Kalp ve Damar Cerrahisi

Diz Arkası Damar Baloncuğu Cerrahisi

Diz Arkası Damar Baloncuğu Cerrahisi hangi durumlarda planlanır ve nasıl uygulanır; süreç hakkında genel bilgiler.

Diz arkasında, bacağın alt bölümüne kan taşıyan önemli bir atardamar bulunur. Bu damar, dizin hemen arkasından geçerek baldır ve ayağa giden kanı iletir. Bazı kişilerde bu damarın duvarı zamanla zayıflar ve damar bir baloncuk gibi genişleyerek anevrizma adı verilen bir yapıya dönüşür. Bu genişleme, ilk bakışta zararsız gibi görünse de, içinde pıhtı oluşumuna ve ani tıkanıklıklara zemin hazırlayabildiği için ciddi bir tehlike taşır.

Popliteal anevrizma onarımı, diz arkasındaki bu genişlemiş damarı devre dışı bırakarak kanı sağlıklı bir yoldan bacağa ulaştırmayı amaçlayan bir damar cerrahisi yöntemidir. Amaç, hem anevrizmanın oluşturduğu riski ortadan kaldırmak hem de bacağa giden kan akışını güvenli biçimde sürdürmektir. Bu onarım, bacağın korunması açısından son derece önemli bir girişimdir.

Aşağıdaki bölümlerde popliteal anevrizmanın ne olduğunu, neden oluştuğunu, hangi belirtileri verdiğini, neden tehlikeli olduğunu, onarımın nasıl yapıldığını, iyileşme sürecini ve olası riskleri ayrıntılı biçimde ele alacağız. Ayrıca diğer bacakta da benzer bir anevrizma gelişme ihtimali üzerinde de duracağız.

Popliteal Anevrizma Nedir?

Popliteal anevrizma, diz arkasından geçen popliteal atardamarın duvarının zayıflaması sonucu bu bölgede oluşan balon şeklindeki genişlemedir. Atardamarların duvarı normalde belirli bir kalınlıkta ve dayanıklılıktadır; kanın basıncına karşı koyabilecek şekilde yapılanmıştır. Ancak bu duvar çeşitli nedenlerle zayıfladığında, damar kanın basıncı altında yavaş yavaş genişleyerek balon gibi şişer. Bu şişkinliğe anevrizma denir.

Atardamar duvarının nasıl yapılandığını bilmek, bu genişlemenin neden geliştiğini anlamayı kolaylaştırır. Damar duvarı üç ana katmandan oluşur. En içte kanla temas eden ince ve kaygan bir tabaka, ortada damara hem dayanıklılık hem esneklik veren kas ve elastik lif ağı, en dışta ise damarı saran destek dokusu bulunur. Damara asıl gücünü veren orta katmandaki elastik yapıdır; kalp her attığında damar hafifçe genişler ve sonra eski çapına döner. Bu elastik yapı yıprandığında damar, gerildikten sonra eski haline dönme yeteneğini kaybeder ve her atımda bir miktar daha genişleyerek kalıcı bir balonlaşmaya doğru ilerler.

Popliteal atardamar, vücutta anevrizmanın en sık görüldüğü bölgelerden biridir. Bacak atardamarları arasında en yaygın anevrizma türü bu bölgede ortaya çıkar. Diz arkası, damarın sürekli olarak bükülme ve hareket hareketine maruz kaldığı bir bölge olduğundan, damar duvarının zorlandığı bir alandır. Bu da bu bölgenin anevrizma oluşumuna yatkın olmasında rol oynayabilir.

Anevrizmanın tehlikesi, boyutundan çok içinde barındırdığı süreçlerle ilgilidir. Genişlemiş damarın içinde kan akışı düzensizleşir ve türbülans oluşur. Bu düzensiz akım, damar içinde pıhtı oluşumuna zemin hazırlar. Zamanla anevrizmanın içinde kat kat pıhtı birikebilir. Bu pıhtılar, anevrizmanın asıl tehlikesini oluşturan unsurlardan biridir; çünkü hem damarı tıkayabilir hem de kopup aşağıya doğru ilerleyebilir.

Bu süreci somutlaştırmak için akan bir dereyi düşünebiliriz. Dere dar bir yatakta düzgün akarken, birden genişleyen bir gölete girdiğinde suyun hızı düşer, kenarlarda girdaplar oluşur ve taşınan maddeler dibe çöker. Anevrizma içinde de benzeri olur: kan, genişleyen boşlukta yavaşlar ve kenarlarda durgunlaşır. Durgun kan pıhtılaşmaya yatkındır. Zamanla anevrizmanın duvarına yapışan pıhtı katmanları birikir. Bu nedenle dışarıdan büyük görünen bir anevrizmanın içinden kanın aktığı gerçek kanal, çoğu zaman sanıldığından çok daha dardır.

Popliteal anevrizma, çoğu zaman uzun süre belirti vermeden gelişir ve bazen başka bir nedenle yapılan muayene sırasında tesadüfen fark edilir. Ancak sessiz olması, tehlikesiz olduğu anlamına gelmez. Anevrizmanın erken saptanması ve uygun durumlarda onarılması, ileride ortaya çıkabilecek ani ve ciddi sorunların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle bu bölgedeki genişlemeler dikkatle takip edilir.

Diz Arkası Atardamarında Baloncuk Neden Oluşur?

