Dikişli hemoroid ameliyatı, tıp literatüründe Milligan-Morgan hemoroidektomi olarak anılan ve 1937 yılında Londra'da tanımlandığından bu yana altın standart kabul edilen açık teknikle uygulanan cerrahi işlemdir. Bu yöntemde üç primer hemoroidal kolon, damar pedikülleri özenle bağlanarak eksize edilir ve mukozal defektler açık bırakılarak sekonder iyileşmeye izin verilir. İleri evre hemoroidal hastalıkta, konservatif yaklaşımlara yanıt vermeyen olgularda ve kombine internal-eksternal hemoroidal komponentin bulunduğu durumlarda tercih edilen bu yöntem, düşük nüks oranları ve kanıtlanmış uzun dönem sonuçlarıyla öne çıkmaktadır. Genel Cerrahi kliniği, çağdaş enerji cihazları ve ağrı yönetimi protokolleriyle desteklediği Milligan-Morgan tekniğini, hasta konforunu maksimize eden multimodal yaklaşımla birleştirerek uygulamaktadır.
Hemoroid Nasıl Tanımlanır?
Hemoroid, anal kanal içerisinde bulunan vasküler yastıkçıkların patolojik olarak genişlemesi, sarkması ve şikayet üretecek boyuta ulaşmasıyla karakterize bir hastalıktır. Sağlıklı bireylerde bu yastıkçıklar üç primer kolonda yerleşim gösterir: sol lateral, sağ anterior ve sağ posterior. Bu yapılar normal koşullarda anal kontinansa katkı sağlayan, defekasyon sırasında anal kanalı yastıklayan ve mukozal koruma sunan fizyolojik oluşumlardır. Anal kontinansın yaklaşık yüzde on beş-yirmisinin bu vasküler yastıkçıklar aracılığıyla sağlandığı bilinmektedir. Ancak kronik ıkınma, artmış intraabdominal basınç, konjestif değişiklikler ve destek dokularının zayıflaması sonucunda bu yastıkçıklar hipertrofiye uğrar; venöz göllenme, konnektif dokuda gevşeme ve kayıcı bir sarkma tablosu ortaya çıkar.
Anatomik açıdan hemoroidler dentat çizgi referans alınarak sınıflandırılır. Dentat çizginin üzerinde kalan internal hemoroidler somatik ağrı liflerinden yoksun, otonom sinirlerle innerve olan mukoza ile örtülüdür ve bu nedenle klasik olarak ağrısız kanama ile prezante olurlar. Dentat çizginin altında yer alan eksternal hemoroidler ise anoderm ve perianal cilt ile döşelidir; pudental sinir aracılığıyla somatik innervasyona sahip oldukları için özellikle tromboze olduklarında şiddetli ağrıya yol açarlar. Kombine hemoroid tanımı, aynı hastada hem internal hem eksternal komponentin birlikte bulunduğu klinik tabloyu ifade eder ve tedavi planlamasında özel yaklaşım gerektirir.
Klinik evreleme Goligher sınıflandırmasına göre yapılır ve bu sistem tedavi kararının temel dayanağıdır. Grade 1 hemoroidde kanama vardır ancak prolaps saptanmaz; hemoroidal doku anoskopide görülür fakat anal kanal dışına çıkmaz. Grade 2'de defekasyon sırasında prolaps oluşur ve dışkılamanın ardından spontan olarak geri döner. Grade 3'te prolaps manuel redüksiyon gerektirir; hasta parmakla dokuyu içeri itmek zorunda kalır. Grade 4 ise redükte edilemeyen, dışarıda sürekli kalan, strangülasyon ve doku nekrozu riski taşıyan ileri evre olarak tanımlanır. Bu evreleme tedavi stratejisinin belirlenmesinde temel yol göstericidir ve cerrahi endikasyonun konulmasında kritik bir rol oynar; genel yaklaşımda Grade 1-2 konservatif ve ofis işlemlerine, Grade 3-4 ise cerrahi tedaviye yönlendirilir. Ayırıcı tanıda anal fissür, anorektal apse ve fistül, anal kondilom, prolabe rektal polip, rektal kanser ve inflamatuvar barsak hastalıkları mutlaka göz önünde bulundurulur; klinisyen kanama, ağrı ve prolaps öyküsünü bu tanılar açısından dikkatle sorgular.
