Göğüs Cerrahisi

Plevral KateterYerleştirme

Plevral KateterYerleştirme nedir ve nasıl ele alınır; bilgilendirici içerik.

Akciğerin dışını ve göğüs kafesinin içini saran iki ince zar arasında, normalde birkaç mililitreyi geçmeyen kaygan bir sıvı bulunur. Bu sıvı, nefes alıp verirken iki yüzeyin birbiri üzerinde sürtünmeden kaymasını sağlar. Bazı hastalıklarda ise bu boşlukta litrelerce sıvı birikir. Sıvı arttıkça akciğere yer kalmaz; akciğer sıkışır, genişleyemez ve kişi nefes alamaz hale gelir.

Bu sıvı boşaltıldığında rahatlama genellikle çok hızlı ve çok belirgindir. Ancak sorun şudur: bazı hastalarda sıvı, boşaltıldıktan günler sonra yeniden birikir. Hasta rahatlar, birkaç gün sonra tekrar nefes darlığı başlar, tekrar hastaneye gelir, tekrar iğne takılır. Bu döngü haftada bir tekrar ettiğinde hastanın yaşamı hastane koridorlarına sıkışır. İşte bu noktada plevral kateter, mantığı kökten değiştiren bir çözüm sunar: sıvıyı boşaltmak için hastaneye gitmek yerine, boşaltma imkânını hastanın evine taşır.

Bu yazıda plevral kateterin ne olduğu, sıvının neden tekrar biriktiği, kateterin kimlere takıldığı, nasıl yerleştirildiği, evde boşaltmanın nasıl yapıldığı, günlük yaşamın nasıl etkilendiği, riskler ve kateterin ne zaman çıkarılabileceği ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.

Plevral Kateter (PleurX) Nedir?

Plevral kateter, akciğer zarları arasındaki boşluğa yerleştirilen ve orada uzun süre kalacak şekilde tasarlanmış, yumuşak silikon bir borudur. Bir ucu göğüs boşluğunun içindedir, diğer ucu ise cilt dışına çıkar. Amacı, biriken sıvının hastane ortamına gitmeye gerek kalmadan, evde, düzenli olarak boşaltılabilmesidir. "Tünelli plevral kateter" veya yaygın kullanılan ticari isimlerinden biriyle "PleurX kateteri" olarak da anılır.

Bu kateteri sıradan bir göğüs tüpünden ayıran birkaç temel özellik vardır. Birincisi, tünellidir. Kateter, göğüs boşluğuna girdiği noktadan doğrudan dışarı çıkmaz; cilt altında birkaç santimetre yatay olarak ilerletilir ve ancak sonra dışarı çıkar. Bu tünel, iki iş görür: bakterilerin dışarıdan içeri doğru yürüyüp göğüs boşluğuna ulaşmasını zorlaştırır ve kateterin yerinden kaymasını engeller.

İkincisi, kateterin tünel içinde kalan bölümünde küçük bir polyester manşon (kaf) bulunur. Bu manşon, cilt altı dokuya yerleştirilir ve haftalar içinde çevresindeki doku bu manşona doğru büyüyerek onu sarar. Sonuçta kateter, biyolojik olarak yerine sabitlenir; artık dikişle tutulmasına gerek kalmaz. Bu manşon aynı zamanda bakteri için mekanik bir bariyer oluşturur.

Üçüncüsü ve en özgün yanı, dış ucundaki tek yönlü valftir. Bu valf, kateterin dışarı çıkan ucunda bulunur ve normalde tamamen kapalıdır. Ne sıvı dışarı sızar, ne hava içeri girer. Ancak boşaltma seti takıldığında, setin ucundaki özel bir uç valfi mekanik olarak açar ve sıvı akmaya başlar. Set çıkarıldığında valf kendiliğinden kapanır. Bu tasarım, hastanın kateterle güvenle yaşamasını sağlar; kanal sürekli açık olsaydı hem enfeksiyon hem de hava girişi riski çok yüksek olurdu.

Boşaltma için vakumlu şişeler kullanılır. Bunlar, içi boşaltılmış yani vakum oluşturulmuş cam veya plastik şişelerdir; genellikle 500 ml veya 1000 ml hacimlidir. Şişe bağlandığında içindeki vakum, sıvıyı nazikçe çeker. Hastanın enjektörle çekmesine veya elle güç uygulamasına gerek yoktur.

Kateterin çapı incedir; genellikle 15-16 French, yani yaklaşık 5 mm. Bu, ameliyattan sonra takılan kalın göğüs tüplerine göre çok daha incedir ve bu incelik hastanın konforunu belirgin biçimde artırır. Silikon malzeme yumuşaktır ve vücut hareketleriyle uyum sağlar.

Kateterin felsefesi tek cümleyle özetlenebilir: sorunu ortadan kaldırmaz, ama sorunun yönetimini hastanın kendi eline verir. Sıvı birikmeye devam eder; ancak hasta bu sıvıyı istediği zaman, kendi evinde boşaltabilir.

Akciğer Zarında Neden Tekrar Tekrar Sıvı Birikir?

Plevral boşlukta sıvı dengesi, sürekli işleyen bir denklemdir. Zarın kılcal damarlarından boşluğa sıvı sızar; lenf kanalları bu sıvıyı emer ve geri alır. Sağlıklı kişide üretim ve emilim dengededir; boşlukta yalnızca birkaç mililitre kalır. Bu denklem herhangi bir yerinden bozulduğunda sıvı birikir.

Tekrarlayan sıvı birikiminin en sık nedeni kanserdir. Mekanizma iki yönlüdür. Birincisi, kanser hücreleri akciğer zarına yerleşir ve orada koloniler oluşturur. Bu hücreler zarın geçirgenliğini artıran maddeler salgılar; damarlardan boşluğa daha fazla sıvı sızar. İkincisi ve belki daha önemlisi, kanser lenf kanallarını ve lenf düğümlerini tıkar. Emilim durur. Yani hem musluk daha çok akar hem de gider tıkanır. Sonuç, sürekli ve tekrarlayan sıvı birikimidir.

Bu tabloya "malign plevral efüzyon" denir ve en sık şu kanserlerde görülür: akciğer kanseri, meme kanseri, lenfoma, yumurtalık kanseri, mide kanseri ve akciğer zarının kendi kanseri olan mezotelyoma. Kanserin ileri evrede olduğunu gösteren bir bulgudur.

