Anestezi ve Reanimasyon

Sıvı Yanıtının Değerlendirilmesi

Sıvı yanıtlılığı kavramı, hangi hastalarda gerekli olduğu ve değerlendirmede kullanılan dinamik parametrelere dair pratik bilgilere göz atın.

Sıvı yanıtının değerlendirilmesi, yoğun bakım ve anestezi pratiğinde hemodinamik dengenin sürdürülmesi açısından merkezi öneme sahip bir klinik değerlendirme sürecidir. Kritik hastalarda dolaşım yetmezliğinin yönetiminde sıvı resüsitasyonu sıklıkla başvurulan bir uygulama olmakla birlikte, verilen sıvının dolaşıma katkısının ne ölçüde olduğunun nesnel parametrelerle ortaya konması gerekmektedir. Çağdaş yaklaşımda her hastanın sıvıya yanıt verme kapasitesi farklılık göstermekte, gereksiz sıvı yüklenmesinin organ disfonksiyonu ve mortalite üzerindeki olumsuz etkileri giderek daha belirgin biçimde belgelenmektedir. Bu nedenle sıvı yanıtının doğru biçimde değerlendirilmesi, hem yetersiz perfüzyonun önlenmesi hem de aşırı sıvı yüklemesinin getirdiği komplikasyonların azaltılması bakımından klinik karar verme sürecinin temel basamaklarından birini oluşturmaktadır.

Sıvı yanıtı kavramı, intravenöz olarak uygulanan sıvının ardından kalp debisinde ya da atım hacminde anlamlı bir artış sağlanması durumunu tanımlamaktadır. Literatürde genellikle 250 ile 500 mililitre arasında değişen sıvı bolusu sonrasında atım hacminde %10 ile %15 oranında artış gözlenmesi, hastanın sıvıya yanıt verdiği biçiminde yorumlanmaktadır. Ancak yapılan geniş ölçekli çalışmalar, yoğun bakım ünitelerinde takip edilen kritik hastaların yalnızca yarısına yakın bir bölümünün uygulanan sıvıya beklenen hemodinamik yanıtı verdiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, sıvı uygulamasının ampirik biçimde değil, nesnel parametrelere dayalı olarak planlanmasının önemini güçlü biçimde vurgulamaktadır. Hastanın Frank-Starling eğrisi üzerindeki konumu, sıvı yüklemesinin yararlı olup olmayacağını belirleyen başlıca fizyolojik mekanizmayı oluşturmaktadır.

Geleneksel olarak kullanılan santral venöz basınç ve pulmoner arter tıkanma basıncı gibi statik parametrelerin, sıvı yanıtını öngörmedeki yetersizliği günümüzde geniş kabul görmektedir. Statik basınç ölçümleri, ventriküler kompliyans, intratorasik basınç ve vasküler tonus gibi pek çok değişkenden etkilenmekte, dolayısıyla preload durumunu güvenilir biçimde yansıtamamaktadır. Yapılan meta analizlerde santral venöz basınç değerlerinin sıvı yanıtını tahmin etmedeki duyarlılığı düşük bulunmuş, klinik karar süreçlerinde tek başına yol gösterici olarak değerlendirilmemesi önerilmiştir. Bu nedenle çağdaş yoğun bakım pratiğinde dinamik parametrelerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta, hastanın gerçek hemodinamik durumunu daha doğru yansıtan yöntemler tercih edilmektedir.

Dinamik parametreler, kalp-akciğer etkileşiminin solunum döngüsü boyunca yarattığı değişikliklerden yararlanarak sıvı yanıtını öngörme ilkesine dayanmaktadır. Mekanik ventilasyon altındaki hastalarda inspiryum sırasında intratorasik basıncın artması, venöz dönüşü geçici olarak azaltmakta ve sol ventrikül atım hacminde dalgalanmaya yol açmaktadır. Bu dalgalanmanın büyüklüğü, hastanın Frank-Starling eğrisinin dik bölümünde bulunup bulunmadığını yansıtmaktadır. Nabız basıncı değişkenliği ve atım hacmi değişkenliği, bu prensibe dayanan en yaygın kullanılan dinamik göstergeler arasında yer almaktadır. Genel kabul gören eşik değerler %12 ile %13 aralığında olup, bu sınırın üzerindeki değerler sıvı yanıtı olasılığının yüksek olduğunu düşündürmektedir.

