Göz Hastalıkları

Sekonder Göz İçi Lens İmplantasyonu

Sekonder Göz İçi Lens İmplantasyonu ne amaçla uygulanır ve neleri kapsar; işlem hakkında genel bilgiler.

İnsan gözü, ışığı retinada net bir görüntü hâlinde toplayabilmek için iki büyük kırıcı yapıya sahiptir: kornea ve doğal lens. Kornea kırıcılığın büyük bölümünü sağlar, doğal lens ise geri kalanını tamamlar ve aynı zamanda yakın-uzak arasında odak değiştirme yeteneği kazandırır. Doğal lens bir nedenle kaybedildiğinde, gözün odak sistemi ciddi biçimde eksik kalır; görüntü retinanın çok gerisinde toplanır ve kişi hiçbir mesafeyi net göremez.

Katarakt ameliyatlarında bu eksiklik, bulanıklaşan lensin yerine yapay bir göz içi merceği yerleştirilerek giderilir. Standart durumda bu mercek, doğal lensin geride bırakılan zarımsı kılıfının, yani kapsül torbasının içine yerleştirilir. Bu torba merceği hem doğru konumda tutar hem de yıllarca sabit kalmasını sağlar. Ancak bazı gözlerde bu torba yoktur, yırtılmıştır veya merceği taşıyamayacak kadar zayıftır. İşte bu gözlerde merceği farklı bir şekilde, gözün başka bir yapısına tutturmak gerekir.

Sekonder göz içi lens implantasyonu, tam olarak bu ihtiyacı karşılayan ameliyattır. Bu içerikte ameliyatın ne olduğu, kimlere uygulandığı, iris ve sklera sabitleme yöntemleri arasındaki farklar, ameliyatın nasıl yapıldığı, iyileşme süreci ve olası riskler ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Sekonder Göz İçi Lens İmplantasyonu Nedir?

Sekonder göz içi lens implantasyonu, doğal lensi bulunmayan ancak yapay merceği taşıyacak doğal desteği de olmayan bir göze, merceğin gözün kendi yapılarına cerrahi olarak tutturularak yerleştirilmesi ameliyatıdır. Adındaki sekonder ifadesi, merceğin lensin alındığı ilk ameliyat sırasında değil, sonraki bir ameliyatta yerleştirildiğini anlatır.

Normal bir katarakt ameliyatında ne olduğunu hatırlamak, bu ameliyatın neden gerektiğini anlamayı kolaylaştırır. Doğal lens, saydam bir kılıf içinde durur; buna kapsül denir. Cerrah bu kılıfın ön yüzünde yuvarlak bir pencere açar, içerideki bulanık lens maddesini ses dalgalarıyla parçalayıp emer ve geriye boş bir torba kalır. Yapay mercek bu torbanın içine yerleştirilir; torbanın kenarları merceği sarar ve yerinde tutar. Bu torbayı, gözün duvarına bağlayan zonül lifleri adı verilen yüzlerce ince bağ vardır; bunlar torbayı gergin tutar.

Sorun, bu destek sisteminin çalışmadığı durumlarda ortaya çıkar. Kapsül torbası yırtılmışsa, zonül lifleri kopmuşsa veya doğuştan zayıfsa, mercek koyulacak bir yuva yok demektir. Bu durumda mercek gözün içinde serbest kalır ve arkaya, camsı cisim boşluğuna düşer.

Bu ameliyatta çözüm, merceği gözün var olan sağlam yapılarından birine tutturmaktır. İki ana seçenek vardır. Birincisi iristir; gözün renkli tabakası olan iris, merceğin bacaklarının dikişle veya klipsle tutturulabileceği bir dokudur. İkincisi skleradır; gözün beyaz dış duvarı, merceği doğrudan veya dikiş yardımıyla sabitleyebilecek sağlamlıkta bir tabakadır.

Bu ameliyat, bir görme rehabilitasyonu ameliyatıdır. Amaç, eksik olan kırıcı gücü yerine koyarak gözün optik sistemini yeniden tamamlamaktır. Ameliyattan sonra hasta, kalın afaki gözlüğü veya kontakt lens ihtiyacından kurtulur ve gözün optik dengesi büyük ölçüde geri kazanılır.

Doğal Lens Desteği Olmayan Gözlerde Bu Ameliyat Neden Gerekir?

Bir gözde doğal lens de yapay mercek de yoksa, bu duruma afaki denir. Afaki, hafife alınabilecek bir durum değildir; gözün optik gücünün yaklaşık üçte biri eksiktir.