Diz arkası atardamarında anevrizma oluşumunun temelinde, damar duvarının zayıflaması yatar. Bu zayıflamanın en sık nedeni, damar sertliği yani ateroskleroz sürecidir. Bu süreçte damar duvarının yapısı bozulur, esnekliğini kaybeder ve zamanla kanın basıncına karşı direnci azalır. Zayıflayan bu duvar, kanın sürekli basıncı altında yavaş yavaş genişleyerek balon şeklini alır.

Burada dikkat çekici bir noktaya değinmek gerekir: damar sertliği çoğu damarda daralmaya yol açarken, bazı damarlarda tam tersine genişlemeye neden olur. Bu görünürdeki çelişkinin nedeni, sürecin damar duvarındaki farklı katmanları farklı biçimde etkileyebilmesidir. Plak birikimi ağır bastığında damar daralır; duvarın taşıyıcı elastik yapısındaki yıkım ağır bastığında ise damar basınca dayanamayarak genişler. Aynı kişide bir damarda daralma, bir başka damarda genişleme görülebilmesinin nedeni budur.

Bu sürece katkıda bulunan çeşitli risk etkenleri vardır. Başlıca etkenler şunlardır:

  • İleri yaş ve damar duvarının zamanla yıpranması
  • Sigara kullanımı; tütünün damar duvarına verdiği doğrudan zarar anevrizma gelişimini kolaylaştırır
  • Yüksek tansiyon; damar duvarına sürekli yüksek basınç uygulanması genişlemeyi hızlandırır
  • Damar sertliğine yol açan diğer etkenler ve ailesel yatkınlık

Diz arkasının anatomik özellikleri de bu bölgeyi anevrizmaya yatkın hale getirir. Diz, sürekli bükülüp açılan bir eklemdir ve bu bölgeden geçen atardamar, her hareket sırasında mekanik olarak zorlanır. Bu tekrarlayan mekanik yük, zaten zayıflamış bir damar duvarında genişlemeyi kolaylaştırabilir. Bu nedenle popliteal bölge, bacak atardamarları içinde anevrizmanın en sık görüldüğü yerdir.

Bu bölgenin bir başka özelliği, damarın anatomik olarak kısıtlı bir tünelden geçmesidir. Diz arkasında atardamar, kaslar ve bağlar arasında dar bir aralıkta ilerler. Her diz bükülüşünde damar kıvrılır, her açılışta gerilir. Ayrıca bu noktada damar, aşağıya doğru dallara ayrılmaya başlar; dallanma bölgeleri, kan akımının doğal olarak bölündüğü ve duvara çarptığı yerlerdir. Bu mekanik zorlanmanın yıllar boyunca milyonlarca kez tekrarlanması, zaten yıpranmış bir duvarda genişlemeyi tetikleyen unsurlardan biri olarak değerlendirilir.

Popliteal anevrizma ile ilgili önemli bir özellik, bu durumun sıklıkla tek taraflı olmamasıdır. Bir bacağında popliteal anevrizma bulunan kişilerde, diğer bacakta da benzer bir anevrizma bulunma olasılığı yüksektir. Ayrıca bu kişilerde vücudun başka bölgelerinde, örneğin karın içi ana atardamarda da anevrizma görülebilir. Bu nedenle popliteal anevrizma saptandığında, diğer damar bölgeleri de değerlendirilir. Bu, gözden kaçabilecek başka anevrizmaların erken fark edilmesini sağlar.

Popliteal Anevrizma Hangi Belirtileri Verir ve Neden Tehlikelidir?

Popliteal anevrizma, birçok hastada uzun süre hiçbir belirti vermeden sessizce ilerler. Bu sessizlik, anevrizmanın tesadüfen fark edilmesine kadar sürebilir. Ancak anevrizma büyüdükçe veya içinde pıhtı oluşmaya başladıkça bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Diz arkasında ele gelen, nabız gibi atan bir kitle hissi, en tipik bulgulardan biridir. Bazı hastalar bu bölgede dolgunluk veya rahatsızlık hissedebilir.

Diz arkasında şişlik yapan tek durum anevrizma değildir; bu bölgede eklem kaynaklı sıvı kesecikleri de sıkça görülür ve çok daha yaygındır. Bu iki durumu ayıran en önemli ipucu, anevrizmanın nabız gibi atmasıdır. Kalbin her atışında genişleyip küçülen bir kitle, damar kaynaklı olduğunu düşündürür. Ancak bu ayrım yalnızca elle muayeneyle her zaman kesinleştirilemez; bu nedenle diz arkasında ele gelen bir şişlik saptandığında görüntüleme yöntemleriyle değerlendirme yapılır. Bu ayrımın önemi büyüktür, çünkü iki durumun taşıdığı risk birbirinden çok farklıdır.

Anevrizma büyüdükçe çevredeki yapılara baskı yapabilir. Yakınındaki sinirlere baskı, bacakta uyuşma veya karıncalanmaya; toplardamarlara baskı ise bacakta şişmeye yol açabilir. Ancak popliteal anevrizmanın asıl önemi, bu baskı belirtilerinden çok, damar içinde oluşabilecek pıhtılarla ilişkili tehlikelerinden kaynaklanır. Bu tehlikeler, anevrizmayı diğer bazı anevrizmalardan farklı ve özellikle dikkat gerektiren bir hale getirir.

En önemli tehlike, anevrizmanın içinde biriken pıhtıların neden olduğu tıkanıklıklardır. Anevrizma içinde oluşan pıhtı büyüyerek damarı tamamen tıkayabilir; bu durumda bacağa giden kan akışı aniden kesilir. Bunun sonucunda bacakta ani ve şiddetli ağrı, soğuma, solgunluk ve his kaybı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tablo, acil müdahale gerektiren ciddi bir durumdur ve bacağın geleceği açısından tehlike oluşturur.

