Ağız ve Diş Sağlığı

Tükürük Bezi Tümörleri Kılavuzu

Tükürük bezi tümörleri, iyi veya kötü huylu olabilen ve erken tanı gerektiren kitlelerdir. Koru Hastanesi olarak biyopsi, görüntüleme ve cerrahi tedavi ile tükürük bezi tümörü yönetimi sağlıyoruz.

Tükürük bezi tümörleri, baş-boyun bölgesinin nadir görülen ancak klinik açıdan son derece önemli neoplazilerinden birini oluşturur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre tükürük bezi tümörleri, tüm baş-boyun tümörlerinin yaklaşık %3-6'sını ve tüm vücut tümörlerinin ise %0,5-1'ini temsil etmektedir. Yıllık insidans oranı her 100.000 kişide 0,4 ile 13,5 arasında değişmekle birlikte, coğrafi bölgelere ve etnik gruplara göre belirgin farklılıklar göstermektedir. Avrupa ve Kuzey Amerika'da yıllık insidans 100.000'de 2-3 olarak bildirilirken, İnuit toplulukları ve Eskimolarda bu oran belirgin biçimde daha yüksektir. Türkiye'de yapılan epidemiyolojik çalışmalarda ise tükürük bezi tümörlerinin genel prevalansı, Batı ülkeleriyle benzer şekilde seyretmektedir. Tümörlerin yaklaşık %70-80'i parotis bezinde, %10-15'i submandibüler bezde, %1-5'i sublingual bezde ve geri kalanı minör tükürük bezlerinde gelişir. Parotis bezindeki tümörlerin yaklaşık %75-80'i benign iken, submandibüler bezdeki tümörlerin %50'si ve minör tükürük bezi tümörlerinin %50-60'ı malign karakterdedir. Bu nedenle tükürük bezi kitleleri multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.

Tükürük Bezi Tümörleri Nedir?

Tükürük bezleri, ağız boşluğunu nemli tutan ve sindirimde önemli rol oynayan tükürük salgısını üreten ekzokrin bezlerdir. Major tükürük bezleri parotis (kulak altı bezi), submandibüler (çene altı bezi) ve sublingual (dil altı bezi) olmak üzere üç çift halinde bulunur. Bunların yanı sıra ağız boşluğu mukozasında, damak, dudak, yanak, dil ve farenkste dağılmış 600-1000 adet minör tükürük bezi mevcuttur. Tükürük bezi tümörleri, bu bezlerin epitelyal veya mezenkimal hücrelerinden köken alan neoplastik oluşumlardır.

Patofizyolojik açıdan tükürük bezi tümörleri son derece heterojen bir yapı sergiler. DSÖ'nün 2022 sınıflamasına göre 30'dan fazla histolojik alt tip tanımlanmıştır. Bu çeşitlilik, tükürük bezlerinin farklı hücre tiplerinden oluşmasıyla doğrudan ilişkilidir. İnterkale duktus hücreleri, striye duktus hücreleri, asiner hücreler, miyoepitelyal hücreler ve bazal hücreler farklı tümör tiplerine kaynak oluşturabilir. Benign tümörlerde hücresel proliferasyon kontrollü seyreder ve çevre dokulara invazyon görülmezken, malign tümörlerde kontrolsüz hücre bölünmesi, lokal invazyon, perinöral yayılım ve uzak metastaz potansiyeli mevcuttur.

Tükürük bezi tümörlerinin moleküler biyolojisi son yıllarda büyük ilerleme kaydetmiştir. Pleomorfik adenomda PLAG1 ve HMGA2 gen rearanjmanları, mukoepidermoid karsinomda CRTC1-MAML2 füzyon geni, adenoid kistik karsinomda MYB-NFIB translokasyonu ve sekretuar karsinomda ETV6-NTRK3 füzyon geni tanımlanmıştır. Bu moleküler belirteçler hem tanıda hem de hedefe yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik öneme sahiptir.

Tükürük Bezi Tümörlerinin Nedenleri ve Risk Faktörleri

Tükürük bezi tümörlerinin kesin etiyolojisi tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Bu faktörler çevresel, genetik ve yaşam tarzına bağlı olarak sınıflandırılabilir.