Afaki bir gözde görüntü, retinanın çok gerisinde odaklanır. Kişi ne uzağı ne yakını görebilir; her şey ileri derecede bulanıktır. Bu eksikliği gidermek için üç seçenek vardır ve her birinin kendine özgü sınırlılıkları vardır.

Birinci seçenek afaki gözlüğüdür. Bu gözlükler çok yüksek numaralıdır ve pratikte ciddi sorunlar yaratır. Camlar kalın ve ağırdır; görüntüyü belirgin biçimde büyütür. Bu büyütme, iki göz arasında ciddi bir fark yaratır: bir göz normal, diğer göz büyütülmüş görüntü verirse beyin bu iki görüntüyü birleştiremez ve çift görme ortaya çıkar. Ayrıca bu gözlüklerde görme alanı daralır, kenarlarda çarpılma olur ve gözlüğün kenarındaki halka şeklinde bir kör alan oluşur; kişi yandan yaklaşan bir nesneyi göremez. Bu nedenle afaki gözlüğü, ancak her iki gözü de afaki olan hastalarda sınırlı biçimde kullanılabilir.

İkinci seçenek kontakt lenstir. Optik olarak gözlükten daha iyidir; büyütme sorunu belirgin biçimde azdır. Ancak günlük takıp çıkarma, temizlik ve bakım gerektirir. Yaşlı hastalarda el becerisi, göz kuruluğu veya kavrama zorluğu nedeniyle bu çoğu zaman uygulanabilir olmaz. Ayrıca uzun süreli kullanım, kornea sağlığı açısından risk taşır ve enfeksiyon olasılığını artırır.

Üçüncü seçenek göz içi merceğidir. Optik olarak en doğru çözümdür; çünkü mercek, doğal lensin bulunduğu düzleme yakın bir konuma yerleştirilir. Bu, büyütme sorununu neredeyse tamamen ortadan kaldırır ve iki göz arasındaki farkı en aza indirir. Görme alanı doğaldır, kenarlarda çarpılma olmaz, gözlük kenarındaki kör alan yoktur. Hasta günlük olarak hiçbir şey takıp çıkarmaz; mercek gözün kalıcı bir parçası hâline gelir.

  • Afaki gözlüğü: aşırı büyütme, çift görme, dar görme alanı, kenar çarpılması, halka kör alan
  • Kontakt lens: optik olarak daha iyi ama günlük bakım gerektirir, kuru gözde ve el becerisi kısıtlı hastada zor
  • Göz içi merceği: en doğru optik konum, büyütme yok, kalıcı, günlük bakım gerektirmez

Bir başka gerekçe daha vardır: iki göz arasındaki dengesizlik. Bir gözü normal, diğeri afaki olan bir hastada, afaki gözün beyin tarafından bastırılması yaygındır; bu göz kullanılmaz hâle gelir. Bu, derinlik algısını ve çevresel görme kapasitesini ciddi biçimde azaltır. Sekonder mercek yerleştirilmesi, bu gözü yeniden görme sistemine kazandırabilir.

Bu Ameliyat Kimlere Uygulanır?

Bu ameliyatın uygulandığı hastalar, farklı yollardan aynı noktaya gelmiş kişilerdir: kapsül desteğini kaybetmiş bir göz.

Birinci grup, katarakt ameliyatı sırasında kapsül desteğini kaybeden hastalardır. Katarakt ameliyatı yüksek başarı oranıyla yapılan bir işlemdir; ancak küçük bir olasılıkla arka kapsül yırtılabilir. Bu durumda cerrah, merceği torbanın içine yerleştiremez. Bazı olgularda mercek, torbanın önündeki sulkus adı verilen boşluğa yerleştirilebilir; ancak yırtık büyükse veya zonül desteği de zayıfsa bu da mümkün olmaz. Bu gözler afaki olarak bırakılır ve daha sonra planlı bir sekonder mercek ameliyatı yapılır.

İkinci grup, mevcut merceği yerinden oynamış hastalardır. Yıllar önce yerleştirilmiş bir mercek, zonül liflerinin zamanla zayıflaması nedeniyle kapsülle birlikte kayabilir. Bu durum özellikle psödoeksfoliasyon sendromu olan hastalarda görülür; bu sendromda gözde biriken pul benzeri maddeler zonül liflerini yıpratır. Mercek kaydığında hasta çift görme, dalgalanan görme veya merceğin kenarını görme şikayetiyle başvurur. Bu gözlerde eski mercek çıkarılır ve yerine sabitlenmiş yeni bir mercek konur.