Bir başka tehlike ise anevrizma içindeki pıhtıların küçük parçalar halinde kopup aşağıya, bacağın alt bölümündeki daha ince damarlara doğru ilerlemesidir. Bu küçük pıhtılar, ayak ve parmaklara giden damarları tıkayarak beslenme bozukluğuna yol açabilir. Anevrizmaların yırtılması bacak damarlarında karın içindeki büyük anevrizmalara göre daha az görülse de, tıkanıklık ve pıhtı atma riski bu bölgede oldukça önemlidir. Bu nedenle popliteal anevrizmaların erken fark edilmesi ve uygun durumlarda onarılması büyük önem taşır.

Bu küçük pıhtıların sessizce ilerlemesi, sinsi bir sorunu beraberinde getirir. Aşağıya kaçan pıhtı parçaları her seferinde ayaktaki ince damarlardan birkaçını tıkar. Kişi bunu fark etmeyebilir; belki yalnızca bir ayak parmağında geçici morarma ya da soğukluk hisseder. Ancak bu tekrarlayan olaylar zamanla, bacağın kurtarılması için gereken çıkış yollarını tek tek kapatır. Sonunda anevrizma tümüyle tıkandığında, kanın dolaşabileceği alternatif yol kalmadığı için tablo çok daha ağır seyredebilir. Bu nedenle ayakta ortaya çıkan küçük ve geçici gibi görünen dolaşım belirtileri de önemsenmelidir.

Acil bir tablonun tanınması bu nedenle değerlidir. Bacakta ani başlayan şiddetli ağrı, bacağın soğuması ve solgunlaşması, uyuşma, karıncalanma ve ayağı hareket ettirmekte güçlük, kan akışının kesildiğini düşündüren belirtilerdir. Bu tabloda zaman doğrudan doku canlılığını belirler; bu nedenle bu belirtiler ortaya çıktığında beklemeden acil sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. Şikâyetin geçmesini ummak veya ertesi güne bırakmak, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir.

Popliteal Anevrizma Onarımı Hangi Durumlarda Gereklidir?

Popliteal anevrizmanın her durumda hemen onarılması gerekmez; onarım kararı, anevrizmanın özellikleri ve hastanın durumu birlikte değerlendirilerek verilir. Bu değerlendirmede anevrizmanın çapı, içinde pıhtı bulunup bulunmadığı, belirti verip vermediği ve bacak dolaşımının durumu önemli rol oynar.

Onarım genellikle şu durumlarda gündeme gelir:

  • Anevrizmanın belirli bir çapa ulaşması ve bu nedenle tıkanma veya pıhtı atma riskinin artması
  • Anevrizma içinde pıhtı oluştuğunun saptanması
  • Anevrizmanın belirti vermeye başlaması; bacakta ağrı, uyuşma, şişme veya dolaşım bozukluğu bulguları
  • Anevrizmadan kopan küçük pıhtıların ayak damarlarında tıkanıklığa yol açtığının anlaşılması

Bu kararda popliteal anevrizmayı diğer anevrizmalardan ayıran bir özellik öne çıkar. Karın içindeki büyük anevrizmalarda asıl endişe yırtılmadır ve karar büyük ölçüde çapa dayanır. Popliteal anevrizmada ise asıl endişe tıkanma ve pıhtı atmadır; bu nedenle çap tek başına belirleyici değildir. Görece küçük ancak içi pıhtı dolu bir anevrizma, daha büyük ama içi temiz bir anevrizmadan daha riskli olabilir. Bu yüzden değerlendirmede anevrizmanın içeriği ve aşağıdaki damar yatağının durumu, çap kadar önem taşır.

Küçük çaplı, belirti vermeyen ve içinde belirgin pıhtı bulunmayan anevrizmalar bazı durumlarda düzenli takiple izlenebilir. Bu izlem sırasında anevrizmanın boyutundaki değişiklikler ve içinde pıhtı oluşup oluşmadığı görüntüleme yöntemleriyle takip edilir. Anevrizma büyüdüğünde veya risk taşıyan özellikler geliştiğinde onarım kararı gündeme gelir. Bu takip yaklaşımı, gereksiz girişimden kaçınmayı ve doğru zamanda müdahale etmeyi amaçlar.

İzlem kararı verilen hastalarda takibin ciddiye alınması özellikle önemlidir. Bu bekleme, sorunun önemsiz olduğu anlamına gelmez; aksine, doğru zamanı yakalamak için sürdürülen aktif bir gözlemdir. Bu dönemde hastanın kendisinde gelişebilecek belirtileri tanıması ve bir değişiklik fark ettiğinde beklemeden başvurması, izlemin en kritik parçasıdır. Kontrol randevularının aksatılması durumunda anevrizma sessizce risk eşiğini geçebilir ve sorun ilk kez acil bir tabloyla kendini gösterebilir.

Anevrizmanın ani tıkanmasıyla bacağa giden kan akışının kesildiği durumlar ise acil müdahale gerektirir. Böyle bir durumda, bacağı kurtarmak için hızlı hareket edilmesi gerekir. Bu nedenle popliteal anevrizmanın erken saptanması, henüz sessiz bir aşamadayken uygun kararların verilmesini sağlar. Acil bir tabloyla karşılaşmadan, kontrollü koşullarda yapılan onarım, hem daha güvenli hem de daha başarılı sonuçlar sunar. Onarım kararı her hasta için ayrı ayrı, dikkatli bir değerlendirmeyle verilir.