İkinci önemli neden kalp yetmezliğidir. Kalp kanı yeterince pompalayamadığında, akciğer damarlarında basınç yükselir ve sıvı damar dışına, zar boşluğuna itilir. Bu, farklı bir mekanizmadır; hücresel değil basınç kaynaklıdır. Kalp yetmezliği ilaçlarla kontrol edilebilirse sıvı da çekilir. Ancak dirençli, tedaviye yanıt vermeyen kalp yetmezliğinde sıvı tekrar tekrar birikebilir.

Diğer nedenler şunlardır:

  • Karaciğer sirozu: Kandaki albümin düşer, damar içindeki sıvıyı tutan basınç azalır ve sıvı dokular arasına kaçar. Ayrıca karın boşluğundaki sıvı, diyaframdaki küçük açıklıklardan göğüs boşluğuna geçebilir.
  • Böbrek yetmezliği: Vücuttan sıvı atılamaz, birikir ve zar boşluğuna da yansır.
  • Enfeksiyonlar: Zatürre veya tüberküloz, zarda iltihabi sıvı toplanmasına yol açar.
  • Akciğer embolisi: Damar tıkanıklığı sonrası sıvı toplanabilir.
  • Romatolojik hastalıklar: Romatoid artrit, lupus gibi hastalıklar zarı iltihaplandırabilir.
  • Asbest teması: Yıllar sonra iyi huylu sıvı birikimine veya mezotelyomaya yol açabilir.
  • Şilotoraks: Lenf kanalının hasarlanmasıyla lenf sıvısının göğse dolması.

Neden "tekrar tekrar" biriktiğini anlamak için önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: sıvıyı boşaltmak, sıvıyı üreten mekanizmayı ortadan kaldırmaz. Bir kova düşünün; delik bir hortumdan sürekli su akıyor. Kovayı boşaltmak, hortumu kapatmaz. Kanser hücreleri zarda durduğu ve lenf kanallarını tıkadığı sürece sıvı üretimi devam eder. Bu nedenle malign efüzyonda sıvı, iğneyle boşaltıldıktan sonra ortalama birkaç gün ile bir-iki hafta içinde eski hacmine ulaşır. Bazı hastalarda birikim hızı günde 500 ml'yi bulabilir.

Belirtiler sıvının miktarına ve birikim hızına bağlıdır. Yavaş biriken sıvıya vücut bir ölçüde uyum sağlar; hızlı biriken az miktarda sıvı ise daha çok şikâyet yaratır. En sık belirti nefes darlığıdır; önce eforla, sonra istirahatte. Kuru öksürük, göğüste ağırlık veya baskı hissi, yatarken artan nefes darlığı ve sıvının olduğu tarafa yattığında rahatlama ya da kötüleşme sık tarif edilir. Bazı hastalarda derin nefes alırken batıcı ağrı olur.

PleurX Kateteri Kimlere Takılır ve Hangi Durumda Gerekir?

Kateter kararının merkezinde tek bir soru vardır: bu hasta sıvıyı tekrar tekrar boşaltmak zorunda kalacak mı? Eğer sıvı bir kez boşaltılınca bir daha birikmeyecekse kateterin yeri yoktur. Eğer sıvı ısrarla geri geliyorsa ve her seferinde işlem gerekiyorsa, kateter mantıklı hale gelir.

En sık endikasyon, tekrarlayan malign plevral efüzyondur. Kanserine bağlı olarak zar boşluğunda sürekli sıvı biriken, her iki-üç haftada bir hastaneye gelip iğneyle sıvı boşaltılan bir hasta, kateterin ideal adayıdır. Bu hastalarda kateter, hastaneye gitme yükünü tamamen ortadan kaldırır.

Kateterin özellikle güçlü olduğu bir grup vardır: "hapsolmuş akciğer" (trapped lung) olan hastalar. Bu tabloda, akciğerin yüzeyi kalın bir zar tabakasıyla kaplanmıştır ve akciğer sıvı boşaltılsa bile genişleyemez; sıkışmış halde kalır. Bu durum kritiktir çünkü plörodez denen alternatif yöntemi imkânsız kılar. Plörodez, iki zarı birbirine yapıştırarak aradaki boşluğu ortadan kaldırma işlemidir; ancak yapışma için iki yüzeyin birbirine değmesi gerekir. Akciğer genişleyemiyorsa yüzeyler değmez ve plörodez başarısız olur. İşte bu hastalarda kateter, tek geçerli seçenektir.

Diğer uygulama durumları:

  • Plörodez denenmiş ancak başarısız olmuş hastalar.
  • Genel durumu, plörodez için gereken hastane yatışını ve göğüs tüpü sürecini kaldıramayacak hastalar.
  • Yaşam beklentisi sınırlı olan ve kalan zamanını hastanede değil evinde geçirmek isteyen hastalar.
  • Ağır kalp yetmezliği veya karaciğer sirozuna bağlı, tedaviye dirençli tekrarlayan sıvı biriken hastalar.
  • Kemoterapiye devam eden ve sıvı nedeniyle tedavisi aksayan hastalar.
  • Çok hızlı sıvı biriken, iğneyle boşaltmanın haftada birkaç kez gerektiği hastalar.

Kateter kararı verilirken üç ölçüt birlikte değerlendirilir. Birincisi, sıvının gerçekten tekrarlayıcı olması. İkincisi, sıvı boşaltıldığında hastanın nefes darlığının belirgin biçimde düzelmesi. Bu ikinci nokta çok önemlidir: eğer hasta sıvı boşaltıldığında rahatlamıyorsa, nefes darlığının nedeni sıvı değildir; kateter takmak fayda sağlamaz, sadece risk getirir. Bu nedenle kateter takılmadan önce tanısal bir boşaltma yapılır ve hastanın yanıtı gözlenir. Üçüncüsü, hastanın veya bir yakınının evde boşaltma yapabilecek durumda olması.