Hemoroid Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Hemoroidal hastalığın en sık başvuru nedeni parlak kırmızı renkte, defekasyonla ilişkili rektal kanamadır. Kan genellikle dışkının üzerinde, tuvalet kağıdında veya klozete damlama şeklinde gözlenir ve dışkıyla karışmamış olması internal hemoroidin tipik özelliğidir. Kanamanın miktarı çoğu olguda mütevazıdır ancak uzun süreli persiste eden kanamalar demir eksikliği anemisine yol açabilir. Bu nedenle kronik kanaması olan hastalarda hemoglobin, hematokrit ve ferritin düzeylerinin takibi önem taşır. Anemik hastalarda transfüzyon gerekliliği nadir de olsa bildirilmiştir ve cerrahi endikasyonun önemli göstergelerinden biridir.
Prolaps duygusu ileri evre hemoroidin karakteristik semptomudur. Hasta defekasyon sırasında veya sonrasında anüsten dışarı doğru çıkan bir yumuşak dokudan söz eder. Grade 2 olgularda bu prolaps kendiliğinden geriye çekilirken, Grade 3'te hastanın parmakla yardım etmesi gerekir. Grade 4 olgularda ise doku sürekli dışarıda kalır, mukozal irritasyon, mukus akıntısı, perianal ıslaklık, kaşıntı ve hijyen güçlüğü tabloya eşlik eder. Bu durum yaşam kalitesini belirgin şekilde bozar, sosyal aktiviteyi kısıtlayabilir ve mesleki performansı olumsuz etkileyebilir. Uzun süredir prolapsı olan hastalarda cilt kalıntıları (skin tag) da gelişerek hijyen ve kozmetik açıdan ek sorunlar yaratır.
Eksternal hemoroid trombozu akut ve şiddetli ağrının en klasik nedenlerinden biridir. Aniden başlayan, oturma ve defekasyonla artan, perianal bölgede mor-mavi renkli sert bir kitle ile karakterize bu tablo, yaklaşık kırk sekiz-yetmiş iki saat içinde en yüksek şiddete ulaşır ve yedi-on gün içinde kademeli olarak geriler. İlk yetmiş iki saat içinde başvuran hastalarda cerrahi drenaj veya eksizyon dramatik rahatlama sağlarken, ileri dönemde konservatif tedavi öncelikli tercih olur. Kaşıntı, yanma, hafif akıntı, tenesmus hissi ve tam boşaltamama duygusu diğer sık görülen yakınmalar arasında yer alır ve hastalığın kronik seyrini yansıtır. Ayrıca uzun süreli hastalarda tekrarlayan tromboz atakları hastalığın progresyonunun önemli bir göstergesidir.
Hemoroide Yol Açan Sebepler Nelerdir?
Hemoroidal hastalığın patogenezinde çok faktörlü bir etiyoloji söz konusudur. En sık suçlanan mekanizma kronik konstipasyon ve buna eşlik eden ıkınma alışkanlığıdır. Sert dışkının anal kanaldan geçişi mukozal travmaya yol açar, kronik ıkınma ise intraabdominal basıncı artırarak hemoroidal pleksuslara venöz yansıyan basıncı yükseltir. Zamanla süspansör bağların ve Treitz kaslarının gevşemesi, mukozal kayma ve prolaps gelişimi kolaylaşır. Diyarenin tekrarlayan atakları da benzer şekilde mukozal irritasyon ve hemoroidal konjesyon yaratarak hastalığın oluşumuna katkı sağlar. İnflamatuvar barsak hastalıkları ve irritabl barsak sendromu bu açıdan ek risk faktörleridir.