Popliteal Anevrizma Onarımı Nasıl Yapılır?

Popliteal anevrizma onarımının temel mantığı, genişlemiş ve riskli hale gelmiş damar bölümünü kan akışının dışında bırakmak ve kanı sağlıklı bir yol üzerinden bacağa ulaştırmaktır. Bunu sağlamanın başlıca yolu, anevrizmanın üstündeki ve altındaki sağlıklı damar bölümleri arasında bir baypas köprüsü kurmaktır. Böylece kan, genişlemiş bölgeye uğramadan, yeni oluşturulan yoldan akmaya devam eder.

Ameliyat öncesinde ayrıntılı bir hazırlık yapılır. Damarların görüntülenmesiyle anevrizmanın tam sınırları, üstündeki ve altındaki sağlıklı damar bölümlerinin nerede başladığı ve özellikle diz altındaki damar yatağının durumu ortaya konur. Bu son nokta belirleyicidir; çünkü baypasın alt ucunun bağlanacağı sağlıklı bir damar bulunması gerekir. Ayrıca greft olarak kullanılabilecek toplardamarların uygunluğu da önceden değerlendirilir. Kalp ve akciğer değerlendirmesi, ameliyat güvenliği açısından hazırlığın ayrılmaz parçasıdır.

Açık cerrahi yöntemde, diz arkasına veya bacağın iç yüzüne yapılan kesilerle popliteal atardamara ulaşılır. Anevrizmanın üstündeki ve altındaki sağlıklı damar bölümleri ortaya konur ve hazırlanır. Ardından bu iki sağlıklı bölge arasına, kanı taşıyacak bir greft yerleştirilir. Greftin uçları, anevrizmanın hem üstündeki hem de altındaki sağlıklı damara özel dikişlerle birleştirilir. Böylece kan, greft aracılığıyla anevrizmayı atlayarak akar.

Ameliyata iki farklı yönden ulaşılabilir. Bacağın iç yüzünden yapılan yaklaşımda, dizin üstünde ve altında iki ayrı kesi yapılır ve greft bu iki nokta arasında kas dokusunun altından geçirilir; bu yaklaşım kendi toplardamarının aynı kesilerden çıkarılmasına imkân verdiği için sık kullanılır. Diz arkasından doğrudan yapılan yaklaşımda ise anevrizmaya doğrudan ulaşılır; bu yol, anevrizmanın çevre yapılara baskı yaptığı ve bu baskının giderilmesi gereken durumlarda tercih edilebilir. Hangi yolun seçileceği, anevrizmanın konumuna ve amaca göre belirlenir.

Anevrizmanın kendisi ise duruma göre bağlanarak devre dışı bırakılır ya da bazı yaklaşımlarda açılıp içindeki pıhtılar temizlenerek greft anevrizmanın içinden geçirilir. Hangi yöntemin tercih edileceği, anevrizmanın konumuna, boyutuna ve çevre yapılarla ilişkisine göre belirlenir. Amaç her durumda aynıdır: anevrizmayı kan akışından yalıtmak ve bacağa giden dolaşımı güvenli biçimde sürdürmek.

Anevrizmanın yalnızca bağlanarak dışarıda bırakıldığı durumlarda dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı vardır. Anevrizma kesesine yandan giren küçük dallar bulunuyorsa, bu dallardan gelen kan kesenin içini doldurmaya devam edebilir ve kese küçülmeyip bazen büyüyebilir. Bu nedenle onarım planlanırken bu dalların durumu değerlendirilir ve gerektiğinde bunlar da bağlanır. Anevrizmanın çevredeki yapılara baskı yaptığı durumlarda ise kesenin açılıp boşaltılması, baskıyı doğrudan gidermesi bakımından tercih edilebilir.

Onarım tamamlandıktan sonra, kanın greft üzerinden bacağa akıp akmadığı kontrol edilir. Ayak nabızlarının varlığı ve bacak dolaşımının sağlandığı doğrulanır. Kan akışının düzgün biçimde sürdüğünden emin olunduktan sonra kesiler kat kat kapatılır. Bazı uygun hastalarda ise açık cerrahi yerine damar içi yöntemlerle onarım da değerlendirilebilir; bu konu ilerleyen bölümde ele alınmaktadır.

Onarımda Greft (Yapay veya Kendi Damar) Nasıl Kullanılır?

Popliteal anevrizma onarımında kanı anevrizmanın etrafından dolaştıracak olan greftin seçimi, işlemin başarısı ve uzun ömürlü olması açısından büyük önem taşır. İki temel greft seçeneği vardır: hastanın kendi vücudundan alınan bir damar veya yapay bir damar. Her iki seçeneğin de kendine göre özellikleri vardır ve seçim, hastanın durumuna göre yapılır.

Kendi damarının kullanılması, birçok durumda tercih edilen yöntemdir. Bu amaçla genellikle bacaktaki yüzeyel toplardamarlardan biri kullanılır. Hastanın kendi dokusundan alınan bu damar, vücut tarafından yabancı olarak algılanmadığı için uyum sorunu yaşanmaz ve enfeksiyon riski daha düşüktür. Özellikle diz arkası gibi sürekli hareket eden ve bükülen bir bölgede, kendi damarının esnekliği ve dayanıklılığı önemli bir avantaj sağlar. Bu nedenle uygun bir kendi damarı bulunduğunda, çoğu zaman bu seçenek öne çıkar.