Alternatif yöntemle karşılaştırma da karar sürecinin parçasıdır. Plörodez, kateterin başlıca alternatifidir; göğüs tüpü takılıp zar boşluğuna tahriş edici bir madde (genellikle steril talk) verilerek iki zarın birbirine yapıştırılması esasına dayanır. Başarılı olduğunda kalıcı çözümdür ve hastada hiçbir cihaz kalmaz. Ancak birkaç günlük hastane yatışı, göğüs tüpü süreci ve ağrı gerektirir; ayrıca akciğer genişleyemiyorsa uygulanamaz. Kateter ise tek seansta, ayaktan takılır ve hasta hemen evine döner; buna karşılık vücutta kalıcı bir yabancı cisim bırakır ve düzenli bakım gerektirir. Hangisinin seçileceği, akciğerin genişleme kapasitesine, hastanın genel durumuna ve tercihine göre belirlenir.

Hastanın tercihinin bu kararda gerçek bir ağırlığı vardır. Bazı hastalar için birkaç günlük hastane yatışı kabul edilebilir bir bedeldir ve kalıcı çözüm ihtimali önceliklidir. Bazıları içinse hastanede geçirilecek her gün, kalan zamandan yapılan bir kesintidir; onlar için evde yönetilebilen bir kateter çok daha anlamlıdır. Bu tercih, tıbbi verilerle birlikte konuşulur ve hastanın kendi öncelikleri dikkate alınır. Bazı merkezlerde iki yöntem birleştirilir: kateter takılır ve içinden talk verilerek hem hızlı rahatlama hem de yapışma şansı hedeflenir.

Kateterin uygun olmadığı durumlar da vardır. Sıvı boşaltıldığında rahatlamayan hasta uygun aday değildir. Sıvı bölmeli, yani içinde perdeler oluşmuş ve birçok küçük odacığa ayrılmışsa, tek bir kateter bunların hepsini boşaltamaz. Aktif cilt enfeksiyonu, kateter giriş yerinde varsa işlem ertelenir. Düzeltilemeyen ciddi kanama bozukluğu kontrendikasyondur. Hastanın veya bakım verenin bakımı üstlenememesi ve evde uygun destek bulunmaması da önemli bir engeldir; ancak bu durumda toplum sağlığı hizmetleri veya evde bakım desteğiyle çözüm aranabilir.

PleurX Kateteri Nasıl Yerleştirilir?

İşlem öncesi hazırlık, güvenli yerleştirmenin temelidir. Akciğer grafisi ve özellikle ultrason, sıvının miktarını, yerini ve bölmeli olup olmadığını gösterir. Ultrason bu işlemin vazgeçilmez aracıdır; sıvının en kalın olduğu yeri, diyaframın nerede olduğunu ve akciğerin ne kadar sıkıştığını gerçek zamanlı olarak gösterir. Tomografi, akciğerin hapsolup olmadığı ve zar kalınlığı konusunda ek bilgi verir. Kanama parametreleri kontrol edilir, kan sulandırıcılar uygun süre önce kesilir.

Hasta genellikle yan yatar pozisyonda veya oturur pozisyonda hazırlanır; bazı merkezlerde sırtüstü yatarak, kol başın üzerine kaldırılmış halde çalışılır. Amaç, kateterin gireceği bölgenin rahat ulaşılabilir olmasıdır. Giriş yeri genellikle koltuk altının biraz altında, göğsün yan duvarında seçilir. Ultrason ile bu bölge işaretlenir; sıvının yeterli kalınlıkta olduğu ve altında akciğer ya da diyafram bulunmadığı doğrulanır.

Bölge antiseptikle temizlenir ve steril örtülerle kapatılır. Ardından lokal anestezi uygulanır. Bu adım, hastanın işlem boyunca ağrı hissetmemesi için titizlikle yapılır. Sadece cilt değil; cilt altı doku, kasların arası, kaburgaların üzeri ve en önemlisi paryetal plevra denen dış zar da uyuşturulur. Bu dış zar, ağrı liflerinin yoğun olduğu tek yapıdır; iyi uyuşturulmazsa hasta ağrı hisseder. Yeterli lokal anestezi, işlem konforunun anahtarıdır.

İşlem iki giriş noktası üzerinden yürütülür. Birincisi, kateterin göğüs boşluğuna gireceği nokta. İkincisi, kateterin cilt dışına çıkacağı nokta; bu, ilkinin 5-6 cm aşağısında ve önündedir. İki nokta arasında cilt altında bir tünel oluşturulacaktır.

Önce göğüs boşluğuna ince bir iğneyle girilir; sıvı geldiği doğrulanır. İğneden bir kılavuz tel gönderilir ve iğne çekilir. Küçük bir cilt kesisi yapılır ve tel üzerinden dilatörler ilerletilerek yol genişletilir. Ardından, içi yarıklı bir kılıf (peel-away sheath) tel üzerinden yerleştirilir; bu kılıf, kateterin içinden geçirileceği geçici bir kanaldır.

Bu arada tünel oluşturulur. İkinci noktadan küçük bir kesi yapılır ve özel bir tünel açıcı alet ile cilt altından ilk noktaya doğru ilerlenir. Kateter bu tünelin içinden geçirilir. Kateterin üzerindeki polyester manşon, tünelin içinde, çıkış noktasına yakın bir yerde konumlandırılır. Manşonun doğru yerde olması önemlidir: çok dışta olursa cilt dışına çıkabilir, çok içte olursa tünelin koruyucu etkisi azalır.

Kateterin uç kısmı, yarıklı kılıfın içinden göğüs boşluğuna itilir. Kateterin ucu, sıvının en çok biriktiği bölgeye, genellikle diyaframa doğru yönlendirilir. Kateter yerleştikten sonra kılıf, adından anlaşılacağı gibi soyularak ikiye ayrılır ve çekilerek çıkarılır; kateter yerinde kalır.

Kateterin doğru yerde olduğu doğrulanır: boşaltma seti takılıp sıvı geldiği görülür. Bir miktar sıvı bu seansta boşaltılır. İki kesi de dikilir; giriş noktası tamamen kapatılır, çıkış noktasında kateter dikişle geçici olarak sabitlenir. Steril pansuman yapılır. İşlem sonrası akciğer grafisi çekilerek kateterin konumu ve pnömotoraks gelişip gelişmediği kontrol edilir.

Bu işlem, cerrahi bir müdahale olmakla birlikte küçük ölçeklidir; ameliyathane şart değildir, girişimsel işlem odasında yapılabilir. Hasta genellikle aynı gün taburcu edilir.

Kateter Yerleştirme İşlemi Ne Kadar Sürer?

