Çocuk Endokrinolojisi

Kanser Sonrası Çocukta Büyüme Hormonu Eksikliği

Çocuklarda Kanser Sonrası Endokrin Sorunlar Süreci ve Büyüme Hormonu Eksikliği ve Takip, belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilen bu yazıda ele.

Çocukluk çağı kanserlerinde sağkalım oranlarının belirgin biçimde artması, onkolojik izlem süreçlerinin ardından ortaya çıkan geç dönem etkilerin önemini öne çıkarmıştır. Bu etkiler arasında en sık karşılaşılanlardan biri büyüme hormonu eksikliğidir. Hipotalamus ve hipofiz bezinin radyoterapi, cerrahi girişim veya yüksek doz kemoterapiden etkilenmesi, çocuğun lineer büyümesini, vücut bileşimini ve metabolik dengesini doğrudan değiştirebilen bir tablo oluşturur. Çocuk endokrinolojisi pratiğinde bu durum, onkoloji ekibiyle eş güdüm içinde yürütülen uzun soluklu bir izlem sürecinin merkezinde yer alır ve yaşam kalitesinin korunması açısından klinik açıdan kritik kabul edilir.

Büyüme hormonu, ön hipofiz bezinden salgılanan ve karaciğer başta olmak üzere pek çok dokuda insülin benzeri büyüme faktörü 1 üretimini uyaran bir peptit hormondur. Çocukluk döneminde yalnızca boy uzamasını değil; kas kütlesi, kemik mineralizasyonu, yağ dağılımı, lipit profili ve kardiyovasküler sağlığın temel parametrelerini de şekillendirir. Onkolojik bir hastalık nedeniyle merkezi sinir sistemi bölgesine yönelik kraniyal ışınlama uygulanan veya hipotalamik-hipofizer aksta cerrahi müdahale yapılan çocuklarda bu salgı düzeninin bozulması beklenen bir sonuçtur. Eksikliğin derecesi; verilen radyasyon dozuna, ışınlanan alana, hastanın tanı anındaki yaşına ve uygulanan kemoterapi protokolüne göre belirgin biçimde değişiklik gösterir.

Klinik literatürde, kraniyal radyoterapi dozu arttıkça hipotalamik-hipofizer aksın etkilenme olasılığının da yükseldiği bildirilmektedir. Düşük dozlarda dahi izole büyüme hormonu eksikliği gelişebilirken; daha yüksek dozlarda tiroit uyarıcı hormon, adrenokortikotropik hormon ve gonadotropin eksiklikleri eşlik edebilir. Beyin tümörü, lösemi veya nazofaringeal yerleşimli tümör nedeniyle tedavi gören çocukların onkolojik izlemine endokrinolojik değerlendirme eklenmesi bu nedenle önerilir. Hipofiz adenomu veya kraniofarengioma cerrahisi sonrasında ise eksiklik çoğu durumda erken dönemde belirginleşir ve hızlı bir endokrin değerlendirme gerektirir.

Klinik tabloda en dikkat çeken bulgu, çocuğun boy uzama hızındaki yavaşlamadır. Kanser öncesi büyüme eğrisinde normal seyir gösteren bir çocuğun, onkolojik süreç tamamlandıktan sonra persantil eğrisinde aşağı doğru kayması, büyüme hormonu eksikliği açısından önemli bir uyarıcıdır. Yıllık büyüme hızının yaşa göre beklenenin altında kalması, kemik yaşının takvim yaşına göre geri olması, vücut kompozisyonunda santral yağ artışı ve kas kütlesinde azalma sıklıkla gözlemlenir. Bunlara ek olarak yorgunluk, kas gücünde düşüş, hafif egzersizle bile çabuk halsizlik hissi ve okul performansında değişiklikler tabloya eşlik edebilir.

Tanı sürecinin ilk basamağında ayrıntılı bir öykü ve antropometrik değerlendirme yer alır. Çocuğun doğum boyu, kanser tanısı öncesi büyüme eğrisi, uygulanan onkolojik protokol, radyoterapi alanı ve toplam doz, kemoterapi ajanları ve cerrahi girişim ayrıntıları kayıt altına alınır. Boy ölçümünün standart yöntemle yapılması, vücut ağırlığı, oturma yüksekliği ve kulaç ölçümünün de değerlendirilmesi gereklidir. Anne-baba boy ortalamasından hesaplanan hedef boy, çocuğun mevcut persantili ile karşılaştırılır. Pubertal evrenin Tanner evrelendirmesiyle belirlenmesi, gonadotropin ekseninin de eş zamanlı etkilenip etkilenmediğini gösteren önemli bir veri sağlar.