Beslenme alışkanlıkları hastalığın gelişiminde belirleyici bir role sahiptir. Lif alımının yetersizliği, düşük sıvı tüketimi, işlenmiş gıdaların baskın olduğu diyet ve rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenme dışkı hacmini azaltır, transit süreyi uzatır ve dışkının sertleşmesine neden olur. Baharatlı yiyecekler, alkol ve kafein bazı hastalarda semptomları alevlendirebilir. Uzun süre tuvalette oturma, akıllı telefon kullanımı sırasında pasif ıkınmanın uzaması ve düzensiz defekasyon alışkanlıkları modern yaşamın hastalığı tetikleyen etkenleri arasındadır. Günde beş dakikadan uzun tuvalet oturma süresi anorektal venöz göllenmeye yol açtığı için hastalığın gelişiminde bağımsız bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.
Gebelik hemoroidal hastalığın önemli tetikleyicilerinden biridir. Büyüyen uterusun pelvik venler üzerindeki bası etkisi, progesteronun vasküler tonusu azaltıcı etkisi ve doğum sırasındaki ıkınma birlikte hemoroidal genişlemeye yol açar. Özellikle üçüncü trimesterde ve postpartum ilk haftalarda semptomlar zirveye ulaşır; olguların büyük çoğunluğu doğum sonrası kendiliğinden geriler ancak bir kısmında kalıcı hastalık gelişir. Bunun yanı sıra ileri yaş, ailesel yatkınlık, obezite, sedanter yaşam tarzı, ağır kaldırma gerektiren mesleki aktiviteler, uzun süreli ayakta durma, karaciğer sirozuna bağlı portal hipertansiyon, pelvik kitleler ve rektum kanseri diğer risk faktörleri olarak sıralanabilir. Konnektif doku zayıflığı yaşla birlikte artar ve hastalığın altmışlı yaşlardan sonra sıklığının belirgin şekilde yükselmesinin temel nedenidir.
Hemoroid Tedavisinde Hangi Yöntemler Uygulanır?
Tedavi yaklaşımı hastalığın evresine, semptomların şiddetine ve hastanın genel durumuna göre kişiselleştirilir. Grade 1 ve erken Grade 2 hemoroidde konservatif tedavi ilk seçenektir. Bu kapsamda lifli diyet, günlük yeterli sıvı alımı, düzenli fiziksel aktivite, sıcak oturma banyoları, topikal antiinflamatuvar ve venotonik ajanlar kullanılır. Osmotik laksatifler ve dışkı yumuşatıcılar sert dışkının yarattığı travmayı önleyerek semptomatik iyileşme sağlar. Flavonoid içeren venotonik ilaçlar (diosmin, hesperidin) mikrosirkülasyonu düzenleyerek özellikle akut hemoroidal ataklarda etkinlik göstermektedir. Bu önlemlerle hastaların büyük çoğunluğunda belirgin klinik yanıt elde edilir ve ileri müdahale gereksinimi azalır.
Ofis tabanlı minimal invaziv işlemler Grade 1-2 ve seçilmiş Grade 3 olgularda uygulanır. Kauçuk band ligasyonu bu grupta en yaygın kullanılan yöntemdir; hemoroidal pedikülün etrafına küçük bir lastik halka yerleştirilerek dokunun iskemik nekroza uğraması ve dördüncü-yedinci gün arasında kendiliğinden düşmesi sağlanır. Skleroterapi hemoroidal pleksusa fibrozan solüsyon enjeksiyonuyla hacim azalması amaçlar; polidokanol ve fenolik yağ en yaygın kullanılan ajanlardır. Kızılötesi koagülasyon, radyofrekans ablasyon ve kriyoterapi diğer termal veya soğuk temelli yöntemlerdir ve seçilmiş olgularda tercih edilir. Bu işlemler ayaktan uygulanabilir, minimal ağrılıdır ve hastanın iş yaşamına dönüşünü kısa sürede sağlar.
