İdrar yolu taşı hastalığı, üriner sistemin herhangi bir noktasında kristal yapıların birikmesiyle ortaya çıkan ve toplumda oldukça yüksek sıklıkta görülen ürolojik sorunların başında gelmektedir. Böbrek pelvisinden mesaneye kadar uzanan bu yolculuk sırasında taşlar; renal pelvis, üreteropelvik bileşke, proksimal üreter, orta üreter, distal üreter ve mesane girişinde takılıp kalabilir. Ağrı, hematüri, bulantı ve enfeksiyon gibi bulgularla kendini gösteren bu tablo, çoğu zaman acil müdahale ya da planlı cerrahi girişim gerektirir. Üreteroskopi işlemi, günümüzde bu taşların çıkarılmasında en sık başvurulan endoskopik yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Modern endoüroloji pratiğinde vücut dışından gönderilen ses dalgaları ile taş kıran ESWL ve büyük böbrek yükünde tercih edilen perkütan yaklaşımın yanı sıra üreteroskopi, doğrudan görüş altında taşa ulaşarak parçalama ve çıkarma imkânı sunması nedeniyle özel bir yere sahiptir. Rijit üreteroskop distal ve orta üreter taşlarında birebir görüş sağlarken, fleksibl üreteroskop olarak bilinen ve retrograd intrarenal cerrahi anlamına gelen RIRS uygulaması ile böbrek içindeki tüm kaliksleri ve renal pelvisi tarayarak taşlara ulaşmak mümkün olmaktadır. Bu yaklaşım hem yüksek başarı oranları hem de düşük komplikasyon profili sayesinde tercih edilirliğini sürekli artırmaktadır.
Üroloji Kliniği bünyesinde, üreteroskopi ve RIRS uygulamaları güncel Ho:YAG lazer teknolojisi, tek kullanımlık dijital fleksibl üreteroskoplar, üreteral access sheath sistemleri ve nitinol taş sepetleri gibi ileri düzey ekipman parkı ile gerçekleştirilmektedir. Bölümde uygulamalar, Avrupa Üroloji Derneği ve Amerikan Üroloji Derneği kılavuzlarında belirtilen kanıta dayalı öneriler doğrultusunda ve hasta güvenliği gözetilerek planlanmakta; lazer litotripsi ile taşsızlık hedeflenmektedir. Aşağıdaki başlıklarda üreteroskopi işleminin tanımı, tekniği, hasta hazırlığı, ameliyat akışı, iyileşme süreci ve nüks olasılıkları detaylı biçimde ele alınmaktadır.
Üreteroskopi (URS) Nasıl Tanımlanır? Kapalı Böbrek Taşı Operasyonu Kılavuzu
Üreteroskopi ya da kısaca URS olarak bilinen işlem; üretra, mesane ve üreter yoluyla ince optik cihazların böbrek boşluk sistemine kadar ilerletilmesi ile taş, tümör veya darlık gibi patolojilerin doğrudan görüş altında değerlendirildiği ve tedavi edildiği kapalı endoskopik bir cerrahi tekniktir. Bu yöntemde ciltte kesi yapılmaması, işlemin tamamen doğal idrar yolları kullanılarak gerçekleştirilmesi ve ameliyat sonrası iyileşme sürecinin oldukça kısa olması hastalar için önemli avantajlar oluşturmaktadır. İşlemin adı, üreteri gözlemek anlamına gelen üreteroskopi kelimesinden türetilmiş olup günümüzde renal pelvise ulaşan fleksibl uygulamaları da kapsayacak biçimde geniş bir tanım kazanmıştır.