Radyasyon Maruziyeti

İyonize radyasyona maruziyet, en iyi belgelenmiş risk faktörüdür. Atom bombası hayatta kalanlarında, özellikle Hiroşima ve Nagazaki'de, tükürük bezi tümör insidansının belirgin biçimde arttığı gösterilmiştir. Benzer şekilde, çocukluk çağında baş-boyun bölgesine radyoterapi alan hastalarda tükürük bezi tümörü gelişme riski 4-7 kat artmaktadır. Radyasyon ile tümör gelişimi arasındaki latent dönem genellikle 15-20 yıl olarak bildirilmektedir.

Mesleki ve Çevresel Faktörler

Kauçuk endüstrisi çalışanlarında, nikel ve krom bileşiklerine maruz kalanlarda ve asbestoza maruz kalan kişilerde tükürük bezi tümörü riski artmış olarak bildirilmektedir. Ayrıca kuaförler ve güzellik salonu çalışanlarında da risk artışı saptanmıştır. Cep telefonu kullanımı ile parotis tümörleri arasındaki ilişki tartışmalı olmakla birlikte, uzun süreli ve yoğun kullanımın riski artırabileceğine dair bazı epidemiyolojik veriler mevcuttur.

Viral Faktörler

Epstein-Barr virüsü (EBV) özellikle lenfoepitelyal karsinom ve Warthin tümörü ile ilişkilendirilmiştir. İnsan papilloma virüsü (HPV) bazı tükürük bezi karsinomlarında saptanmış olmakla birlikte, nedensel ilişki henüz netleşmemiştir. HIV pozitif hastalarda benign lenfoepitelyal kistler ve lenfoma gelişme riski artmaktadır.

Genetik Yatkınlık

Ailevi tükürük bezi tümörleri nadirdir ancak bildirilmiştir. Li-Fraumeni sendromu (TP53 mutasyonu), Cowden sendromu (PTEN mutasyonu) ve ailevi adenomatöz polipozis gibi kalıtsal kanser sendromları tükürük bezi tümörü riskini artırabilir.

Diğer Risk Faktörleri

  • Sigara kullanımı: Özellikle Warthin tümörü ile güçlü ilişki gösterilmiştir. Sigara içenlerde Warthin tümörü riski 8 kata kadar artabilir.
  • Alkol tüketimi: Direkt nedensel ilişki net değildir ancak kombine kullanım riski artırabilir.
  • Beslenme: Düşük A vitamini alımı ve yüksek kolesterol diyeti risk faktörü olarak önerilmiştir.
  • Yaş ve cinsiyet: Çoğu tükürük bezi tümörü 40-70 yaş arasında görülür. Genel olarak kadın-erkek oranı eşit olmakla birlikte, Warthin tümörü erkeklerde belirgin olarak daha sıktır.
  • Otoimmün hastalıklar: Sjögren sendromu hastalarında lenfoma ve diğer tükürük bezi maligniteleri riski 15-20 kat artmaktadır.

Tükürük Bezi Tümörlerinin Belirtileri

Tükürük bezi tümörlerinin klinik prezentasyonu, tümörün lokalizasyonuna, histolojik tipine ve benign veya malign oluşuna göre büyük farklılıklar gösterir. Hastaların büyük çoğunluğu ağrısız, yavaş büyüyen bir kitle şikayetiyle başvurur.

Benign Tümörlerde Belirtiler

  • Ağrısız kitle: En sık başvuru nedenidir. Parotis bölgesinde kulak önünde veya altında yavaş büyüyen, mobil, sert-elastik kıvamlı kitle palpe edilir.
  • Yavaş büyüme: Benign tümörler aylar hatta yıllar içinde yavaşça büyür. Ani büyüme malign transformasyon şüphesi uyandırır.
  • Asemptomatik seyir: Birçok hasta kitlenin farkında olmadan uzun süre yaşayabilir.
  • Kozmetik deformite: Büyük boyutlara ulaşan tümörlerde yüzde asimetri gelişebilir.