İleri evre hastalıkta cerrahi tedaviye geçilir. Milligan-Morgan açık hemoroidektomi, üç kolonun eksize edilip mukozal defektlerin açık bırakıldığı klasik yöntem olup halen altın standarttır. Ferguson kapalı hemoroidektomide mukozal defektler primer olarak kapatılır; hemostaz avantajlı olmakla birlikte anal daralma riski göz önünde bulundurulmalıdır. Whitehead sirküler eksizyon günümüzde striktür ve mukozal ektropiyon (Whitehead deformitesi) riski nedeniyle nadiren tercih edilir. Longo'nun tanımladığı stapler hemoroidopeksi tekniğinde sirküler stapler ile mukozal halka rezeksiyonu yapılarak prolaps redükte edilir ve postoperatif ağrı belirgin şekilde azalır; ancak nadir de olsa staple hattı yetmezliği, rektovajinal fistül ve pelvik sepsis gibi ciddi komplikasyonlar bildirilmiştir. Doppler eşliğinde hemoroidal arter ligasyonu (HAL/THD) minimal invaziv bir alternatif olarak özellikle Grade 2-3 olgularda popülerdir ve son yıllarda birinci basamak seçenekler arasında güçlü şekilde yerini almıştır; bu teknikte Doppler probu ile terminal hemoroidal arter dalları belirlenerek suture edilir ve prolabe mukoza mukopeksi sütürleriyle yerine oturtulur. Cerrahi tekniğin seçimi hastanın evresi, eşlik eden patolojiler, hasta beklentileri, cerrahın deneyimi ve merkezin ekipman altyapısı dikkate alınarak yapılır.
Hemoroid Ameliyatı Ne Anlama Gelir?
Hemoroid ameliyatı, patolojik olarak genişlemiş ve semptomatik hemoroidal yastıkçıkların cerrahi olarak çıkarılması veya yerinde küçültülmesi işlemidir. Bu işlemin amacı yalnızca hastanın mevcut şikayetlerini gidermek değil, aynı zamanda uzun dönemde nüksü önlemek, anal kontinans fonksiyonunu korumak ve yaşam kalitesini kalıcı olarak iyileştirmektir. Cerrahi endikasyonun konulması detaylı bir muayene, gerekli olgularda anoskopi, rektosigmoidoskopi ve seçilmiş vakalarda kolonoskopi ile birlikte değerlendirilir. Kırk yaş üzeri hastalarda, ailesel kolorektal kanser öyküsü olanlarda ve alarm semptomu bulunanlarda proksimal patolojinin dışlanması için kolonoskopik değerlendirme önerilir. American Society of Colon and Rectal Surgeons (ASCRS), Avrupa Koloproktoloji Derneği (ESCP) ve İtalyan Koloproktoloji Derneği (SICCR) rehberleri bu değerlendirme algoritmasını desteklemektedir.
Cerrahi endikasyonlar arasında Grade 3 ve Grade 4 hemoroid, konservatif tedaviye ve ofis işlemlerine yanıt vermeyen refrakter Grade 2 hemoroid, kombine internal-eksternal hemoroidal hastalık, akut prezentasyonun ilk yedi günü içinde başvuran ve konservatif tedaviyle yeterli yanıt alınamayan tromboze eksternal hemoroid, tekrarlayan band ligasyonu başarısızlıkları ve kanamaya bağlı klinik anlamlı anemi öne çıkar. Buna ek olarak sık nüks eden hemoroidal ataklar, iş gücü kaybına neden olan semptomlar, hijyen problemleri ve hastanın yaşam kalitesinde ciddi bozulma da göreceli endikasyonlar arasında sayılabilir. Bu endikasyonların belirlenmesi hastanın yaşı, genel sağlık durumu, mesleki gereksinimleri ve beklentileri göz önünde bulundurularak kişiselleştirilir.