Laboratuvar incelemesinde temel adım, insülin benzeri büyüme faktörü 1 ve bağlayıcı protein 3 düzeylerinin yaşa ve cinsiyete göre referans aralıklarla karşılaştırılmasıdır. Bu parametreler büyüme hormonu salgısının dolaylı göstergeleri olarak kabul edilir. Ancak tek başına yeterli kabul edilmez; çünkü onkolojik geçmişi olan çocuklarda bu değerler yanıltıcı sonuçlar verebilir. Bu nedenle uyarı testleri olarak adlandırılan dinamik testler gereklidir. Klonidin, glukagon, arginin veya insülin hipoglisemi testi gibi farmakolojik uyarı testleriyle hipofizin uyarana verdiği büyüme hormonu yanıtı ölçülür. İki ayrı uyarı testinde de yanıtın belirlenen eşik değerin altında kalması, büyüme hormonu eksikliği tanısını destekler.

Görüntüleme yöntemleri arasında hipotalamik-hipofizer bölgenin manyetik rezonans incelemesi önemli bir yer tutar. Bu inceleme, hem önceden tedavi edilen tümörün izleminde hem de hipofiz bezinin boyut, konum ve yapısal özelliklerinin değerlendirilmesinde kullanılır. Ektopik nörohipofiz, hipofiz hipoplazisi veya cerrahi sonrası anatomik değişiklikler bu yöntemle ortaya konabilir. Kemik yaşı tayini için sol el-bilek grafisi alınır ve atlas yöntemleriyle değerlendirilir. Kemik yaşının takvim yaşına göre belirgin geri olması, büyüme hormonu eksikliğinin klinik bulgusunu desteklerken, eş zamanlı tiroit fonksiyon testleri ve gerekli durumlarda kortizol ile gonadotropin değerlendirmeleri de yapılır.

Onkolojik geçmişi olan çocuklarda büyüme hormonu eksikliği yönetiminin temel ilkesi, hastalığın nükssüz remisyon süresinin yeterli kabul edildiği bir döneme ulaşılmasıdır. Uluslararası rehberlerde, büyüme hormonu replasmanına başlamadan önce belirli bir süre boyunca hastalığın aktif olmadığının onkoloji ekibi tarafından teyit edilmesi önerilir. Bu süre tümör tipine, yerleşim yerine ve nüks riskine göre değişkenlik gösterir. Karar, çocuk onkolojisi, çocuk endokrinolojisi, radyasyon onkolojisi ve gerektiğinde beyin cerrahisi uzmanlarının yer aldığı çok disiplinli bir kurulda alınır. Aile ile şeffaf bir paylaşım, sürecin önemli bir parçasını oluşturur.

Rekombinant büyüme hormonu uygulaması, deri altına günlük enjeksiyon biçiminde yapılan bir yaklaşımla yönetilir. Doz; çocuğun vücut ağırlığına, pubertal evresine, klinik yanıtına ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 düzeyine göre bireyselleştirilir. Uygulamaya başlamadan önce ailelere enjeksiyon tekniği, saklama koşulları, enjeksiyon bölgelerinin değiştirilmesi ve olası lokal reaksiyonlar konusunda ayrıntılı bilgi verilir. İlk dönemde tedaviye yanıtın izlenebilmesi için üç ila altı ay aralıklarla kontrol muayeneleri planlanır. Bu kontrollerde boy ölçümü, ağırlık takibi, pubertal değerlendirme, tiroit fonksiyon testleri ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 düzeyleri rutin olarak gözden geçirilir.

Yanıtın değerlendirilmesinde yıllık büyüme hızının artması, kemik yaşı ile takvim yaşı arasındaki dengenin korunması ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 düzeyinin yaşa uygun referans aralıkta kalması önemli kabul edilir. Aşırı yüksek seyreden değerler durumunda doz azaltılması gündeme gelir. Kanser geçirmiş çocuklarda bu denge özellikle dikkatle yönetilir; çünkü insülin benzeri büyüme faktörü 1, doku proliferasyonu üzerindeki etkileri nedeniyle ayrıntılı izlem gerektirir. Mevcut bilimsel veriler, uygun dozda ve dikkatli izlemle yapılan büyüme hormonu uygulamasının ikincil tümör veya nüks riskinde belirgin bir artışa yol açmadığını desteklemektedir; ancak izlem yine de titizlikle sürdürülür.

Eşlik eden endokrin sorunlar tedavi planlamasını doğrudan etkiler. Kraniyal ışınlama almış çocuklarda santral hipotiroidi, adrenal yetmezlik veya merkezi puberte prekoks gibi tablolar tek başına ya da bir arada görülebilir. Tiroit hormonu replasmanının yeterli düzeyde yapılması, büyüme hormonu yanıtının doğru değerlendirilmesi için gereklidir. Adrenal yetmezlik durumunda glukokortikoid replasmanının dengeli biçimde sürdürülmesi, akut hastalık dönemlerinde dozun artırılması ve aileye stres dozu eğitimi verilmesi büyük önem taşır. Erken pubertenin eşlik ettiği vakalarda gonadotropin salgılatıcı hormon analoglarıyla puberte ilerlemesinin yavaşlatılması, kemik kapanmasının ertelenmesi ve nihai boy potansiyelinin korunması açısından değerlendirilir.