Malign Tümörlerde Belirtiler

  • Hızlı büyüyen kitle: Malign tümörler benign olanlara kıyasla daha hızlı büyüme eğilimindedir.
  • Ağrı: Perinöral invazyon nedeniyle ağrı gelişebilir. Sürekli, künt veya zonklayıcı karakterde olabilir.
  • Fasiyal sinir paralizisi: Parotis malign tümörlerinin %10-15'inde fasiyal sinir felci görülür. Bu bulgu malignite için oldukça spesifiktir.
  • Ciltte fikzasyon: Tümörün üzerindeki cildin hareketsizleşmesi ve ülserasyon gelişmesi ileri evre hastalığı düşündürür.
  • Trismus: Çiğneme kaslarına invazyon sonucu ağız açıklığında kısıtlanma meydana gelebilir.
  • Boyunda lenfadenopati: Servikal lenf nodu metastazı palpabl kitleler şeklinde ortaya çıkabilir.
  • Parestezi veya uyuşukluk: Duysal sinirlere invazyon sonucu yüzde veya dilde his kaybı gelişebilir.
  • Disfaji ve disfoni: Derin lob tümörlerinde veya parafarengeal uzanımda yutma güçlüğü ve ses değişikliği görülebilir.

Lokalizasyona Göre Belirtiler

Parotis tümörleri: Preauriküler veya infraauriküler bölgede kitle, fasiyal sinir tutulumu, kulak ağrısı (otalji). Derin lob tümörleri parafarengeal bölgeye uzanarak orofarenkste kitle oluşturabilir.

Submandibüler bez tümörleri: Çene altında kitle, ağrı, hipoglossal veya lingual sinir tutulumuna bağlı dil hareketlerinde kısıtlanma.

Sublingual bez tümörleri: Ağız tabanında şişlik, konuşma ve yutma güçlüğü. Çoğunluğu malign seyreder.

Minör tükürük bezi tümörleri: En sık sert damakta submukozal kitle olarak prezente olur. Ağrı, ülserasyon ve protez uyumsuzluğu görülebilir. Ayrıca dudak, yanak mukozası, dil kökü ve nazofarenkste de ortaya çıkabilir.

Tükürük Bezi Tümörlerinde Tanı Yöntemleri

Tükürük bezi tümörlerinin doğru tanısı, klinik değerlendirme, görüntüleme yöntemleri ve patolojik incelemenin kombinasyonunu gerektirir. Multidisipliner yaklaşım tanı doğruluğunu artırır.

Klinik Muayene

Detaylı baş-boyun muayenesi tanının ilk ve en önemli basamağıdır. Kitlenin boyutu, lokalizasyonu, kıvamı, mobilitesi, ciltle ilişkisi ve fasiyal sinir fonksiyonu değerlendirilmelidir. Bimanüel palpasyon özellikle submandibüler ve sublingual bez tümörlerinde önemlidir. İntraoral muayene ile minör tükürük bezi tümörleri ve derin lob parotis tümörlerinin orofarengeal uzanımı değerlendirilir.

Görüntüleme Yöntemleri

Ultrasonografi (USG): İlk tercih edilecek görüntüleme yöntemidir. Yüzeyel lezyonların değerlendirilmesinde yüksek duyarlılık gösterir. Kitlenin solid veya kistik yapısı, boyutu, sınırları ve vaskülaritesi hakkında bilgi verir. USG eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) de yapılabilir. Malignite lehine bulgular: düzensiz sınırlar, heterojen ekojenite, artmış vaskülarite ve nekrotik alanlar.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Tükürük bezi tümörlerinin değerlendirilmesinde altın standart görüntüleme yöntemidir. Yumuşak doku kontrastı üstündür. T1 ve T2 ağırlıklı sekanslar, diffüzyon ağırlıklı görüntüleme (DAG) ve dinamik kontrastlı çalışmalar tümör karakterizasyonunda yardımcıdır. Pleomorfik adenom tipik olarak T2'de parlak sinyal verirken, malign tümörler düşük ADC değerleri gösterir (ADC < 1,0 x 10⁻³ mm²/s malignite lehine).

Bilgisayarlı Tomografi (BT): Kemik invazyonunun değerlendirilmesinde ve cerrahi planlamada faydalıdır. Kontrastlı BT vasküler yapılarla ilişkiyi gösterir. Yüksek grade malignitelerde kemik erozyonu ve destrüksiyonu saptanabilir.

PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi): Malign tümörlerde evreleme, uzak metastaz araştırması ve tedavi yanıtı değerlendirmesinde kullanılır. SUVmax değeri > 3,5-4,0 malignite açısından şüphe uyandırır, ancak Warthin tümörü ve onkositom gibi benign tümörler de yüksek FDG tutulumu gösterebilir.

