Çocuk Romatoloji

JİA Üveit Tedavisi

JIA Üveit Nasıl Ortaya Çıkar? Topikal Steroid ve Metotreksat ve Biyolojik Ajanlar, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik.

Juvenil idiyopatik artrit (JİA), çocukluk çağında karşılaşılan kronik romatolojik hastalıkların başında gelmektedir. Bu tablonun seyri sırasında eklem dışı tutulumlar arasında en sık gözlenen ve görme açısından en ciddi sonuçlar doğurabilen bulgu, gözün orta tabakasını oluşturan üveanın iltihaplanması yani üveittir. JİA ile ilişkili üveit, çoğu durumda sessiz biçimde ilerleyen, başlangıçta belirgin yakınmaya yol açmayan, ancak fark edilmediğinde kalıcı görme kaybına kadar uzanabilen bir tablodur. Çocuk romatoloji ve pediatrik oftalmoloji disiplinlerinin ortak izlemini gerektiren bu hastalıkta erken tanı, düzenli kontrol ve çok yönlü değerlendirme büyük önem taşımaktadır.

Üvea tabakası iris, siliyer cisim ve koroid yapılarından oluşmakta; gözün beslenmesi, ışığın düzenlenmesi ve içsel dengenin korunmasında belirleyici rol üstlenmektedir. Bu yapıların iltihaplanması durumunda gözün ön bölümünde hücre ve protein sızıntısı, ön kamarada bulanıklık, irisin komşu dokulara yapışması ve göz içi basıncın değişmesi gibi sorunlar gündeme gelebilmektedir. JİA ilişkili üveitin büyük çoğunluğu ön üveit biçiminde ortaya çıkmakta; orta ve arka segment tutulumu görece daha az sıklıkla gözlenmektedir. Klinik tablonun sessiz olması, çocukluk çağında belirti tariflemenin güçlüğü ile birleştiğinde, tanının ancak rutin göz muayenelerinde konulabildiği durumlar oldukça sık karşımıza çıkmaktadır.

Hastalığın görülme sıklığı JİA alt tiplerine göre belirgin farklılık göstermektedir. Oligoartiküler tip olarak adlandırılan, az sayıda eklemi tutan biçimde üveit gelişme olasılığı daha yüksek bildirilmekte; özellikle küçük yaşta tanı alan, antinükleer antikor (ANA) pozitifliği gösteren ve kız cinsiyette olan çocuklarda risk artmaktadır. Poliartiküler romatoid faktör negatif tipte de orta düzeyde risk söz konusudur. Sistemik başlangıçlı JİA ile entezit ilişkili artrit alt tiplerinde tutulum farklı biçimde ortaya çıkabilmekte; entezit ilişkili formda akut, ağrılı ve kızarıklıkla seyreden ön üveit ataklarına daha sık rastlanmaktadır. Bu farklılaşma, izlem sıklığının ve göz muayenesi takviminin alt tipe göre planlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Patofizyolojik açıdan JİA ilişkili üveit, otoimmün kökenli kronik bir inflamasyon olarak değerlendirilmektedir. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde rol oynayan T hücre alt gruplarının dengesizliği, proinflamatuvar sitokinlerin artışı ve göz içi bariyer fonksiyonlarının bozulması temel mekanizmalar arasında yer almaktadır. Genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel tetikleyicilerin de süreçte etkili olduğu düşünülmektedir. HLA bağlantıları, özellikle bazı alt tiplerde belirgin biçimde tanımlanmış olsa da hastalığın ortaya çıkışı çok faktörlü kabul edilmekte ve tek bir nedene bağlanamamaktadır.

Klinik bulgular açısından en dikkat çekici özellik, hastalığın büyük oranda sessiz seyretmesidir. Çocuklarda gözde belirgin kızarıklık, ağrı veya ışığa hassasiyet gibi yakınmalar her olguda görülmemekte; aile sıklıkla herhangi bir şikâyet fark etmediğini ifade etmektedir. Bu nedenle JİA tanısı alan her çocuk, yakınması olmasa dahi düzenli aralıklarla biyomikroskopik göz muayenesinden geçirilmelidir. Entezit ilişkili artrit gibi bazı alt tiplerde tablo daha gürültülü olabilmekte; akut başlangıçlı ağrı, kızarıklık, sulanma ve ışıktan rahatsızlık gibi bulgular ön plana çıkabilmektedir. Bu klinik farklılık, izlem stratejisinin alt tipe göre kişiselleştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Tanı sürecinde temel araç, deneyimli bir oftalmolog tarafından yapılan yarık lamba (biyomikroskopik) muayenedir. Bu yöntemle ön kamaradaki hücre ve flare düzeyi, keratik presipitatlar, posterior sineşi varlığı, kataraktın eşlik edip etmediği ve göz içi basınç durumu değerlendirilmektedir. Standardize edilmiş SUN (Standardization of Uveitis Nomenclature) sınıflaması, hücre yoğunluğunun derecelendirilmesinde yaygın biçimde kullanılmaktadır. Arka segment tutulumu şüphesinde fundus muayenesi, optik koherens tomografi (OKT) ve gerektiğinde floresein anjiyografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Laboratuvar değerlendirmesinde ANA, romatoid faktör, HLA-B27 ve sistemik inflamasyon belirteçleri değerlendirilebilmekte; ayırıcı tanı kapsamında enfeksiyöz ve diğer sistemik nedenler dışlanmaktadır.