Tarihsel olarak üreteroskopinin temelleri 1980'li yıllarda Perez-Castro ve Bagley gibi araştırmacıların geliştirdiği ilk ince kalibre üreteroskopların klinik pratiğe girmesiyle atılmıştır. Bu dönemde başlangıçta yalnızca distal üreter taşlarına ulaşılabilirken teknolojinin ilerlemesiyle önce rijit ve semirijit modeller, ardından fleksibl aletler geliştirilmiş ve böbrek boşluk sistemi tamamen endoskopik olarak taranabilir hale gelmiştir. Görüntü teknolojisindeki geçiş fiber optikten dijital kameralara doğru evrilmiş, artık çok yüksek çözünürlüklü görüntü, işlemin güvenliğini ve etkinliğini belirgin biçimde artırmıştır. Enerji kaynağı olarak ilk yıllarda elektrohidrolik ve ultrasonik cihazlar kullanılırken bugünkü altın standart Ho:YAG lazer sistemi olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda Thulium fiber lazer teknolojisi de klinik kullanıma girmiş, taşın dust yani toz haline getirilmesinde daha yüksek verimlilik ve daha düşük geri tepme özelliği ile öne çıkmıştır. Görüntüleme sisteminin dijitalleşmesiyle birlikte narrow band imaging ve yüksek çözünürlüklü ekran teknolojileri de endoskopik değerlendirme kalitesini yükselten önemli gelişmeler arasında yer almıştır.
Kapalı böbrek taşı operasyonu kılavuzu bağlamında düşünüldüğünde üreteroskopi; taş boyutu, konumu, sertliği ve hastanın klinik özelliklerine göre kişiselleştirilen bir stratejinin parçasıdır. Avrupa Üroloji Derneği ve Amerikan Üroloji Derneği kılavuzları, distal üreter taşlarında birinci basamak tedavi olarak URS uygulamasını önermekte, yirmi milimetrenin altındaki renal pelvis taşlarında RIRS yöntemini yine ön sıralarda konumlandırmaktadır. Ayrıca ESWL başarısızlığı sonrasında, sistin ya da kalsiyum oksalat monohidrat gibi sert kompozisyonlu taşlarda, kanama bozukluğu olan ya da antikoagülan tedavi kullanmaya devam etmesi gereken hastalarda üreteroskopi güvenli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra ESWL uygulaması için uygun olmayan obez hastalarda, iskelet deformitesi bulunan bireylerde, gebelik dönemi taş komplikasyonlarında ve pediatrik yaş grubunda dahi seçilmiş endikasyonlarda üreteroskopi güvenle uygulanabilmektedir. İşlemin ciltten kesi gerektirmemesi, doğal anatomik geçitleri kullanması ve yüksek başarı oranı sunması onu modern taş cerrahisinde belirleyici bir yaklaşım haline getirmektedir.
Flexible (RIRS) ile Rijit URS Üreteroskopi Teknikleri Arasında Ne Fark Vardır?
Üreteroskopi işleminde kullanılan cihazlar temelde iki büyük gruba ayrılmaktadır. Bunlardan ilki rijit ya da semirijit adı verilen sert gövdeli üreteroskoplardır. Bu aletlerin dış çapı genellikle altı ila dokuz buçuk French arasında değişir, iç kanalları hem irrigasyon hem de çalışma aleti geçişi için tasarlanmıştır. Rijit modeller özellikle distal ve orta üreterdeki taşlara doğrudan görüş altında ulaşmayı sağlar, mesane girişinden itibaren düz bir eksen üzerinde ilerlerken yapının anatomik uzanımıyla uyumlu şekilde çalışırlar. Semirijit versiyonlar bir miktar bükülme toleransına sahip olduklarından üreterin doğal kıvrımlarına göre hafif adaptasyon gösterirler.
Fleksibl üreteroskop olarak adlandırılan ve klinik pratikte RIRS terimiyle özdeşleşen aletler ise yedi ila dokuz French çapında olup uç kısımları iki yüz yetmiş beş dereceye kadar aktif olarak hareket ettirilebilmektedir. Bu esneklik sayesinde alt kaliks, orta kaliks, üst kaliks ve renal pelvis gibi tüm intrarenal bölgeler taranabilir. Storz Flex-X2, Olympus ve Karl Storz firmalarının reusable ürünlerinin yanı sıra Boston Scientific LithoVue ve Pusen gibi tek kullanımlık dijital modeller de günümüzde yaygın biçimde kullanılmaktadır. Tek kullanımlık cihazlar sterilizasyon gereksinimi olmaması, her seferinde yeni ve tam performanslı görüntü sağlaması nedeniyle özellikle karmaşık böbrek anatomisinde tercih edilmektedir.