Preoperatif hazırlık sürecinde hastanın kullandığı antikoagülan ve antiagregan ilaçlar cerrahi öncesi uygun süre gözetilerek düzenlenir; warfarin genellikle beş gün önce kesilir ve gerektiğinde köprüleme tedavisi uygulanır, yeni nesil oral antikoagülanlar iki-üç gün önce durdurulur, asetilsalisilik asit ise çoğu olguda devam edilebilir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı gibi komorbiditelerin kontrolü sağlanır. Anestezi konsültasyonu ile spinal, epidural veya sedasyon eşliğinde lokal anestezi seçenekleri hastaya sunulur. Ameliyat öncesi gece ılımlı bir bağırsak temizliği veya lavman yeterlidir; tam mekanik hazırlık genellikle gerekli değildir. Preoperatif tek doz antibiyotik profilaksisi kılavuzlarda önerilmektedir. Hastaya operasyon süreci, olası komplikasyonlar ve postoperatif dönem hakkında ayrıntılı bilgi verilerek aydınlatılmış onam alınır.
Hemoroid Ameliyatı Hangi Teknikle Uygulanır?
Milligan-Morgan hemoroidektomi litotomi veya jackknife pozisyonunda uygulanır ve genellikle spinal anestezi altında yaklaşık yirmi ile kırk beş dakika arasında sürer. Cerrahi saha steril hazırlığın ardından pratikte üç primer hemoroidal kolonu tanımlayacak biçimde ekspoze edilir. Anal retraktör (Eisenhammer, Parks veya Ferguson-Hill) yardımıyla hemoroidal kütle prolabe edilir ve dış deri-mukoza birleşkesinden başlayarak V şeklinde bir insizyon planlanır. Dikkatli disseksiyon ile hemoroidal doku internal ve eksternal sfinkter kaslarından ayrılır; anal sfinkter bütünlüğünün korunması kontinansın sürdürülmesi açısından kritik önemdedir. Sfinkter liflerine zarar vermemek için diseksiyon yüzeyel planda tutulur ve hemoroidal pleksus sfinkter tabakasından net biçimde ayrıştırılır.
Hemoroidal pedikül belirlendikten sonra 2-0 vicryl gibi geç emilen bir sütür materyali ile transfiksiyon sütürü konur ve bu bağlama sonrası pedikülün üzerinden hemoroidal doku eksize edilir. Klasik teknikte diseksiyon monopolar koter ile gerçekleştirilirken, modern uygulamalarda LigaSure ve ultrasonik enerji cihazları (harmonik skalpel) giderek daha yaygın kullanılmaktadır. Bu enerji platformları hem hemostazı güvenceye alır hem de çevre dokuya termal yayılımı sınırlandırarak postoperatif ağrıyı yaklaşık yüzde otuz-kırk oranında azaltır; bu avantaj Cochrane sistematik derlemeleri ve randomize meta-analizlerle kanıtlanmıştır. LigaSure ile daha kısa ameliyat süresi, daha az kanama ve daha erken iyileşme sağlandığı gösterilmiştir; ultrasonik disektörler de benzer avantajlar sunmaktadır. Üç kolonun eksizyonu tamamlandıktan sonra kolonlar arasında yeterli mukozal-anodermal köprü bırakılır; bu köprüler anal striktür gelişimini engelleyen anatomik bariyer görevini üstlenir ve bırakılan köprülerin genişliği en az bir santimetre olacak şekilde planlanır.
Milligan-Morgan tekniğinin Ferguson tekniğinden temel farkı mukozal defektlerin açık bırakılmasıdır. Ferguson kapalı hemoroidektomide defektler emilebilir sütürlerle primer olarak kapatılırken, Milligan-Morgan yönteminde sekonder iyileşmeye izin verilir. Ferguson tekniği daha iyi hemostaz ve teorik olarak daha az ağrı sağlarken, sütür hattı ayrışması durumunda enfeksiyon ve gecikmiş iyileşme sorunları ortaya çıkabilir. Milligan-Morgan ise açık drenaj avantajıyla enfeksiyon riskini azaltır, ancak iyileşme süresi bir miktar uzayabilir. Whitehead sirküler eksizyonu tarihsel bir alternatif olmakla birlikte ektropiyon ve striktür riski nedeniyle günümüzde nadiren uygulanır. Ameliyat sonunda hemostaz doğrulanır ve emici bir gazlı bez veya vazelinli tampon anal kanala yerleştirilir. Bazı cerrahlar postoperatif ağrıyı azaltmak için pudental sinir bloğu veya perianal lokal anestezik infiltrasyonu uygular. İşlem çoğu olguda günübirlik cerrahi olarak planlanabilir; komorbiditesi olan veya yaşlı hastalarda bir gecelik yatış tercih edilebilir.
