Odyoloji

Süperior Kanal Dehisansında VEMP

VEMP ve Superior Kanal Dehissansı, doğru tanı ve izlemle yaşam kalitesi üzerinde önemli etki yaratan bir hastalıktır. Hastalığın özelliklerini ve izlem.

Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, kısaca VEMP olarak bilinen elektrofizyolojik inceleme, iç kulaktaki denge organlarının işlevini nesnel olarak değerlendirmeye yarayan özel bir odyolojik testtir. Klasik saf ses odyometrisi işitme eşiklerini ortaya koyarken, VEMP incelemesi vestibüler sistemin sakkül ve utrikül olarak adlandırılan otolit organlarını ve bu organlardan çıkan sinir yollarının bütünlüğünü değerlendirmeye olanak tanır. Süperior kanal dehisansı sendromu ise iç kulaktaki üst yarım daire kanalını örten kemik yapının incelmesi ya da tamamen açılması sonucunda ortaya çıkan, ses ve basınç uyaranlarına karşı olağan dışı yanıtlarla seyreden klinik bir tablodur. Bu iki kavram, birbirini tamamlayan biçimde ele alınır; çünkü söz konusu sendromun ayırıcı tanısında VEMP incelemesi en değerli araçlar arasında yer almaktadır.

Süperior kanal dehisansı sendromunun tanımlanması, radyoloji ve odyoloji alanında görece yenidir. Kemiksel örtünün incelmesi doğuştan gelen bir yatkınlık sonucu ortaya çıkabildiği gibi, ilerleyen yaşlarda travma, kafa içi basınç değişimleri veya yavaş seyirli kemik rezorpsiyonu sürecine bağlı olarak da gelişebilir. Hastalarda tipik olarak yüksek sesle veya belirli frekanslarda kendi sesini olağan dışı biçimde duyma, kendi göz hareketlerini işitme, nabzı kulakta hissetme, öksürme ve ıkınma gibi kafa içi basıncı artıran manevralar sırasında baş dönmesi ve görüntüde kayma yakınmaları bildirilmektedir. Bu bulguların bir kısmı başka iç kulak hastalıklarıyla örtüştüğünden ayırıcı tanı süreci titiz bir değerlendirme gerektirir.

Kliniğe başvuran hastaların büyük bölümü, yakınmalarını uzun süre tanımlamakta güçlük çekmektedir. Kendi sesinin kafanın içinde yankılanması olarak tarif edilen otofoni bulgusu, günlük konuşmayı, telefon görüşmelerini ve sosyal etkileşimleri belirgin biçimde etkileyen bir yakınma olarak öne çıkar. Bunun yanı sıra bazı hastalar yüksek sesli ortamlarda kısa süreli denge kaybı yaşadıklarını, konser salonu veya kalabalık restoran gibi ortamlarda huzursuzluk hissettiklerini aktarmaktadır. Tullio fenomeni olarak adlandırılan bu tabloda, güçlü akustik uyaranların vestibüler sistemi olağan dışı biçimde uyararak baş dönmesi ve nistagmus yaratması söz konusudur. Hennebert bulgusu ise dış kulak yolundaki basınç değişimlerinin benzer biçimde denge yakınmalarına yol açması durumunu ifade etmektedir.

Süperior kanal dehisansı sendromunun temel patofizyolojik açıklaması üçüncü pencere kuramı üzerine kurulmaktadır. Sağlıklı iç kulakta ses enerjisi oval pencereden girip yuvarlak pencereden çıkan akışkan bir yol izler. Üst yarım daire kanalını örten kemikte açıklık oluştuğunda ise akışkan sisteme yeni bir çıkış yolu eklenmiş olur. Bu üçüncü pencere, düşük frekanslı seslerin kohleaya iletiminde azalmaya, kemik yolu iletiminde ise belirgin artışa yol açar. Söz konusu değişim odyometrik incelemede tipik bir örüntü olarak karşımıza çıkar; hava yolu eşiklerinde düşük frekanslarda iletim tipi işitme kaybı görülürken kemik yolu eşiklerinin sıfırın altına inmesi dikkat çekici bir bulgu olarak yorumlanmaktadır.

Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller incelemesi, iki temel biçimde uygulanmaktadır. Servikal VEMP olarak kısaltılan sVEMP incelemesinde uyaran, sternokleidomastoid kası üzerinden kaydedilen kas yanıtlarına dayanır ve sakkül ile inferior vestibüler sinir yolunun bütünlüğünü değerlendirir. Oküler VEMP olarak kısaltılan oVEMP incelemesinde ise göz altındaki inferior oblik kasına yerleştirilen yüzey elektrotları aracılığıyla utrikül ve süperior vestibüler sinir yolunun işlevi hakkında bilgi elde edilir. Her iki inceleme de kısa süreli yüksek şiddetli ses uyaranları ya da kemik iletili titreşim uyaranları kullanılarak gerçekleştirilir. Bu bakımdan VEMP, hem sakküler hem utriküler otolit organların çalışmasını ayrı ayrı sorgulayabilen ender testler arasında değerlendirilmektedir.

Süperior kanal dehisansı sendromunda VEMP bulgularının belirgin biçimde değiştiği bilinmektedir. Kemikte açıklık oluşmasıyla birlikte iç kulağa iletilen akustik enerjinin bir bölümü olağandan farklı bir yol izlediğinden, otolit organların uyarılma eşiği düşer ve yanıt genlikleri artar. Bu durum, sVEMP incelemesinde tipik olarak düşük eşik değerleri ve yüksek genlikli dalgalar biçiminde ortaya çıkar. Örneğin sağlıklı yetişkinlerde 80 ile 95 desibel arasında görülen uyarılma eşikleri, dehisansı bulunan hastalarda 65 ile 75 desibel düzeyine kadar inebilmektedir. oVEMP incelemesinde ise N10 dalgasının genliğinde belirgin artış tanı sürecinde yol gösterici bir bulgu olarak öne çıkmaktadır.

Ayırıcı tanı açısından VEMP incelemesinin sağladığı katkı yalnızca eşik değişiklikleriyle sınırlı değildir. Meniere hastalığı, vestibüler nörit, benign paroksismal pozisyonel vertigo ve labirentit gibi vestibüler kökenli tabloların hepsinde farklı VEMP örüntüleri gözlemlenebilir. Meniere hastalığında sıklıkla sakküler işlevde azalmaya bağlı olarak sVEMP yanıtlarının zayıfladığı, kimi zaman ise yanıtın alınamadığı bildirilmektedir. Vestibüler nörit sürecinde tutulan sinir dalına göre sVEMP veya oVEMP yanıtlarında değişiklikler saptanabilmektedir. Bu ayrıntılı desen analizi, klinik değerlendirmenin nesnel verilerle desteklenmesine katkı sağlamaktadır.

Radyolojik değerlendirme, süperior kanal dehisansı sendromunun kesinleştirilmesinde belirleyici bir yere sahiptir. Yüksek çözünürlüklü temporal kemik bilgisayarlı tomografisi, üst yarım daire kanalını örten kemik örtünün durumunu değerlendirmek için başvurulan yöntemlerin başında gelmektedir. Ancak yalnızca ince kesitli tomografide görülen kemik incelmesinin klinik anlam kazanabilmesi için hastanın yakınmaları, odyometrik bulguları ve VEMP verileriyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Rastlantısal olarak saptanan asimetrik kemik incelmelerinin bir bölümünün klinik yakınmayla ilişkilendirilmediği ve izlem önerildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle tanı süreci çok yönlü bir değerlendirmeye dayandırılmaktadır.

Kliniğe başvuru sırasında hastalardan ayrıntılı öykü alınması büyük önem taşımaktadır. Yakınmaların ne zaman başladığı, hangi durumlarda arttığı, hangi seslerin yakınmayı tetiklediği, kafa içi basıncı artıran manevralarla ilişkisi ve günlük yaşama etkileri titizlikle sorgulanmaktadır. Fizik muayenede odyolojik değerlendirmenin yanı sıra otoskopik inceleme, denge muayenesi, Valsalva manevrası sırasında göz hareketlerinin gözlemlenmesi ve kalibre ses uyaranlarına verilen yanıtların incelenmesi tanı sürecine katkı sunmaktadır. Video nistagmografi ve video head impulse testi gibi tamamlayıcı incelemeler de kliniğin bütünsel değerlendirmesinde yer alabilmektedir.