İki teknik arasındaki ayrımı belirleyen temel unsur taşın anatomik yerleşimidir. Distal üreter taşlarında rijit URS ile taş bir seansta neredeyse tam görüş altında parçalanabilir. Orta üreter taşlarında yine rijit ya da semirijit yaklaşım genellikle yeterli olur. Ancak proksimal üreter taşlarında, üreteropelvik bileşke düzeyinde ya da böbrek içindeki taşlarda fleksibl RIRS uygulaması vazgeçilmezdir. RIRS uygulaması sırasında ayrıca üreteral access sheath adı verilen on iki ya da on dört French çaplı bir kılıf üretere yerleştirilmekte, bu sayede irrigasyon sıvısının basıncı düşürülüp sepsis riski azaltılmakta ve fleksibl scope'un tekrar tekrar giriş çıkışı kolaylaştırılmaktadır. İşlemin başarısı için kullanılan yardımcı ekipmanların kalitesi büyük önem taşır. Nitinol yapılı Zerotip taş sepetleri, tur-taş forsepsler, biyopsi forsepsleri ve farklı çap ve uzunluklardaki hidrofilik kılavuz teller cerrahın seçenek yelpazesini genişletir. Modern endoüroloji ünitelerinde tüm bu ekipmanların hazır bulundurulması sayesinde işlem sırasında karşılaşılabilecek her türlü teknik ihtiyaca hızla cevap verilebilmektedir.
RIRS ile URS Teknikleri Nasıl Kıyaslanır?
RIRS ve rijit URS uygulamalarının karşılaştırılmasında en önemli parametreler taşsızlık oranı, komplikasyon profili, ameliyat süresi ve tekrarlayan girişim gereksinimidir. Distal üreter taşlarında rijit URS ile elde edilen taşsızlık oranları yüzde doksan ile yüzde doksan beş arasında değişmekte, bu yüksek başarı sayesinde bu bölge taşlarında birinci basamak tedavi olarak kılavuzlarda önerilmektedir. Proksimal üreter taşlarında hem semirijit URS hem de fleksibl URS uygulanabilir, ancak proksimal yerleşimlerde taşın böbrek içine kaçma riski nedeniyle fleksibl aletlerin desteği sıklıkla devreye girer ve taşsızlık oranları yüzde seksen ile yüzde doksan arasında raporlanır.
Yirmi milimetrenin altındaki renal pelvis taşlarında RIRS uygulaması yüzde seksen dolayında taşsızlık oranı sunarken, bu değer taşın boyutu, sertliği ve kaliks anatomisiyle yakından ilişkilidir. Alt kaliks taşlarında infundibulopelvik açı, infundibulum uzunluğu ve infundibulum genişliği başarıyı etkileyen faktörlerdir. Yirmi milimetrenin üzerindeki taşlarda RIRS uygulanabilse de tek seansta taşsızlığa ulaşmak zorlaşmakta ve staged olarak adlandırılan çok seanslı yaklaşımlar ya da perkütan nefrolitotomi tercihi gündeme gelmektedir. Bu noktada hastanın anatomisi, taşın kompozisyonu ve klinik önceliklendirme belirleyici olmaktadır.