Patolojik İnceleme

İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi (İİAB): Preoperatif tanıda en sık kullanılan yöntemdir. Duyarlılığı %85-99, özgüllüğü %96-100 arasında bildirilmektedir. Tümörün benign-malign ayrımında ve histolojik alt tip tayininde yol göstericidir. Milan Sınıflama Sistemi ile standardize edilmiştir: Kategori I (non-diagnostik), II (non-neoplastik), III (atipili belirsiz), IVa (benign neoplazi), IVb (malignite şüpheli neoplazi), V (malignite şüpheli), VI (malign).

Kor biyopsi (kalın iğne biyopsisi): İİAB'nin yetersiz kaldığı durumlarda veya daha detaylı histolojik değerlendirme gerektiğinde tercih edilir. Doku mimarisi korunduğu için immünohistokimyasal ve moleküler çalışmalar yapılabilir.

Laboratuvar Tetkikleri

Spesifik bir tümör belirteci bulunmamakla birlikte, genel değerlendirme için hemogram, sedimentasyon, CRP, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri istenir. Sjögren sendromu şüphesinde ANA, Anti-Ro (SS-A), Anti-La (SS-B) antikorları ve romatoid faktör değerlendirilmelidir. Lenfoma şüphesinde LDH, beta-2 mikroglobulin ve periferik yayma incelenmelidir.

Ayırıcı Tanı

Tükürük bezi kitlelerinin ayırıcı tanısında birçok neoplastik ve non-neoplastik durum göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Lenfadenopati: İntraparotid veya periparotid lenf nodları reaktif, granülomatöz veya neoplastik (lenfoma, metastatik) büyüme gösterebilir. Özellikle parotis kitlelerinde sık karışır. İİAB ile ayrım sağlanır.
  • Sjögren Sendromu: Bilateral parotis ve submandibüler bez büyümesi ile karakterize otoimmün hastalıktır. Ağız ve göz kuruluğu eşlik eder. Serolojik testler ve minör tükürük bezi biyopsisi tanıda yardımcıdır.
  • Tükürük Bezi Taşları (Sialolitiazis): Submandibüler bezde daha sık görülür. Yemeklerle ilişkili ağrı ve şişlik tipiktir. BT ve USG ile taş görüntülenebilir.
  • Sialadenitis (Tükürük Bezi İltihabı): Akut bakteriyel veya viral (kabakulak) enfeksiyonlar bez büyümesine neden olabilir. Ateş, ağrı, eritem ve pürülan akıntı eşlik eder.
  • Ranula ve Mukoseller: Sublingual bez veya minör tükürük bezi kanalının tıkanmasıyla oluşan retansiyon kistleridir. Ağız tabanında mavimsi-şeffaf kistik kitle olarak prezente olur.
  • Brankiyal Kleft Kisti: Parotis bölgesinde veya boyun lateralinde konjenital kistik lezyon olarak karşımıza çıkabilir. Genellikle genç hastalarda görülür.
  • Lipom: Parotis bölgesinde yumuşak, mobil kitle olarak prezente olabilir. MRG'de tipik yağ sinyali gösterir.
  • Vasküler Malformasyonlar: Hemanjiom ve lenfanjiom özellikle çocukluk çağında tükürük bezi tümörlerini taklit edebilir.

Tükürük Bezi Tümörlerinde Tedavi

Tükürük bezi tümörlerinin tedavisi histolojik tip, tümör evresi, lokalizasyon ve hastanın genel durumuna göre bireyselleştirilir. Cerrahi rezeksiyon tedavinin temel taşını oluşturur.

Cerrahi Tedavi

Parotis tümörlerinde: Yüzeyel parotidektomi (lateral lobektomi) benign tümörlerin standart tedavisidir. Fasiyal sinir korunarak bez dokusunun yüzeyel lobu çıkarılır. Derin lob tümörlerinde total parotidektomi (fasiyal sinir korunarak) uygulanır. Fasiyal sinire invazyon olan malign tümörlerde sinir rezeksiyonu ve greft ile rekonstrüksiyon gerekebilir. Enükleasyon tek başına önerilmez çünkü nüks oranı %20-45'e kadar çıkabilir.

Submandibüler bez tümörlerinde: Submandibüler bez eksizyonu standart yaklaşımdır. Malign tümörlerde geniş rezeksiyon ve boyun diseksiyonu eklenir.

