kuruluşları, yenidoğan işitme taramasının evrensel bir hizmet olarak sunulmasını önermektedir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen program çerçevesinde, doğan her bebeğin taburcu olmadan önce test edilmesi, ilk basamakta geçemeyen bebeklerin ileri değerlendirmeye alınması ve tanı konulan olguların rehabilitasyon süreçlerine yönlendirilmesi hedeflenmektedir.

Programın bilimsel dayanağını oluşturan en önemli kavramlardan biri, işitmenin dil ve konuşma gelişimi üzerindeki belirleyici rolüdür. Bebeklerin çevresel sesleri algılayabilmesi, anne sesini tanıması, konuşma seslerini ayırt edebilmesi ve fonolojik farkındalık geliştirmesi, sağlıklı bir işitsel girdiye bağlıdır. İşitme kaybı olan bebeklerde bu girdinin eksikliği; kelime hazinesinin kısıtlı kalmasına, gramer becerilerinin yaşıtlarına göre geride gelişmesine ve okul çağında akademik başarının olumsuz etkilenmesine yol açabilmektedir. Yaşamın ilk altı ayı, işitsel korteksin en yoğun şekillendiği dönem olarak kabul edilmekte ve bu pencerede sağlanan uygun uyaranın ileriki yaşlarda dil kazanımına önemli katkı sunduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle mevcut kılavuzlar, işitme kaybının bir aylık olmadan taranmasını, üç aylık olmadan kesin tanının konulmasını ve altı aylık olmadan uygun müdahale sürecinin başlatılmasını önermekte olup literatürde bu yaklaşım genellikle bir-üç-altı ilkesi olarak adlandırılmaktadır.

Tarama programında kullanılan yöntemler, bebeğe rahatsızlık vermeyen, uyku sırasında dahi uygulanabilen ve kısa sürede tamamlanan objektif elektrofizyolojik testlerdir. Bu testlerin en yaygın kullanılanları otoakustik emisyon ölçümü ve otomatik işitsel beyin sapı yanıtı incelemesidir. Otoakustik emisyon testinde, iç kulakta bulunan koklear tüy hücrelerinin ses uyaranına verdiği titreşimsel yanıtlar dış kulak yolundan yerleştirilen küçük bir prob aracılığıyla kaydedilmektedir. Otomatik işitsel beyin sapı yanıtı testinde ise başa yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla, kulağa verilen ses uyaranının işitme siniri ve beyin sapı düzeyindeki elektriksel yanıtları değerlendirilmektedir. Her iki yöntem de ağrısız olup bebeğin sakin veya uyku halinde olması yeterlidir. Test sonucu genellikle geçti veya sevk gerekiyor biçiminde raporlanmakta, sayısal bir işitme eşiği vermemektedir; kesin işitme düzeyi ancak ileri değerlendirmelerle belirlenmektedir.

Sağlıklı yenidoğanlar için genellikle otoakustik emisyon testi ilk basamakta tercih edilmekte, yoğun bakım öyküsü bulunan bebeklerde ise işitsel sinir hastalığı riskini yakalayabilmek amacıyla otomatik işitsel beyin sapı yanıtı incelemesinin de eklenmesi önerilmektedir. İlk taramada sevk gerektiren sonuç alınması, işitme kaybı tanısı anlamına gelmemektedir. Doğumun hemen ardından dış kulak yolunda kalabilen vernix, orta kulaktaki geçici sıvı ya da test sırasındaki huzursuzluk ve ortam gürültüsü gibi etkenler yanlış pozitif sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenle ilk testte geçemeyen bebeklerin belirli bir süre sonra yeniden değerlendirilmesi standart uygulamadır. Aileye bu durumun mutlaka kalıcı bir işitme sorununa işaret etmediği, ancak ihmal edilmemesi gereken bir bulgu olduğu sabırlı ve anlaşılır biçimde aktarılmaktadır.

Programın işleyişi çoğu durumda üç aşamalı bir yapı üzerinden yürütülmektedir. Birinci aşama, doğumun ardından hastanede uygulanan ilk tarama testidir. Bu aşamada sevk gerektiren sonuç alan bebekler için ikinci aşama planlanmakta, ilgili yaş aralığında poliklinik koşullarında ikinci tarama gerçekleştirilmektedir. İkinci taramada da sevk kararı verilen bebekler, üçüncü aşama olarak tanımlanan ileri odyolojik değerlendirmeye yönlendirilmektedir. Üçüncü aşamada; klinik işitsel beyin sapı yanıtı testi, timpanometri, akustik refleks ölçümü ve gerekli durumlarda yaşa uygun davranışsal işitme testleri kullanılarak işitme düzeyi objektif olarak belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu değerlendirmeler, çocuk odyolojisi konusunda deneyimli merkezlerde gerçekleştirilmekte ve elde edilen sonuçlar çocuk kulak burun boğaz hekimi, odyolog ve gerektiğinde çocuk nörolojisi uzmanının yer aldığı çok disiplinli bir ekip tarafından değerlendirilmektedir.

