Genel Cerrahi

Şeker Hastalığı Ameliyatı

Şeker Hastalığı Ameliyatı için uygulama yöntemi, hazırlık süreci ve iyileşme dönemine dair bilgilendirme.

Şeker hastalığı ameliyatı, tıp literatüründe metabolik cerrahi olarak adlandırılan ve tip 2 diyabet ile obezitenin eş zamanlı tedavisini hedefleyen ileri düzey bir cerrahi disiplindir. Yirmi beş yılı aşkın süredir genel cerrahi alanında bariatrik ve metabolik girişimleri uygulayan bir hekim olarak ifade edebilirim ki bu ameliyatlar, yalnızca sindirim sistemi anatomisini değil, aynı zamanda hormonal sinyalizasyonu, safra asit metabolizmasını, bağırsak mikrobiyotasını ve iştah düzenleyici merkez sinir sistemi devrelerini de yeniden şekillendiren çok boyutlu girişimlerdir. Genel Cerrahi kliniğinde uyguladığımız metabolik cerrahi programı; endokrinoloji, diyet, psikiyatri, kardiyoloji ve göğüs hastalıkları uzmanlarının katıldığı multidisipliner konseyler eşliğinde planlanır ve hastanın metabolik profiline göre kişiselleştirilir. Bu içerikte, tip 2 diyabetin ameliyatla nasıl remisyona girebildiğini, aday seçim kriterlerini, cerrahi teknikleri, hormonal mekanizmaları ve uzun dönem izlem stratejilerini bilimsel kanıtlar ışığında ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.

Metabolik Cerrahi Nedir? Diyabet Ameliyatla İyileşir mi?

Metabolik cerrahi, gastrointestinal sistemin anatomik ve fizyolojik olarak yeniden düzenlenmesi yoluyla tip 2 diyabetin ve obezite ilişkili metabolik sendromun tedavisini amaçlayan cerrahi girişimlerin bütünüdür. Klasik bariatrik cerrahiden farkı, birincil hedefin yalnızca kilo kaybı değil; kan glukoz kontrolü, lipid profili, kan basıncı ve kardiyovasküler risk parametrelerinin bütünsel düzeltilmesidir. 2016 yılında Diyabet Cerrahi Zirvesi kapsamında yayımlanan Uluslararası Diyabet Örgütleri Konsensus Bildirgesi, metabolik cerrahiyi tip 2 diyabet için standart bir tedavi seçeneği olarak kabul etmiş ve Amerikan Diyabet Derneği güncel kılavuzlarına da resmen dahil etmiştir. Bu kabul, cerrahinin artık bir son çare değil, uygun endikasyonda birinci basamak yaklaşımlarından biri olarak değerlendirildiğini göstermektedir.

Diyabetin cerrahi sonrası remisyonu kavramı, glikozile hemoglobin değerinin 6,5 seviyesinin altına inmesi ve diyabet ilaçlarına gereksinim duyulmaksızın en az bir yıl boyunca bu seviyenin korunması olarak tanımlanır. STAMPEDE çalışmasının beş yıllık verileri, Roux-en-Y gastrik bypass uygulanan hastalarda yüzde yirmi dokuz oranında tam remisyon elde edilirken yoğun medikal tedavi kolunda bu oranın yalnızca yüzde beş düzeyinde kaldığını göstermiştir. Sleeve gastrektomi kolunda ise beş yıllık remisyon oranı yüzde yirmi üç civarında saptanmıştır. Kısa süreli diyabeti olan, insülin bağımlılığı gelişmemiş ve C-peptid düzeyi korunmuş hastalarda remisyon başarısı belirgin biçimde artmaktadır.

Diyabetin ameliyatla iyileşmesi kavramı, yalnızca mekanik bir kilo kaybı sonucu değildir. Cerrahi sonrasında henüz hastalar ciddi kilo vermeden, ilk günler ve haftalar içinde açlık kan şekeri değerlerinin normale döndüğü klinik gözlemlerimiz; bağırsak hormonlarının ve safra asit dinamiklerinin diyabet üzerinde bağımsız etki gösterdiğini kanıtlamaktadır. Bu erken metabolik yanıt, incretin ekseni olarak bilinen glukagon benzeri peptid-1 ve peptid YY hormonlarının belirgin şekilde artmasıyla açıklanmaktadır. Dolayısıyla metabolik cerrahi, sadece bir zayıflama ameliyatı değil; endokrin sistemi hedefleyen fizyolojik bir yeniden programlama girişimidir.