Kendi damarının üstünlüğünün altında yatan neden, iç yüzeyindeki canlı hücre tabakasıdır. Bu tabaka, kanın pıhtılaşmasını engelleyen doğal maddeler salgılar ve damarın içini kaygan tutar. Yapay bir greftin içi ne kadar pürüzsüz üretilirse üretilsin, bu canlı savunma mekanizmasına sahip değildir. Bu fark, özellikle diz altına inen ve daha ince damarlara bağlanan greftlerde belirginleşir; akımın yavaş olduğu ince greftlerde canlı iç yüzeyin sağladığı koruma daha da değerli hale gelir.

Hasta için doğal olarak akla gelen bir soru, alınan toplardamarın yokluğunun bacakta sorun yaratıp yaratmayacağıdır. Bacakta toplardamar dolaşımı, birbiriyle bağlantılı zengin bir ağ üzerinden yürür ve derin toplardamarlar bu işin büyük bölümünü üstlenir. Bu nedenle uygun seçilmiş bir yüzeyel toplardamarın alınması, bacağın kan dönüşünde genellikle kalıcı bir soruna yol açmaz. Damarın alındığı bölgede geçici şişlik veya morarma olabilir; bu durum iyileşme sürecinde geriler.

Hastanın uygun bir kendi damarı bulunmadığında veya kullanılamadığında, yapay greftler devreye girer. Bu greftler, vücut tarafından iyi tolere edilen özel malzemelerden üretilir ve kanın içinden pürüzsüz biçimde akmasını sağlar. Yapay greftler de anevrizma onarımında başarıyla kullanılabilir; ancak diz arkası gibi hareketli bölgelerde, greftin katlanmadan ve bükülmeden kalabilmesi için dikkatli yerleştirme gerekir.

Greft seçildikten sonra, uçları anevrizmanın üstündeki ve altındaki sağlıklı damar bölümlerine dikkatle dikilir. Bu bağlantı noktalarında kanın türbülans oluşturmadan, akıcı biçimde ilerlemesi önemlidir; çünkü akımın bozulduğu bölgelerde zamanla pıhtı oluşma riski artar. Greftin uygun uzunlukta ve doğru açıyla yerleştirilmesi, diz hareketleri sırasında sorun yaşanmaması açısından özenle sağlanır. Böylece greft, anevrizmayı güvenle atlayan sağlam bir köprü haline gelir.

Greft uzunluğunun ayarlanması, bu bölgede özel bir dikkat gerektirir. Greft çok kısa bırakılırsa diz büküldüğünde gerilir; çok uzun bırakılırsa diz düzken kıvrılıp katlanabilir. Her iki durum da akımı bozarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlar. Bu nedenle greftin uzunluğu, diz hem bükülü hem düz konumdayken değerlendirilerek ayarlanır. Greftin geçirileceği yol da özenle seçilir; kaslar ve bağlar arasında sıkışmayacağı, hareket sırasında bası altında kalmayacağı bir güzergâh planlanır.

Anevrizma Açık Cerrahiyle mi Stentle mi Onarılır?

Popliteal anevrizma onarımında iki temel yaklaşım vardır: açık cerrahi ile baypas yöntemi ve damar içinden yerleştirilen kaplı stent yöntemi. Her iki yöntemin de amacı aynıdır; anevrizmayı kan akışından yalıtmak ve bacağa giden dolaşımı sürdürmek. Ancak bu iki yöntem, uygulanış biçimleri ve tercih edildikleri durumlar açısından farklılık gösterir.

Açık cerrahi yöntem, uzun yıllardır uygulanan ve güvenilirliği iyi bilinen bir yaklaşımdır. Bu yöntemde anevrizmanın üstü ve altı arasında bir greft köprüsü kurularak kan yeni bir yoldan akıtılır. Özellikle hastanın kendi damarının kullanılabildiği durumlarda, açık cerrahi uzun ömürlü ve dayanıklı sonuçlar verir. Diz arkası gibi sürekli hareket eden bir bölgede, açık cerrahiyle yerleştirilen kendi damarı, bu mekanik zorlanmalara iyi uyum sağlar.

Damar içi yöntemde ise, anevrizmalı bölgeye deriden girilerek özel bir kaplı stent yerleştirilir. Bu stent, anevrizmanın içinden geçerek genişlemiş bölgeyi içeriden yalıtır; kan artık anevrizmaya değil, stentin içinden akar. Bu yöntem büyük bir kesi gerektirmediği için daha az girişimseldir ve bazı hastalarda daha hızlı toparlanma sağlayabilir. Ancak diz arkası, sürekli büküldüğü için stentin zorlanabileceği bir bölgedir; bu nedenle stentin bu bölgede uzun vadede nasıl davranacağı dikkatle değerlendirilir.

Damar içi yöntemin uygulanabilmesi belirli anatomik koşulları gerektirir. Stentin sağlam biçimde oturabilmesi için anevrizmanın hem üstünde hem altında yeterli uzunlukta, uygun çapta ve nispeten düzgün bir sağlıklı damar bölümü bulunmalıdır. Bu tutunma bölgeleri kısa ya da düzensizse, stent zamanla kayabilir veya kenarlarından kaçak gelişerek anevrizma kesesini yeniden basınç altında bırakabilir. Bu koşullar işlem öncesi görüntülemeyle titizlikle değerlendirilir ve uygun olmayan anatomilerde açık cerrahi öne çıkar.