İşlemin kendisi kısadır. Deneyimli ellerde ve anatomisi elverişli bir hastada 20-30 dakikada tamamlanabilir. Sıvının az olduğu, bölmeli olduğu, hastanın kilolu olduğu veya daha önce göğüs bölgesine müdahale geçirdiği durumlarda süre 45-60 dakikaya uzayabilir. Ortalama olarak 30-45 dakikalık bir aralık gerçekçidir.

Hastanın hastanede geçirdiği toplam süre daha uzundur. Kayıt, ultrason değerlendirmesi, hazırlık, işlem, işlem sonrası grafi, gözlem ve en önemlisi eğitim birlikte düşünüldüğünde yarım günlük bir dilim planlanmalıdır. Çoğu hasta aynı gün, öğleden sonra evine döner.

Süreyi etkileyen etkenler:

  • Sıvının miktarı: Bol sıvı, iğne ile güvenli girişi kolaylaştırır ve süreyi kısaltır. Az sıvı, işlemi teknik olarak zorlaştırır.
  • Sıvının bölmeli olup olmaması: Perdeler varsa uygun bölmeyi bulmak zaman alır.
  • Hastanın vücut yapısı: Kalın cilt altı yağ dokusu, tünel oluşturmayı ve doğru derinliği bulmayı zorlaştırır.
  • Önceki müdahaleler: Daha önce göğüs tüpü takılmış veya ameliyat geçirmiş hastalarda yapışıklıklar olabilir.
  • Aynı seansta boşaltılan sıvı miktarı.

Bu süreye eğitim eklenmelidir ve eğitim, işlemin en az teknik kısmı kadar önemlidir. Hastaya ve yakınına boşaltma setinin nasıl kullanılacağı, valfin nasıl çalıştığı, pansumanın nasıl değiştirileceği, ne kadar sıvı boşaltılacağı, hangi belirtilerde durulacağı ve ne zaman doktora başvurulacağı ayrıntılı olarak anlatılır. Bu eğitim genellikle 30-45 dakika sürer ve uygulamalı olarak yapılır; hastanın ilk boşaltmayı hemşire gözetiminde kendisinin yapması istenir. Yazılı talimat ve telefon numarası verilir.

Eğitimin yeterli olmaması, kateterin en sık başarısızlık nedenlerinden biridir. Teknik olarak mükemmel yerleştirilmiş bir kateter, hasta nasıl kullanacağını bilmiyorsa işe yaramaz. Bu nedenle hastanın veya bakım vereninin öğrendiğinden emin olunmadan taburculuk yapılmaz.

Eğitimin kalıcı olması için birkaç yöntem kullanılır. Anlatım tek başına yeterli değildir; hastanın izlediğini geri anlatması ve uygulamayı bizzat yapması istenir. Resimli, adım adım yazılı talimat verilir ve bu talimatın evde görülebilecek bir yere asılması önerilir. Bakım verenin de eğitime katılması, hasta yorgun veya halsiz olduğu günlerde sürekliliği güvence altına alır. Ayrıca ulaşılabilir bir telefon numarası verilir; ilk boşaltmaları evde yaparken tereddüde düşen hastaların danışabilmesi, sürecin en kritik ilk haftasında güven sağlar.

Bir başka hazırlık, malzeme temininin planlanmasıdır. Boşaltma setleri tek kullanımlıktır ve düzenli olarak yenilenmesi gerekir. Hastaya kaç set kullanacağı, bunları nereden ve nasıl temin edeceği taburculuk öncesi anlatılır. Setlerin bitmesi, boşaltmanın aksamasına ve hastanın gereksiz yere hastaneye başvurmasına yol açar; oysa bu tamamen önlenebilir bir sorundur.

İşlem Ağrılı mıdır, Anestezi Nasıl Uygulanır?

İşlem lokal anestezi altında yapılır; hasta uyanıktır ve genel anesteziye gerek yoktur. Bu, kateterin en büyük avantajlarından biridir: genel anestezi riski taşımaz, hastanın aç kalması dışında özel hazırlık gerektirmez ve genel durumu kötü hastalarda bile uygulanabilir.

Ağrı deneyimi aşamalara göre farklıdır. Lokal anesteziğin ilk enjeksiyonunda kısa süreli bir batma ve yanma hissedilir; bu birkaç saniye sürer ve en rahatsız edici andır. Sonrasında bölge uyuşur.

Kritik nokta, ne kadar derine uyuşturma yapıldığıdır. Cildin uyuşturulması yeterli değildir. Göğüs duvarında ağrıya en duyarlı yapı, paryetal plevra denen dış zardır; bu zar sinir uçlarıyla zengindir. Kaburga kemiğinin üzeri ve kaburgalar arası kaslar da hassastır. Bu nedenle hekim, iğneyi kademeli olarak ilerletirken her katmanda anestezik verir ve dış zara ulaşana kadar bu işlemi sürdürür. İyi uygulanmış lokal anestezi ile hasta, işlem boyunca ağrı değil yalnızca basınç ve itilme hissi tarif eder.

En çok his duyulan aşama, tünelin oluşturulmasıdır. Tünel açıcı alet cilt altında ilerlerken hasta bir gerilme, itilme veya çekilme hissi duyabilir. Bu, ağrıdan çok tuhaf bir basınç hissidir. Yine de bu bölgenin de yeterince uyuşturulmuş olması gerekir.

Sıvı boşaltılırken bazı hastalar öksürük veya göğüste bir çekilme hissi tarif eder. Bu, sıkışmış akciğerin yeniden genişlemeye başlamasına bağlıdır ve normaldir. Ancak bu his şiddetli ağrıya dönüşürse, akciğerin genişleyemediğinin ve boşluğun içinde negatif basınç oluştuğunun işareti olabilir; bu durumda boşaltma durdurulur.

Endişeli hastalarda hafif sedasyon eklenebilir. Damardan verilen düşük doz midazolam veya benzeri bir ilaç, hastayı rahatlatır ancak bilinci tamamen kapatmaz. Bu, işlemi konforlu hale getirir; hasta hem sorulara cevap verebilir hem de kaygı duymaz. Sedasyon uygulanırsa hastanın işlem sonrası araç kullanmaması ve refakatçi ile gelmesi gerekir.