Metabolik Cerrahiye Uygun Aday Kimlerdir?

Metabolik cerrahi aday seçimi, Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği tarafından yayımlanan 2022 kılavuzlarına dayanır. Beden kitle indeksi kırk kilogram bölü metrekare ve üzerinde olan tüm hastalar, ek hastalık durumundan bağımsız olarak cerrahi aday kabul edilir. Beden kitle indeksi otuz beş ile kırk arasında olan ve tip 2 diyabeti bulunan bireyler net endikasyon grubunu oluşturur. Otuz ile otuz beş arasında beden kitle indeksine sahip olup, glikozile hemoglobin değeri yüzde yedi buçuğun üzerinde seyreden ve maksimal medikal tedaviye rağmen kontrol altına alınamayan hastalar da uygun aday olarak değerlendirilir. Asya kökenli hastalarda vücut yağ dağılımı ve viseral yağlanma paterni farklı olduğu için beden kitle indeksi eşikleri iki buçuk birim daha düşük tutulur.

Aday seçiminde beden kitle indeksi tek başına belirleyici değildir. Diyabet süresi, insülin kullanım öyküsü, açlık C-peptid düzeyi, otoantikor durumu, pankreas beta hücre rezervi, ailesel diyabet öyküsü ve eşlik eden hastalıklar bütüncül değerlendirilir. Beş yılın altında diyabet süresi, korunmuş C-peptid rezervi, insülin kullanmıyor olma ve genç yaş; remisyon olasılığını artıran temel klinik göstergelerdir. DiaRem ve Ad-DiaRem gibi validasyonu yapılmış skorlama sistemleri, hastanın postoperatif remisyon olasılığını ameliyat öncesi tahmin etmemize olanak sağlar. Bu skorlar; yaş, glikozile hemoglobin, insülin kullanımı ve antidiyabetik ilaç sayısı üzerinden hesaplanır ve bilinçli hasta bilgilendirmesinde bize yol gösterir.

Kontrendikasyonlar da titizlikle sorgulanır. Kontrolsüz psikiyatrik hastalık, aktif madde bağımlılığı, gebe olmak ya da yakın gelecekte gebelik planlamak, ileri derece kardiyopulmoner yetmezlik ve tedavi edilmemiş yeme bozuklukları ameliyat öncesi çözülmesi gereken durumlar arasındadır. Endokrin nedenli obezite ekartasyonu için tiroid fonksiyon testleri, kortizol düzeyi ve gerektiğinde deksametazon supresyon testi ile Cushing sendromu taraması yapılır. Polikistik over sendromu, uyku apnesi ve non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı sık eşlik eden komorbiditelerdir ve preoperatif tedavi optimizasyonu ile ameliyat güvenliği artırılır.

Metabolik Cerrahi Yöntemleri Nelerdir? Hangi Teknik Daha Başarılı Sonuç Verir?

Günümüzde uygulanan başlıca metabolik cerrahi yöntemleri; sleeve gastrektomi, Roux-en-Y gastrik bypass, mini gastrik bypass olarak da bilinen tek anastomozlu gastrik bypass, biliopankreatik diversiyon ile duodenal switch ve tek anastomozlu duodenoileal bypass olarak sıralanabilir. Sleeve gastrektomide midenin büyük kurvatur boyunca yüzde yetmiş beş ile seksenlik bölümü uzunlamasına rezeke edilir ve muz şeklinde tübüler bir mide oluşturulur. İşlem tamamen restriktif gibi görünse de, ghrelin hormonu üreten fundus dokusunun çıkarılması iştahı azaltır ve mide boşalmasının hızlanması glukagon benzeri peptid-1 salınımını artırır. Bu nedenle sleeve gastrektomi de hormonal etkinliği yüksek bir metabolik girişimdir.