Üçüncü grup, göz travması geçirmiş hastalardır. Künt bir darbe, zonül liflerini kopararak lensi yerinden oynatabilir; delici bir yaralanma ise kapsülü doğrudan yırtabilir. Bu gözlerde genellikle önce hasar onarılır, göz sakinleştirilir ve daha sonra mercek ameliyatı planlanır.

Dördüncü grup, doğuştan zonül zayıflığı olan hastalardır. Marfan sendromu, homosistinüri ve Weill-Marchesani sendromu gibi bağ dokusunu etkileyen hastalıklarda zonül lifleri yapısal olarak zayıftır ve lens zamanla yerinden kayar. Bu hastalarda lens çıkarılır ve sabitlenmiş mercek yerleştirilir.

Beşinci grup, retina cerrahisi sonrası afaki kalmış hastalardır. Bazı karmaşık retina ameliyatlarında, cerrahi görüşü sağlamak için lens çıkarılır ve mercek konmaz. Retina stabil hâle geldikten sonra sekonder mercek gündeme gelir.

Bu ameliyat için hastanın uygun olması gereken bazı koşullar vardır. Gözde aktif enflamasyon veya enfeksiyon olmamalıdır. Retina yerinde ve stabil olmalıdır. Korneanın endotel hücre sayısı yeterli olmalıdır; ameliyat bu hücrelere yük bindirir. Göz tansiyonu kontrol altında olmalıdır. Ve en önemlisi, gözün anlamlı bir görme potansiyeli olmalıdır; retina veya görme siniri ileri düzeyde hasarlıysa, merceğin sağlayacağı kazanç sınırlı kalır.

İris ve Skleraya Fikse Lens Yöntemleri Arasındaki Fark Nedir?

İki yöntem de aynı sorunu çözer; farkları, merceğin hangi dokuya ve nasıl tutturulduğudur. Bu fark, ameliyatın süresine, zorluk derecesine ve risk profiline yansır.

İrise sabitleme yönteminde mercek, gözün renkli tabakasına tutturulur. Bunun iki alt yöntemi vardır. Birincisi iris kıskacı merceklerdir; bu merceklerin kenarlarında yarık şeklinde kıskaçlar bulunur. Cerrah, irisin orta bölümünden bir tutam dokuyu bu kıskacın içine sıkıştırır ve mercek irise adeta çamaşır mandalı gibi tutunur. İkinci alt yöntem, merceğin bacaklarının irise dikişle bağlanmasıdır.

İrise sabitlemenin avantajları vardır. Ameliyat genellikle daha kısa sürer ve teknik olarak daha az karmaşıktır. Gözün beyaz tabakasına derin tünel açmak veya konjonktivayı geniş biçimde kaldırmak gerekmez. Öğrenme eğrisi daha kısadır.

Dezavantajları da vardır. İris, hareket eden bir dokudur; ışığa göre sürekli büzülüp genişler. Merceğin bu hareketli dokuya tutturulması, irise sürekli mekanik yük bindirir. Bu yük, zamanla iris dokusunda incelme, atrofi ve yırtılmaya yol açabilir. Gözbebeğinin şekli bozulabilir; oval veya köşeli bir görünüm alabilir ve bu, kozmetik olarak fark edilebilir. Ayrıca gözbebeğinin genişleme yeteneği azalabilir; bu, ileride retina muayenesini ve olası bir retina ameliyatını zorlaştırır. İris hareketinin sürekli sürtünmesi, kronik düşük düzeyde enflamasyona ve pigment salınımına da neden olabilir.

Skleraya sabitleme yönteminde mercek, gözün beyaz dış duvarına tutturulur. Bu yöntemin de alt teknikleri vardır. Klasik dikişli teknikte, merceğin bacaklarına bağlanan kalıcı dikişler skleradan geçirilerek düğümlenir. Dikişsiz tekniklerde ise merceğin bacakları, sklera içinde açılan tünellerin içine yerleştirilir ve orada mekanik olarak kilitlenir; bir teknikte bacaklar tünel içine gömülür, başka bir teknikte bacakların uçları ısıyla topuz hâline getirilerek geri çıkması engellenir.

Skleraya sabitlemenin en büyük avantajı, merceğin doğal lensin bulunduğu düzleme çok yakın bir konuma yerleştirilebilmesidir. Bu, optik olarak en doğru konumdur; hesaplanan numara daha isabetli tutar. İkinci avantaj, irise hiç dokunulmamasıdır; iris serbest kalır, gözbebeği normal şeklini ve hareketini korur. Üçüncü avantaj, merceğin korneadan uzakta durmasıdır; kornea endotel hücrelerine yakın temas riski azalır.