İşlem sonrası ilk günlerde kesi yerlerinde ağrı ve hassasiyet olur. Bu, herhangi bir küçük cerrahi işlem sonrasındaki ağrıya benzer; genellikle basit ağrı kesicilerle kontrol altına alınır. Ağrı, ilk hafta içinde belirgin biçimde azalır. Kateterin varlığı, ilk günlerde tuhaf bir his yaratabilir; hasta zamanla buna alışır ve çoğu hasta birkaç hafta sonra kateterin varlığını hissetmediğini söyler.

Ağrı yönetiminde önemli bir ayrıntı, ağrının zamanla değişen karakteridir. İlk günlerdeki ağrı, kesi ve tünel bölgesinden kaynaklanan mekanik bir ağrıdır; hareketle artar, istirahatte azalır ve giderek geriler. Bu beklenen seyirdir. Buna karşılık ilk haftadan sonra başlayan veya giderek artan bir ağrı beklenen seyre uymaz ve değerlendirilmelidir; enfeksiyon, kateterin yer değiştirmesi veya zar tahrişinin işareti olabilir. Yani ağrının varlığı değil, yönü önemlidir: azalan ağrı normal, artan ağrı uyarıcıdır.

Hastanın uyanık olması, işlemin bir dezavantajı değil avantajıdır. Hasta, hissettiklerini anında bildirebilir; ağrı duyduğunda ek anestezik verilebilir, boşaltma sırasında rahatsızlık hissettiğinde işlem durdurulabilir. Bu geri bildirim, genel anestezi altında mümkün olmaz. Ayrıca hastaya işlem boyunca ne yapıldığının anlatılması, kaygıyı belirgin biçimde azaltır; beklenmedik bir his duyduğunda bunun ne olduğunu bilmek, aynı hissi anlamlandıramamaktan çok daha katlanılırdır.

Evde Sıvı Boşaltma Nasıl Yapılır, Kendim Yapabilir miyim?

Evet, çoğu hasta bunu kendisi yapabilir. Sistem tam da bu amaçla, kullanım kolaylığı düşünülerek tasarlanmıştır. Ancak yapabilmenin ön koşulu, doğru eğitim almış olmaktır.

Boşaltma seti, tek kullanımlık ve steril olarak gelir. İçinde vakumlu şişe, bağlantı hortumu, valf açıcı uç, eldiven, antiseptik mendil, örtü ve pansuman malzemeleri bulunur. Her şey hazır paket halindedir; hastanın ayrı malzeme temin etmesi gerekmez.

Adım adım süreç şöyle işler:

  • Eller sabun ve suyla iyice yıkanır. Bu, tüm sürecin en önemli adımıdır; enfeksiyonun en sık kaynağı ellerdir.
  • Temiz bir masa hazırlanır, setin içindeki örtü serilir ve malzemeler üzerine dizilir.
  • Eldiven takılır. Kateterin dış ucundaki kapak çıkarılır.
  • Valfin dış yüzeyi, antiseptik mendille dikkatle silinir. Bu adım atlanmamalıdır; valfin yüzeyindeki bakteri, doğrudan göğüs boşluğuna taşınabilir.
  • Şişenin hortumundaki ucu valfe yerleştirilir ve yerine oturana kadar çevrilir. Bu uç, valfi mekanik olarak açar.
  • Hortum üzerindeki klemp açılır. Şişedeki vakum devreye girer ve sıvı akmaya başlar.
  • Akış izlenir. Sıvı bittiğinde veya belirlenen miktara ulaşıldığında klemp kapatılır.
  • Şişenin ucu valften çıkarılır; valf kendiliğinden kapanır.
  • Valf yeniden antiseptikle silinir, yeni kapak takılır.
  • Kateter çıkış yeri kontrol edilir, gerekirse pansuman değiştirilir. Kateter, göğüs üzerine düzgünce sarılıp örtülür.
  • Boşaltılan miktar ve sıvının rengi bir deftere kaydedilir.

Kayıt tutmak, göründüğünden çok daha önemlidir. Hekim, kateterin ne zaman çıkarılabileceğini bu kayıtlara bakarak değerlendirir. Miktarın azalması, tedavinin işe yaradığının veya zarların yapıştığının göstergesi olabilir. Rengin değişmesi ise uyarıcıdır: berrak sarıdan bulanığa dönmesi enfeksiyonu, kanlı hale gelmesi kanamayı, süt beyazı olması lenf sızıntısını düşündürür.

Miktar sınırı önemli bir kuraldır. Genellikle tek seferde 1000-1500 ml'den fazla boşaltılmaması önerilir. Bunun nedeni, çok fazla ve hızlı sıvı çekmenin "yeniden genişleme akciğer ödemi" denen ciddi bir duruma yol açabilmesidir. Uzun süre sıkışmış kalan akciğer aniden genişlediğinde, damar yatağı bu değişime uyum sağlayamaz ve akciğere sıvı dolar. Bu nedenle sınıra uyulmalıdır.

Bir başka kural, belirtiye göre durmaktır. Boşaltma sırasında göğüste şiddetli ağrı, ısrarlı öksürük veya nefes darlığında artış olursa, sıvı bitmemiş olsa bile boşaltma durdurulur. Bu belirtiler, akciğerin genişleyemediğini ve boşlukta aşırı negatif basınç oluştuğunu gösterir.

Boşaltma sıklığı hastaya göre belirlenir. Başlangıçta genellikle her gün veya gün aşırı boşaltma önerilir. Zamanla, sıvı miktarına göre haftada iki-üç kez, sonra haftada bir kez gibi aralıklara geçilebilir. Sıklık, hekimin verdiği talimata göre ayarlanır; hasta kendi başına değiştirmemelidir.

Hasta yapamıyorsa, bu bir engel değildir. Bir aile bireyi eğitilebilir. Evde bakım hizmetleri veya toplum sağlığı merkezleri de bu desteği sağlayabilir. Önemli olan, boşaltmanın düzenli ve steril kurallara uygun yapılmasıdır.

Kateterle Yaşarken Banyo, Giyinme ve Günlük Yaşam Nasıl Etkilenir?

Kateterle yaşamak, birçok hastanın başlangıçta düşündüğünden çok daha az kısıtlayıcıdır. Kateter incedir, göğüs duvarına yatırılıp pansumanla kapatıldığında giysi altında belli olmaz. Boşaltma dışındaki zamanlarda hastanın taşıdığı ekstra bir cihaz veya torba yoktur; bu, göğüs tüpünden en önemli farklarından biridir.

Banyo konusu en çok sorulan başlıktır ve iki dönem vardır. İlk dönem, kesi yerleri iyileşene kadardır; genellikle 7-10 gün. Bu sürede kateter bölgesi ıslatılmamalıdır. Duş alınabilir ancak bölge su geçirmez bir örtüyle kapatılmalı veya sırt dönülerek suyun bölgeye gelmesi engellenmelidir. Küvet banyosu ve bölgenin suya batırılması yasaktır.

İkinci dönemde, kesiler iyileştikten sonra, su geçirmez özel örtüler kullanılarak duş alınabilir. Bu örtüler eczanelerden temin edilebilir ve kateter bölgesini tamamen kapatır. Duş sonrası örtü çıkarılır ve pansuman kontrol edilir; ıslanmışsa değiştirilir. Yine de havuz, deniz ve küvet gibi bölgenin suya batırıldığı ortamlar, kateter takılı olduğu sürece önerilmez; çünkü su içindeki mikroorganizmaların tünel yoluyla göğüs boşluğuna ulaşma riski vardır.

Giyinme konusunda özel bir kısıtlama yoktur. Bol ve yumuşak kumaşlı giysiler tercih edilir; kateter bölgesine sürtünen sert kumaşlar tahriş yapabilir. Kadınlarda sütyen teli veya bandının kateter bölgesine denk gelmemesine dikkat edilir; gerekirse farklı model tercih edilebilir. Kemer, çanta askısı veya sırt çantası kayışının kateter üzerinden geçmemesi önemlidir.

Uyku pozisyonu genellikle sorun yaratmaz. Çoğu hasta kateterin olduğu tarafa da yatabilir; ancak rahatsızlık hissedenler diğer tarafa dönebilir. Kateterin altında kalıp bükülmemesine dikkat etmek yeterlidir.

Günlük yaşamda dikkat edilecek noktalar:

  • Yürüyüş, hafif ev işleri, alışveriş, araç kullanma gibi normal aktiviteler serbesttir.
  • Ağır kaldırmaktan ve kateterin olduğu tarafta kolun aşırı zorlayıcı hareketlerinden kaçınılmalıdır; kateter çekilebilir.
  • Temas sporlarından ve kateterin darbe alabileceği aktivitelerden uzak durulmalıdır.
  • Kateter her zaman göğüs duvarına düzgünce yatırılıp örtülmeli, sarkık bırakılmamalıdır; takılıp çekilme riski böylece azalır.
  • Pansuman ıslandığında, kirlendiğinde veya kalktığında değiştirilmelidir.
  • Evcil hayvanların kateter bölgesine temas etmesi engellenmelidir.
  • Sigara bırakılmalıdır.

Seyahat mümkündür; ancak boşaltma setlerinin yanınıza yeterli sayıda alınması ve gidilecek yerde sağlık kuruluşuna erişim olduğundan emin olunması gerekir. Uçak yolculuğu genellikle sorun yaratmaz, ancak hekim onayı alınmalıdır.

Cinsel yaşam ve yakın temas konusunda özel bir yasak yoktur; kateterin çekilmemesine ve bölgeye doğrudan baskı uygulanmamasına dikkat edilmesi yeterlidir. Hastalar bu konuyu sormaktan çekinebilir; oysa yaşam kalitesinin doğal bir parçasıdır ve merak edildiğinde açıkça konuşulmalıdır.

Çalışma hayatı da çoğu hastada sürdürülebilir. Masa başı bir işte çalışan kişi, kateter nedeniyle işini bırakmak zorunda kalmaz; boşaltma zamanlarını mesai dışına planlamak yeterlidir. Fiziksel güç gerektiren işlerde ise kateter tarafındaki kolun zorlanması ve darbe riski nedeniyle düzenleme gerekebilir. Hastanın işiyle ilgili beklentileri, kateter takılmadan önce konuşulur ve gerçekçi bir plan yapılır.

Psikolojik boyut da göz ardı edilmemelidir. Vücutta kalıcı bir yabancı cisim taşımak, başlangıçta zorlayıcı gelebilir. Ancak çoğu hasta birkaç hafta içinde uyum sağlar ve kateteri günlük yaşamının doğal bir parçası olarak görmeye başlar. Bu uyumu kolaylaştıran en önemli faktör, kazanılan özgürlüktür: hastaneye gitme zorunluluğunun ortadan kalkması, çoğu hasta için kateterin yarattığı rahatsızlıktan çok daha değerlidir.

PleurX Kateterinin Riskleri ve Enfeksiyon İhtimali Nedir?

Kateter, uzun süre vücutta kalan bir yabancı cisimdir ve bu durum kendine özgü riskler taşır. Ancak bu risklerin çoğu yönetilebilir düzeydedir ve kateterin sağladığı yarar genellikle bu riskleri aşar.

Enfeksiyon en çok endişe edilen risktir. İki farklı düzeyde olabilir. Birincisi, kateterin cilt çıkış yerinde veya tünel boyunca gelişen yüzeyel enfeksiyondur. Kızarıklık, ısı artışı, hassasiyet ve akıntı ile kendini gösterir. Genellikle ağızdan antibiyotikle tedavi edilir; kateterin çıkarılması nadiren gerekir. İkincisi ve daha ciddisi, göğüs boşluğunun içine yerleşen enfeksiyondur; buna ampiyem denir. Ateş, titreme, göğüs ağrısı ve boşaltılan sıvının bulanık, koyu veya kokulu hale gelmesiyle ortaya çıkar. Bu, ciddi bir durumdur ve antibiyotik tedavisi, bazen kateterin çıkarılması ve boşluğun drenajı gerektirir.

Enfeksiyon riski, tünelli tasarım ve manşon sayesinde beklenenden düşüktür. Yine de risk sıfır değildir ve bu riski belirleyen en önemli faktör hijyendir. El yıkama, valfin antiseptikle silinmesi ve pansuman bakımı kurallarına uyulduğunda risk belirgin biçimde azalır. Kemoterapi alan ve bağışıklığı baskılanmış hastalarda risk daha yüksektir; ancak bu, kateter takılmasına engel değildir, sadece daha dikkatli olunmasını gerektirir.