Roux-en-Y gastrik bypass tekniğinde midenin üst bölümünden yaklaşık otuz mililitre hacimli küçük bir pouch oluşturulur ve ince bağırsağın belirli bir segmenti bu pouchla anastomoz edilir. Alimenter kol yetmiş beş ile yüz elli santimetre arasında değişir ve biliopankreatik salgılarla Roux-en-Y konfigürasyonunda birleşir. Böylece besin, midenin büyük kısmını, duodenumu ve proksimal jejunumu atlayarak distal ince bağırsağa hızla ulaşır. Bu anatomik değişim, foregut ve hindgut hipotezleri çerçevesinde açıklanan güçlü incretin yanıtına yol açar ve tip 2 diyabet üzerinde beş yıllık takiplerde yüzde seksen ile doksan beş arasında remisyon oranları sağlar.

Biliopankreatik diversiyon ile duodenal switch, en agresif malabsorptif tekniktir ve tip 2 diyabet remisyonunda yüzde doksana ulaşan başarı oranı gösterir. Ancak protein malnutrisyonu, yağda çözünen vitamin eksiklikleri ve steatore gibi ciddi metabolik yan etki riski nedeniyle seçilmiş hastalarda uygulanır. Tek anastomozlu duodenoileal bypass, bu tekniğin modifiye edilmiş bir versiyonu olarak son yıllarda popülerlik kazanmıştır. Yöntem seçimi; hastanın diyabet süresi, insülin kullanımı, reflü hastalığı varlığı, beden kitle indeksi, beslenme alışkanlıkları, komorbiditeleri ve cerrahın deneyimi göz önünde bulundurularak bireyselleştirilir. Kısacası tek bir üstün teknik yoktur; hastaya en uygun teknik öne çıkan tekniktir.

Besin ve Safra Dolaşımının Perde Arkasındaki Biyokimyası Nasıl İşler?

Metabolik cerrahinin etkinliğini anlamak için besin akışı ile safra ve pankreas salgılarının barsak lümenindeki karşılaşma noktalarının değişmesinin biyokimyasal sonuçlarını kavramak gerekir. Fizyolojik koşullarda mide ve duodenum, besinin ilk kimyasal işlenme merkezleridir. Duodenumdaki K hücreleri glukoz bağımlı insülinotropik peptid salgılar; distal ileum ve kolondaki L hücreleri ise glukagon benzeri peptid-1 ve peptid YY üretir. Bypass tekniklerinde besinin duodenumu atlaması, foregut hipotezine göre anti-incretin faktörlerinin azalmasına, hindgut hipotezine göre ise distal barsağa erken besin ulaşımının incretin salınımını uyarmasına yol açar. Bu çift yönlü mekanizma, insülin duyarlılığını ve beta hücre fonksiyonunu belirgin biçimde iyileştirir.

Safra asitleri, sindirimin yağ emiliminden çok daha fazlasını yönetir. Farnesoid X reseptörü ve TGR5 adı verilen G protein bağlı reseptör üzerinden safra asitleri; glukoz metabolizması, enerji harcanması, termogenez ve barsak mikrobiyotası dengesi üzerinde belirleyici rol oynar. Gastrik bypass sonrasında serum safra asit düzeyleri belirgin biçimde artar ve bu yükselme TGR5 aracılığıyla kahverengi yağ dokusunda enerji tüketimini uyarır. Aynı zamanda ileumdan salınan fibroblast büyüme faktörü-19, karaciğerde glukoneogenezi baskılayarak açlık glukozunu düşürür. Bu moleküler değişiklikler, ameliyat sonrası ilk günlerde bile klinik olarak gözlemlenebilen hızlı glisemik iyileşmenin kimyasal temelini oluşturur.

Barsak mikrobiyotası, metabolik cerrahi sonrasında niceliksel ve niteliksel olarak dönüşür. Firmicutes bakteri grubu azalırken Bacteroidetes ve Akkermansia muciniphila türleri artar. Bu değişim, kısa zincirli yağ asitleri üretimini artırarak enerji dengesi ve inflamasyon üzerinde olumlu etki yaratır. Ayrıca lipopolisakkarit aracılı endotoksemi azalır ve düşük dereceli sistemik inflamasyon yatışır. Adipokinler açısından da tablo değişir; leptin direnci kırılır, adiponektin düzeyleri yükselir. Böylece metabolik cerrahi; sindirim, hormonal, mikrobiyal ve inflamatuar yolakları bir bütün olarak yeniden dengeleyen çok katmanlı bir tedavi haline gelir.

Diyabet Ameliyatı Yöntemleri Karşılaştırıldığında Hangisi Öne Çıkar?

Sleeve gastrektomi ile Roux-en-Y gastrik bypass, dünya genelinde en sık uygulanan iki tekniktir ve karşılaştırmalı klinik çalışmaların odağında yer alır. Sleeve gastrektomi teknik olarak daha kısa süreli, anastomoz gerektirmeyen ve öğrenme eğrisi daha düşük bir işlemdir. Bir yıllık takiplerde fazla kilonun yüzde altmıştan yetmişe kadar olan kısmı kaybedilir. Gastrik bypass ise anastomoz gerektiren, teknik olarak daha karmaşık; ancak diyabet remisyonu, dislipidemi düzelmesi ve reflü tedavisi açısından üstünlük gösteren bir yöntemdir. Uzun süreli diyabeti olan, insülin kullanan ya da ciddi metabolik sendromu bulunan hastalarda bypass tercihimiz belirginleşir.

Randomize kontrollü SM-BOSS ve SLEEVEPASS çalışmaları, beş yıllık izlemde her iki tekniğin de kilo kaybı ve komorbidite regresyonunda etkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte SLEEVEPASS çalışmasında bypass kolunun kilo kaybı yaklaşık yüzde beş puan üstünlük sergilemiştir. STAMPEDE çalışmasında beş yıllık glikozile hemoglobin ortalaması bypass kolunda daha düşük saptanmıştır. Reflü hastalığı olan hastalarda sleeve gastrektomi sonrası reflünün kötüleşme ihtimali yüzde yirmi ile otuz arasında bildirilmektedir. Bu nedenle preoperatif özofagogastroduodenoskopi ve pH-metre değerlendirmesi, teknik seçiminde önemli bir yol göstericidir.

Tek anastomozlu gastrik bypass, tek bir anastomoz içermesi nedeniyle klasik Roux-en-Y bypassa göre teknik açıdan daha kısa ve daha az iç herni riski taşıyan bir alternatiftir. Bilio-pankreatik kol iki yüz santimetreye ulaşabildiği için malabsorptif etkisi yüksektir ve tip 2 diyabet remisyonunda güçlü sonuçlar verir. Ancak safra reflüsü ve olası özofagogastrik mukoza değişiklikleri hâlâ tartışma konusudur. Duodenal switch ve tek anastomozlu duodenoileal bypass; süper obezite ve zorlu diyabet tablolarında en yüksek remisyon oranlarını sunar. Sonuç olarak hangi ameliyatın öne çıktığı, hastanın bireysel özelliklerine, komorbiditelerine ve cerrahi ekibin deneyimine göre kararlaştırılır.

Diyabet Ameliyatı Sonrası Hormonal Dönüşüm ve İnkretin Mekanizması Nasıl Gerçekleşir?

İnkretin hormonlar; oral glukoz alımına yanıt olarak barsaktan salınan ve pankreastan insülin salınımını uyaran peptid yapılı moleküllerdir. Glukoz bağımlı insülinotropik peptid ve glukagon benzeri peptid-1, bu grubun iki temel üyesidir. Tip 2 diyabetli bireylerde glukagon benzeri peptid-1 salınımı azalmış ve pankreas beta hücrelerinin bu hormona duyarlılığı bozulmuştur. Metabolik cerrahi sonrasında, özellikle bypass tekniklerinde, besinin distal ileuma hızla ulaşması L hücrelerini güçlü biçimde uyararak glukagon benzeri peptid-1 salınımını on kat kadar artırabilir. Bu artış; postprandiyal insülin salınımını normale döndürür, glukagon salınımını baskılar, mide boşalmasını yavaşlatır ve hipotalamik doygunluk merkezlerini uyararak iştahı azaltır.

Peptid YY, aynı L hücrelerinden ko-sekrete edilen bir anoreksijenik hormondur ve merkez sinir sisteminde Y2 reseptörleri üzerinden doygunluk yaratır. Gastrik bypass sonrasında peptid YY düzeyleri belirgin biçimde yükselir ve iştah baskılanır. Ghrelin hormonu ise midenin fundus bölgesinde üretilen açlık hormonudur. Sleeve gastrektomide fundusun rezeksiyonu ghrelin üretimini önemli ölçüde azaltır ve iştah kaybına yol açar. Ghrelin baskılanması ayrıca büyüme hormonu-insülin benzeri büyüme faktörü ekseni üzerinden vücut kompozisyonu üzerinde de etki gösterir. Bu hormonal değişimler, kilo kaybının yalnızca kalori kısıtlamasına değil, endokrin bir reprogramlamaya bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Adipoz doku kaynaklı hormonlar da metabolik cerrahi sonrasında yeniden dengelenir. Ameliyat öncesi yüksek olan leptin düzeyleri kilo kaybıyla birlikte azalır ve hipotalamik leptin direnci giderek çözülür. Adiponektin düzeyleri artar, bu da insülin duyarlılığını iyileştirir ve karaciğer yağlanmasını azaltır. Rezistin ve visfatin gibi inflamatuar adipositokinler geriler. Fibroblast büyüme faktörü-21 düzeylerindeki artış ise enerji harcanması ve glukoz metabolizması üzerinde olumlu etkiler yaratır. Sonuç olarak metabolik cerrahi; sindirim hormonları, adipokinler ve merkezi iştah devrelerini eş zamanlı olarak yeniden düzenleyerek diyabetin çok yönlü patogenezini kırar.

Ameliyat Sonrası İlk Haftada Beslenme Nasıl Olmalıdır?

Ameliyat sonrası ilk haftadaki beslenme planı, hem cerrahi güvenlik hem de metabolik başarı açısından belirleyicidir. Genellikle ilk yirmi dört saat oral alım kısıtlanır ve intravenöz sıvı desteği ile hidrasyon sağlanır. Ameliyatın ikinci gününde radyolojik kaçak testi yapılabilir ya da klinik değerlendirmeyle berrak sıvı diyete geçilir. Berrak sıvı diyeti; su, açık çay, tuzsuz et suyu, şekersiz elektrolit içecekleri ve şekersiz meyve suyu benzeri berrak sıvıları kapsar. Amaç, mide ya da pouch boşluğunun stapler hatlarını gerecek hacimde sıvıyla yüklenmemesi ve yeterli hidrasyonun korunmasıdır. Küçük ve sık yudumlarla, günde yaklaşık bir buçuk ile iki litre sıvı hedeflenir.

Berrak sıvı diyetinden sonra tam sıvı diyet aşamasına geçilir. Bu evrede; laktozsuz süt, süzülmüş yoğurt, protein tozu ile zenginleştirilmiş içecekler, süzülmüş çorbalar, kremalı ancak katı parça içermeyen ezmeler tercih edilir. Günlük protein hedefi altmıştan seksen grama kadar tutulur ve bunun karşılanması için tıbbi olarak formüle edilmiş whey ya da izolat protein tozları önerilir. Karbonatlı içecekler, kafein, alkol ve çok tatlı sıvılar kesinlikle yasaklanır. Karbonatlı içecekler, dumping sendromu tetikleyicisidir ve mide-pouch hacminde patolojik genişleme riski taşır. Kafeinin diüretik etkisi dehidratasyona zemin hazırlar ve alkolün emilimi gastrik bypass sonrasında hızlanarak alkol duyarlılığında ciddi artışa yol açar.

İlk haftada mikro besin desteği ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Ameliyat günü akşamından itibaren çiğnenebilir ya da sıvı formda multivitamin, kalsiyum sitrat, D vitamini ve B12 desteği başlatılır. Sleeve gastrektomi hastalarında proton pompa inhibitörü ile mide asit baskılanması altı aya kadar sürdürülür. Antikoagülan tromboprofilaksi düşük moleküler ağırlıklı heparin ile en az yedi ile on gün devam ettirilir. Erken mobilizasyon, derin ven trombozunu önlemek için hastaneden itibaren teşvik edilir. Yiyecek ve içecek arasında bir saatlik zaman farkı kuralı benimsenerek yudumlama-öğün ayrımı öğretilir. Bu tıbbi olarak yapılandırılmış ilk hafta, sonraki ayların metabolik başarısının temelini oluşturur.

Metabolik Cerrahi Sonrası Uzun Vadede Kilo Geri Alımı ve Diyabet Nüksü Riski Nedir?

Metabolik cerrahi uzun dönem sonuçları, yalnızca cerrahinin tekniğine değil; hasta uyumu, yaşam tarzı değişikliği ve düzenli takibin sürekliliğine bağlıdır. İsveç Obez Denekler Çalışması gibi uzun süreli kohort verileri, gastrik bypass sonrasında yirmi yıllık izlemde kilo kaybının önemli bir kısmının korunduğunu ve kardiyovasküler mortalitede yüzde otuz ile kırk oranında azalma sağlandığını göstermiştir. Bununla birlikte hastaların yaklaşık üçte birinde beş ile on yıl arasında değişen kısmi kilo geri alımı gözlenebilir. Bu geri alım genellikle fazla kilonun yüzde onundan yirmisine kadar bir aralıkta kalır ve dikkatli bir izlemle kontrol altına alınabilir.

Diyabet nüksü; başlangıçta remisyona giren hastalarda glikozile hemoglobin değerinin tekrar 6,5 üzerine çıkması ya da antidiyabetik ilaç gereksiniminin geri dönmesi olarak tanımlanır. Nüks olasılığını artıran temel etkenler arasında ameliyat öncesi diyabetin on yıldan uzun sürmesi, ameliyat öncesi insülin kullanımı, düşük C-peptid rezervi, ileri yaş ve kilo geri alımı yer alır. Uzun izlemli kohort çalışmalarında beş yıllık nüks oranları teknik ve hasta profiline göre yüzde on beş ile otuz beş arasında değişebilir. Ancak nüks eden hastalarda dahi diyabet kontrolü çoğunlukla ameliyat öncesi düzeyden daha iyi seyreder ve kardiyovasküler risk azalmış olarak kalır.

Uzun dönem başarıyı korumak için üç ayda birden başlayan ve zamanla altı ayda bir seyrek hale gelen düzenli poliklinik kontrolleri planlanır. Vitamin B12, D vitamini, demir, ferritin, kalsiyum, paratiroid hormon, çinko, bakır ve tiamin düzeyleri yılda en az bir kez taranır. Kemik mineral yoğunluğu ölçümü, özellikle postmenopozal kadınlarda önemlidir. Yeniden kilo alımı görülen hastalarda öncelikle beslenme ve davranış müdahaleleri; sonrasında GLP-1 analogları ve tirzepatid gibi güncel farmakoterapiler devreye alınır. Seçilmiş vakalarda revizyon cerrahisi düşünülür; sleeve gastrektomi sonrası kilo alımında bypasse dönüşüm ya da distalizasyon işlemleri değerlendirilebilir. Bu bütüncül izlem stratejisi, metabolik cerrahiyi yaşam boyu sürecek bir tedavi ortaklığına dönüştürür.

Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hekim muayenesi, bireysel değerlendirme ya da tıbbi tedavinin yerine geçmez. Şeker hastalığı ameliyatı yani metabolik cerrahi kararı; ayrıntılı laboratuvar tetkikleri, endokrinolojik değerlendirme, kardiyopulmoner risk analizi, psikiyatrik hazırlık ve diyet danışmanlığı sonrasında multidisipliner bir konsey tarafından bireysel olarak verilmelidir. Ameliyat sonuçları hastadan hastaya farklılık gösterebilir ve her cerrahi girişimin kendine özgü riskleri bulunmaktadır. Detaylı bilgi ve muayene randevusu için Genel Cerrahi kliniği ile iletişime geçebilirsiniz.

Kaynakça

  1. American Diabetes Association (ADA) — Obezite ve Tip 2 Diyabette Metabolik Cerrahi Standartlarıdiabetesjournals.org/care/article/47/Supplement_1/S145/153955/8-Obesity-and-Weight-Management-for-the-Prevention
  2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Kilo Kaybı (Bariatrik) Cerrahi Türleriniddk.nih.gov/health-information/weight-management/bariatric-surgery/types
  3. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Bariatrik Cerrahi ve Metabolik Etkilerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK526062
  4. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Obezite Yönetimi ve Cerrahi Endikasyonlarnice.org.uk/guidance/ng246

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.