Hemoroid Ameliyatının Ardından Süreç Nasıl İlerler?
Postoperatif dönemde ağrı yönetimi tedavi başarısının en belirleyici unsurudur. Multimodal analjezi yaklaşımıyla NSAİD grubu ilaçlar, parasetamol ve kısa süreli opioid analjezikler kombine kullanılır. Topikal lidokain jel, oturma sırasında ağrıyı belirgin ölçüde azaltır. Sıcak oturma banyoları günde iki-üç kez, on-on beş dakika süreyle uygulandığında sfinkter spazmını çözer, doku iyileşmesini destekler ve hijyene katkı sağlar. İlk kırk sekiz saatte lokal soğuk uygulama ödem kontrolüne yardımcı olabilir. Metronidazol postoperatif dönemde ağrıyı azaltmada etkili bulunmuş, birçok merkezde standart protokol haline gelmiştir. Bu yaklaşımla hastaların büyük çoğunluğu ilk on gün içinde ağrı düzeyinin belirgin şekilde gerilediğini bildirir.
Dışkı yumuşatıcıları ve laksatiflerin kullanımı iyileşme sürecinin ayrılmaz parçasıdır. Laktuloz veya polietilen glikol içeren ozmotik laksatifler ilk iki-üç hafta boyunca düzenli uygulanır. Yumuşak, düzenli dışkı iyileşmekte olan mukozal yaraların yeniden travmatize olmasını engeller. Diyet günlük yirmi beş-otuz gram lif alımını hedefleyerek düzenlenir; taze meyve, sebze, tam tahıllar ve baklagillere ağırlık verilir. Günlük iki-iki buçuk litre su tüketimi, kafein ve alkolün sınırlandırılması, baharatlı yiyeceklerden kaçınılması önerilir. Probiyotik takviyeleri de barsak florasının dengesini destekleyerek sindirim konforuna katkıda bulunabilir. İlk günlerde ağrı nedeniyle dışkılamayı erteleyen hastalar konstipasyon kısır döngüsüne girebileceğinden bu konuda özenle bilgilendirilmelidir.
Tam iyileşme yaklaşık dört-altı hafta sürer. Bu dönemde ağır fiziksel aktivite, yoğun spor programları ve yirmi kilodan fazla yük kaldırma en az iki hafta ertelenir. Masa başı çalışan hastalar bir hafta içinde işe dönebilir; ağır işçilikte çalışanların dinlenme süresi uzatılır. Bisiklet ve at binme gibi perineye direkt basınç uygulayan aktivitelerden dört-altı hafta kaçınılmalıdır. Yüzme, uygun cilt bütünlüğü sağlandığında (yaklaşık üç-dört hafta sonra) yeniden başlatılabilir. Cinsel yaşam ağrı düzeyi tolere edilebilir hale geldiğinde kademeli olarak sürdürülür. Kontrol muayeneleri ilk hafta, üçüncü hafta ve altıncı haftada planlanır; bu vizitlerde iyileşme değerlendirilir, striktür veya rekürrens açısından anoskopi yapılır. Uzun dönem takipte lifli diyet ve düzenli defekasyon alışkanlığı korundukça nüks oranı yüzde beş-on beş aralığında düşük seyreder; hasta uyumu bu oranın en önemli belirleyicisidir. Kilo yönetimi, düzenli yürüyüş ve pelvik taban egzersizleri de uzun dönem başarıya katkı sağlayan yaşam tarzı önerileri arasındadır. Bazı hastalarda geçici olarak kaşıntı, hafif akıntı ve tam boşaltmama hissi bildirilebilir; bu belirtiler haftalar içinde tam iyileşmeyle birlikte kaybolur.