Dezavantajı, ameliyatın teknik olarak daha zor ve daha uzun olmasıdır. Ayrıca dikişli tekniklerde uzun vadeli bir risk vardır: dikişler yıllar içinde erozyona uğrayıp kopabilir ve mercek yerinden oynayabilir. Dikişsiz tekniklerin geliştirilmesindeki temel motivasyon, bu riski ortadan kaldırmaktır.

  • İrise sabitleme: daha kısa ve teknik olarak daha kolay ameliyat; iris atrofisi, gözbebeği şekil bozukluğu ve kronik enflamasyon riski
  • Skleraya sabitleme: optik olarak daha doğru konum, iris korunur, gözbebeği doğal kalır; teknik olarak daha zor, dikişli tekniklerde uzun vadeli dikiş kopması riski

Hangi yöntemin seçileceği, gözün kendi özelliklerine bağlıdır. İris dokusu hasarlı, ince veya defektliyse irise sabitleme uygun değildir. Sklera çok inceyse veya daha önce çok sayıda ameliyat geçirmişse sklerayı kullanmak zorlaşabilir. Hastanın yaşı da bir faktördür; genç bir hastada onlarca yıl sürecek bir çözüm gerekirken, ileri yaşta ameliyat süresinin kısalığı öne çıkabilir.

Sekonder Lens Nasıl Sabitlenir?

Ameliyatın teknik akışı, seçilen yönteme göre değişir ancak bazı ortak aşamalar vardır.

Her ameliyat, gözün hazırlanmasıyla başlar. Camsı cisim, mercek bacaklarının geçeceği bölgede temizlenmelidir. Bu, çok önemli bir adımdır: eğer camsı cisim lifleri, mercek bacaklarına veya dikişlere takılırsa retinaya çekme uygulanır ve bu, retina yırtığına ve dekolmanına yol açabilir. Bu nedenle çoğu ameliyatta önce bir vitrektomi yapılır; camsı cisim, en azından ön bölümde ve mercek bacaklarının geçeceği alanlarda tamamen temizlenir.

Eğer gözde kayan eski bir mercek varsa, önce o çıkarılır. Bu, dikkatli bir manevra gerektirir; mercek arkaya, camsı cisim boşluğuna düşerse retina üzerine oturabilir ve çıkarılması daha zor bir cerrahi gerektirir.

İrise sabitleme tekniğinde, gözbebeği ilaçlarla daraltılır. Bu, irisin gergin ve düz durmasını sağlar. Mercek, korneadan açılan bir kesiden göz içine sokulur ve gözbebeğinin önüne yerleştirilir. Cerrah, özel bir enstrümanla irisin orta bölümünden bir tutam dokuyu merceğin kıskacının içine iter. Doku kıskaca sıkıştığında mercek yerine kilitlenir. Aynı işlem karşı tarafta tekrarlanır. Merceğin ortalanması kritik önemdedir; bir tarafı diğerinden daha fazla veya daha az doku aldığında mercek eğik durur ve bu, görme kalitesini bozar.

Skleraya dikişli sabitleme tekniğinde, cerrah önce iki karşılıklı noktada konjonktivayı kaldırır ve skleradan küçük kapaklar hazırlar. Kalıcı dikişler, göz içine sokulan ince iğnelerle skleradan geçirilir ve göz içinden çıkarılarak merceğin bacaklarına bağlanır. Ardından mercek göz içine yerleştirilir ve dikişler çekilerek mercek ortalanır. Düğümler sklera kapaklarının altına gömülür; bu, düğümün konjonktivayı aşındırmasını ve dışarı çıkmasını önler. Bu aşamada gerginlik dengesi hassastır: iki taraftaki dikişler eşit gerginlikte olmalıdır, aksi hâlde mercek eğik durur.

Dikişsiz skleral tünel tekniğinde ise dikiş kullanılmaz. Cerrah, korneanın kenarından belirli bir uzaklıkta, sklera içinde birbirine paralel iki tünel oluşturur. Merceğin bacakları, göz içine sokulan ince forsepsler yardımıyla yakalanır ve bu tünellerin içine çekilir. Bacaklar tünelin içinde mekanik olarak sıkışır ve orada kalır. Bazı varyasyonlarda bacakların uçları bir koter yardımıyla ısıtılarak küçük bir topuz hâline getirilir; bu topuz, bacağın tünelden geri çıkmasını engelleyen bir çıpa görevi görür. Tünellerin yerleştirilmesi milimetrik hassasiyet gerektirir; iki tünel tam olarak karşılıklı ve aynı mesafede olmalıdır, aksi hâlde mercek eğik oturur.

Hangi teknik kullanılırsa kullanılsın, ameliyatın sonunda cerrah merceğin konumunu kontrol eder: merkezde mi, düz mü duruyor, hareket ediyor mu? Ayrıca retina taranarak yeni bir yırtık olup olmadığı değerlendirilir ve gerekirse lazer uygulanır.

Ameliyat Ne Kadar Sürer ve Anestezi Nasıl Yapılır?

Bu ameliyat, standart bir katarakt ameliyatından belirgin biçimde daha uzun sürer. Katarakt ameliyatı çoğu zaman on-on beş dakikada tamamlanırken, sekonder mercek implantasyonu genellikle kırk beş dakika ile bir buçuk saat arasında sürer.

Süreyi etkileyen faktörler vardır. Vitrektominin ne kadar kapsamlı yapılacağı, eski bir merceğin çıkarılıp çıkarılmayacağı, sabitleme tekniğinin karmaşıklığı, gözde önceki ameliyatlardan kalan yapışıklıklar ve iris ile gözbebeğinin durumu bu süreyi belirler. Ek olarak retina müdahalesi gerekiyorsa süre daha da uzayabilir. Dikişsiz skleral tekniklerde, tünellerin hazırlanması ve bacakların doğru yerleştirilmesi ek zaman gerektirebilir.

Anestezi tercihi, bu süreye göre şekillenir. Katarakt ameliyatlarında sık kullanılan damla anestezisi, bu ameliyat için genellikle yetersiz kalır; çünkü işlem uzundur, gözün iç yapılarına derin manipülasyon uygulanır ve hastanın gözünün tamamen hareketsiz kalması gerekir.

Bu nedenle en sık peribulber veya retrobulber anestezi tercih edilir. Bu yöntemlerde göz küresinin çevresine uyuşturucu ilaç verilir; göz tamamen uyuşur ve hareket yeteneğini geçici olarak kaybeder. Hasta uyanıktır ama ağrı hissetmez. Uyuşturma iğnesi sırasında birkaç saniyelik bir basınç hissi olur. Ameliyat boyunca hasta o gözle genellikle bulanık bir ışık, renkli hareketler veya hiçbir şey görmez; bu, ilaç etkisidir ve saatler içinde geçer.

Lokal anesteziye çoğu zaman damardan hafif bir sakinleştirici eklenir. Bu, hastanın uzun süre sakin ve hareketsiz kalmasını kolaylaştırır. Hasta uyumaz ama gergin de değildir.

Genel anestezi, belirli durumlarda tercih edilir: çok uzun sürmesi beklenen karmaşık olgular, işbirliği kuramayan hastalar, aşırı kaygılı kişiler, çocuklar ve genç hastalar. Marfan sendromu gibi genetik hastalıklara bağlı lens kayması nedeniyle ameliyat olan hastalar genellikle genç olduğu için, bu grupta genel anestezi daha sık gündeme gelir.

Ameliyat öncesi hazırlıkta göz ölçümleri özel önem taşır. Merceğin numarası, göz uzunluğu ve kornea kırıcılığı ölçülerek hesaplanır. Ancak sekonder merceklerde bu hesap, standart katarakt ameliyatındaki kadar isabetli tutmayabilir; çünkü merceğin nihai konumu, kapsül torbasındaki kadar öngörülebilir değildir. Bu nedenle ameliyattan sonra bir miktar gözlük numarası kalması beklenen bir durumdur ve hastaya önceden açıklanır.

Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?

İyileşme, standart katarakt ameliyatına göre daha uzun sürer ve daha yakın takip gerektirir. Bunun nedeni, ameliyatın daha kapsamlı olması ve gözün daha fazla manipülasyona maruz kalmasıdır.

İlk günlerde gözde kızarıklık, batma, sulanma, ışığa hassasiyet ve bulanık görme beklenen bulgulardır. Göz kapağında şişlik ve gözün beyazında kanama lekeleri görülebilir; bunlar iki hafta içinde çekilir. Hafif bir rahatsızlık ve zonklama olabilir; genellikle basit ağrı kesicilerle kontrol edilir.