Komplikasyon profilinde her iki teknik de düşük risk taşımakla birlikte üreteral avülsiyon, perforasyon ve striktür gibi ciddi olaylar teorik olarak rijit URS'de daha yüksek olarak bildirilmiştir. Fleksibl aletlerin ince yapısı ve esnek gövdesi mekanik travma riskini azaltmaktadır. Buna karşın RIRS uygulamalarında yüksek intrarenal basınç ve enfekte idrar varlığında sepsis riski, access sheath kullanımı ile önemli ölçüde azaltılmaktadır. Antikoagülan tedavi altındaki hastalarda her iki teknik de ESWL'ye göre daha güvenlidir. Enfeksiyon oranları literatürde yüzde beş ile yüzde on arasında raporlanırken üreteral perforasyon oranı yüzde bir dolayında, üriner striktür oranı ise yüzde bir ile yüzde beş arasında bildirilmektedir. Doğru perioperatif antibiyotik profilaksisi, uygun irrigasyon basıncı kontrolü, dikkatli guidewire manipülasyonu ve deneyimli endoüroloji ekibi tarafından yapılan girişimler bu oranları en aza indirir. Sonuç olarak modern endoüroloji pratiğinde iki teknik birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan uygulamalar olarak değerlendirilir ve endikasyona göre birlikte kullanılabilirler.
Üreteroskopi Operasyonu Hangi Aşamalarla Uygulanır? Adım Adım Cerrahi Akış Nasıldır?
Üreteroskopi operasyonu titiz bir cerrahi akış içerisinde yürütülmektedir. Hasta ameliyat masasına litotomi pozisyonunda yatırılır. Anestezi indüksiyonunun ardından üretra, mesane girişi ve dış genital bölge antiseptik solüsyonlar ile hazırlanır. İlk aşama olarak sistoskopi yapılır ve mesaneye girilir. Üreter orifisleri tespit edilir. Retrograd pyelogram alınarak taşın konumu, üreter anatomisi ve kaliks yapısı fluoroskopi altında değerlendirilir. Bu görüntü ameliyatın haritasını çıkarmak açısından temel bir aşamadır.
İkinci aşamada üreter orifisinden ince bir guidewire ilerletilerek renal pelvise ulaşılır. Sensor, Zebra veya Amplatz gibi farklı tiplerde kılavuz teller kullanılabilir. Kılavuz telin doğru yerleştirilmesi sonraki tüm işlemlerin güvenliği açısından belirleyicidir. RIRS uygulaması planlandığında bu aşamada üreteral access sheath yerleştirilir. Access sheath böbrek içindeki basıncı düşürerek sepsis riskini azaltır, fleksibl skopun tekrarlanan giriş çıkışlarına olanak tanır ve parçalanan taş fragmanlarının çıkarılmasını kolaylaştırır. Rijit URS için ise doğrudan skop üretere ilerletilir.
Üçüncü aşamada üreteroskop kaliks veya üretere ulaştırılır. Sürekli irrigasyon altında taş görüntülenir. Litotripsi için Ho:YAG lazer sistemi devreye alınır. Yaklaşık iki bin yüz nanometre dalga boyunda çalışan bu lazer, taşları dust adı verilen mikro toz halinde ya da fragman modunda küçük parçalara ayırma imkânı sunar. Enerji ayarı sıfır virgül iki ile iki joule arasında, frekans beş ile seksen Hertz arasında ayarlanabilir. Yeni jenerasyon Thulium fiber lazer ve Moses etkisi teknolojisi ile taş parçalanma verimliliği daha da artırılmaktadır. Küçük parçalar nitinol yapılı Zerotip sepetler veya tur-taş forsepsler ile dışarı alınır. İşlem sonunda çoğu vakada geçici olarak double J stent olarak bilinen üreteral kateter yerleştirilir ve bir ile dört hafta boyunca hastada kalır. Stent, üreterdeki geçici ödem nedeniyle gelişebilecek obstrüksiyonu önler, idrar akımını güvence altına alır ve postoperatif renal kolik riskini azaltır. Ayrıca cerrahi sırasında elde edilen taş fragmanları taş analizi için toplanır ve laboratuvara gönderilir. Kalsiyum oksalat, kalsiyum fosfat, ürik asit, sistin veya struvit gibi kompozisyon bilgisi tedavi sonrası metabolik değerlendirme ve nüks önleme stratejilerinin temelini oluşturur.
Üreteroskopi Ardından Toparlanma Süreci Nasıldır ve Stent Takibi Nasıl Yapılır?
Üreteroskopi sonrası toparlanma süreci hastanın genel durumu, işlemin süresi, taş yükü ve stent yerleştirilip yerleştirilmediğine göre değişmekle birlikte oldukça hızlı seyreder. Hastaların büyük çoğunluğu operasyondan sonraki gün taburcu edilir. Bazı vakalarda ise günübirlik cerrahi şeklinde aynı gün eve dönüş mümkündür. İlk günlerde hafif kanlı idrar yani makroskopik hematüri, işeme sırasında yanma, yan ağrısı ve süprapubik rahatsızlık gibi bulgular görülebilir. Bu semptomların büyük bölümü stentin varlığından kaynaklanmakta olup çoğu hastada tolere edilebilir düzeydedir.
Double J stent yerleştirilen hastalarda stent semptomları adı verilen özel bir klinik tablo görülebilir. Sık idrar yapma isteği, aciliyet duygusu, alt bel bölgesinde hafif ağrı ve idrar yaparken böbrek bölgesine doğru vurma hissi bu bulguların başlıcalarıdır. Alfa bloker sınıfından tamsulosin gibi ilaçların stent semptomlarını hafiflettiği ve idrar akımını düzenlediği pek çok çalışmada gösterilmiştir. Bol su tüketimi, günde iki ila üç litre sıvı alımı, sıkı fiziksel aktiviteden kısa süreli kaçınma ve düzenli ilaç kullanımı toparlanma sürecini kolaylaştırır. Ağır egzersiz, uzun süreli araç kullanımı ve travmatik hareketlerden birkaç gün uzak durulması önerilir.
Stent takibi ürolojik izlemin en önemli parçalarından biridir. Genellikle bir ila dört hafta arasında değişen sürelerde stent çıkarılır. Çıkarma işlemi poliklinik koşullarında lokal anestezi altında yapılan ince sistoskopi ile gerçekleştirilir. Stent çıkarıldıktan sonra hastanın idrar bulguları belirgin biçimde düzelir. Kontrol amaçlı ilerleyen dönemde ultrasonografi ve düşük dozlu bilgisayarlı tomografi ile taşsızlık durumu ve olası kalıntı fragmanlar değerlendirilir. Metabolik değerlendirme, yirmi dört saatlik idrar analizi ve serum biyokimyası ile beslenme ve sıvı alımına yönelik öneriler kişiselleştirilir. Böylece hem mevcut taş temizlenmiş olur hem de nüks riski azaltılır.
Üreteroskopi Öncesinde Hangi Tetkikler İstenir ve Hasta Nasıl Hazırlanır?
Üreteroskopi öncesinde hastanın ayrıntılı klinik değerlendirmesi yapılır. Öncelikle idrar tahlili ve idrar kültürü ile üriner enfeksiyon varlığı araştırılır. Enfekte idrar tespit edildiğinde uygun antibiyotik tedavisi ile önce enfeksiyonun kontrol altına alınması gereklidir. Tam kan sayımı, koagülasyon parametreleri, üre, kreatinin, elektrolit düzeyleri, karaciğer fonksiyon testleri ve gerektiğinde HbA1c ölçümleri istenir. Hastanın anestezi güvenliğinin değerlendirilmesi için anestezi konsültasyonu yapılır, kardiyolojik ve pulmoner risk profili çıkarılır. İlaç kullanımı, alerjiler ve önceki cerrahi girişimler ayrıntılı sorgulanır.