Süperior kanal dehisansı sendromuna eşlik edebilecek psikososyal etkiler de göz ardı edilmemesi gereken bir alan oluşturmaktadır. Otofoninin kişinin kendi sesinden rahatsızlık duyması, dış seslerden kaçınması ve toplumsal etkileşimlerde çekingenlik yaşaması gibi sonuçları görülebilir. Bunun yanı sıra beklenmedik anlarda ortaya çıkan denge yakınmaları hastalarda düşme korkusu ve öngörülemez tetiklenmelere karşı tetikte olma hâli yaratabilmektedir. Bu durum çalışma yaşamını, araç kullanımını ve fiziksel etkinlikleri kısıtlayabilir. Multidisipliner bir yaklaşımla hastaya verilecek bilgilendirme, yakınmaların yorumlanmasında ve günlük yaşamla ilgili öz yönetim becerilerinin geliştirilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir.

Klinik izlem sürecinde yakınmaların şiddetine göre farklı yaklaşımlar değerlendirilmektedir. Hafif düzeyde otofoni ve seyrek görülen denge yakınmaları söz konusu olduğunda gözlem, tetikleyicilerden kaçınma ve gürültüye karşı bireysel koruma önlemleri gibi konservatif yaklaşımlar öncelikle gündeme gelmektedir. İşitme cihazları, işitme yakınmasının belirgin olduğu durumlarda destekleyici seçenek olarak değerlendirilebilmektedir. Yakınmaların günlük yaşam üzerindeki etkisi belirginleştiğinde ise cerrahi yaklaşımlar seçenek olarak sunulmakta; ancak bu kararlar hastaya özgü değerlendirme, görüntüleme bulgularının yorumlanması ve olası yarar zarar dengesinin ayrıntılı biçimde ele alınmasıyla verilmektedir.

Cerrahi yaklaşımlar arasında dehisansın onarımına yönelik seçenekler bulunmakta olup, orta fossa ya da transmastoid yollarla gerçekleştirilebilmektedir. Üçüncü pencere olarak işlev gören açıklığın kapatılması ya da etkisiz kılınması, klinik yakınmaların hafiflemesine katkı sağlayabilmektedir. Ancak cerrahi kararın verilmesinde deneyimli bir ekip tarafından yapılan çok yönlü değerlendirme önem taşımaktadır. Cerrahi süreçte ve sonrasında odyolojik izlem, tekrarlanan VEMP incelemeleri ve denge testleri hastanın iyileşme sürecinin nesnel biçimde takip edilmesine olanak vermektedir. Ameliyat sonrası dönemde geçici baş dönmesi ve dengesizlik gibi durumlar yaşanabilmekte, vestibüler rehabilitasyon programları bu süreçte destekleyici bir işlev üstlenmektedir.

VEMP incelemesinin uygulama tekniğine ilişkin standartlar, güvenilir sonuçlar alınabilmesi açısından belirleyici olmaktadır. İnceleme öncesinde hastanın boyun kasları ve göz altı kasları gibi hedef bölgelerin gevşek olması, elektrot yerleşiminin uygun biçimde yapılması, uyaran şiddeti ve süresinin standartlaştırılmış aralıklarda olması sonuçların güvenilirliğini etkileyen etkenler arasındadır. Odyolog ve kulak burun boğaz uzmanının koordineli çalışması, incelemenin doğru yorumlanmasına katkı sağlamaktadır. Yaş, cinsiyet, boyun kaslarının kasılma düzeyi, uyaran frekansı ve incelemenin yapıldığı ortamın sesyalıtımı gibi etkenler yanıtların yorumlanmasında dikkate alınması gereken parametreler olarak kabul edilmektedir.

Süperior kanal dehisansı sendromu dışında da VEMP incelemesinin klinik uygulama alanı geniştir. Vestibüler schwannoma şüphesi taşıyan hastaların değerlendirilmesinde, multipl skleroz gibi merkezi vestibüler tutulumun beklendiği hastalıklarda, işitme kaybı tabloları çerçevesinde otolit işlevinin sorgulanmasında ve kokleer implant öncesi dönemde iç kulak sisteminin bütünsel değerlendirilmesinde VEMP verileri katkı sağlayabilmektedir. Ayrıca dış kulak yolu sağlığı yerinde olan ancak orta kulak patolojisi taşıyan hastalarda kemik iletili VEMP uygulamaları alternatif bir yaklaşım olarak değerlendirilebilmektedir. Bu yönleriyle VEMP, çok yönlü klinik değeri olan bir odyolojik değerlendirme yöntemi olarak öne çıkmaktadır.

Klinik pratikte hastaların bilgilendirilmesi süreci, yakınmaların yorumlanması ve süreçle uyum açısından önem taşımaktadır. Süperior kanal dehisansı sendromu tanısı konulan hastalara, üçüncü pencere kuramının anlaşılır bir dille aktarılması, hangi uyaranların yakınmayı tetiklediği ve günlük yaşamda hangi düzenlemelerin destekleyici olabileceği hakkında bilgi verilmesi önerilmektedir. Örneğin ani ve yüksek sesli uyaranlardan kaçınma, kafa içi basıncı ani biçimde artıran hareketlerden uzak durma, ağır kaldırırken nefesi tutmadan hareket etme gibi yaşam düzenlemeleri hastaların yakınmalarını daha yönetilebilir kılmaktadır. Ayrıca gürültülü ortamlarda kişisel işitme koruyucularının kullanılması destekleyici bir öneri olarak yer almaktadır.

Odyoloji birimlerinde süperior kanal dehisansı sendromu ön tanısıyla değerlendirilen hastalarda çok disiplinli bir değerlendirme yaklaşımı benimsenmektedir. Kulak burun boğaz uzmanı, odyolog, radyolog ve gerektiğinde nöroloji uzmanı iş birliği içinde çalışarak hastanın klinik tablosunu bütünsel biçimde ele almaktadır. VEMP incelemesinin yalnızca bir bulgu olarak değil, klinik tablonun bağlamı içinde yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Yanıt genliklerinin ve eşik değerlerinin yaş grubuna, cinsiyete ve laboratuvar normlarına göre değerlendirilmesi, olası yalancı pozitif veya yalancı negatif sonuçların önüne geçilmesi açısından kritik bir noktaya karşılık gelmektedir. Bu bakımdan güvenilir bir değerlendirme için deneyimli bir ekibin varlığı belirleyici olmaktadır.

Sonuç olarak vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller incelemesi, iç kulaktaki otolit organların işlevini nesnel biçimde değerlendirebilen değerli bir odyolojik yöntem olarak süperior kanal dehisansı sendromunun tanısında öne çıkan bir yere sahiptir. Otofoni, gürültüye bağlı baş dönmesi, düşük frekanslı sesleri olağan dışı algılama ve kafa içi basınç değişimlerine karşı denge yakınmaları gibi bulguların varlığında bu sendromun akla getirilmesi gerekmektedir. VEMP incelemesindeki düşük eşik değerleri ve yüksek genlikli yanıtlar, yüksek çözünürlüklü temporal kemik tomografisi ve ayrıntılı klinik değerlendirmeyle birleştirildiğinde tanı süreci güvenilir bir biçimde tamamlanabilmektedir. Yakınmaların yönetilmesinde konservatif yaklaşımlardan cerrahi seçeneklere uzanan geniş bir yelpaze bulunmakta olup, kişiye özgü değerlendirme ve deneyimli bir ekiple sürdürülen çok yönlü izlem, klinik sürecin sağlıklı biçimde ilerlemesine katkı sağlamaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Superior Semicircular Canal Dehiscencencbi.nlm.nih.gov/books/NBK564334/
  2. National Library of Medicine (PubMed) — Vestibular Evoked Myogenic Potentials in Superior Canal Dehiscencepubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23770693/
  3. Mayo Clinic — Dizziness: Symptoms and Causesmayoclinic.org/diseases-conditions/dizziness/symptoms-causes/syc-20371787

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.