Görmenin netleşmesi kademelidir. Katarakt ameliyatından sonra hastalar çoğu zaman ertesi gün belirgin bir netlik fark eder; bu ameliyatta ise böyle bir hızlı düzelme beklenmez. Kornea ödemi, ön odacıktaki enflamasyon hücreleri, gözbebeğinin genişletilmiş olması ve vitrektomiye bağlı değişiklikler nedeniyle görme ilk haftalarda dalgalıdır. Genellikle birinci ay içinde belirgin şekilde toparlanır, ancak nihai görme düzeyine ulaşması iki-üç ayı bulabilir.

Damla tedavisi bu ameliyatta özellikle önemlidir. Antibiyotik damla enfeksiyonu önlemek için, kortizonlu damla enflamasyonu baskılamak için kullanılır. Kortizonlu damla, standart katarakt ameliyatına göre daha uzun süre ve daha yoğun kullanılır; çünkü bu gözlerde enflamasyon eğilimi daha yüksektir. Gerekirse göz tansiyonunu düşüren damlalar da eklenir. Bu damlaların hekimin belirlediği takvimle azaltılması şarttır; erken kesilmesi enflamasyonun geri dönmesine yol açabilir.

Günlük yaşam kısıtlamaları makul ancak önemlidir. Gözü ovmak kesinlikle yasaktır; mercek, doğal bir yuvada değil, cerrahi olarak tutturulmuş hâlde durur ve mekanik zorlama merceği yerinden oynatabilir. İlk iki-üç hafta ağır kaldırmaktan, şiddetli ıkınmaktan ve öne doğru uzun süre eğilmekten kaçınılmalıdır. Havuz, deniz, hamam ve sauna en az üç hafta uygun değildir. Yüz yıkarken suyun doğrudan göze kaçmaması için özen gösterilir. Uykuda yanlışlıkla göze bastırmayı önlemek için ilk günlerde koruyucu bir kapak takılması önerilebilir.

  • Gözü ovmayın; mercek cerrahi olarak sabitlenmiştir, mekanik zorlamaya karşı korunmalıdır
  • Kortizonlu damla takvimine harfiyen uyun; erken bırakmayın
  • İlk üç hafta ağır kaldırma, ıkınma ve öne eğilmeden kaçının
  • Ani görme kaybı, perde inmesi, çok sayıda yeni uçuşan cisim, ışık çakmaları veya artan ağrıda gecikmeden başvurun
  • Kontrol randevularını aksatmayın; erken dönem takibi kritiktir

Kontrol takvimi yoğundur: ertesi gün, birinci hafta, birinci ay, üçüncü ay tipik durak noktalarıdır. Her kontrolde merceğin konumu, göz tansiyonu, korneanın berraklığı ve retinanın durumu değerlendirilir. Gözlük reçetesi genellikle üçüncü aydan sonra, göz tam olarak stabil hâle geldiğinde yazılır.

Sekonder Lens İmplantasyonunun Riskleri Nelerdir?

Bu ameliyat, standart katarakt ameliyatına göre daha yüksek bir risk profili taşır ve bu, hasta ile açıkça konuşulması gereken bir gerçektir.

Birinci risk retina dekolmanıdır. Bu ameliyat, camsı cisme müdahale gerektirir ve göz içinde manipülasyon yapılır. Camsı cisim lifleri retinaya yapışıktır; çekildiğinde retinada yırtık oluşturabilir. Ayrıca bu ameliyatın uygulandığı gözler çoğu zaman daha önce ameliyat geçirmiş, travma yaşamış veya yapısal olarak zayıf gözlerdir; bu gözlerde dekolman riski zaten yüksektir. Bu nedenle ameliyat sırasında retina dikkatle taranır ve şüpheli alanlara lazer uygulanır.

İkinci risk kornea ödemidir. Kornea endotel hücreleri yenilenmez ve bu ameliyatta ön odacıkta yoğun manipülasyon yapılır. Endotel hücre kaybı belirli bir eşiği aşarsa kornea suyu pompalayamaz ve ödemlenerek matlaşır. Bu risk, endotel hücre sayısı zaten düşük olan gözlerde ve irise sabitleme yönteminde daha yüksektir. İleri olgularda kornea nakli gerekebilir.

Üçüncü risk göz içi kanamadır. Skleradan geçirilen iğneler, gözün damarlı tabakası olan koroidi yaralayabilir. Küçük kanamalar zamanla emilir; büyük kanamalar ise ek cerrahi gerektirebilir. Kan sulandırıcı kullanan hastalarda bu risk artar.

Dördüncü risk göz tansiyonu değişiklikleridir. Ameliyat sonrası basınç yükselebilir; enflamasyon, kortizonlu damlalar veya viskoelastik madde kalıntısı buna katkıda bulunabilir. Tersine basınç düşebilir; giriş yerlerinden sızıntı olması durumunda göz yumuşayabilir.