Dinamik parametrelerin güvenilir biçimde yorumlanabilmesi için bazı koşulların sağlanması gerekmektedir. Hastanın kontrollü mekanik ventilasyon altında bulunması, kilogram başına en az 8 mililitre tidal hacim uygulanması, sinüs ritminin korunması ve spontan solunum eforunun olmaması bu koşulların başında gelmektedir. Akciğer koruyucu ventilasyon stratejilerinin yaygınlaşması, düşük tidal hacim uygulamaları ve aritmi varlığı, söz konusu parametrelerin geçerliliğini sınırlandıran başlıca faktörler arasında değerlendirilmektedir. Ayrıca abdominal basınç artışı, açık göğüs durumu ve sağ ventrikül yetmezliği gibi durumlarda nabız basıncı değişkenliğinin yanıltıcı sonuçlar verebileceği bildirilmektedir. Bu kısıtlamalar nedeniyle alternatif değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi klinik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.

Pasif bacak kaldırma manevrası, son yıllarda öne çıkan ve geniş klinik uygulanabilirliğe sahip bir değerlendirme yöntemi olarak dikkat çekmektedir. Hastanın yarı oturur pozisyondan sırtüstü pozisyona getirilirken alt ekstremitelerin 45 derece kaldırılması, alt ekstremite ve splanknik dolaşımdaki yaklaşık 300 mililitre kanın santral dolaşıma transferine yol açmaktadır. Bu işlem, geri dönüşümlü bir endojen sıvı bolusu işlevi görmekte ve hastanın gerçek bir sıvı yüklemesine vereceği yanıtı öngörmeye olanak tanımaktadır. Manevra sırasında kalp debisinde %10 ile %12 oranında artış gözlenmesi, sıvı yanıtı açısından oldukça değerli bir belirleyici olarak kabul edilmektedir. Pasif bacak kaldırmanın spontan solunan hastalarda ve aritmisi bulunan bireylerde de uygulanabilmesi, yöntemin önemli avantajları arasında sayılmaktadır.

Pasif bacak kaldırma manevrasının doğru biçimde değerlendirilebilmesi için kalp debisinin gerçek zamanlı olarak ölçülmesi büyük önem taşımaktadır. Sadece kan basıncındaki değişikliklere dayalı yorumlama, vasküler tonusun değişkenliği nedeniyle yanıltıcı olabilmektedir. Bu nedenle ekokardiyografi, transpulmoner termodilüsyon ya da nabız konturu analizi gibi atım hacmini doğrudan ölçen yöntemlerin eş zamanlı kullanımı önerilmektedir. Ayrıca intraabdominal basınç artışı bulunan hastalarda manevranın etkinliğinin azalabileceği, alt ekstremite kompresyon çoraplarının çıkarılmasının gerekebileceği ve ağrılı uyaranların sempatik aktivasyon yoluyla sonuçları etkileyebileceği akılda tutulmalıdır. Manevranın standart protokole uygun biçimde gerçekleştirilmesi, elde edilen verilerin güvenilirliği açısından belirleyici olmaktadır.

Vena cava inferior çapı ve solunumsal değişkenliği, ultrason temelli noninvaziv değerlendirme yöntemleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Spontan solunan hastalarda vena cava çapının inspiryumda %50 ve üzerinde kollabe olması, sıvı yanıtı lehine yorumlanmaktadır. Mekanik ventilasyon altındaki hastalarda ise inspiryumda damar çapında artış, ekspiryumda azalma gözlenmekte ve distansibilite indeksinin %18 üzerinde olması sıvı yanıtının göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu ölçümler yatak başında hızlı biçimde yapılabilmekte, invaziv işlem gerektirmemesi nedeniyle özellikle acil servis ve yoğun bakım ortamında pratik bir araç sunmaktadır. Ancak abdominal basınç artışı, sağ kalp yetmezliği ve obezite gibi durumlarda görüntü kalitesinin ve ölçüm güvenilirliğinin azalabileceği unutulmamalıdır.

Ekokardiyografi, sıvı yanıtının değerlendirilmesinde çok yönlü bilgi sunan bir görüntüleme yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Sol ventrikül çıkış yolu akım hızı zaman integrali ölçümleri, atım hacmindeki değişikliklerin doğrudan ve nicel biçimde izlenmesine olanak vermektedir. Pasif bacak kaldırma ya da küçük hacimli sıvı yüklemesi öncesi ve sonrası yapılan ölçümlerin karşılaştırılması, hastanın sıvı yanıt durumunu değerlendirmede güvenilir bir yaklaşım sunmaktadır. Ayrıca sağ ventrikül fonksiyonu, kapak yetersizlikleri, perikardiyal sıvı varlığı ve pulmoner hipertansiyon gibi eşlik eden patolojilerin saptanması, klinik karar verme sürecini bütüncül biçimde desteklemektedir. Yoğun bakım hekimlerinin temel ekokardiyografi konusunda yetkinlik kazanması, sıvı yönetiminin kalitesini belirgin biçimde artırmaktadır.

Mini sıvı yüklemesi yöntemi, klasik 500 mililitrelik sıvı bolusuna alternatif olarak geliştirilmiş bir yaklaşım niteliğindedir. Bu yöntemde 100 mililitre kristaloid sıvı bir dakika içinde uygulanmakta ve atım hacmindeki değişiklik gerçek zamanlı olarak izlenmektedir. Atım hacminde %6 ve üzerinde artış gözlenmesi, sıvı yanıtının göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Mini sıvı yüklemesinin temel avantajı, gereksiz sıvı yüklenmesinin önlenmesi ve özellikle sıvı toleransı sınırlı hastalarda güvenli bir değerlendirme imkânı sunmasıdır. Akut respiratuar distres sendromu, kalp yetmezliği ve akut böbrek hasarı bulunan hastalarda bu yaklaşımın klinik fayda sağladığı bildirilmektedir. Ölçümlerin hassas atım hacmi monitörizasyonu gerektirmesi yöntemin yaygın kullanımını sınırlayan bir faktör olarak değerlendirilmektedir.

End-ekspiratuar tıkama testi, mekanik ventilasyon altındaki hastalarda sıvı yanıtının belirlenmesinde kullanılan bir başka dinamik yöntem olarak literatürde yer almaktadır. Ekspiryum sonunda 15 saniye süreyle solunumun durdurulması, intratorasik basıncın azalmasına ve venöz dönüşün artmasına yol açmaktadır. Bu manevra sırasında kalp debisi ya da nabız basıncında %5 ve üzerinde artış gözlenmesi, sıvı yanıtı olasılığını yüksek biçimde öngörmektedir. Yöntemin düşük tidal hacimli ventilasyon uygulanan hastalarda dahi geçerliliğini koruması, akciğer koruyucu stratejilerle uyumlu olması bakımından önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ancak hastanın 15 saniyelik tıkamayı tolere edebilmesi ve spontan solunum eforu göstermemesi gerekmektedir.

Sıvı yanıtının değerlendirilmesinde mikrosirkülasyon parametrelerinin önemi giderek daha fazla vurgulanmaktadır. Makrohemodinamik düzelmenin doku perfüzyonuna çoğu durumda yansımadığı, dolayısıyla kapiller geri dolum süresi, laktat klirensi, santral venöz oksijen satürasyonu ve veno-arteryel karbondioksit farkı gibi göstergelerin bütüncül değerlendirmenin parçası olması gerektiği belirtilmektedir. Özellikle septik şok hastalarında, kan basıncı ve kalp debisi normalize olsa dahi mikrosirkülasyon bozukluklarının sürebileceği bilinmektedir. Bu nedenle sıvı yönetiminde nihai hedefin yalnızca hemodinamik parametrelerin düzeltilmesi değil, doku perfüzyonunun ve hücresel oksijenizasyonun yeterli düzeye getirilmesi olduğu kabul edilmektedir.

Sıvı toleransı kavramı, sıvı yanıtı kavramının tamamlayıcısı olarak son yıllarda klinik gündemde yer almaktadır. Hastanın sıvıya yanıt vermesi, ek sıvı uygulamasının her durumda yararlı olacağı anlamına gelmemektedir. Akciğer ödemi gelişme riski, intraabdominal basınç artışı, venöz konjesyon ve glikokaliks hasarı gibi faktörler, sıvı toleransının değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken parametrelerdir. Akciğer ultrasonografisinde B çizgilerinin artması, plevral sıvı varlığı ve portal venöz akım paterninde pulsatilite gözlenmesi, sıvı yüklenmesinin erken belirteçleri olarak yorumlanmaktadır. Yanıt veren ancak tolere edemeyen hastalarda vazopressör desteğin öne alınması daha uygun bir yaklaşım olarak önerilmektedir.

Septik şok yönetiminde sıvı resüsitasyonu fazları, başlatma, optimizasyon, stabilizasyon ve de-resüsitasyon olmak üzere dört dönemde değerlendirilmektedir. Başlatma fazında hipovoleminin hızla düzeltilmesi hedeflenirken, sonraki fazlarda sıvı yanıtının ve toleransının dikkatli biçimde izlenmesi gerekmektedir. Pozitif sıvı dengesinin uzaması, yoğun bakım kalış süresinin uzaması ve mortalite ile ilişkili bulunmuştur. Bu nedenle de-resüsitasyon fazında aktif diürez ya da gerektiğinde ultrafiltrasyon uygulamaları gündeme gelmektedir. Bireyselleştirilmiş sıvı yönetimi yaklaşımı, hastanın klinik durumuna, organ fonksiyonlarına ve hemodinamik parametrelerine göre dinamik biçimde uyarlanmaktadır.

Perioperatif dönemde sıvı yanıtının değerlendirilmesi, cerrahi sonuçlar üzerinde belirleyici etkiye sahip bir uygulama olarak öne çıkmaktadır. Hedefe yönelik sıvı tedavisi protokollerinin, postoperatif komplikasyon oranlarını ve hastanede kalış süresini azalttığı çok sayıda klinik çalışmada gösterilmiştir. Özellikle yüksek riskli abdominal cerrahi, kardiyak cerrahi ve ortopedik cerrahi geçiren hastalarda atım hacmi optimizasyonuna dayalı sıvı yönetiminin sonuçları iyileştirmeye katkı sağladığı bildirilmektedir. Noninvaziv ya da minimal invaziv kalp debisi monitörizasyon yöntemlerinin gelişmesi, hedefe yönelik yaklaşımın daha geniş hasta popülasyonlarında uygulanabilirliğini artırmaktadır. Anestezi pratiğinde bu tür protokollerin standart hâle getirilmesi, çağdaş yaklaşımın temel bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Pediatrik hastalarda sıvı yanıtının değerlendirilmesi, erişkin popülasyondan farklı fizyolojik özellikler nedeniyle ayrı bir yaklaşım gerektirmektedir. Çocuklarda kalp hızı değişkenliğinin daha yüksek olması, kan basıncının geç düşmesi ve mekanik ventilasyon parametrelerinin farklılığı, dinamik parametrelerin yorumlanmasını güçleştirmektedir. Aort akım hızı zaman integrali ölçümleri ve vena cava değerlendirmesi, pediatrik hastalarda öne çıkan yöntemler arasında yer almaktadır. Yenidoğan ve süt çocuğu döneminde miyokard kompliyansının düşük olması, sıvı yüklemesine verilen yanıtı sınırlandırabilmekte ve aşırı sıvı uygulamasının komplikasyon riskini artırabilmektedir. Bu nedenle pediatrik yoğun bakımda da bireyselleştirilmiş, dinamik değerlendirme temelli yaklaşımlar önerilmektedir.

Sıvı yanıtının değerlendirilmesi sürecinde yapay zekâ destekli karar destek sistemleri ve sürekli hemodinamik izlem teknolojileri giderek artan biçimde gündeme gelmektedir. Çok sayıda fizyolojik parametrenin eş zamanlı analizi, hastaya özgü sıvı yönetim stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Anestezi ve Reanimasyon Kliniği bünyesinde, kritik hastaların hemodinamik değerlendirmesi çağdaş kılavuzlar doğrultusunda yürütülmekte; dinamik parametreler, ultrason temelli değerlendirme ve ileri monitörizasyon yöntemleri bütüncül biçimde kullanılmaktadır. Hasta güvenliğinin korunması ve klinik sonuçların iyileşmesine katkı sağlanması açısından, sıvı yanıtının doğru biçimde değerlendirilmesi disiplinler arası iş birliği gerektiren bir alan olarak ön plana çıkmaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Sıvı yanıtlılığı ve pasif bacak kaldırma testincbi.nlm.nih.gov/books/NBK551756
  2. MedlinePlus - National Library of Medicine (NLM) — Şok ve sıvı tedavisimedlineplus.gov/ency/article/000039.htm
  3. National Institutes of Health - PubMed Central (PMC) — Atım hacmi değişimi ile sıvı yanıtının öngörülmesincbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5487141
  4. National Heart, Lung, and Blood Institute (NHLBI) — Kalp yetmezliği ve hemodinamik değerlendirmenhlbi.nih.gov/health/heart-failure

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Anestezi ve Reanimasyon Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

9 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.