Tanı sürecinde işitme kaybının türü, derecesi ve tek taraflı mı yoksa iki taraflı mı olduğu ayrıntılı biçimde ortaya konulmaktadır. İşitme kaybı iletim tipi, sensörinöral tip, karma tip ve işitsel nöropati spektrumu olarak sınıflandırılabilmektedir. İletim tipi kayıplar genellikle dış veya orta kulak kaynaklı olup uygun yaklaşımla geçici seyredebilmektedir. Sensörinöral kayıplar iç kulak veya işitme sinirinin işlevsel bozukluklarından kaynaklanmakta ve çoğunlukla kalıcı nitelik taşımaktadır. Kaybın derecesi hafif, orta, ileri veya çok ileri olarak tanımlanmakta ve bu sınıflandırma, planlanacak müdahalenin çerçevesini şekillendirmektedir. Tek taraflı işitme kayıpları uzun yıllar boyunca ihmal edilebilen bir durum olarak görülmüş olsa da güncel literatürde bu bebeklerin de yönsel işitme, gürültülü ortamda algı ve akademik başarı açısından takibe alınması önerilmektedir.

Yenidoğan işitme kaybının etiyolojisi oldukça geniş bir yelpazede yer almaktadır. Genetik faktörler, doğuştan işitme kayıplarının önemli bir bölümünden sorumlu tutulmakta; bunlar arasında sendromik olmayan genetik varyantlar özellikle sık karşılaşılan grubu oluşturmaktadır. Sendromik nedenler arasında Waardenburg, Usher, Pendred ve Alport sendromları gibi durumlar sayılabilmektedir. Prenatal enfeksiyonlardan sitomegalovirüs, konjenital işitme kayıplarının önlenebilir nedenleri arasında değerlendirilmektedir. Perinatal risk faktörleri arasında düşük doğum ağırlığı, uzamış mekanik ventilasyon öyküsü, ağır hiperbilirübinemi, ototoksik ilaç maruziyeti ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinde beş günden uzun kalış öne çıkmaktadır. Bu risk faktörlerine sahip bebeklerin, ilk taramayı geçmiş olsalar bile ileriki aylarda geç başlangıçlı işitme kaybı açısından takip edilmesi önem taşımaktadır.

Erken tanının en belirgin avantajlarından biri, uygun müdahale seçeneklerinin yaşamın çok erken döneminde devreye alınabilmesidir. Hafif ve orta düzey işitme kayıplarında işitme cihazı uygulaması, ileri ve çok ileri düzey iki taraflı sensörinöral kayıplarda ise koklear implant değerlendirmesi öncelikli seçenekler arasında yer almaktadır. Bu yaklaşımlar, işitsel uyaranın merkezi sinir sistemine ulaşmasını sağlayarak dil ve konuşma gelişiminin desteklenmesine katkı sunmaktadır. Cihaz uygulamasının yanı sıra işitsel-sözel terapi, dil ve konuşma terapisi, aile eğitimi ve gerektiğinde işaret dili destekli iletişim modelleri gibi yaklaşımlar bireyselleştirilmiş bir program çerçevesinde planlanmaktadır. Erken dönemde başlatılan yapılandırılmış rehabilitasyon süreçlerinin, çocukların okul çağında yaşıtlarına benzer düzeyde dil becerileri geliştirmesine önemli ölçüde katkı sağladığı bildirilmektedir.

Program kapsamında sağlanan hizmetlerin başarısı, tarama testlerinin doğru uygulanması kadar sonuçların takibi ve ailelerin sürece dahil edilmesine de bağlıdır. Bu nedenle sağlık kuruluşlarında, sevk gerektiren sonuç alan bebeklerin izlem randevularının kaydedilmesi ve aile ile iletişim kurularak randevu kaybının önlenmesi için sistematik hatırlatma süreçleri işletilmektedir. Aileye bilgilendirmenin açık, anlaşılır ve kaygıyı gereksiz yere artırmayacak biçimde yapılması özen gösterilen bir husus olarak kabul edilmektedir. Yazılı bilgilendirme materyalleri, çok dilli iletişim seçenekleri ve gerektiğinde sosyal hizmet desteği, programın kapsayıcılığını artıran unsurlar arasında değerlendirilmektedir. Ayrıca ilk basamak sağlık kuruluşları, aile hekimleri ve çocuk sağlığı izlem hizmetleri arasında etkin bir bilgi akışı, tanı ve müdahale zincirinin kesintisiz işlemesi açısından belirleyici bir rol üstlenmektedir.