İki yöntemin izlem gereksinimleri de farklıdır. Stent yerleştirilen hastalarda, stentin konumu, açıklığı ve anevrizma kesesinin durumu düzenli görüntülemelerle takip edilir; bu takibin uzun yıllar sürdürülmesi gerekir. Bu nedenle hastanın düzenli kontrollere gelme olanağı ve isteği de yöntem seçiminde göz önünde bulundurulan gerçekçi bir etkendir. Ayrıca uzun yaşam beklentisi olan genç hastalarda, dayanıklılığı uzun yıllara dayanan açık cerrahi çoğu zaman öne çıkar.

Hangi yöntemin uygulanacağı, hastanın yaşına, genel sağlık durumuna, anevrizmanın yapısına ve konumuna, uygun kendi damarının bulunup bulunmadığına ve acil bir durum olup olmadığına göre belirlenir. Genellikle uygun kendi damarı olan ve cerrahiye engel taşımayan hastalarda açık cerrahi tercih edilirken, cerrahi riski yüksek veya damar yapısı uygun olan seçilmiş hastalarda damar içi yöntem değerlendirilebilir. Karar, her hasta için ayrı ayrı ve dikkatli bir değerlendirmeyle verilir.

Ameliyat Ne Kadar Sürer ve Anestezi Nasıl Uygulanır?

Popliteal anevrizma onarımının süresi, uygulanan yönteme, anevrizmanın konumuna, greftin türüne ve varsa ek işlemlere göre değişir. Açık cerrahiyle yapılan baypas işlemi, damar hazırlığı ve dikkatli dikişler gerektirdiği için belirli bir süre alır. Damar içi yöntemle yapılan onarımlar ise genellikle daha kısa sürebilir. Kesin süre hastadan hastaya farklılık gösterir ve önceden kişiye özel olarak değerlendirilir.

Açık cerrahi onarımda genellikle genel anestezi tercih edilir; bu durumda hasta ameliyat boyunca tamamen uykuda olur ve hiçbir ağrı hissetmez. Bazı durumlarda, hastanın genel durumuna bağlı olarak belden aşağıyı uyuşturan bölgesel anestezi yöntemleri de değerlendirilebilir. Anestezi yöntemi, hastanın sağlık durumu, işlemin kapsamı ve süresi göz önünde bulundurularak belirlenir.

Damar içi yöntemle yapılan onarımlarda ise, işlem deriden yapılan küçük bir girişle gerçekleştirildiğinden, genellikle giriş bölgesinin uyuşturulduğu lokal anestezi veya bölgesel anestezi yeterli olabilir. Bu durumda hasta işlem sırasında uyanık olabilir ve büyük bir ameliyatın getirdiği zorlanmayı yaşamaz. Hangi anestezi yönteminin uygulanacağı, seçilen onarım tekniğine ve hastanın durumuna göre kararlaştırılır.

Ameliyat öncesi değerlendirme, damar hastalarında özel bir önem taşır. Bacak damarında anevrizma bulunan kişilerin önemli bir bölümünde kalp damarlarında da hastalık bulunabilir; bu nedenle ameliyat öncesinde kalp değerlendirmesi yapılır. Akciğer fonksiyonları, böbrek durumu ve şeker kontrolü de gözden geçirilir. Bu değerlendirmeler yalnızca formalite değildir; anestezi planının şekillenmesini ve ameliyat sırasında hangi noktalara ek dikkat gösterileceğini doğrudan belirler.

Ameliyat sırasında hastanın pozisyonu, seçilen yaklaşıma göre değişir. Bacağın iç yüzünden yapılan ameliyatlarda hasta sırtüstü yatarken, diz arkasından doğrudan ulaşılan ameliyatlarda yüzüstü pozisyon gerekebilir. Yüzüstü pozisyon, anestezi ekibi açısından ek dikkat gerektiren bir durumdur ve bu da anestezi planının bir parçası olarak önceden düşünülür. Ayrıca ameliyat boyunca vücut ısısının korunması, damar cerrahisinde kanamanın kontrolü açısından önemsenen bir başka ayrıntıdır.

Anestezi yöntemi ne olursa olsun, işlem süresince hastanın kalp ritmi, tansiyonu, oksijen düzeyi ve genel durumu sürekli izlenir. Anestezi ekibi, işlem boyunca hastanın yaşamsal değerlerini yakından takip eder. Ameliyat öncesinde hastanın kullandığı ilaçlar, özellikle kan sulandırıcılar gözden geçirilir ve gerekirse düzenlenir. İşlem sonrasında hasta bir süre yakın gözlem altında tutulur; bacak dolaşımının sağlandığı ve yaşamsal değerlerin stabil olduğu doğrulandıktan sonra düzenli takibin yapıldığı servise alınır.

Popliteal Anevrizma Onarımı Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?

Onarımın hemen ardından hasta, yaşamsal değerlerinin ve özellikle bacak dolaşımının yakından izlendiği bir dönemden geçer. Bu erken dönemde en önemli hedef, onarımın çalıştığından, yani kanın greft üzerinden bacağa düzgün biçimde aktığından emin olmaktır. Ayak nabızları, ayakların rengi ve ısısı düzenli aralıklarla kontrol edilir. Herhangi bir değişiklik erken fark edilerek gerekli önlemler alınır.