Beşinci risk kronik enflamasyondur. Cerrahi olarak sabitlenmiş bir mercek, gözün doğal yapıları üzerinde sürekli bir mekanik varlıktır. Özellikle irise sabitlenmiş merceklerde, iris hareketiyle oluşan sürtünme kronik düşük düzeyde enflamasyona ve pigment salınımına yol açabilir. Bu, uzun vadede makula ödemi ve göz tansiyonu yükselmesi riskini artırır.

  • Retina yırtığı ve dekolmanı
  • Kornea endotel hasarı ve kornea ödemi
  • Göz içi kanama, özellikle skleradan iğne geçirilirken
  • Göz tansiyonunun yükselmesi veya aşırı düşmesi
  • Kronik enflamasyon ve pigment salınımı
  • Kistoid makula ödemi
  • Merceğin eğik durması, ortalanmaması veya yerinden oynaması
  • Göz içi enfeksiyon (nadir ancak ciddi)

Bu risklerin varlığı, ameliyattan vazgeçmeyi gerektirmez. Afaki bir gözün optik olarak işlevsiz kalması da bir maliyettir. Karar, bu risklerle elde edilecek görme kazancının karşılaştırılmasıyla verilir ve bu değerlendirme her hasta için ayrı yapılır.

Ameliyattan Sonra Gözlük Kullanmak Gerekir mi?

Bu sorunun kısa cevabı: büyük olasılıkla evet. Bunun iki ayrı nedeni vardır ve her ikisi de anlaşıldığında beklenti doğru kurulur.

Birinci neden, göz içi merceklerinin odak değiştirme yeteneğinin olmamasıdır. Doğal lens, genç bir gözde şeklini değiştirerek yakına odaklanabilir; buna akomodasyon denir. Standart bir göz içi merceği ise sabit odaklıdır. Bu nedenle mercek uzağa göre hesaplandıysa yakın için okuma gözlüğü, yakına göre hesaplandıysa uzak için gözlük gerekir. Bu, sekonder merceklere özgü bir durum değildir; standart katarakt ameliyatı geçiren hastaların büyük çoğunluğu da okuma gözlüğü kullanır.

İkinci neden, sekonder merceklere özgüdür ve daha önemlidir: numara hesabının isabet oranı, standart katarakt ameliyatına göre daha düşüktür. Mercek numarası hesaplanırken, merceğin gözün içinde tam olarak hangi konumda duracağı bir varsayım olarak formüle girer. Kapsül torbasının içine yerleştirilen bir mercekte bu konum oldukça öngörülebilirdir; torba, merceği belirli bir düzlemde tutar. Oysa cerrahi olarak sabitlenmiş bir mercekte konum, cerrahi tekniğe, dikişlerin gerginliğine, tünellerin yerleşimine ve dokunun bireysel özelliklerine bağlıdır. Milimetrenin onda biri kadar bir konum farkı, gözlük numarasında belirgin bir sapmaya yol açar.

Bu nedenle ameliyattan sonra bir miktar miyopi, hipermetropi veya astigmat kalması beklenen bir durumdur ve komplikasyon sayılmaz. Hastaya bu, ameliyattan önce açıklanmalıdır; aksi hâlde ameliyat başarılı olmasına rağmen hasta hayal kırıklığı yaşayabilir.

Astigmat konusu ayrıca önemlidir. Bu ameliyat, standart katarakt ameliyatına göre daha büyük kesiler gerektirebilir; özellikle katlanamayan sert mercekler kullanıldığında kesi genişler ve dikiş atılması gerekir. Dikişler korneanın şeklini değiştirerek astigmat oluşturabilir. Bu astigmat, dikişler alındıktan sonra veya zamanla azalabilir; ancak bir kısmı kalıcı olabilir.

Gözlük reçetesi ne zaman yazılır? Erken dönemde yazılan bir reçete yanıltıcı olur; çünkü kornea ödemi, enflamasyon ve merceğin konumundaki küçük oturmalar henüz devam eder. Genellikle üçüncü aydan sonra, göz tam olarak stabil hâle geldiğinde ve varsa dikişler alındıktan sonra kalıcı gözlük yazılır. Bu süre boyunca hasta geçici bir gözlükle idare edebilir.