Görüntüleme incelemesi olarak düşük dozlu kontrastsız bilgisayarlı tomografi altın standart olarak kabul edilir. Bu tetkik ile taşın boyutu, yerleşimi, dansitesi Hounsfield birimi cinsinden ölçülür, üreter anatomisi, hidronefroz derecesi ve olası anatomik varyasyonlar belirlenir. Ultrasonografi tamamlayıcı olarak kullanılabilir, özellikle böbrek fonksiyon rezervinin değerlendirilmesinde faydalıdır. Gerektiğinde intravenöz pyelografi veya manyetik rezonans ürografi seçilmiş vakalarda uygulanabilir. Skenografi ve dinamik renal sintigrafi böbrek fonksiyonlarının bölgesel değerlendirmesi için başvurulan yardımcı tetkiklerdir.
Hasta hazırlığı sürecinde işlem öncesi en az sekiz saatlik açlık gereklidir. Antikoagülan ve antiagregan ilaç kullanan hastalarda ilgili hekimlerle koordineli biçimde ilaç yönetimi yapılır. Warfarin, klopidogrel, apiksaban gibi ajanlar operasyondan üç ila yedi gün önce kesilebilir veya köprüleme tedavisi planlanır. Sigara kullanan hastalara operasyondan en az iki hafta önce sigarayı bırakma önerilir. Ameliyat öncesi profilaktik antibiyotik dozu genellikle bir gram sefazolin veya çevresel dirençliliğe göre seçilen bir kinolon şeklinde tek doz olarak uygulanır. Hasta ve yakınlarına işlem hakkında ayrıntılı bilgi verilir, olası komplikasyonlar açıklanır ve aydınlatılmış onam süreci tamamlanır.
Üreteroskopi Sırasında Hangi Anestezi Yöntemi Tercih Edilir ve Ameliyat Ne Kadar Sürer?
Üreteroskopi işlemi sırasında anestezi seçimi hastanın klinik durumu, işlemin öngörülen süresi ve taşın konumuna göre belirlenir. Genel anestezi en sık tercih edilen yöntem olup hem hasta konforu hem de solunum ve hareket kontrolü açısından cerraha optimum ortam sunar. Fleksibl üreteroskopi ile böbrek içi girişimler yapılırken solunum hareketlerinin kontrolü, apne dönemlerinde daha stabil görüntü elde edilmesi ve karmaşık taş lokalizasyonlarında güvenli çalışma için genel anestezi tercih edilmektedir. Endotrakeal entübasyon ya da larengeal maske uygulaması vakaya göre değerlendirilir.
Distal üreter taşları gibi kısa süreli rijit URS uygulamalarında spinal anestezi güvenli ve etkin bir seçenektir. Bel bölgesinden yapılan bu anestezi tekniği ile hastanın alt beden bölgesi uyuşturulur ve genel anestezinin sistemik etkilerinden kaçınılmış olur. Kalp ve akciğer hastalığı bulunan riskli hasta grubunda, ileri yaşta veya sistemik komorbiditelerin varlığında spinal anestezi bir avantaj sağlayabilir. Bunun yanı sıra bazı seçilmiş distal üreter olgularında sedasyon eşliğinde lokal anestezi ile de üreteroskopi uygulamaları literatürde bildirilmektedir; ancak bu uygulamalar sınırlı endikasyonlara sahiptir.
Ameliyatın süresi taşın büyüklüğü, sertliği, konumu ve hastanın anatomik özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama kırk beş ile doksan dakika arasında sürmektedir. Basit distal üreter taşlarında işlem otuz dakika içerisinde sonuçlanabilirken renal pelvis taşları veya çoklu kaliks taşlarında süre iki saate kadar uzayabilir. Ameliyat sonrası hastanın uyanma odasında yaklaşık bir saat izlenmesinin ardından servise alınır. Beslenmeye ilk saatlerde geçilebilir. Günübirlik protokoller çerçevesinde uygun görülen vakalar aynı gün, çoğunluğunda ise ertesi gün taburcu edilir. Cerrahi ekibin deneyimi, kullanılan lazer teknolojisi ve endoskopi ekipmanının kalitesi işlem süresini kısaltmakta belirleyici olur.