Minör tükürük bezi tümörlerinde: Yeterli cerrahi sınırla geniş lokal eksizyon uygulanır. Damak tümörlerinde altta yatan kemik de rezeksiyona dahil edilebilir.

Boyun Diseksiyonu

Klinik veya radyolojik olarak lenf nodu metastazı saptanan hastalarda terapötik boyun diseksiyonu endikedir. Yüksek grade malign tümörlerde (mukoepidermoid karsinom yüksek grade, tükürük bezi duktal karsinomu, andiferansiye karsinom) klinik N0 boyunda bile elektif boyun diseksiyonu önerilmektedir. Selektif boyun diseksiyonu (seviye I-III veya I-IV) en sık tercih edilen yöntemdir.

Radyoterapi

Adjuvan radyoterapi şu durumlarda endikedir: yüksek grade malignite, ileri evre hastalık (T3-T4), pozitif veya yakın cerrahi sınır, perinöral invazyon, lenfovasküler invazyon, lenf nodu metastazı ve nüks hastalık. Toplam doz genellikle 60-66 Gy arasında, 30-33 fraksiyonda uygulanır. İnoperabl tümörlerde 70 Gy'e kadar çıkılabilir. Yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve proton tedavisi normal dokuların korunmasında avantaj sağlar. Hızlı nötron tedavisi özellikle adenoid kistik karsinom ve diğer dirençli histolojik tiplerde konvansiyonel fotona üstün bulunmuştur.

Kemoterapi ve Sistemik Tedavi

Kemoterapi, tükürük bezi tümörlerinde sınırlı etkinliğe sahiptir ve genellikle ileri evre veya metastatik hastalıkta palyatif amaçla kullanılır. En sık kullanılan rejimler şunlardır:

  • Sisplatin bazlı rejimler: Sisplatin 75-100 mg/m² + 5-Fluorourasil 1000 mg/m²/gün (4 gün), 21 günde bir tekrar
  • Karboplatin + Paklitaksel: Karboplatin AUC 6 + Paklitaksel 175-200 mg/m², 21 günde bir
  • Siklofosfamid + Doksorubisin + Sisplatin (CAP): Yüksek grade tümörlerde kullanılır

Hedefe yönelik tedaviler: HER2 pozitif tükürük bezi duktal karsinomunda trastuzumab (yükleme dozu 8 mg/kg, idame 6 mg/kg, 3 haftada bir) etkili bulunmuştur. NTRK füzyon pozitif tümörlerde larotrektinib (100 mg günde 2 kez oral) ve entrektinib (600 mg günde 1 kez oral) FDA onayı almıştır. Androgen reseptörü pozitif tükürük bezi duktal karsinomunda bikalutamid (50 mg/gün oral) veya enzalutamid (160 mg/gün oral) ile hormonal tedavi uygulanabilir.

İmmünoterapi: Pembrolizumab (200 mg IV, 3 haftada bir) ve nivolumab (240 mg IV, 2 haftada bir) PD-L1 pozitif veya mikrosatellit instabilitesi yüksek (MSI-H) tükürük bezi karsinomlarında kullanılmaktadır.

Tükürük Bezi Tümörlerinin Komplikasyonları

Tükürük bezi tümörlerinin komplikasyonları, hastalığın kendisine ve uygulanan tedavilere bağlı olarak gelişebilir.

Hastalığa Bağlı Komplikasyonlar

  • Fasiyal sinir paralizisi: Malign tümörlerde sinir invazyonuna bağlı gelişir. Göz kapağı kapanma güçlüğü, ağız köşesinde düşme ve yüzde asimetri yaratır.
  • Lokal invazyon: Cilt, kas, kemik ve damar yapılarına invazyon ileri evre hastalıkta görülür.
  • Uzak metastaz: Akciğer en sık metastaz bölgesidir (%80). Kemik, karaciğer ve beyin metastazları da görülebilir. Adenoid kistik karsinomda akciğer metastazları yıllarca asemptomatik kalabilir.
  • Malign transformasyon: Uzun süredir mevcut pleomorfik adenomda malign transformasyon (ex-pleomorfik adenom karsinomu) riski yılda %1,5 oranında artar. 15 yıldan uzun süren lezyonlarda risk %10'a kadar yükselir.