Şunu belirtmek gerekir: gözlük kullanma gereği, bu ameliyatın başarısızlığı anlamına gelmez. Karşılaştırma noktası, ameliyattan önceki durumdur. Afaki bir gözde hasta kalın, ağır, çift görme yaratan bir gözlüğe veya günlük bakım gerektiren bir kontakt lense mahkûmdu. Ameliyattan sonra ise normal, ince bir gözlükle net görebilir hâle gelir. Bu, çok anlamlı bir kazançtır.

Sabitlenen Lens Zamanla Yerinden Oynar mı?

Bu, hastaların uzun vadeli en önemli sorusudur ve dürüst yanıt şudur: çoğu olguda mercek yıllarca yerinde kalır, ancak yerinden oynama olasılığı sıfır değildir ve bu, sabitleme yöntemine bağlı olarak değişir.

Dikişli skleral sabitleme yönteminde uzun vadeli ana risk dikişin kopmasıdır. Kullanılan dikiş malzemesi kalıcı olarak tasarlanmıştır; ancak yıllar içinde göz içindeki biyolojik ortam, ışık ve mekanik gerilim bu ipliği yıpratır. Bir dikiş koptuğunda mercek o taraftan desteğini kaybeder ve eğilir; hasta bunu ani bir görme bulanıklığı, çift görme veya merceğin kenarını görme şeklinde fark eder. Bu risk, ameliyattan yıllar sonra ortaya çıkabilir ve düzeltme ameliyatı gerektirir. Bu bilinen risk, dikişsiz tekniklerin geliştirilmesinin başlıca nedenidir.

Dikişsiz skleral tünel tekniklerinde dikiş olmadığı için kopma riski yoktur. Bacaklar, sklera dokusunun içinde mekanik olarak kilitlenir ve zamanla çevresinde oluşan fibröz doku bu tutunmayı güçlendirir. Bu, uzun vadeli stabilite açısından bir avantajdır. Ancak bu tekniklerin de kendine özgü riskleri vardır: bacak, tünelden geri çıkabilir veya tünel içinde kayabilir; bacağın ucundaki topuz kırılabilir; sklera çok inceyse tünel yeterince tutamayabilir.

İrise sabitleme yönteminde risk farklıdır. Kıskaç içindeki iris dokusu, yıllar içinde sürekli mekanik yük altında incelir ve atrofiye uğrar. İnce hâle gelen doku kıskaçtan sıyrılabilir ve mercek o taraftan serbest kalır. Ayrıca göze gelen bir darbe veya gözün ovuşturulması, doku daha kolay yırtıldığı için merceğin kurtulmasına yol açabilir.

Yerinden oynama riskini artıran genel faktörler vardır. Göze alınan darbeler en önemlisidir; bu nedenle bu hastalara riskli aktivitelerde koruyucu gözlük önerilir. Gözü sık ve sert ovmak, merceğe tekrarlayan mekanik yük bindirir. Kronik enflamasyon, dokuları zayıflatır. İleri miyopi gibi gözün yapısal olarak zayıf olduğu durumlarda skleral tutunma daha az güvenilir olabilir.

Erken uyarı belirtileri hastanın bilmesi gereken bilgilerdir: görmenin aniden bulanıklaşması; tek gözle bakıldığında bile çift görme; görme alanının kenarında bir yay veya halka şeklinde gölge görülmesi (bu, merceğin kenarının görme eksenine girmesidir); görmenin baş hareketiyle dalgalanması. Bu bulgular ortaya çıktığında gecikmeden başvurulmalıdır; erken saptanan bir kayma, mercek tamamen düşmeden düzeltilebilir.

Bu nedenle bu hastalar, ameliyat başarılı geçse ve görmeleri iyi olsa bile ömür boyu düzenli göz kontrolüne devam etmelidir. Yıllık kontrollerde merceğin konumu, iris ve sklera dokularının durumu, göz tansiyonu ve retina değerlendirilir. Bu takip, sorunların büyümeden yakalanmasını sağlar.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. National Eye Institute (NEI) — Katarakt ve göz içi lens cerrahisinei.nih.gov/learn-about-eye-health/eye-conditions-and-diseases/cataracts
  2. StatPearls, National Center for Biotechnology Information (NCBI Bookshelf) — Sekonder göz içi lens implantasyonu ve fiksasyon tekniklerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK576418
  3. MedlinePlus, U.S. National Library of Medicine — Katarakt ameliyatı ve sonrası bakımmedlineplus.gov/cataract.html
  4. Mayo Clinic — Retina dekolmanı belirtileri ve acil bulgularmayoclinic.org/diseases-conditions/retinal-detachment/symptoms-causes/syc-20351344

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göz Hastalıkları Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.