Üreteroskopi Sonrasında Taş Düşme Olasılığı ve Nüks Riski Nedir?
Üreteroskopi sonrasında ilk günlerde küçük parçacıkların idrar yoluyla dışarı atılması normaldir. Ho:YAG lazer dust modunda uygulandığında taş, mikroskobik toz haline getirilerek doğrudan üriner sistem tarafından temizlenmektedir. Fragman modunda ise küçük taş parçaları sepet yardımıyla çıkarılır, kalan minimal fragmanlar günler ile birkaç hafta içinde spontan olarak düşer. Bu süreçte hastalar bol miktarda sıvı almalı, günde en az iki ila üç litre su tüketmeli ve gerektiğinde alfa bloker ilaçlarla desteklenen medikal ekspulsif tedaviye devam etmelidir. Tamsulosin başta olmak üzere kullanılan bu ilaçlar distal üreter kas tonusunu azaltarak taş düşürme sürecini kolaylaştırır.
Kontrol ultrasonografi ve düşük dozlu bilgisayarlı tomografi ile taşsızlık durumu bir ay ve üç ay sonra değerlendirilir. Klinik olarak anlamsız kalıntı fragmanlar dört milimetrenin altında olduğunda takip önerilir. Daha büyük kalıntılarda ek girişim veya ESWL desteği düşünülebilir. Genel taşsızlık oranları distal üreter için yüzde doksan beşe ulaşırken proksimal üreter ve renal pelvis taşlarında yüzde seksen ile yüzde doksan arasında değişmektedir. Taşın kompozisyonu, sertliği ve anatomik yerleşimi başarıyı belirleyen temel faktörler arasında yer almaktadır. Sistin ve kalsiyum oksalat monohidrat gibi sert taşlarda birden fazla seans gerekebilir.
Nüks riski üriner sistem taş hastalığının doğasında bulunmaktadır. Metabolik risk faktörleri değerlendirilmediğinde beş yıllık nüks oranı yüzde elliyi bulabilmektedir. Bu nedenle üreteroskopi sonrası ideal yaklaşım hem taşın kimyasal analizinin yapılması hem de yirmi dört saatlik idrar analizi ile metabolik değerlendirme uygulanmasıdır. Sıvı alımı, tuz kısıtlaması, hayvansal protein tüketiminin dengelenmesi, kalsiyum alımının makul düzeyde tutulması ve gerekli hallerde tiazid, potasyum sitrat veya allopurinol gibi ilaçların kullanılması nüks riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Düzenli kontrolleri aksatmayan, önerilere uyum sağlayan hastalarda uzun dönem taşsızlık başarıyla korunabilmektedir.
Üroloji Kliniği, idrar yolu taşı hastalığında üreteroskopi ve retrograd intrarenal cerrahi uygulamalarını uluslararası kılavuzlara uygun biçimde, Ho:YAG lazer, dijital fleksibl üreteroskop, üreteral access sheath sistemleri ve tek kullanımlık ekipmanlar kullanılarak gerçekleştirmektedir. Endoüroloji alanında deneyimli hekim kadrosu; ameliyat öncesi ayrıntılı görüntüleme, kişiye özel cerrahi planlama, güvenli anestezi yönetimi ve ameliyat sonrası titiz izlem süreciyle taşsızlık hedefine ulaşmayı önceliklendirir. Ayrıca metabolik değerlendirme ve beslenme danışmanlığı ile nüks riskinin en aza indirilmesine yönelik kapsamlı bir program sunar. Her hastanın klinik özellikleri, taş kompozisyonu, anatomik yapısı ve yaşam tarzı dikkate alınarak kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturulur. İdrar yolu taşı ile mücadelede modern endoüroloji imkânlarından yararlanmak isteyen hastalar için Üroloji birimi, güvenilir ve deneyimli bir başvuru adresi olmaya devam etmektedir.