Tedaviye Bağlı Komplikasyonlar

  • Frey sendromu (gustatuar terleme): Parotidektomi sonrası en sık görülen komplikasyondur (%30-60). Yemek sırasında operasyon bölgesinde terleme ve kızarıklık gelişir. Parasempatik sinir liflerinin aberran rejenerasyonu sonucu oluşur.
  • Fasiyal sinir hasarı: Geçici sinir paralizisi parotidektomi sonrası %10-30 oranında görülürken, kalıcı paralizi %1-3 oranındadır.
  • Tükürük fistülü ve siyalosel: Postoperatif dönemde tükürük koleksiyonu veya cilt fistülü gelişebilir. Çoğu konservatif tedaviyle düzelir.
  • Büyük auriküler sinir hasarı: Kulak memesi ve periauriküler bölgede his kaybına yol açar.
  • Radyoterapi komplikasyonları: Mukozit, kserostomi (ağız kuruluğu), osteoradyonekroz, radyasyon kariesi, trismus ve hipotiroidizm gelişebilir.

Tükürük Bezi Tümörlerinden Korunma

Tükürük bezi tümörlerinin kesin bir primer korunma yöntemi bulunmamakla birlikte, bilinen risk faktörlerinin azaltılması önerilmektedir.

  • Radyasyon koruması: Gereksiz radyolojik tetkiklerden kaçınılmalı, özellikle çocukluk çağında baş-boyun bölgesine yönelik radyasyon maruziyeti minimize edilmelidir.
  • Sigara bırakma: Sigara kullanımının bırakılması özellikle Warthin tümörü riskini azaltır.
  • Mesleki korunma: Risk altındaki mesleklerde uygun koruyucu ekipman kullanımı sağlanmalıdır.
  • Düzenli diş hekimi kontrolleri: Ağız içi muayene sırasında minör tükürük bezi anomalilerinin erken tespiti mümkün olabilir.
  • Kendi kendine muayene: Kulak önü, çene altı ve boyun bölgesinde yeni gelişen kitlelerin fark edilmesi durumunda gecikmeden hekime başvurulması önemlidir.
  • Sağlıklı beslenme: Antioksidan açısından zengin beslenme ve yeterli A vitamini alımı genel kanser riskini azaltabilir.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

Tükürük bezi tümörlerinde erken tanı, tedavi başarısını ve sağkalım oranlarını doğrudan etkiler. Aşağıdaki durumlarda gecikmeden bir kulak burun boğaz veya ağız ve diş sağlığı uzmanına başvurulmalıdır:

  • Kulak önünde, çene altında veya ağız içinde yeni fark edilen bir kitle veya şişlik
  • Mevcut bir kitlenin boyutunda artış veya kıvam değişikliği
  • Yüzün bir tarafında güçsüzlük, asimetri veya kasılma
  • Yüzde veya ağız içinde sürekli ağrı veya uyuşukluk
  • Ağız açmada güçlük veya çene hareketlerinde kısıtlanma
  • Yutma güçlüğü veya ses değişikliği
  • Boyunda ele gelen lenf bezi büyümesi
  • Kulak ağrısı veya işitme kaybı ile birlikte parotis bölgesinde kitle
  • Daha önce tedavi edilmiş bir tümörün tedavi bölgesinde yeni gelişen kitle (nüks şüphesi)

Özellikle fasiyal sinir tutulumu bulguları (yüzde asimetri, göz kapağı kapanma güçlüğü, ağız köşesinde düşme), hızlı büyüyen kitle ve ağrı gibi malignite uyarı işaretleri varlığında acil değerlendirme gereklidir. Erken evre tükürük bezi tümörlerinde 5 yıllık sağkalım oranı %90'ın üzerine çıkarken, ileri evre hastalıkta bu oran %30-50'ye düşmektedir.

Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, tükürük bezi tümörlerinin tanı ve tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımla hizmet vermektedir. Modern görüntüleme yöntemleri, ileri cerrahi teknikler ve kişiye özel tedavi planlaması ile hastalarımıza en iyi sonuçları sunmak için çalışmaktayız. Tükürük bezi bölgesinde herhangi bir şişlik veya kitle fark ettiğinizde vakit kaybetmeden kliniğimize başvurmanızı önemle tavsiye ederiz.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu