Anestezi ve Reanimasyon

Pudendal Sinir Bloğu

Pudendal sinir bloğunun doğum ve perineal cerrahideki yerini, uygulama yöntemini ve avantajlarını sade bir dille anlatan rehberi inceleyin.

Pudendal sinir bloğu, pelvik tabanın duyusal innervasyonunu üstlenen pudendal sinirin lokal anestezik ajanlarla ya da steroid eklenmiş karışımlarla geçici olarak işlevsizleştirilmesi esasına dayanan bir girişimsel ağrı yönetimi uygulamasıdır. Anestezi ve reanimasyon pratiğinde hem obstetrik anestezi alanında hem de kronik pelvik ağrı sendromlarının yönetiminde geniş bir kullanım alanına sahip olan bu yöntem, sinirin anatomik seyrinin iyi tanımlanmış olması ve görüntüleme rehberliğindeki uygulanabilirliği sayesinde güvenli bir profil sunmaktadır. Pudendal sinir, ikinci, üçüncü ve dördüncü sakral spinal sinirlerin ön dallarından köken almakta; perine, anal kanal, dış genital bölge ve pelvik taban kaslarına motor ve duyusal lifler taşımaktadır. Bu nedenle söz konusu sinirin bloke edilmesi, geniş bir anatomik alanda hızlı ve etkili bir analjezi sağlanmasına olanak tanımaktadır.

Uygulamanın tarihsel arka planına bakıldığında, pudendal sinir bloğunun yirminci yüzyılın ortalarında doğum analjezisi amacıyla yaygınlaştığı görülmektedir. Epidural ve spinal tekniklerin günümüzde daha sık tercih edilmesine karşın, pudendal blok özellikle ikinci doğum evresinde, vajinal doğum sırasında perineal ağrının kontrolünde ve enstrümantal doğumlarda hâlâ değerli bir seçenek olarak korunmaktadır. Bunun yanı sıra ürojinekoloji, kolorektal cerrahi, ürolojik girişimler ve kronik pudendal nevralji olgularında da uygulama alanı genişlemiştir. Kronik pelvik ağrı şikâyeti bulunan bireylerde tanısal ve terapötik amaçlı blok uygulamaları, ağrının pudendal sinir kaynaklı olup olmadığının ortaya konulmasında objektif bir değerlendirme aracı olarak değerlendirilmektedir.

Anatomik açıdan pudendal sinir, piriformis kasının alt kenarından çıkarak büyük siyatik foramen aracılığıyla pelvisten ayrılmakta, ardından sakrospinöz ligamanın iskiyal spin düzeyinde lateralinden dolanarak küçük siyatik foramen üzerinden tekrar pelvise girmektedir. Bu noktadan sonra sinir, obturator internus kasının fasyası ile oluşturulan Alcock kanalı olarak bilinen pudendal kanal içerisinde ilerlemekte; inferior rektal sinir, perineal sinir ve dorsal klitoral ya da penil sinir olmak üzere üç ana dala ayrılmaktadır. Bloğun başarısı, bu anatomik geçiş bölgelerinin doğru tanımlanması ve enjeksiyon ucunun uygun düzleme yerleştirilmesi ile yakından ilişkilidir. Söz konusu anatomik karmaşıklık, görüntüleme rehberliğinin önemini artıran temel etmen olarak öne çıkmaktadır.

Pudendal sinir bloğu, klasik olarak transvajinal ve transperineal yaklaşımlarla uygulanabilmektedir. Transvajinal teknik, doğum analjezisinde sıkça tercih edilen, iskiyal spinin parmakla palpe edilmesi ve enjektörün sakrospinöz ligamanın hemen medial ve posterior kısmına yönlendirilmesi temeline dayanan bir yöntemdir. Transperineal yaklaşımda ise iskiyal tüber ile anüs arasındaki bölgeden girilerek iskiyal spine doğru ilerlenmektedir. Her iki teknikte de kör uygulamanın sınırlılıkları nedeniyle son yıllarda floroskopi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans rehberliğinde gerçekleştirilen modern uygulamalar ön plana çıkmıştır. Görüntüleme rehberliği, hem komşu damar yapılarından kaçınılmasına hem de ilacın hedef bölgeye daha homojen biçimde dağılmasına katkı sağlamaktadır.

Ultrasonografi rehberliğinde uygulanan pudendal sinir bloğu, radyasyon maruziyeti içermemesi ve yumuşak doku ile damar yapılarının dinamik olarak izlenebilmesi nedeniyle giderek yaygınlaşmaktadır. Bu yöntemde hasta genellikle yüzüstü ya da litotomi pozisyonunda yerleştirilmekte; lineer ya da konveks prob ile iskiyal spin, sakrospinöz ligaman ve pudendal arter belirlenmektedir. Pudendal arterin Doppler modu ile tanımlanması, sinirin lokalizasyonunda önemli bir referans oluşturmaktadır. Floroskopi rehberliğinde ise iskiyal spin kemik referans olarak kullanılmakta, kontrast madde ile enjeksiyon hattının doğrulanması sağlanmaktadır. Bilgisayarlı tomografi rehberliği, özellikle anatomik varyasyon kuşkusu bulunan ya da daha önce başarısız blok öyküsü olan olgularda yüksek doğrulukla konumlandırma olanağı sunmaktadır.

Uygulamada kullanılan ajanlar; lokal anestezikler, kortikosteroidler ve bazı seçilmiş olgularda nörolitik maddelerden oluşmaktadır. Tanısal amaçlı bloklarda genellikle kısa etkili lidokain veya orta etkili mepivakain tercih edilmektedir. Terapötik girişimlerde uzun etkili bupivakain, levobupivakain ya da ropivakain ile birlikte metilprednizolon, triamsinolon ya da deksametazon gibi kortikosteroidlerin eklenmesi söz konusudur. Steroid eklenmesi, sinir çevresindeki inflamatuvar yanıtın baskılanmasına ve analjezik etkinin uzatılmasına katkıda bulunmaktadır. Nörolitik bloklar, fenol ya da etanol gibi ajanlarla yapılmakta; ancak bu uygulamalar yalnızca seçilmiş, dirençli kronik ağrı tablolarında ve ileri düzey deneyim gerektiren merkezlerde değerlendirilmektedir.

Pudendal sinir bloğunun başlıca endikasyonları arasında pudendal nevralji, kronik pelvik ağrı sendromu, vulvodini, proktalji fugaks, koksigodini, postherpetik nevralji kaynaklı perineal ağrı ve bazı interstisyel sistit olguları yer almaktadır. Cerrahi pratikte hemoroidektomi, fistülotomi, anal fissür onarımı, perineorafiler, vulvar biyopsiler, sünnet, vajinal kist eksizyonu ve bazı ürolojik girişimlerde tek başına ya da genel anestezinin tamamlayıcısı olarak uygulanabilmektedir. Obstetrik açıdan ise vajinal doğumun ikinci evresinde, epizyotomi onarımı ve forseps ya da vakum yardımlı doğumlarda analjezi sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Bu geniş endikasyon yelpazesi, yöntemin disiplinlerarası bir araç olarak konumlandırılmasının temel nedenidir.

Kontrendikasyonlar değerlendirildiğinde, uygulama bölgesinde lokal enfeksiyon bulunması, kontrolsüz koagülasyon bozukluğu, kullanılacak lokal anesteziğe karşı bilinen aşırı duyarlılık öyküsü ve hasta tarafından bilgilendirilmiş onamın verilmemiş olması mutlak kontrendikasyonlar arasında değerlendirilmektedir. Antikoagülan ve antiagregan ilaç kullanımı, ileri evre obezite, anatomik varyasyonlar ve daha önce geçirilmiş pelvik cerrahi öyküsü ise göreli kontrendikasyon olarak ele alınmakta; bu durumlarda ilaç dozlarının düzenlenmesi, ilaç kesim süreleri ve görüntüleme yöntemi seçimi bireysel olarak planlanmaktadır. Anestezi ve reanimasyon ekibinin işlem öncesi ayrıntılı öykü alması ve sistemik değerlendirme yapması, komplikasyon riskini öngörmek açısından belirleyicidir.

İşlem öncesi hazırlık sürecinde hastanın detaylı tıbbi öyküsünün alınması, kullandığı ilaçların gözden geçirilmesi, alerji öyküsünün sorgulanması ve gerekli laboratuvar tetkiklerinin değerlendirilmesi önerilmektedir. Antikoagülan kullanımı söz konusu olduğunda, ilgili kılavuzlar doğrultusunda ilaçların kesim aralığı belirlenmektedir. İşlem alanı uygun cilt antiseptiği ile hazırlanmakta, steril örtüm sağlanmakta ve damar yolu açılarak temel monitörizasyon başlatılmaktadır. Vital bulguların sürekli izlenmesi, lokal anesteziğin sistemik toksisitesine karşı erken müdahale olanağı sunmaktadır. Reanimasyon koşullarının hazır tutulması ve lipid emülsiyon tedavisine erişim, güvenli uygulamanın temel gereklilikleri arasında yer almaktadır.

İşlem sırasında hasta, uygulama tekniğine ve klinik tercihe göre yüzüstü, litotomi ya da yan yatar pozisyonda yerleştirilmektedir. Görüntüleme rehberliğinde iskiyal spin ve sakrospinöz ligamanın belirlenmesinin ardından, uygun kalibrede iğne ile yumuşak doku katmanları geçilerek hedef noktaya ulaşılmaktadır. Damar içine enjeksiyonu önlemek amacıyla aspirasyon kontrolü yapıldıktan sonra, ilaç fraksiyone biçimde verilmekte ve dağılım görüntüleme ile teyit edilmektedir. Tek taraflı ya da iki taraflı uygulama, klinik tabloya göre belirlenmektedir. İşlem süresi genellikle on beş ile otuz dakika arasında değişmekte; deneyimli ellerde komplikasyon oranı düşük düzeyde kalmaktadır.

Olası komplikasyonlar arasında lokal anestezik sistemik toksisitesi, vazovagal reaksiyon, hematom oluşumu, enfeksiyon, geçici motor blok, mesane ya da rektum disfonksiyonu, alerjik yanıtlar ve nadiren kalıcı sinir hasarı yer almaktadır. Damar içi enjeksiyon sonucu gelişebilecek toksisite, erken tanı konulduğunda lipid emülsiyon tedavisi ile yönetilmektedir. Görüntüleme rehberliğinin kullanılması, vasküler yapıların önceden belirlenmesi yoluyla bu komplikasyonların görülme sıklığını belirgin biçimde azaltmaktadır. Hastaların işlem sonrası en az otuz ile altmış dakika gözlem altında tutulması, geç başlangıçlı reaksiyonların erken fark edilmesi açısından önerilmektedir. Mobilizasyon sırasında geçici motor blok nedeniyle düşme riski bulunabileceğinden, hastaların refakatçi eşliğinde hareket ettirilmesi uygun bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Pudendal nevralji bağlamında pudendal sinir bloğu, hem tanısal hem de terapötik bir araç olarak öne çıkmaktadır. Tanısal blok sonrasında belirgin ağrı azalması elde edilmesi, ağrının pudendal sinir kaynaklı olduğunu desteklemekte ve Nantes kriterleri kapsamında değerlendirme sürecine katkı sunmaktadır. Terapötik amaçlı tekrarlanan bloklar, kortikosteroid eklenmesiyle birlikte semptomların azaltılmasına yardımcı olabilmekte; ancak yanıtın bireysel olduğunun ve fizik tedavi, ilaç tedavisi, davranışsal yaklaşımlar ile birlikte multidisipliner bir çerçevede ele alınması gerektiğinin altı çizilmektedir. Pelvik taban fizyoterapisi, nöromodülasyon, biyofeedback ve psikososyal destek uygulamaları, blok girişimleriyle bütünleşik biçimde planlandığında işlevsellik üzerinde olumlu etki gözlenebilmektedir.

Obstetrik anestezi açısından pudendal sinir bloğu, özellikle epidural analjezi uygulanamayan ya da yetersiz kalan vajinal doğumlarda alternatif bir analjezi yöntemi olarak değerlendirilmektedir. İkinci doğum evresinin sonlarında, perineal ağrının ön plana çıktığı dönemde uygulanan blok, anne için konfor sağlarken doğum sürecinin işleyişini olumsuz etkilememesi açısından da önemlidir. Epizyotomi onarımı ve operatif vajinal doğumlarda da etkin bir analjezi imkânı sunmaktadır. Yenidoğan üzerindeki etkilerinin sınırlı düzeyde kalması, doğru doz ve teknikle uygulandığında yöntemin güvenli profilini desteklemektedir. Bununla birlikte, doğumhane koşullarında uygulamanın deneyimli bir ekip tarafından gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Cerrahi pratikte pudendal sinir bloğunun multimodal analjezi stratejilerinin önemli bir bileşeni olarak değerlendirilmesi, opioid tüketiminin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Özellikle anorektal cerrahi sonrası ağrı yönetiminde, ameliyat öncesi ya da ameliyat sonrası dönemde uygulanan bloklar; erken mobilizasyona, hastane kalış süresinin kısalmasına ve hasta memnuniyetinin artırılmasına olumlu yansımaktadır. Bu çerçevede pudendal blok, hızlandırılmış iyileşme protokollerinin bütünleyici bir parçası olarak ele alınmaktadır. Ürolojik ve jinekolojik girişimlerde de benzer bir yarar profili gözlenmekte; ekonomik yükün azaltılmasına ve perioperatif sürecin daha öngörülebilir biçimde yönetilmesine katkı sunmaktadır.

İşlem sonrası dönemde hastalara, blok etkisinin sürdüğü süre boyunca perineal bölgede uyuşukluk ve geçici motor güçsüzlük yaşanabileceği, mesane dolgunluğu hissinin azalabileceği ve ağır fiziksel etkinliklerden kaçınılması gerektiği bilgisi verilmektedir. Bloğun etkinliği genellikle birkaç saat içinde belirgin biçimde azalmakta; kortikosteroid içeren karışımlarda analjezik etkinin günler ya da haftalar boyunca sürmesi söz konusu olabilmektedir. Kronik ağrı yönetiminde tekrarlayan bloklar, klinik yanıta göre belirli aralıklarla planlanmakta ve her seansta yanıtın objektif ölçeklerle değerlendirilmesi önerilmektedir. Görsel analog ölçek, sayısal değerlendirme ölçeği ve işlevsellik anketleri, takibin standartlaştırılmasında yararlı araçlar olarak kullanılmaktadır.

Sonuç olarak pudendal sinir bloğu, anestezi ve reanimasyon disiplininin pelvik bölge ağrılarına yönelik girişimsel araçları arasında köklü bir yere sahip, anatomik temeli iyi tanımlanmış ve görüntüleme rehberliğindeki uygulamalar sayesinde güvenlik profili belirgin biçimde güçlenmiş bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Endikasyonun doğru belirlenmesi, hasta seçiminin titizlikle yapılması, deneyimli bir ekip tarafından uygun teknik ve uygun ajanlarla uygulanması ve işlem sonrası izlemin standardize edilmesi durumunda yöntemin klinik katkısı belirginleşmektedir. Multidisipliner bir çerçevede ele alındığında, kronik pelvik ağrı sendromlarından obstetrik analjeziye, cerrahi multimodal analjeziden hızlandırılmış iyileşme protokollerine kadar geniş bir yelpazede iyileşmeye katkı sağlayan değerli bir girişimsel seçenek olarak konumlanmaktadır.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Pudendal sinir bloğu tekniği ve endikasyonlarıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK556072
  2. American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG) — Doğumda bölgesel analjezi ve anestezi yaklaşımlarıacog.org/clinical/clinical-guidance/practice-bulletin/articles/2019/03/obstetric-analgesia-and-anesthesia
  3. National Center for Biotechnology Information (PubMed) — Ultrason eşliğinde pudendal sinir bloğupubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28379942
  4. MedlinePlus - National Library of Medicine (NLM) — Doğum sırasında ağrı yönetimimedlineplus.gov/childbirthproblems.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Anestezi ve Reanimasyon Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.