Bu kontrollerin neden bu kadar sık tekrarlandığını anlamak yararlıdır. Greftte gelişebilecek bir tıkanma en sık ilk saatlerde ve ilk günlerde ortaya çıkar. Erken fark edilen bir tıkanma çoğu zaman hemen ele alınarak düzeltilebilir; geç fark edilirse aşağıdaki damar yatağı da pıhtıyla dolabilir ve durum çok daha zorlaşır. Bu nedenle hastanın da kendi bacağını gözlemesi teşvik edilir; ayakta yeni başlayan uyuşma, soğuma, renk değişikliği veya artan ağrı hemen bildirilmelidir.

Açık cerrahi geçiren hastalarda, diz arkası ve bacaktaki kesilerde ilk günlerde ağrı, hassasiyet ve hafif şişlik olması beklenen bir durumdur. Bu şikâyetler ağrı kesicilerle kontrol altına alınır. Diz arkası hareketli bir bölge olduğundan, kesi bölgesinin iyileşmesi sırasında dizin hareketlerine dikkat edilmesi gerekebilir. Bu konudaki öneriler hastaya özel olarak verilir; erken dönemde belirli hareketlerden kaçınmak, dikişlerin sağlamlaşmasına yardımcı olur.

Ameliyat edilen bacakta bir miktar şişlik gelişmesi de sık görülen ve beklenen bir durumdur. Uzun süre az kanlanan bir bacağa kan akışının yeniden sağlanması, dokularda geçici bir sıvı birikimine yol açabilir; ayrıca greft için toplardamar alınmışsa bu da şişliğe katkıda bulunur. Bu şişliğin yönetiminde, oturur veya yatar durumdayken bacağın kalp seviyesinin üzerine desteklenerek yükseltilmesi yardımcı olur. Bu şişlik genellikle haftalar içinde kademeli olarak geriler.

Damar içi yöntemle onarım yapılan hastalarda ise iyileşme genellikle daha hızlıdır. Büyük bir kesi olmadığı için ağrı daha sınırlıdır ve hasta genellikle daha kısa sürede hareket edebilir. Ancak her iki yöntemde de giriş veya kesi bölgesinin temiz ve kuru tutulması, iyileşme açısından önemlidir. Bölgede artan kızarıklık, akıntı veya ısı artışı gibi belirtiler fark edildiğinde hekime bilgi verilmelidir.

İyileşme sürecinde düzenli kontrollere gitmek büyük önem taşır. Bu kontrollerde greftin veya stentin açık kalıp kalmadığı ve bacak dolaşımının durumu değerlendirilir. Diz arkası hareketli bir bölge olduğundan, greftin bu bölgedeki durumu özellikle takip edilir. Hekim tarafından önerilen kan sulandırıcı ve damar koruyucu ilaçların düzenli kullanılması, onarımın uzun ömürlü olmasını destekler. Bacakta yeniden başlayan ağrı, soğukluk veya renk değişikliği gibi belirtiler gecikmeden hekime bildirilmelidir.

Ameliyatın Riskleri ve Bacak İçin Tehlikeleri Nelerdir?

Popliteal anevrizma onarımı, bacağı korumaya yönelik önemli bir girişim olsa da, her cerrahi işlemde olduğu gibi bazı riskler taşır. Bu riskler hem işlemin kendisiyle hem de hastanın genel sağlık durumuyla ilişkilidir. Ameliyat sırasında veya sonrasında kanama, kesi bölgesinde enfeksiyon, kan birikmesi ve iyileşme gecikmesi görülebilecek durumlar arasındadır. Bu sorunlar yakın takip ve gerekli önlemlerle yönetilebilir.

Bu onarımda üzerinde özellikle durulan konu, greftin açık kalmasıdır. Diz arkası, sürekli bükülüp açılan hareketli bir bölge olduğundan, buraya yerleştirilen greft veya stent mekanik olarak zorlanabilir. Zaman içinde greftte pıhtı oluşması veya bağlantı noktalarında daralma gelişebilir. Bu nedenle greftin durumu düzenli kontrollerle takip edilir ve açık kalmasını desteklemek için gerekli tedaviler uygulanır.

Bu bölgenin anatomik yakınlıkları nedeniyle bazı özel riskler de göz önünde bulundurulur. Diz arkasında atardamarın hemen yanından önemli sinirler ve toplardamarlar geçer. Ameliyat sırasında bu yapıların korunması özel bir dikkat gerektirir; buna rağmen bölgedeki küçük sinir dallarının etkilenmesine bağlı olarak deride sınırlı bir alanda uyuşukluk hissi gelişebilir. Bu tür his değişiklikleri genellikle zamanla azalır ve bacağın işlevini etkilemez.

Bacak için en önemli tehlike, onarılan bölgede kan akışının aniden bozulmasıdır. Greftin ani tıkanması durumunda bacağa giden kan akışı kesilebilir; bu, ani ve şiddetli ağrı, soğuma, solgunluk ve his kaybı gibi belirtilerle kendini gösterir ve acil müdahale gerektirir. Ayrıca onarım sırasında veya sonrasında, anevrizma içindeki pıhtıların bir kısmının aşağıya, ayak damarlarına doğru ilerlemesi de bacağın alt bölümünde dolaşım sorununa yol açabilir. Bu riskler, işlem sırasında dikkatle önlenmeye çalışılır.

Uzun süre az kanlanmış bir bacağa kan akışının aniden yeniden sağlanmasının kendine özgü bir etkisi de vardır. Kansız kalmış kasta biriken maddeler, kan akışı geri geldiğinde dolaşıma karışır ve vücutta genel bir yük oluşturabilir. Ayrıca kaslar şişerek kendi bölmeleri içinde basınç artışına neden olabilir; bu durum kaslarda gerginlik, şiddetli ağrı ve his değişiklikleriyle kendini gösterir ve acil ele alınması gerekir. Bu nedenle özellikle uzun süre dolaşımı bozuk kalmış bacaklarda ameliyat sonrası izlem daha da yakın yapılır.