Diğer olası sorunlar:

  • Kateterin tıkanması: Fibrin denen protein birikintileri veya pıhtı kanalı kapatabilir. Sıvı gelmiyorsa önce kateterin bükülüp bükülmediği kontrol edilir; sorun devam ederse hekime başvurulur. Bazı durumlarda kanal içine pıhtı çözücü ilaç verilerek açılabilir.
  • Sıvının bölmelenmesi: Zaman içinde boşlukta perdeler oluşabilir ve kateter yalnızca bulunduğu bölmeyi boşaltabilir; diğer bölmelerdeki sıvı kalır.
  • Kateterin yerinden çıkması veya kayması: Manşon henüz dokuyla kaynaşmadıysa, ilk haftalarda daha olasıdır.
  • Kateterin kırılması: Nadirdir; parça vücutta kalırsa çıkarılması gerekir.
  • Yerleştirme sırasında pnömotoraks: Akciğere iğne veya kateter değmesiyle hava kaçağı gelişebilir.
  • Kanama: Kaburgalar arasındaki damarın yaralanmasıyla olabilir; genellikle sınırlıdır.
  • Yeniden genişleme akciğer ödemi: Çok fazla ve hızlı sıvı boşaltılmasına bağlı ciddi bir komplikasyondur; miktar sınırına uyularak önlenir.
  • Ağrı: Kateter çıkış yerinde uzun süreli hassasiyet olabilir.
  • Protein kaybı: Sürekli sıvı boşaltmakla vücuttan protein kaybedilir; uzun vadede beslenme desteği gerekebilir.
  • Tümör ekilmesi: Nadiren, özellikle mezotelyomada, kanser hücreleri kateter yolu boyunca cilde yerleşebilir.

Riski artıran durumlar: bağışıklık baskılanması, kontrolsüz diyabet, kötü beslenme, hijyen kurallarına uyulmaması, cilt hastalıkları ve hastanın veya bakım verenin bakımı sürdürememesi.

Şu belirtiler acil değerlendirme gerektirir: 38 derecenin üzerinde ateş ve titreme, kateter çıkış yerinde kızarıklık, şişlik, ısı artışı veya iltihaplı akıntı, boşaltılan sıvının bulanıklaşması veya kötü kokması, sıvının kanlı hale gelmesi, artan göğüs ağrısı, hızla kötüleşen nefes darlığı, kateterin dışarı çıkması veya kırılması, boşaltma sırasında hiç sıvı gelmemesi ve buna rağmen nefes darlığının artması.

Kateter Ne Kadar Süre Kalır ve Ne Zaman Çıkarılır?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur; süre hastaya, hastalığa ve sıvının davranışına göre değişir. Bazı hastalarda birkaç hafta, bazılarında aylarca, bazılarında ise yaşam boyu kalır.

Kateterin çıkarılmasının en olumlu nedeni, spontan plörodezdir. Bu, hastaların önemli bir bölümünde gerçekleşen ve baştan planlanmamış olsa da çok değerli bir sonuçtur. Kateter sürekli olarak sıvıyı boşalttığında, iki zar birbirine yaklaşır ve sürekli temas halinde kalır. Kateterin varlığı da hafif bir tahriş yaratır. Bu iki etki birleşince zarlar birbirine yapışmaya başlar ve aradaki boşluk kaybolur. Boşluk kalmayınca sıvı da birikemez. Yani kateter, sıvıyı boşaltırken aynı zamanda sıvının biriktiği yeri de ortadan kaldırmış olur.

Bu süreç genellikle 4-8 hafta içinde gelişir; bazı hastalarda daha erken, bazılarında daha geç olabilir. Belirtileri şunlardır: boşaltılan sıvı miktarının giderek azalması, üst üste birkaç boşaltmada çok az veya hiç sıvı gelmemesi ve hastanın nefes darlığının olmaması.

Kateterin çıkarılması için genel ölçüt şudur: art arda üç boşaltmada, günlük 50 ml'nin altında sıvı gelmesi ve hastanın rahat olması. Bu durumda akciğer grafisi veya ultrason ile boşlukta sıvı kalmadığı doğrulanır. Eğer bulgular uyumluysa kateter çıkarılabilir.

Çıkarma işlemi basittir ve poliklinikte yapılabilir. Bölge lokal anestezi ile uyuşturulur. Sabitleyici dikiş varsa alınır. Kateter, manşonun tutunduğu bölgeden serbestleştirilmek üzere nazikçe çekilir. Manşon dokuyla iyi kaynaşmışsa, çevresinde küçük bir diseksiyon gerekebilir. Kateter çıkarıldıktan sonra tünel ağzı kapatılır ve pansuman yapılır. İşlem birkaç dakika sürer.

Kateterin çıkarılmadığı durumlar da vardır ve bu bir başarısızlık değildir. Hapsolmuş akciğeri olan hastalarda zarlar hiçbir zaman birbirine değmeyeceği için spontan plörodez gelişmez; sıvı üretimi devam eder ve kateter kalıcı olur. Bu hastalarda kateter, yaşam boyu sıvı yönetiminin aracıdır. Aynı şekilde, kanseri kontrol altına alınamayan ve sıvı üretimi hız kesmeden süren hastalarda da kateter kalır.

Yaşam beklentisi sınırlı hastalarda kateterin kalıcı olması, olumsuz bir durum olarak görülmemelidir. Bu hastalar için kateter, hastaneye gitmeden nefes alabilme özgürlüğü demektir; kalan zamanı evde, aile yanında geçirebilmek anlamına gelir. Bu, tedavinin asıl amacıdır.

Kateterin çıkarılması gereken olumsuz durumlar da vardır: kontrol edilemeyen enfeksiyon, kateterin kırılması veya kalıcı tıkanması ve kateterin artık işlev görmemesi. Bu durumlarda kateter çıkarılır ve alternatif yöntemler değerlendirilir.

Sıvı miktarının azalmasının her zaman iyi haber olmadığını da bilmek gerekir. Boşaltılan sıvının aniden azalması iki farklı anlama gelebilir: ya zarlar yapışmıştır ve bu çok olumludur, ya da kateter tıkanmıştır veya sıvı bölmelenmiştir ve bu bir sorundur. Bu ikisini ayırt etmenin yolu hastanın belirtileridir. Sıvı azalmış ve hasta rahatsa, muhtemelen yapışma olmuştur. Sıvı azalmış ama hasta nefes darlığı çekiyorsa, sıvı hâlâ oradadır ve kateter onu boşaltamıyordur. Bu nedenle karar hiçbir zaman yalnızca boşaltılan miktara bakarak verilmez; hastanın kliniği ve görüntüleme birlikte değerlendirilir.