Büyüme hormonu eksikliğinin yalnızca boy üzerindeki etkisi değil, metabolik etkileri de göz önünde bulundurulur. Kanser sonrası izlemdeki çocuklarda insülin direnci, dislipidemi, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve santral yağ dağılımında artış görülebilir. Bu nedenle izlem sürecine vücut kitle indeksi takibi, açlık glukoz ve lipit profili değerlendirmesi, vitamin D düzeyi ölçümü ve kemik sağlığını destekleyen yaşam tarzı önerileri eklenir. Dengeli beslenme, yaşa uygun fiziksel aktivite, yeterli uyku ve düzenli kontrol muayeneleri, hormon replasmanının yanı sıra tabloyu olumlu yönde destekleyen unsurlar arasında yer alır. Yaşam tarzı önerilerinin çocuğun yaşına uygun biçimde, ailenin de katılımıyla planlanması süreklilik açısından önemlidir.

Psikososyal değerlendirme, sürecin sıklıkla göz ardı edilen bir parçasıdır. Kanser tanısı ve uzun süreli onkolojik izlemin ardından büyüme geriliğiyle karşılaşan çocuk ve ergenlerde özgüven sorunları, beden algısında değişiklikler, akran ilişkilerinde güçlükler ve okul performansında dalgalanmalar gözlenebilir. Bu nedenle endokrinolojik izleme klinik psikolojik destek ve gerektiğinde çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı değerlendirmesi eşlik edebilir. Ailelere yönelik bilgilendirme görüşmelerinde sürecin uzunluğu, beklenen sonuçlar, olası kısıtlılıklar ve replasmanın sınırlılıkları açıkça aktarılır. Böylelikle gerçekçi bir beklenti çerçevesi oluşturulur ve sürece uyum kolaylaşır.

Geçiş dönemi, ergenlikten erişkinliğe ulaşan ve büyüme hormonu replasmanı alan hastalar için ayrı bir önem taşır. Lineer büyümenin tamamlanmasının ardından eksikliğin erişkin döneminde de devam edip etmediği yeniden değerlendirilir. Bu amaçla replasman bir süre kesilir ve tekrar uyarı testleri uygulanır. Erişkin yaşamda büyüme hormonu eksikliğinin devam ettiği belirlenen olgularda; vücut bileşimi, kemik sağlığı, lipit profili ve yaşam kalitesi parametreleri üzerindeki olumlu katkıları nedeniyle daha düşük dozlarda replasmanın sürdürülmesi gündeme gelebilir. Geçişin çocuk endokrinolojisi ile erişkin endokrinolojisi arasında planlı biçimde yapılması, izlem sürekliliğinin korunması açısından gereklidir.

Çocuk endokrinolojisi yaklaşımında, kanser sonrası büyüme hormonu eksikliği bulunan çocukların değerlendirme süreci çok disiplinli bir çerçevede ele alınır. Onkolojik geçmişin ayrıntılı incelenmesi, hipotalamik-hipofizer aksın bütünlüklü değerlendirilmesi, bireysel olarak planlanan replasman kararları ve düzenli aralıklarla yapılan klinik kontroller bu yaklaşımın temel unsurlarındandır. Sürecin başarısı, ailenin sürece aktif katılımı, ergen ile kurulan iletişimin niteliği ve uzun vadeli izlemin kesintisiz sürdürülmesiyle yakından ilişkilidir. Erken dönemde fark edilen değişikliklerin uzman bir çocuk endokrinoloji ekibine yönlendirilmesi, çocuğun büyüme potansiyelinin korunması, metabolik sağlığının desteklenmesi ve genel yaşam kalitesinin yükseltilmesi açısından önemli bir basamak olarak değerlendirilir.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NCI) — Çocukluk çağı kanserinden sağ kalanlarda geç etkiler ve endokrin sorunlarcancer.gov/types/childhood-cancers/late-effects-hp-pdq
  2. MedlinePlus (NIH) — Çocuklarda büyüme hormonu eksikliğimedlineplus.gov/ency/article/001176.htm
  3. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Büyüme hormonu eksikliği tanı ve yönetimincbi.nlm.nih.gov/books/NBK553094
  4. Mayo Clinic — Büyüme hormonu eksikliği ve hipopituitarizmmayoclinic.org/diseases-conditions/hypopituitarism/symptoms-causes/syc-20351645

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.