İzlem sıklığı, JİA alt tipine, tanı yaşına, ANA durumuna ve hastalık süresine göre belirlenmektedir. Yüksek riskli grupta yer alan, küçük yaşta tanı almış ANA pozitif çocuklarda göz muayenesinin üç ayda bir yapılması önerilmektedir. Orta riskli olgularda altı ayda bir, düşük riskli kabul edilen alt tiplerde yılda bir muayene yeterli görülebilmektedir. Hastalık süresi uzadıkça risk genellikle azalmakta, ancak ilk yedi yıl içinde dikkatli takip sürdürülmektedir. Aktif üveit saptanan çocuklarda ise muayene aralıkları klinik tabloya göre kısaltılmakta; kimi olguda haftalık değerlendirme dahi gerekebilmektedir.

Komplikasyonlar açısından JİA ilişkili üveit, sessiz seyri nedeniyle önemli görme tehditleri barındırmaktadır. Posterior sineşi olarak adlandırılan irisin ön kapsüle yapışması, pupilla şeklinin bozulmasına ve ileri evrede pupiller blok ile glokoma yol açabilmektedir. Bant keratopati, korneanın yüzeyel tabakasında kalsiyum birikimine bağlı bulanıklık oluşturmakta ve görmeyi belirgin biçimde etkileyebilmektedir. Komplike katarakt, makula ödemi, göz içi basıncın artması veya azalması, hipotoni, papilla ödemi ve nadir olarak fitizis bulbi gibi tablolar da gündeme gelebilmektedir. Bu komplikasyonların önlenmesinde inflamasyonun erken evrede kontrol altına alınması belirleyici rol oynamaktadır.

Yaklaşım stratejisinde temel hedef, gözdeki inflamasyonu en kısa sürede baskılayarak komplikasyon gelişimini önlemek, ardından steroid maruziyetini en aza indirecek biçimde uzun süreli kontrolü sağlamaktır. Başlangıç döneminde topikal kortikosteroid damlalar ve pupilla genişletici ajanlar yaygın biçimde kullanılmaktadır. Ancak uzun süreli yoğun topikal steroid kullanımının katarakt ve göz içi basınç artışı gibi yan etkileri göz önünde bulundurulmakta, bu nedenle inflamasyon yatıştıktan sonra kademeli azaltma planlanmaktadır. Steroid bağımlılığı gelişen veya komplikasyon riski yüksek seyreden olgularda sistemik basamak yaklaşımına geçilmektedir.

Sistemik basamağın ilk halkasını çoğunlukla metotreksat oluşturmaktadır. Düşük dozda haftalık uygulamayla inflamasyonun kontrol altına alınmasına katkı sağlanmakta, steroid ihtiyacı azaltılmaktadır. Metotreksatın yetersiz kaldığı veya tolere edilemediği durumlarda biyolojik ajanlar gündeme gelmektedir. Bu grupta adalimumab başta olmak üzere tümör nekroz faktörü alfa karşıtı ilaçlar önemli yer tutmakta; dirençli olgularda interlökin reseptör bloke ediciler veya JAK inhibitörleri gibi farklı mekanizmalı seçenekler değerlendirilebilmektedir. İlaç seçimi, hastalık şiddetine, sistemik tutulum özelliklerine, eşlik eden bulgulara ve çocuğun genel sağlık durumuna göre kişiselleştirilmektedir.

Cerrahi yaklaşım, geliştirilmiş komplikasyonların yönetiminde gündeme gelebilmektedir. Komplike katarakt olgularında inflamasyonun en az üç ay süreyle kontrol altında tutulması ardından cerrahi planlanmakta; çocuk yaş grubunda göz içi mercek uygulamasının zamanlaması ve tipi titizlikle değerlendirilmektedir. Sekonder glokom gelişen olgularda tıbbi kontrolün yetersiz kaldığı durumlarda filtrasyon cerrahisi veya tüp şant uygulamaları gerekebilmektedir. Bant keratopati için kelasyon işlemleri, dirençli makula ödeminde intravitreal uygulamalar ve görme rehabilitasyonu amacıyla ek girişimler de süreç içinde yer alabilmektedir. Her cerrahi karar, multidisipliner değerlendirme sonrasında alınmaktadır.