Hangi Durumlarda Doktora Danışılmalıdır?
Postoperatif dönemde bazı bulgular acil değerlendirme gerektirir. En sık karşılaşılan erken komplikasyon idrar retansiyonu olup hastaların yaklaşık yüzde on-yirmisinde görülür; özellikle spinal anestezi sonrası ve erkek hastalarda daha sıktır. Ameliyat sonrası ilk altı-sekiz saat içinde idrar yapamama, mesane distansiyonu ve suprapubik ağrı geliştiğinde geçici kateterizasyon uygulanır. Perioperatif sıvı kısıtlaması bu komplikasyonun sıklığını azaltmada etkili bulunmuştur. Ateş, üşüme titreme, artan perianal ağrı ve pürülan akıntı enfeksiyon işareti olabilir ve süratle değerlendirilmelidir; nadir de olsa Fournier gangreni veya nekrotizan fasiit gibi ciddi ve hayatı tehdit eden tablolar açısından tetikte olunmalıdır. Bu tablolar özellikle diyabetik ve bağışıklığı baskılanmış hastalarda daha yüksek risk taşır.
Ameliyat sonrası kanama yüzde iki-beş oranında görülebilir ve erken (ilk yirmi dört saat) veya geç (yedinci-on dördüncü günler arası) olarak ortaya çıkabilir. Erken kanamalar genellikle hemostazın yetersizliğinden, geç kanamalar ise ligatür düşmesi ve nekrotik dokunun ayrılmasından kaynaklanır. Sürekli parlak kırmızı kan gelmesi, pıhtı düşürme, baş dönmesi, halsizlik veya senkop halinde derhal hastaneye başvurulmalıdır. Uzun dönemde anal striktür yüzde iki-beş oranında bildirilmiştir; dışkılamada zorlanma, kalem ince dışkı, kronik zorlanma hissi bu tabloyu düşündürür ve dilatasyon veya revizyon cerrahisi gerektirebilir. Sfinkter yaralanmasına bağlı inkontinans oldukça nadir olmakla birlikte özellikle gaz veya sıvı kaçırma yakınması geliştiğinde ivedilikle değerlendirme yapılmalıdır. Anal fissür, cilt kalıntısı ve nüks diğer geç komplikasyonlar arasındadır ve uygun takip ile büyük ölçüde yönetilebilir.
Hemoroide bağlı rutin kabul edilen semptomların dahi mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Rektal kanama her yaşta ciddiye alınmalı, kırk yaş üzeri hastalarda kolorektal kanser başta olmak üzere proksimal patolojiler dışlanmalıdır. Kırk yaş altında dahi ailede kolorektal kanser öyküsü, kilo kaybı, gece terlemesi, iştahsızlık, kalıcı bağırsak alışkanlığı değişikliği, anemi bulguları varsa detaylı incelemeye gecikmeden başlanmalıdır. Kendi kendine tanı koymak ve internet üzerinden tedavi arayışına girmek, altta yatan ciddi hastalıkların atlanmasına yol açabilir. Bu içerik bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hekim muayenesi, tanı ve tedavi yerine geçmez; kişiye özel değerlendirme mutlaka bir sağlık kuruluşunda yapılmalıdır. Genel Cerrahi ekibi, kolorektal cerrahi alanında deneyimli kadrosu, çağdaş enerji platformları ve multimodal ağrı yönetimi protokolleriyle Milligan-Morgan hemoroidektomiyi güvenli ve konforlu bir cerrahi deneyime dönüştürmektedir. Şikayetleri olan hastaların doğru evreleme ve kişiselleştirilmiş tedavi planı için Genel Cerrahi polikliniğine başvurmaları önerilir.