Bacak dolaşımının ciddi biçimde bozulduğu ve zamanında müdahale edilemediği durumlarda, dokuların beslenmesi ileri düzeyde etkilenebilir. İşte tam da bu nedenle, popliteal anevrizmanın acil bir tabloyla karşılaşmadan, kontrollü koşullarda onarılması büyük önem taşır. Ameliyat sonrasında bacakta ani soğuma, renk değişikliği, nabzın kaybolması veya şiddetli ağrı gibi belirtiler önemsenmeli ve gecikmeden hekime başvurulmalıdır. Erken fark edilen sorunlar çoğu zaman başarıyla çözülerek bacak korunabilir.

Onarımdan Sonra Diğer Bacakta da Anevrizma Riski Var mı?

Popliteal anevrizma ile ilgili en önemli özelliklerden biri, bu durumun sıklıkla tek bacakla sınırlı kalmamasıdır. Bir bacağında popliteal anevrizma saptanan kişilerde, diğer bacakta da benzer bir anevrizma bulunma olasılığı belirgin biçimde yüksektir. Bu nedenle bir bacakta anevrizma tespit edildiğinde, diğer bacak da mutlaka değerlendirilir. Bu, henüz belirti vermeyen bir anevrizmanın erken fark edilmesini sağlar.

Bunun nedeni, anevrizmaya zemin hazırlayan damar zayıflığının genellikle vücudun genel bir özelliği olmasıdır. Damar duvarının yapısını etkileyen etkenler, tek bir bölgeyle sınırlı kalmaz; tüm damar sistemini benzer biçimde etkileyebilir. Bu yüzden bir bölgede anevrizma gelişen kişide, başka bölgelerde de anevrizma gelişme eğilimi bulunabilir. Bu durum, hastanın bütüncül olarak değerlendirilmesini gerektirir.

Bu bakış açısı, ailenin de değerlendirmeye dahil edilmesini gündeme getirebilir. Anevrizma gelişimine yatkınlık bazı ailelerde daha sık görülür. Bu nedenle anevrizma saptanan kişinin yakın akrabalarının da bu konuda bilgilendirilmesi ve gerektiğinde değerlendirilmesi düşünülebilir. Bu değerlendirmenin kapsamı ve zamanlaması, aile öyküsüne ve kişinin risk profiline göre hekim tarafından belirlenir.

Diğer bacağın yanı sıra, popliteal anevrizması olan kişilerde vücudun başka bölgelerinde de, özellikle karın içindeki ana atardamarda anevrizma bulunma olasılığı artar. Bu nedenle popliteal anevrizma saptanan hastalarda karın içi ana atardamar da görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilir. Böylece gözden kaçabilecek ve ileride ciddi sorunlara yol açabilecek anevrizmalar erken dönemde saptanabilir.

Karın içi ana atardamardaki anevrizmanın taşıdığı risk, popliteal anevrizmadan farklıdır ve bu farkın bilinmesi önemlidir. Orada asıl endişe, damarın yırtılmasıdır; bu durum ani ve hayati tehlike taşıyan bir tablo yaratabilir ve genellikle önceden hiçbir belirti vermez. Bu nedenle bir bacak anevrizması bulunan kişide karın içi ana atardamarın da görüntülenmesi, yalnızca ek bir tetkik değil, sessiz bir tehlikeyi zamanında yakalama olanaktır.

Bu nedenlerle, bir popliteal anevrizma onarıldıktan sonra takip süreci yalnızca onarılan bölgeyle sınırlı kalmaz. Diğer bacak ve gerektiğinde diğer damar bölgeleri de düzenli olarak izlenir. Bu izlem sırasında yeni gelişebilecek anevrizmalar veya mevcut küçük anevrizmalardaki değişiklikler takip edilir. Düzenli kontrollere gitmek, hem onarılan bölgenin durumunu değerlendirmek hem de olası yeni anevrizmaları zamanında saptamak açısından büyük önem taşır. Bu bütüncül takip yaklaşımı, hastanın uzun vadeli damar sağlığını korumaya yöneliktir.

Bu takip sürecinde hastanın kendi katkısı da belirleyicidir. Sigaranın tümüyle bırakılması, hem mevcut onarımın açık kalmasını destekler hem de diğer bölgelerde yeni anevrizma gelişimini yavaşlatmaya yardımcı olur. Tansiyonun kontrol altında tutulması, damar duvarına binen yükü azaltır. Düzenli hareket, dengeli beslenme ve önerilen ilaçların aksatılmadan kullanılması, uzun vadeli damar sağlığının temel taşlarıdır. Onarım, bu uzun soluklu sürecin başlangıç noktasıdır; devamı ise düzenli takip ve sürdürülen alışkanlıklarla şekillenir.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Popliteal arter anevrizmasıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK430915
  2. Society for Vascular Surgery (SVS) - PubMed — Popliteal arter anevrizması yönetim rehberipubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34023430
  3. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Periferik Anevrizma ve Popliteal Arter Anevrizmasıncbi.nlm.nih.gov/books/NBK430863
  4. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Trombozlu Popliteal Anevrizmancbi.nlm.nih.gov/books/NBK541115

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Kalp ve Damar Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.