Çocukluk çağında görmenin gelişimi, yaşamın ilk yıllarında belirleyici biçimde şekillendiğinden, bir gözde inflamasyona bağlı görme azalması ambliyopi gelişimi açısından da risk oluşturmaktadır. Bu nedenle yaklaşımda yalnızca inflamasyonun kontrolü değil, görsel gelişimin desteklenmesi de hedeflenmektedir. Kırma kusurlarının düzenli takibi, gerektiğinde kapama tedavisi ve görme rehabilitasyonu uygulamaları çocuk oftalmolojisi pratiğinin temel unsurları arasında yer almaktadır. Okul çağındaki çocuklarda eğitim ortamına uyumun korunması için öğretmen ve aileyle iletişim de önemli görülmektedir.

Aileye yönelik bilgilendirme süreci, hastalığın yönetiminde kritik bir basamak olarak öne çıkmaktadır. Yakınma olmadığı dönemlerde dahi kontrollerin aksatılmaması, ilaç uyumunun sürdürülmesi ve olası alarm bulgularının fark edilmesi konularında aileye düzenli rehberlik sağlanmaktadır. Gözde ani kızarıklık, ışıktan rahatsızlık artışı, görme bulanıklığı veya pupillanın şeklindeki değişiklik gibi bulgular karşısında zaman kaybetmeden başvurulması önerilmektedir. Aşı takvimi, enfeksiyon önlemleri ve seyahat planlaması gibi konular, kullanılan immünosupresif yaklaşımların özelliklerine göre ayrıca planlanmaktadır.

Prognoz açısından JİA ilişkili üveitin seyri olgudan olguya geniş farklılıklar göstermektedir. Erken evrede saptanan, hızla baskılanabilen ve düzenli izlenen olgularda görme keskinliği büyük ölçüde korunabilmekte; ileri evrede tanı alan veya komplikasyon gelişmiş tablolarda ise görsel sonuçların daha sınırlı kalabildiği bilinmektedir. Bu nedenle JİA tanısı konulan her çocukta üveit taramasının rutin uygulanması ve çocuk romatoloji ile oftalmoloji arasında sürekli iletişimin korunması, uzun dönem görme sağlığının korunmasında temel etken olarak değerlendirilmektedir.

Beslenme, fiziksel aktivite ve psikososyal destek de bütüncül yaklaşımın parçaları arasındadır. Kronik bir hastalıkla yaşamak, çocuk ve aile için duygusal yükler doğurabilmekte; okul performansı, sosyal ilişkiler ve özgüven üzerinde etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle gerektiğinde çocuk ruh sağlığı uzmanları, fizyoterapistler ve diyetisyenlerle iş birliği yapılmakta; çocuğun gelişimsel gereksinimleri göz önünde bulundurularak destekleyici bir izlem planı oluşturulmaktadır. Aile içi farkındalığın güçlendirilmesi, hastalığın günlük yaşamdaki yansımalarının daha iyi yönetilmesine katkı sağlamaktadır.

Sonuç olarak JİA ilişkili üveit, çocukluk çağında karşılaşılan, sessiz seyri nedeniyle özel dikkat gerektiren, ancak güncel yaklaşımlarla büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir tablodur. Doğru sınıflandırma, alt tipe göre planlanmış izlem, basamaklı ilaç yaklaşımı ve gerektiğinde cerrahi destek ile görme sağlığının korunması mümkün olabilmektedir. Çocuk romatoloji ekibinin oftalmoloji bölümüyle koordineli çalışması, ailenin bilinçli katılımı ve düzenli takiplerin sürdürülmesi, uzun dönem sonuçların iyileşmeye katkı sağlamasında belirleyici rol üstlenmektedir.

Kaynakça

  1. American Academy of Ophthalmology (AAO) — Jüvenil idiyopatik artrit ilişkili üveit tanı ve tedavisiaao.org/eye-health/diseases/juvenile-idiopathic-arthritis-uveitis
  2. American College of Rheumatology (ACR) — JİA üveit tarama ve tedavi rehberirheumatology.org/patients/juvenile-arthritis
  3. National Center for Biotechnology Information (NCBI) - StatPearls — Jüvenil idiyopatik artrit klinik özelliklerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK554605
  4. National Eye Institute (NEI) — Üveit belirtileri, nedenleri ve komplikasyonlarınei.nih.gov/learn-about-eye-health/eye-conditions-and-diseases/uveitis

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.