Kateter çıkarıldıktan sonra da takip sürer. Sıvının geri gelme olasılığı, özellikle zarların tam yapışmadığı hastalarda vardır. Bu nedenle çıkarma sonrası ilk aylarda hasta, nefes darlığının yeniden başlaması açısından uyarılır ve kontrol muayeneleri sürdürülür. Sıvı geri gelirse, aynı işlem tekrarlanabilir; yeni bir kateter takılması mümkündür ve bu bir başarısızlık olarak görülmez.

Kateter Takılıyken Nelere Dikkat Etmeli ve Ne Zaman Doktora Başvurmalıyım?

Kateterle yaşamanın başarısı, büyük ölçüde hastanın günlük rutine uyumuna bağlıdır. Bu rutin karmaşık değildir; birkaç basit kuralın düzenli uygulanmasından ibarettir.

Temel dikkat noktaları:

  • Her boşaltma öncesi eller sabun ve suyla iyice yıkanmalıdır. Bu kural asla ihmal edilmemelidir; enfeksiyonun en sık kaynağı ellerdir.
  • Valf, her bağlantı öncesi ve sonrası antiseptikle silinmelidir.
  • Boşaltma sıklığı hekimin verdiği talimata göre yapılmalı, kendi başına değiştirilmemelidir.
  • Tek seferde 1000-1500 ml sınırı aşılmamalıdır.
  • Boşaltma sırasında şiddetli ağrı, ısrarlı öksürük veya nefes darlığında artış olursa işlem durdurulmalıdır.
  • Her boşaltmada miktar ve renk kaydedilmelidir; bu kayıt kontrol muayenesine getirilmelidir.
  • Pansuman ıslandığında, kirlendiğinde veya kalktığında değiştirilmelidir.
  • Kateter göğüs duvarına düzgünce yatırılıp örtülmeli, sarkık bırakılmamalıdır.
  • Kesi yerleri iyileşene kadar bölge ıslatılmamalı; sonrasında su geçirmez örtü ile duş alınmalıdır.
  • Küvet, havuz ve deniz gibi bölgenin suya batırıldığı ortamlardan kaçınılmalıdır.
  • Ağır kaldırmaktan ve kateter tarafındaki kolun zorlayıcı hareketlerinden kaçınılmalıdır.
  • Boşaltma setleri yeterli sayıda ve temiz, kuru bir yerde saklanmalıdır.
  • Protein kaybı nedeniyle beslenmeye özen gösterilmeli; hekimin önerdiği takviyeler alınmalıdır.
  • Sigara bırakılmalıdır.
  • Onkolojik tedavi programına uyulmalıdır; kateter sıvıyı yönetir, hastalığı tedavi etmez.

Kontrol muayeneleri, kateterin takibi için gereklidir. İlk kontrol genellikle 1-2 hafta içinde yapılır; kesi yerlerinin iyileşmesi, kateterin çalışması ve hastanın boşaltmayı doğru yapıp yapmadığı değerlendirilir. Sonraki kontroller 4-6 haftalık aralıklarla planlanır. Bu görüşmelerde boşaltma kayıtları incelenir; miktarın azalıp azalmadığı, kateterin çıkarılabilecek duruma gelip gelmediği değerlendirilir. Gerektiğinde akciğer grafisi veya ultrason yapılır.

Aşağıdaki durumlarda geciktirmeden başvurulmalıdır:

  • 38 derecenin üzerinde ateş, titreme veya genel durumda ani bozulma.
  • Kateter çıkış yerinde kızarıklık, şişlik, ısı artışı, ağrı veya iltihaplı akıntı.
  • Boşaltılan sıvının bulanıklaşması, koyulaşması veya kötü kokması.
  • Sıvının taze kanlı veya süt beyazı hale gelmesi.
  • Hızla artan veya istirahatte de olan nefes darlığı.
  • Ani ve şiddetli göğüs ağrısı.
  • Kateterden hiç sıvı gelmemesi ve buna rağmen nefes darlığının artması.
  • Kateterin dışarı doğru kayması, çıkması veya kırılması.
  • Boşaltma sırasında dayanılmaz ağrı olması.
  • Kateter çıkış yerinden sürekli sıvı sızması.
  • Göğüs derisinde şişlik ve elle bastırıldığında çıtırtı hissi.

Son olarak beklentiler net biçimde kurulmalıdır. Plevral kateter, sıvı biriktiren hastalığı tedavi etmez. Kanser varsa kanser yerinde kalır; kalp yetmezliği varsa devam eder. Kateterin yaptığı iş, bu hastalıkların yol açtığı en rahatsız edici sonucu, yani nefes darlığını, hastanın kendi kontrolüne vermektir. Bu, mütevazı görünen ama yaşam kalitesi açısından çok büyük bir kazançtır. Hastaneye bağımlı bir yaşamdan, kendi evinde ve kendi zamanında yönetilebilen bir duruma geçiş, bu tedavinin asıl değeridir.

Kateterin kimlere takılacağı, ne zaman çıkarılacağı ve hangi alternatiflerle birlikte değerlendirileceği; hastanın genel durumu, hastalığın seyri, akciğerin genişleme kapasitesi ve yaşam beklentisi birlikte değerlendirilerek göğüs cerrahisi deneyimi olan bir ekip tarafından hastaya özel olarak belirlenir.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.

Yayın tarihi: Son güncelleme:

Kaynakça

  1. MedlinePlus (U.S. National Library of Medicine) — Plevral efüzyon ve göğüs sıvısı drenajımedlineplus.gov/ency/article/000086.htm
  2. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Malign plevral efüzyon yönetimincbi.nlm.nih.gov/books/NBK441910
  3. MedlinePlus (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi) — Torasentez - Plevral Sıvı Boşaltma İşlemimedlineplus.gov/ency/article/003420.htm
  4. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Parapnömonik Plevral Efüzyon ve Ampiyemncbi.nlm.nih.gov/books/NBK534297

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göğüs Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.