Yenidoğan işitme taramasını geçen bebekler için sürecin tamamlandığı yönünde bir yanılgıya düşmemek önem taşımaktadır. Bebeklik döneminde normal işitme eşikleri saptanmış olsa dahi, ilerleyen aylarda ve yıllarda geç başlangıçlı, ilerleyici veya edinsel işitme kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle her yaş için tanımlanmış olan gelişimsel işitme davranışlarının izlenmesi önerilmektedir. Yenidoğan döneminde ani seslere irkilme, üç aylıkken tanıdık seslere yönelme, altı aylıkken ses kaynağını arama, dokuz aylıkken ismine tepki verme, on iki aylıkken basit sözcükleri anlama gibi kilometre taşlarında gecikme gözlemlenmesi halinde yeniden odyolojik değerlendirme yapılması gerektiği bildirilmektedir. Ayrıca sık geçirilen orta kulak enfeksiyonları, kafa travması, menenjit gibi durumların da işitme sağlığı üzerinde etkili olabildiği unutulmamalıdır.

Ailelerin bu süreçte yaşayabileceği kaygıların yönetilmesi, programın psikososyal boyutunu oluşturmaktadır. Test sonucu sevk gerektiren bebeklerin ailelerine, sürecin ne anlama geldiği, hangi ileri değerlendirmelerin planlandığı ve sonuçların olası anlamları sabırlı bir dille aktarılmaktadır. Kesin tanı konulan durumlarda ise aileye; işitme kaybının türü, cihaz seçenekleri, rehabilitasyon süreçleri ve okul çağına yönelik uzun vadeli planlama hakkında bilgi verilmektedir. Aile merkezli yaklaşımlar, kararların paylaşımlı biçimde alınmasını, gerçekçi beklentilerin oluşturulmasını ve çocuğun sosyal ortamlarda desteklenmesini içermektedir. Benzer deneyimleri paylaşan aile gruplarıyla temas kurma imkanı, motivasyonel açıdan destekleyici bir katkı olarak değerlendirilmektedir.

Program çerçevesinde tanı alan çocukların uzun vadeli takibi, çok disiplinli bir çerçevede sürdürülmektedir. Odyoloji izlemleri belirli aralıklarla tekrarlanmakta, cihaz ayarları çocuğun büyümesine ve işitsel gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmektedir. Konuşma ve dil terapisi seansları, çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun hedeflerle planlanmaktadır. Okul çağına yaklaşan çocuklar için eğitim ortamında sınıf akustiğinin uygun düzenlenmesi, FM sistemleri gibi yardımcı işitme teknolojilerinin kullanımı ve öğretmenlerin bilgilendirilmesi gibi düzenlemeler önerilmektedir. Ergenlik ve erişkinlik dönemine geçişte ise mesleki yönlendirme, sosyal iletişim becerileri ve psikososyal destek konuları takibin doğal parçaları haline gelmektedir. Böylece yenidoğan işitme tarama programı yalnızca bir başlangıç noktası değil, ömür boyu süren bir işitme sağlığı yolculuğunun temel adımı olarak konumlandırılmaktadır.

Sonuç olarak yenidoğan işitme tarama programı, bebeklerin duyusal, bilişsel ve sosyal gelişimlerinin desteklenmesinde erken tespit ilkesine dayalı sistematik bir sağlık hizmeti sunmaktadır. Doğumun hemen ardından uygulanan ağrısız objektif testler, doğuştan işitme kayıplarının yaşamın ilk aylarında saptanmasına imkan tanımakta ve gerekli durumlarda uygun müdahale seçeneklerinin zamanında başlatılmasına zemin hazırlamaktadır. Programın başarısı; sağlık kuruluşlarının teknik altyapısı, uzman kadronun deneyimi, izlem süreçlerinin sürdürülebilirliği ve ailelerin bilinçli katılımı gibi çok sayıda unsura bağlıdır. Bebeklerin işitme sağlığının değerlendirilmesi, dil ve konuşma gelişiminin yakından izlenmesi ve gerektiğinde odyoloji birimlerine başvurulması, çocukların yaşam kalitesinin desteklenmesi açısından önemli bir sağlık davranışı olarak kabul edilmektedir. Kurumsal sağlık hizmetleri çerçevesinde sunulan yenidoğan işitme taraması, çocuk sağlığı izlem süreçlerinin ayrılmaz bir bileşeni olarak yerini korumaya devam etmektedir.

Kaynakça

  1. CDC — Yenidoğan İşitme Taraması ve İzlem (EHDI)cdc.gov/hearing-loss-children/hcp/index.html
  2. NCBI StatPearls — Newborn Hearing Screeningncbi.nlm.nih.gov/books/NBK564399/
  3. MedlinePlus — Newborn Hearing Screeningmedlineplus.gov/ency/article/007322.htm
  4. healthychildren.org (AAP) — Purpose of Newborn Hearing Screeninghealthychildren.org/English/ages-stages/baby/Pages/Purpose-of-Newborn-Hearing-Screening.aspx

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.