Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Sepsis Tanı Kriterleri

Sepsis Tanı Kriterleri hastalarının sorularına cevap arayan uzman rehberi. Tanı, yaklaşım ve yaşam tarzı burada.

Sepsis, konağın enfeksiyona karşı verdiği düzensiz yanıtın yaşamı tehdit eden organ işlev bozukluğuna yol açtığı klinik bir sendromdur. Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji pratiğinde sepsisin erken tanınması, morbidite ve mortalite üzerinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Sepsisin tanısı, tek bir laboratuvar testine ya da izole klinik bulguya değil; hastanın klinik durumu, biyokimyasal parametreleri, hemodinamik göstergeleri ve mikrobiyolojik verileri birlikte değerlendirmeye dayanan bütüncül bir yaklaşımla konulmaktadır. Bu nedenle sepsis tanı kriterleri, uluslararası uzlaşı toplantıları ve güncel kılavuzlar aracılığıyla belirli aralıklarla revize edilmekte, klinisyenlerin bakım süreçlerini standart bir çerçevede yürütmeleri amaçlanmaktadır.

Sepsis kavramı, tarihsel süreçte önemli değişimlerden geçmiştir. Uzun yıllar boyunca sistemik enflamatuar yanıt sendromu, kısaca SIRS olarak adlandırılan tablo, sepsis tanısında merkezi bir yer tutmuştur. Bu yaklaşımda vücut sıcaklığı, kalp hızı, solunum sayısı ve beyaz küre sayısı gibi dört parametrenin iki ya da daha fazlasının belirli eşik değerlerin dışında olması ve altta yatan bir enfeksiyon odağının bulunması sepsis olarak kabul edilmiştir. Ancak zaman içinde SIRS kriterlerinin özgüllüğünün sınırlı kaldığı, enfeksiyon dışı pek çok durumda da benzer bulguların ortaya çıkabildiği gözlenmiştir. Bu gözlem, sepsis tanımının yeniden yapılandırılması ihtiyacını doğurmuştur.

2016 yılında yayımlanan Sepsis-3 tanımı, mevcut kılavuzların temelini oluşturmaktadır. Bu güncel yaklaşımda sepsis, enfeksiyona bağlı ortaya çıkan organ işlev bozukluğu olarak tanımlanmakta; organ disfonksiyonunun değerlendirilmesinde ise Sıralı Organ Yetersizliği Değerlendirme Skoru, bilinen adıyla SOFA skoru kullanılmaktadır. Enfeksiyon şüphesi taşıyan bir hastada SOFA skorunda başlangıca göre iki puan ve üzerinde artış saptanması, klinik olarak anlamlı organ disfonksiyonuna işaret etmekte ve sepsis tanısı için temel ölçüt kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, hem yoğun bakım pratiğinde hem de servis ortamında karar süreçlerinin nesnel verilerle desteklenmesine olanak tanımaktadır.

SOFA skoru, altı ayrı organ sistemine ait fonksiyonel durumu değerlendirmektedir. Solunum sisteminde arteriyel oksijen basıncının inspire edilen oksijen fraksiyonuna oranı temel alınırken, koagülasyon sisteminde trombosit sayısı belirleyici parametredir. Karaciğer fonksiyonu bilirubin düzeyi üzerinden, kardiyovasküler durum ortalama arter basıncı ve vazopressör gereksinimi ile değerlendirilmektedir. Santral sinir sistemi işlevi Glasgow Koma Skalası aracılığıyla, böbrek fonksiyonu ise kreatinin düzeyi ve idrar çıkışı üzerinden puanlanmaktadır. Her bir sistem sıfırdan dörde kadar puanlanmakta ve toplam skor hastanın genel organ yetersizliği yükünü yansıtmaktadır. Böylece klinisyen, tek bir enstantane fotoğraf yerine hastanın seyrini takip edebilen dinamik bir çerçeveye kavuşmaktadır.

SOFA skorunun laboratuvar verilerine dayanması, özellikle yoğun bakım dışı ortamlarda hızlı karar verme açısından bazı sınırlılıklar taşımaktadır. Bu nedenle Sepsis-3 uzlaşısında, acil servis, servis ve hastane dışı değerlendirmelerde kullanılmak üzere hızlı SOFA, yani qSOFA kavramı da tanımlanmıştır. QSOFA üç basit klinik parametreyi içermektedir: solunum sayısının dakikada yirmi iki ve üzerinde olması, sistolik kan basıncının yüz milimetre cıva ve altında seyretmesi ve bilinç düzeyinde bozulma. Bu üç kriterden ikisinin varlığı, enfeksiyon şüphesi olan hastalarda kötü prognoz açısından uyarıcı bir işaret olarak değerlendirilmektedir. Ancak qSOFA, tek başına tanı koydurucu bir araç olmaktan çok risk sınıflaması ve triaj amaçlı kullanılan bir tarama yöntemidir.

Septik şok, sepsisin daha ağır bir alt kümesi olarak ayrı biçimde tanımlanmaktadır. Bu tabloda dolaşımsal, hücresel ve metabolik anormallikler ön plandadır ve mortalite riski belirgin ölçüde artmaktadır. Güncel tanıma göre septik şok, yeterli sıvı resüsitasyonuna karşın ortalama arter basıncını altmış beş milimetre cıva ve üzerinde tutabilmek için vazopressör gereksinimi olan ve aynı zamanda serum laktat düzeyi iki milimol litre üzerinde seyreden sepsis hastalarını tanımlamaktadır. Bu iki ölçütün birlikte bulunması, dolaşımsal yetersizlik ile doku düzeyinde perfüzyon bozukluğunun eş zamanlı varlığına işaret etmekte ve acil müdahale gerekliliğini vurgulamaktadır.

Sepsis tanısında laboratuvar biyobelirteçleri, klinik değerlendirmenin tamamlayıcı bir parçası olarak konumlanmaktadır. C-reaktif protein ve prokalsitonin, enfeksiyon varlığı ile şiddetine dair önemli ipuçları sağlayan iki başlıca akut faz proteinidir. Prokalsitonin özellikle bakteriyel enfeksiyonlarda belirgin biçimde yükselmekte ve viral etiyolojiden ayrımda katkı sunmaktadır. Ancak bu belirteçlerin de sınırlılıkları bulunmakta; travma, cerrahi girişim, otoimmün hastalıklar ve bazı malign süreçlerde de yükselebilmektedir. Bu nedenle biyobelirteç sonuçları, mutlaka klinik bağlam içinde değerlendirilmelidir. Laktat düzeyi ise doku hipoperfüzyonunun önemli bir göstergesi olarak sepsis tanı ve izleminde merkezi bir yer tutmaktadır.

Mikrobiyolojik değerlendirme, sepsis tanı sürecinin temel bileşenlerinden biridir. Antibiyotik tedavisine başlanmadan önce, hastanın klinik durumu izin verdiği ölçüde en az iki set kan kültürünün alınması önerilmektedir. Kan kültürlerine ek olarak, olası enfeksiyon odağına yönelik idrar, balgam, beyin omurilik sıvısı, yara sürüntüsü ve drenaj sıvısı gibi örneklerden kültür alınması, etken mikroorganizmanın belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Moleküler tanı yöntemlerinin gelişmesi, özellikle dirençli patojenlerin ve atipik ajanların hızlı biçimde saptanmasına olanak sağlamakta; bu yöntemler klasik kültür sonuçlarını beklerken tedavi kararlarına yön verebilmektedir.

Görüntüleme yöntemleri, enfeksiyon odağının belirlenmesi ve organ hasarının değerlendirilmesi açısından tanı sürecinde tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. Akciğer grafisi, toraks bilgisayarlı tomografisi, batın ultrasonografisi ve kesitsel görüntüleme incelemeleri, pnömoni, intraabdominal apse, üriner sistem enfeksiyonu ya da yumuşak doku enfeksiyonu gibi olası kaynakların ortaya konmasında değerli bilgiler sağlamaktadır. Yatak başı ultrasonografi kullanımı, özellikle hemodinamik değerlendirmede ve sıvı yanıtının izleminde giderek yaygınlaşmakta; klinisyenin hastayı transport etmeden hızlı karar vermesine katkı sunmaktadır.

Sepsis tanı kriterlerinin uygulanmasında yaş, komorbidite ve immün durum gibi hasta özellikleri dikkate alınmalıdır. Yaşlı hastalarda ateş yanıtı zayıflayabilmekte, taşikardi beklenen ölçüde ortaya çıkmayabilmekte ve mental durum değişiklikleri tek belirti olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bağışıklığı baskılanmış hastalarda ise klasik enflamasyon bulguları silik seyredebildiğinden atipik başvurular olağan kabul edilmelidir. Diyabet, kronik böbrek yetmezliği, karaciğer sirozu ve maligniteler gibi eşlik eden hastalıklar hem sepsis riskini artırmakta hem de klinik seyri karmaşıklaştırmaktadır. Gebelik döneminde ve doğum sonrası dönemde fizyolojik değişikliklerin gölgelediği bulgular, obstetrik sepsis tanısında ayrı bir dikkat gerektirmektedir.

Pediatrik yaş grubunda sepsis tanı ölçütleri erişkinden bazı yönleriyle ayrışmaktadır. Yaşa göre değişen vital bulgu eşikleri, çocuklara özgü organ yetersizliği skorları ve gelişimsel farklılıklar tanı sürecinde gözetilmelidir. Yenidoğan sepsisi ise tamamen ayrı bir kategori olarak ele alınmakta; beslenme güçlüğü, hipotoni, apne, ısı düzensizliği ve beslenmede isteksizlik gibi özgül olmayan bulgular başlıca uyarıcı işaretler arasında yer almaktadır. Çocuk yoğun bakım pratiğinde geliştirilen pediatrik SOFA türevleri, bu yaş grubunda organ disfonksiyonunun standart biçimde değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.

Sepsis tanı sürecinde hasta güvenliği ve zamanında müdahale ilkeleri belirleyici bir öneme sahiptir. Uluslararası kılavuzlar, sepsis şüphesi doğduğu andan itibaren belirli işlemlerin ilk saatler içinde tamamlanmasını önermektedir. Kan kültürlerinin alınması, geniş spektrumlu ampirik antimikrobiyal tedavinin başlatılması, laktat düzeyinin ölçülmesi ve uygun sıvı resüsitasyonunun yapılması bu erken dönem uygulamalarının başında gelmektedir. Bu adımların sistematik biçimde uygulanması, sonuçlar üzerinde belirgin ölçüde iyileşmeye katkı sağlamaktadır. Kurumsal düzeyde sepsis paketleri, kontrol listeleri ve karar destek sistemleri, uygulamanın standardizasyonuna hizmet etmektedir.

Sepsis tanı kriterlerinin yorumlanmasında ayırıcı tanının titizlikle yapılması gerekmektedir. Pulmoner tromboemboli, akut miyokard enfarktüsü, adrenal yetmezlik, tirotoksik kriz, ilaç toksisiteleri ve anafilaksi gibi tablolar da benzer klinik bulgularla seyredebilmekte ve tanı sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır. Öte yandan yanık, ağır travma, pankreatit ve büyük cerrahi girişimlerin ardından gelişen enflamatuar yanıtlar, mikrobiyolojik doğrulama olmadan sepsis olarak sınıflandırılmamalıdır. Bu ayrım, gereksiz antimikrobiyal kullanımının önüne geçilmesi ve antimikrobiyal direncin sınırlanması açısından önemli bir sorumluluk alanı olarak tanımlanmaktadır.

Sepsis tanı sürecinde multidisipliner çalışma önem kazanmaktadır. Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji, yoğun bakım, dahiliye, cerrahi branşlar, acil tıp ve klinik eczacılık ekiplerinin uyumlu iş birliği, kararların hem hızlı hem de kanıta dayalı biçimde alınmasına olanak sağlamaktadır. Antimikrobiyal yönetim programları, ampirik tedavinin uygun spektrumda ve doğru dozda başlatılmasına, kültür ve duyarlılık sonuçları geldikten sonra tedavinin daraltılmasına rehberlik etmektedir. Böylece hem hasta yararı gözetilmekte hem de direnç gelişiminin sınırlanmasına katkı sunulmaktadır.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji birimlerinde sepsis tanı kriterleri, güncel uluslararası kılavuzlar temelinde uygulanmaktadır. Klinik değerlendirme, laboratuvar analizleri, ileri mikrobiyolojik yöntemler ve görüntüleme olanaklarının bütünleşik biçimde kullanıldığı bir yaklaşımla, sepsis şüphesi taşıyan hastalarda tanı süreci sistematik biçimde yürütülmektedir. Erken tanı, uygun antimikrobiyal yaklaşımın hızla planlanması, hemodinamik desteğin zamanında sağlanması ve olası enfeksiyon odaklarının kontrol altına alınması, hasta sonuçları üzerinde belirleyici katkı sunan basamaklar olarak öne çıkmaktadır. Sepsis tanı ölçütlerinin doğru yorumlanması ve sürekli güncellenen bilimsel veriler ışığında pratiğe aktarılması, çağdaş hastane pratiğinin temel gereklerinden biri olarak konumlanmaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Sepsisncbi.nlm.nih.gov/books/NBK537054/
  2. MedlinePlus — Sepsismedlineplus.gov/sepsis.html
  3. CDC — About Sepsiscdc.gov/sepsis/about/index.html
  4. Mayo Clinic — Sepsis: Symptoms and Causesmayoclinic.org/diseases-conditions/sepsis/symptoms-causes/syc-20351214

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.